+ Konu Cevapla
1 den 3´e kadar. Toplam 3 Sayfa bulundu

Sultan Baba Hazretleri (K.s), Sultan Baba Hayatı

 İnanc Dünyası Katagorisinde ve  Allah Dostları, Evliyalar ve Alimler Forumunda Bulunan  Sultan Baba Hazretleri (K.s), Sultan Baba Hayatı Konusunu Görüntülemektesiniz.=>1904 Arvin'Arhavi doğumlu olup iki yaşındayken babaları, 6 yaşındayken anneleri vefat ediyor. Hem yetim, hem öksüz kalıyor. Ömrü gurbetlerde geçiyor. ...

  1. #1
    I'm Muslım Don't Panıc Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jun 2008
    Bulunduğu Yer
    'de Sütçü İmamlar var // Sen Bilirmisin Sütçü İmam'ı? VATAN; 46!
    Mesajlar
    10.104
    Blog Yazıları
    41
    Tecrübe Puanı
    107375008

    new Sultan Baba Hazretleri (K.s), Sultan Baba Hayatı







    1904 Arvin'Arhavi doğumlu olup iki yaşındayken babaları, 6 yaşındayken anneleri vefat ediyor. Hem yetim, hem öksüz kalıyor.

    Ömrü gurbetlerde geçiyor. 1954'de İstanbul'a geliyor. 54'ten bu yana Zeytinburnu'nda ikamet ediyor. 63 yaşına kadar Dağıstanlı Şeyh Şerafeddin-i Veli (R.A.) hazretlerinin manevi tasarrufunda yoğrulup, tezkiye-i nefs döneminden sonra da mürşitlik postuna oturup irşad vazifesine başlamışlardır.
    Bu dönemle Allaha kavuştuğu süre arasında yüzlerce binlerce talebe yetiştirmiştir. Millete karşı çok merhametli, o kadar müşfik idi. Herkesin derdini dinler, hasta olanları okur, manevi ve dini öğütler verirdi. Halk arasında çok sevildiği için ona "Baba" dediler. Manevi kudretinden dolayı da "Sultan" ismi verilmiştir. Her halinde tevazu, şefkat, hassasiyet ve fevkalâdelik olan Sultan Baba'nın çok geniş çapta millete hizmetleri vardır.

    Sultan baba her şeyden önce halkla temas edip onların dertlerini dinlemek, deva olup yol göstermek, hastaların şifa bulması için çalışmasından başka Kuran kursları ve okulları gibi müesseseler tesis etmiştir. Birçok yerde cami ve ibadethaneler yaptırmıştır. Memleket meseleleriyle yakından ilgilenir, iktisadi ve manevi bozukluklara çok üzülürdü.

    VİRD VE TESBİHAT

    Onun bütün hayatı Kur'an'dı. Sünneti seniyye hayatınınher noktasına ve zerresine nüfuz etmiştir. Yatsı namazından sonra hemen yatarlar; 12'de kalkarlardı. Gece vird ve tesbihatlarını yapıp, sahur yemeğini yerlerdi. Sabah
    namazına kadar 5 cüz Kuran-ı Kerim okurlardı. Sabah namazı ve sabah tesbihatından sonra işrak vaktine kadar cemaatle beraber sesli olarak dua yaparlardı. Bu duadan ziyade bir münacat ve iltica idi. Katıla katıla ağlarlardı.

    Her Cuma bir hatim ümmet-i Muhammed için bağışlardı.
    Haram olan günlerin dışında bütün ömrünü oruçlu geçirmiştir.
    Sultan Baba'nın sık sık dile getirdiği bir söz vardı.
    Derlerdi ki; "Bu kapı Allah'ın kapısıdır. Biz bir vasıtayız.
    Bizim Allah'a verdigimiz bir sözümüz var, kim gelirse gelsin geri çevirmeyeceğiz ve reddetmeyeceğiz." En rahatsız olduğu zamanlarda bile, gelenlerin derdini dinler, rahatsızlıklarını sorar, eğer tıbbi müdahale gerekiyorsa doktora gönderir, eğer buna gerek yoksa hastaların durumuna göre,
    bir ay belki daha fazla bir zaman dergâha gelmelerini isterlerdi.

    Bu süre zarfında o kimseye her gün istigfar ve salavat-ı şerifeyi önerir. İstiğfarla Allah'a (c.c.), salavat-ı şerifeyle Rasulullah Efendimize (sav) yaklaşan o kişi manevi bir besıenmeye başladığında bir de bakardınız gelen
    şahıs şayet İslâm'ın emirlerine duyarsızsa, farzlarını yerine getirmeye başlamış, maddi-manevi şifaya kavuşmuş ve cephedeki yerini almış bile.

    CİHADA ÖNEM


    Sultan Baba'nın en çok dikkat ettiği konulardan biri cihaddı. Memleketin iktisadi durumu olsun, sosyal ve içtimai durumları olsun her konuda bilgi verirlerdi. Memleketin Müslümanların mı yoksa Yahudilerin mi elinde olduğu konularını çok anlatırlardı. Resulullah Efendimiz Mekke'den Medine'ye hicret ettiğinde, Yahudileri toplayıp ekonomik ve iktisadî yönlerini araştırıp ona göre hareketin siyasi yönlerini anlatırdı. Yahudilerin gerçek maskelerini gerçek kimliklerin bize açıklardı.

    "İslâm'da milliyetçilik olsaydı, Kuran-ı Kerim Arapça indiğine göre Arapları methetmesi gerekirdi. Oysa 'Cahil Araplar yeryüzünde fesat çıkarırlar diyor
    Cenab-ı Allah.

    İkincisi renk ayrımı yapmayın, siyah, beyaz, sarı diye. Üçüncüsü mezhep ayrımı yapmayın, Şafi, Hanefi,Maliki. Mezhepler amelidir, herkes kendi amelinden sorumludur. Bunu bir dava haline getirmeyin. Dördüncüsü, tarikatlarda da tefrikaya şiddetle karşıydı.

    Nakşiymiş, Kadiriymiş... Benim şeyhim, senin şeyhin, gibi ayırımlar ümmeti parçalayan unsurlardır. Çizgisi Hakk'a dayanan ve Hak nizamın devlet nizamı olmasını arzulayanher tarikat sağlayanın temel şartı bu dört unsura riayet
    etmektir' derdi, İHSAN EFENDİ.

    Bu konuları devamlı müritlerine hatırlatırdı.

    ÜMMET İÇİN HARCANAN OMÜR

    Sultan Baba, gece gündüz herkesin müşkilini halletmeye çalışır, herkese çare olmaya, her nefesini ümmet için harcamaya önem verirdi. Sultan Baba, Hz. Muhammed (sav) ümmetinin tevhid sancağı altında toplanmasını, Allah yoluna dönmesi, Ümmet i Muhammed'in başına adil, imanlı, Hakk'a riayet eden amirlerin, hükümetlerin başa gelmesi için gayret etmişlerdi. O Sultan, her tarafa gece gündüz bütün gücüyle koşar, herkesin imdadına yetişir, herkese çare olmaya çalışır, çok önem verirdi. Bir nefesini Ümmet-i Muhammed'den ayrı geçirmedi, bir nefesini Rabbimiz den ayrı geçirmedi.

    ALLAH VE PEYGAMBER AŞKI

    Allah Rasulünün aşkı gönüllerde öylesine çağlardı ki; onun ümmetinin affı için canı tenden edercesine, Allah'ayalvarırdı. Dünyada ki Müslümanların üzerindeki
    maddi-manevi zulmün Yahudi kaynaklı olduğuna dikkatçekerlerdi. Dünyadaki siyonist ve haçlı ittifakıyla kurulan sömürü düzeninin ancak Müslümanların maddi manevi cihadıyla yıkılacağını bunun içinde Müslümanların devlete
    talib olmalarını, Osmanlı ruhunun canlanması gerektiğini her fırsatta dile getirirlerdi. Peygamber Efendimiz'in siyasi görüşünü çarpıtarak örnek gösterip "Din siyasete girmemeli" inancında olan efendilere karşı "siyaseti
    dinin emrine vermeliyiz' görüşünü savunurlardı.

    Allah Rasülünün (sav) sadece takva ve ibadet yönünü rehber edinmeyip, o'nun aynı zamanda ordusunun başında bir kumandan, devletin başında bir idareci, camide bir imam oluşunu dile getirir, böylece topyekûn olarak örnek alınmasının gerekliliği vurgularlardı. Cihadın sonu şehadettir,buyururlardı. Daima yapıcı ve toparlayıcı olmayı tavsiye eder, en güzel ve tatlı bir üslupla konuşulmasını isterlerdi. Ümmeti parçalamak için basın, yayın organlarını birer menfi propaganda aracı olarak kullanıldığını onun için önce bu organların sahiplenmek gerektigini söylerlerdi.

    Sultan Baba keramete katiyyen kıymet vermezlerdi. Hatta en büyük kerametin İslâm ve Kuran üzerine kurulu bir hayatın son nefese kadar davam etmesi olduğunu söylerlerdi. Fakat birçok keramet ve fevkalâdeliğini müritleri yaşamıştır.

    İ'la-i Kelimetullah için ervahtan beri yolda olan erdemli, onurlu, arif bir insan. Hak, halk dostu olan Sultan Baba 24 Kasım 1991'de sevenlerini gözyaşları ile geride bıraktı. Allah'ın rahmeti üzerine olsun.

    Ruhuna El-Fatiha (AMİN)

  2. #2
    I'm Muslım Don't Panıc Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jun 2008
    Bulunduğu Yer
    'de Sütçü İmamlar var // Sen Bilirmisin Sütçü İmam'ı? VATAN; 46!
    Mesajlar
    10.104
    Blog Yazıları
    41
    Tecrübe Puanı
    107375008

    new Ce: Sultan Baba Hazretleri (K.s), Sultan Baba Hayatı

    Sultan Baba Hazretleri

    Gönüllere taht kurarak “Sultan Baba” ünvanını kazanan Hacı İhsan Tamgüney...

    Dağıstanlı Şeyh Şerafettin-i Veli Hazretleri'nin manevi tasarrufunda yoğrulan Sultan Baba, Şeyh Şerafettin-i Veli Hazretleri’nin vefatından sonra halkı irşad vazifesine başladı. Rahmet-i Rahman’a kavuşana kadar yüzlerce talebe yetiştiren gönül sultanı; herkesin derdini dinler, müşkili olanların dertleriyle hemhal olurdu.

    Sultan Baba yazımıza da O’nun öğrettiği şekilde Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı, Peygamber Efendimize (s.a.v.) selatu selam ile başlıyoruz.

    Asıl ismi H. İhsan Tamgüney... Ancak halk arasında çok sevildiği için Ona "Gönül Sultanı" olarak "Sultan Baba" denirdi.

    1904 yılında Artvin’in Arhavi ilçesinde dünyaya gelen Sultan Baba’nın, 2 yaşında babası, 6 yaşında da annesi vefat etti. Yetim ve öksüz olarak büyüyen H. İhsan Tamgüney, 1954 yılında İstanbul’a gelerek Zeytinburnu ilçesine yerleşti. Dağıstanlı Şeyh Şerafettin-i Veli Hazretleri’nin manevi tasarrufunda yoğrulan Sultan Baba, Şeyh Şerafettin-i Veli Hazretleri’nin vefatından sonra halkı irşad vazifesine başladı.

    Rahmet-i Rahman’a kavuşana kadar yüzlerce talebe yetiştiren gönül sultanı, herkesin derdini dinler, müşkili olanlara nasihat vererek çözmeye çalışırdı.

    Halk arasında çok sevildiği için yaşça O’ndan büyük olanlar bile O’na "Baba" demeye başladı. Manevi tasarrufu ve kuvvetinden dolayı da kendisine "Sultan" ismi verilince "Sultan Baba" olarak meşhur oldu.

    Her halinde tevazu, şefkat, nezaket, hassasiyet ve fevkaladelik olan Sultan Baba’nın milletimize çok büyük hizmetleri vardı.

    Dünyaya elveda...

    Cömertliğiyle meşhur olan Sultan Baba, Hicri Cemaziyel Evvel ayının 17’si, Miladi 24 Kasım 1991 Cumartesi günü dünyaya elveda, ukbaya merhaba dedi! Ulvi davete icabet etti. Bir kuş misali uçtu, Canana kavuştu. Allah rahmet eylesin. Fatiha en büyük ikram. Bunu kimse esirgemesin. Ukbanın şeref konuklarından biri olan Sultan Baba, güneyden Seyyidlerden gelen soylu bir ailenin çocuğu. Soy adından da anlaşılacağı gibi (Tamgüney); binlerce seveni tarafından Yalova’ya bağlı Güneyköy’de Şeyh Şerafettin-i Veli Hazretleri’nin türbesine yakın bir yerde toprağa verildi.

    Allah ve Resulünü insanlara sevdiren ve ondört yıl önce fani alemden beka alemine hicret eden Gönül Dostu’nu rahmetle anıyoruz. Mekanı Cennet olsun.

    Okul gibi dükkanı vardı

    İstanbul’a geldikten sonra Zeytinburnu’nda açtığı bakkal dükkânı manevi derslerin okutulduğu bir okul gibiydi.

    Dükkânına gelen müşterilerin dertlerine şifa bularak ayrıldığı dükkânın yanında bir de kulübe gibi küçük bir evi vardı.

    Gündüzleri saim, geceleri kaim olarak geçiren Sultan Baba’nın ikamet ettiği mütevazı evi, dergah olarak kullanılıyor, gelen-giden misafirler için yemekler pişiriliyor, haram olan günler dışında her gün iftar ve sahur sofraları kuruluyordu.

    Ümmetin kurtuluşu için

    Sultan Baba’nın talebeleri, Allah Dostu’nun en büyük özelliklerinden birisinin de Allah’a niyazda bulunurken asla kendi nefsi için dua etmediğini belirtiyorlar. Sultan Baba, dualarında, Ümmet-i Muhammed’in esaretten, sıkıntılardan ve baskılardan kurtuluşu için yalvarır, kuşlar gibi çırpınırdı.

    Etrafında bulunanlara, çocuklarına ve sevenlerine Allah yolu’nda yürüyen, Müslümanların birliği için çalışan, yürekli ve dürüst olan siyasi lidere yardımcı olmalarını öğütlerdi.

    Çaresizlerin çaresi, yoksulların ve yetimlerin manevi babası, gönül saraylarımızın sultanı, en zor şartlarda yaşama mücadelesi verdi .

    Terazisi şaşmaz

    Bir yanda dava, bir yanda yuva, ancak o hiç vermedi mola... Sultan Baba, Arhavi, Bilecik, Zeytinburnu adreslerinde ikamet etmiş dört erkek, biri kız, toplam beş çocuk babası idi. Helal lokma için çalışan Zeytinburnu esnaflarındandı. 2 Bayramın dışında sürekli oruç tutardı. Az konuşur öz konuşur idi. (ya sus, ya hakkı söyle, imana düşmesin gölge.) Tartısı şaşmaz, yaratılandan korkmazdı.

    Dik ve sert yürür, hikmetli bakar, ağzından bal akardı. Uzun boylu olmadığı halde çok heybetli gözükürdü. İslamın emirlerine göre yaşayan cefakâr ve vefakâr bir insandı. Bazen bir komutan. Sanki hükmeder. Bazen öyle yumuşak, gören melek der. Evet böyle celal cemal özelliğine, güzelliğine sahip efendi hazretleri Gaye İnsan ve Ufuk Peygamberinden, O yaratılanın en güzelinden örnek almış, güzel mi güzel bir insandı.

    Sultan Baba’nın Yolu

    O’nu okşar esen yel, O mürşidi mükemmel, O peygamberî bir model idi. İcazeti 12 imam lehçesinden, rahleyi tedrisinden olup, fazıl bir medrese talebesiydi. Allah’a yakınlaşma yolunda salihler makamından şeyhliğe yükselmiş, tevazuda çok ileri gitmiş üçlerdendi.

    Büyük imamlardan Şerafeddini Veli hazretlerinin müntesibi olan Sultan Baba, Yalova’nın Güney köyünde, Cennet Tepesi’nde medfundur. Asude görünümlü selvi ağaçlarının altında şeyhinin makamının yanında. Sultan Baba, "Şeyh Şerafettin Hazretleri’ni ziyaret etmeden, kimse bize gelmesin" buyurmuşlardır. Sultan Baba tam bir gizli ilimler hazinesiydi. Gayb insanı denecek kadar gayb ilmine sahipti. Peygamberi ahlaka sahip olan Sultan Baba’nın himmeti ve hikmeti sayılamıyacak kadar çoktu.

    Gerçek dervişler ve sahteleri

    Bir gün genç bir üniversite talebesi Sultan Baba’yı ziyarete gider. Elini tazimle öper ve Sultan Baba’ya sorar:

    “Sultan Baba, sahte dervişleri gerçek dervişlerden nasıl ayırabiliriz. Yani ölçü nedir?”

    Sultan Baba, O’na şefkat nazariyle bakarak şu cevabı verir: “Bak evladım, sana üç tane temel ölçü söyleyeceğim. Bunlara uyanlar gerçek, diğerleri sahte derviştir:

    1- Gerçek dervişler, haramlardan kaçınırlar, 2- Gerçek dervişler, farz olan ibadetleri mutlaka yerine getirirler. Sünnetleri de terk etmezler. 3- Gerçek dervişler, dünya işleriyle de ilgilenir ancak, hiç bir zaman ahireti unutmazlar.”

    Yanlışta ısrar eden şeytanın oyuncağı olur

    Sultan Baba’nın kızı Fatma abla Babasına sormuş. “Sultan Babam, ‘Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır’ sözünden maksad nedir?”

    Sultan Baba, orada bulunanlara da hitap ederek “Kulaklarınızı açın ve beni iyi dinleyin” demiş ve şu cevabı vermiş: “Bâyezid-i Bestâmî’ye atfedilen bu söz, eski tasavvuf kitaplarımızdan itibaren hemen bütün kaynaklarda yer alır. Buradaki "şeyh" kelimesi mutlak manada mürşid demektir. Bütün uygulamalı ilimlerde o ilmin öğrenilmesi, bir üstad aracılığı ile olur. O konuya dair eserleri okumak, o ilmi öğrenmek için yetmez. Meselâ İslâmî ilimlerden "Kırâat" uygulamalı bir ilim olduğundan fem–i muhsin"den (yetkili ağız) öğrenilir. Tecvid ve kıraat kitapları okunarak kurrâ olunamaz. Marangozluk, kaportacılık gibi çağdaş işler, futbol gibi oyunlar bile mutlaka bir ustadan öğrenilir. Futbol kitabı yazan biri, iyi bir futbolcu olmayabilir. Marangozluğun kitabını yazan da öyle. Hatta Tıp Fakültesini bitiren kimse nasıl bir uzmanın yanında ihtisas görmeden uzman doktor olamaz ve olmaya kalkıştığında insanları canından ederse, aynı şekilde bir üstadın yanında tasavvufi eğitim görmeden kendi kendine şeyhlik etmeye kalkışan bir kimse mutlaka yanılır ve şeytanın oyuncağı haline gelir. Bu sözde şeyhsizlikten maksad da tasavvuf ilminin şeyhsiz öğrenilip uygulanamayacağıdır. Yoksa herkesin mutlaka bir şeyhe bağlanması anlamına gelmez.”

    Sultan Baba’nın sadık talebelerinden Rahmi amca sormuş: “Sultan Baba, Osmanlı padişahları tasavvuf a nasıl bakıyordu?”

    Sultan Baba, Rahmi amcanın bu sorusuna şöyle cevap vermiş: “Osmanlı sultanları genelde iyi bir devlet adamı olmanın yanısıra gönül dünyası zengin deryâ-dil insanlardı. Amaçları kuru bir cihangirlik kavgası değildi. Dışa yansıyan atak ve savaşçı kişiliklerinin derinliğinde içli bir ruh dünyaları vardı. Bu özellikleri onların tasavvuf, edebiyat ve şiirle de ilgilenmelerinde etkili olmuştu. Devlete adını veren Osman Gazi'den itibaren son padişaha kadar genelinde bu özellikleri görmek mümkündür. Osman Gazi'nin bir ahî şeyhi olan Şeyh Edebâlî’nin kızı ile evlenmiş olması belki bu yakınlığın en bâriz ve ilk örneğidir. Osmanlı, altıyüz yıl yaşayacak olan muhteşem imparatorluğun temellerini ordu, medrese ve tekke üzerine binâ etmiştir.

    Sultan Baba’nın tasavvuf tarifi: Mürşidden alınan hâl ilimdir

    Talebeleri bir gün Sultan Baba’ya sordular: “Sağlam bir tasavvuf çizgisinde hangi özellikler bulunmalıdır?”

    Sultan Baba, talebelerinin sorularına şu cevabı verdi: “Bugün tasavvuf konusunda sapla saman birbirine karıştığı, şeyhlerin sahtesi ile gerçeği yaygın bir biçimde her yanda bulunduğu için bunları birbirinden tefrik etmek zordur. Bunların doğrularını tanımak için şu ölçülere ihtiyaç vardır.

    1- Ehl-i sünnet ve ve'l-cemaat çizgisinde sağlam bir inanç,

    2- Kitap ve sünnete uygun derin bir ibâdet hayatı (sâlih amel),

    3- Düzgün bir muâmelât ,

    4- Muhammedî bir ahlâk.”

    Sultan Baba, Tasavvuf’un ölçüleri içinde taşıdığı özellikleri talebelerine ve sevenlerine anlatırken şöyle sıralardı:

    a- Tasavvuf manevi tecrübe ile anlaşılan hal ilmidir,

    b- Tasavvufi bilginin konusu ma'rifetullah'tır,

    c- Tasavvuf tatbiki bir ilim olduğundan mürşid vasıtasıyla öğrenilir,

    d- Tasavvuf kitaptan okuyarak öğrenilebilecek bir ilim değildir, çünkü tecrübe ilmidir.

    e- Tasavvufun bilgi kaynağı felsefe ve kelâm gibi akılla sınırlı değildir. İlham ve keşf de bilgi kaynağı olarak kabul edilir.

    f- Tasavvufi eğitim, “tarikat” denilen özel yollarla kat’edilir.

    Şifa ayetleriyle tedavi

    Kendisine tabiplik icazeti verilen Sultan Baba, devrinin insanlarına Kur’an-ı Kerim’den şifa ayetlerini okuyarak Allah’ın izniyle tedavi ederdi.

    Sultan Baba’nın sadık talebelerinden rahmetlik Harun abi bir gün: “Sultan Baba, dervişlik nedir?” diye sormuş.

    Sultan Baba, Harun abinin bu sorusuna Yunus Emre’nin dilinden ve yine O’nun mısralarıyla cevap vermiş: “Beni iyi dinle Harun evladım. Burada bulunanlar da iyi dinlesinler. Çünkü dervişlik, pirimiz Yunus Emre’nin dediği gibidir. Yani: ‘Dervişlik olaydı tâc ile hırka/ Biz dahi alırdık otuza kırka’ Yine Yunus Emre diyor ki: ‘İlim ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsin/ Bu nice okumaktır’ Kısaca, tasavvuf; insanlara önce kendini sonra Rabbini tanıtma (ma'rifet) yolunu gösterir. Yolun kenarındaki trafik işaretleri gibidir.”

    Şifa pınarı Sultan

    Sultan Baba’nın, cihadı keramet, kerameti cihaddı. Küçük dükkânının etrafına kasıtlı olarak iki defa gaz döküp kibrit çaktıkları halde tutuşmamış, yanmamış. "Kul, Cenab-ı Allah ile, O’nun yolunda olunca, yol boyunca kimse zarar veremez " diyordu.

    Kendisine tabiplik icazeti verilen Sultan Baba, devrinin insanlarına Kur’an-ı Kerim’den şifa ayetlerini okuyarak Allah’ın izniyle tedavi ederdi.

    Şahin abi naklediyor: “Hakikaten Sultan Baba kendisine okunmaya gelenleri hiç kırmaz, hemen okumaya başlardı. Okurken, Meşrep, Mezhep ayrımı yapmazdı. Hastalar, O Kur’an okuyunca huzur bulurlardı. Yarım saat önce inleyerek okunmaya gelen hasta insanların inlemeleri durur, yüzleri gülerdi. Sultan Baba’nın ılık nefesi, sanki Medine rüzgârıydı. Allah’ın izni ile okunan herkesi iyi ederdi.”

  3. #3
    I'm Muslım Don't Panıc Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli Baktabul'un Çılgını Kahramankentli - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jun 2008
    Bulunduğu Yer
    'de Sütçü İmamlar var // Sen Bilirmisin Sütçü İmam'ı? VATAN; 46!
    Mesajlar
    10.104
    Blog Yazıları
    41
    Tecrübe Puanı
    107375008

    new Ce: Sultan Baba Hazretleri (K.s), Sultan Baba Hayatı

    Ümmetin kurtuluşu için

    Sultan Baba, dualarında “Atma, ateşine atma Muhammed ümmetini, Yakma, Ümmetini yakma, Ciğerini yakma efendimin” diye yalvarıyordu. Beden ikliminde dert (aşk) ateşi çok yüksekti ki, gözlerini kaybetmişti. Cennet mekân Sultan Baba, gönül gözü ile görür, gönül gözü ile yürürdü (Son zamanlarda). O er oğlu er, “Ya Rabbi Adil ve Bayraktar Müslüman Türk Milleti’ni yeniden şahlandır” diye dua ederdi.

    Gelini’nin dilinden Sultan Baba

    Aynı zamanda iyi bir hatibe olan gelini Fatma Tamgüney, Sultan Baba’yı bir dörtlüğünde şöyle anlatıyordu: “Bu ne fevkalade ne güzel halmiş /Aşkın yaşları kitabın sayfalarını delmiş/ Her seher vakti mukabele okur. / Okur da muhabbet kemerini dokurdu..”

    Sultan Baba: "Şeyh Şerafeddin hazretlerini ziyaret etmeden kimse bize gelmesin”

    Sultan Baba’nın mürşidi Şeyh Şerafeddin hazretleri (r.a.), Yalova’nın Güneyköyü’nde medfun bulunuyor. Köyde şeyhin, türbesi, camisi ve çeşmesi var. Kafkasyalı Şeyh Efendi Camiyi yaptırırken ustalar işi ağırdan alırlar. Şeyh ile ustalar arasında şu konuşma geçer:

    “– Camiyi Ramazana yetiştirecektiniz. Niçin yavaş çalışıyorsunuz?

    – Bize verecek paranız yokmuş.

    – Onu size kim söyledi? (Yerden bir avuç çakıl alır ve ustalara uzatır)

    – Para istiyorsanız, alın size para. (Ustaların gözleri açılır. Çünkü şeyhin avucundaki çakıllar birer sarı altın oluvermiştir. Şeyh Şerafeddin hazretlerinin ünü Sultan Reşad’ın kulağına kadar gider. Saraya giden bir grup papaz, “Padişahım, bir Müslüman alimi çağırın. Sorularımıza cevap verirse, Müslüman olacağız. Veremezse, o hristiyan olacak” derler.

    Padişah kabul eder. Şeyh Şerafeddin çağrılır. Bütün sorulara cevap verince 8 papazdan 2’si Müslüman olur. Padişah, Şeyh Şerafeddin’e: “Dile benden ne dilersen” der.

    Şeyh Şerafeddin de “Bir çeşme yaptırın” der. Güneyköy’de Sultan Reşad’ın tuğrası bulunan bir de çeşme yapılır.

    Sultan Baba, “Şeyh Şerafeddin’i ziyaret etmeden kimse bize gelmesin” derdi ve kendisi 45 günde bir talebeleriyle birlikte Şeyh Şerafeddin hazretlerini ziyarete giderdi.

    Tekke, Mescid-i Nebevi örneğindeki Ashab-ı Suffe’den örnek alınmıştır

    Meşhur talebelerinden Fethi abi (Albayrak), Sultan Baba’ya: “Tekke, câmiin fonksiyonunu yerine getirebilir mi? Tekke, câmiin asr-ı saadetteki fonksiyonlarını kaybetmesi yüzünden mi doğmuştur?” diye sordu.

    Sultan Baba, Fethi abinin sorusuna şu cevabı verdi: “Bilindiği gibi câmi, asr-ı saâdette bir mabed olmanın yanısıra pekçok sosyal hizmetin icrâ edildiği bir merkezdi. Câmi bir istişâre, öğretim ve eğitim yeriydi. Çünkü hem devlet başkanı, hem ilmî otoritenin sâhibi, hem de manevî otoritenin temsilcisi olan Peygamber Efendimizin yeri câmi idi. Peygamber Efendimizden sonra otoriteler ayrılınca her otorite için ayrı mekân zarûreti oldu? Çünkü Peygamber Efendimizin yerine geçen 4 halifeden sonra onların yerine geçen halîfeler bütün otoriteleri değil, sadece siyâsî otoritesyi temsil ettiği için böyle bir durum ortaya çıkmış. Bununla birlikte tekkenin de medresenin de ilk merkezi câmidir. Öğretim için medreseler, eğitim için tekkeler, askerî hizmetler için ribat ve ordugâhlar kurulmuş. Bu müesseselerin hiçbiri diğerinin alternatifi değildir. Bu yüzden tekkenin câmiin yerini tutması ve onun bütün fonksiyonlarını yerine getirmesi mümkün değildir. Tekke, Mescid-i Nebevî örneğindeki ashab-ı suffeden alınmıştır. Nasıl mescidin yanında yatıp kalkan ashâb-ı suffe, Allah Rasûlü’nün devamlı talebeleri idiyse, aynı şekilde tekkelerin derviş hücrelerinde barınan müridler de tekke şeyhlerinin eğitiminden geçen talebeleridir. Tekkeyi câmiin asr-ı sâdetteki fonksiyonlarını kaybetmiş olmasından ortaya çıkmış bir kurum olarak görmek yerine onun hizmetlerini paylaşan bir kurum olarak görmek gerekir. Çünkü tekke, farklı karakter yapısına sahip insanların birbirine yakın olanlarını eğitmektedir. Câmi ise mezhep, meslek ve meşrepleri ne olursa olsun bütün müslümanlara mabed görevi yapmaktadır. Ayrıca tekkelerde mûsikî, semâ, riyâzat, mücâhede ve halvet türü özel eğitim yöntemleri uygulanır. Bu da câmi ile tekke ortamlarının farklı olmasını gerekli kılar.”

    Peygamber kabri üstünde namaz kılınır mı?

    Bindokuzyüzdoksanyedi’de Sultan Baba’nın talebeleriyle birlikte Umre ziyaretine gitmiştik. Yanımdaki arkadaşıma Beytullah’ın yanındaki hilal şeklindeki duvarı göstererek,

    “– Bu duvarın içinde namaz kılmak çok faziletliymiş” deyiverdim. Bu sırada konuşmamızı duyan bir Hacı Abi:

    “– Bilmeden konuşmayın. O duvarın çevrelediği yerde en az 15 Peygamber’in kabri bulunduğu rivayet edilir. Peygamber kabri üstünde namaz kılınır mı?” dedi.

    Serde gazetecilik var ya. O Hacı Abi’ye tekrar sordum:

    “– İyi de orada 15 Peygamberin kabri olduğunu siz kimden duydunuz?”

    Hacı Abi, gayet sakin:

    “– Sultan Baba’dan”

    Mescid-i Aksa’nın altını oyuyorlar

    Sene bindokuzyüzdoksan. Türkiye Gazetesi’nde muhabirim. Bir yakınım dedi ki:

    “– Yahudiler, yıkmak için Mescid-i Aksa’nın altını oyuyormuş.” Ona:

    “– Bunu kimden duydun?” diye sordum.

    “– Sultan Baba’dan” cevabını verdi.

    “– Peki Sultan Baba Kudüs’e gitmiş mi?”

    “– Ne gerek var, o bir Allah dostu” dedi.

    Aradan bir hafta geçmeden arkadaşım Şeref Özata, gazetenin yönetimine “Kudüs’e gidip röportaj yapmak istiyorum” diye teklif vermiş. Şeref’in röportaj teklifi olumlu karşılanmış. Ancak gazetenin sahibi Enver Ören, “Yanına akıllı bir adam alsın” demiş. Şeref iki arkadaşımın ismini vermiş, Enver Ören: “– Bunlarla yola çıkılmaz. Mesela Selami Çalışkan olabilir” demiş. Teklif bana geldi. Balıklama daldım ve “Hemen kabul ediyorum. Ne zaman gidiyoruz?” diye Şeref’e sordum. Arkadaşım:

    “– Her şey hazır, sadece İsrail’in İstanbul Başkonsolosluğu’ndan vize almamız gerekiyor” dedi? Onu da temin ettik? Tam bir haftalık seyahate çıktık? Gazze, Ramallah, Hayfa’yı da gezdik ama, günlerimizin çoğu Kudüs’te, tabii ki Mescid-i Aksa’da geçti. Mescid-i Aksa’nın altının “Tarihi eser arıyoruz” bahanesiyle Yahudilerce oyulduğunu gözlerimizle gördük ve fotoğrafını çektik.

    Ve Sultan Baba, Hakk’a yürüdü

    Bir cumartesi vuslata erdi. Emanetleri ehline verdi. Bütün ilimleri serdi önüne. Herkesi çağırdı Güneyköy'üne. Alemi bir anda matem bürüdü. Ve Sultan Babamız Hakk’a yürüdü. Gönül dünyamızdan bir yıldız kaydı. Yıldızdan ziyade bir harikaydı.

    Rahmi Amca (Aygör), Sultan Baba’ya sorar: “İnsan nasıl büyür? Ya da insan-ı kâmil nasıl olur?”

    Sultan Baba, Rahmi Amca’ya şu cevabı verir: “Kesb-i kemal, seyr-i cemâl. Yani Rahmi efendi, bedenen büyüyen insan, ruhen de büyümelidir. Büyük insan bedenen büyük olan değil, manen büyük olandır. Çekirdeğin ağaç olmaya çalışması gibi, insanın da hedefi, insan-ı kâmil derecesine ulaşmak olmalıdır. Bu dereceye gelen insan, İlâhi san’at eserlerini seyir ve temaşadan büyük bir haz ve lezzet alır. Kainat kitabının anlayışlı bir okuyucusu olur.”

    Kurbiyet ne demektir?

    Mansur abi sormuş: “Sultan Baba, Kurbiyet, ne demektir?”

    Sultan Baba, Mansur abiye şu cevabı vermiş: “Evladım Kurbiyet; Allah’a yakınlık demektir. Tasavvuf’ta bir makamdır. Yani insan belli bir mesafe kat ederek Allah’a yakınlık kazanır. Şüphesiz, bu kurbiyet, mekanî manada bir yakınlık değildir. Bir subayın rütbece ilerlediğinde padişaha daha yakın olması, veya bir talebenin ilimde ilerledikçe hocasıyla daha iyi muhatab olması gibi bir yakınlık.”

    İhsan mertebesi nedir?

    Bir ismi de “İhsan” olan Sultan Baba’ya Harun abi “Tasavvuf’ta ihsan ne demektir?” diye sormuş.

    Sultan Baba, Harun abi’nin sorusuna şu cevabı vermiş: “Bu sözlerimi iyi dinle Harun efendi. Tasavvuf’ta ulaşılan İhsan mertebesini en iyi izah eden Alemlerin Sultanı Peygamber Efendimizdir. Bu soruyu (Yani İhsan nedir’i) Cebrail aleyhisselam Peygamber Efendimize sormuş. O da buyurmuş ki, ‘Allah’ı görür gibi ibadet etmektir.’ Bir Müslümanın bu mertebeye erdiğini düşünsenize. Kendinizi Allah’ın huzurunda görüyorsunuz, o huzur içinde yaşıyorsunuz ve daha cennete girmeden, iç aleminizde cennetin lezzetlerini hissediyorsunuz. O zaman insan günah işler mi?”

    İhlasın zıddı, riya

    Sultan Baba’nın sevdiği talebelerinden birisi de şüphesiz Hüseyin Hoca idi. Bir gün Hüseyin Hoca, Sultan Baba’ya, “İhlas nasıl elde edilir?” diye sormuş.

    Sultan Baba, Hüseyin Hoca’ya şu cevabı vermiş: “İhlası elde etmek için güzel ameller işlemeliyiz. Bunun için de yaptığımız her ameli bizi yoktan var eden Allah emrettiği için yapmalıyız. Kurtuluş, ancak ihlas ve sıdk ile mümkündür. İhlasın zıddı, riyadır. Riya ise, yapılan işin Allah emrettiği için değil de, gösteriş için, yani desinlere yapılmasıdır. Ey Hüseyin Hoca, şunu hiç unutma, kendi haline bırakılan nefis, riyaya yönelir. Terbiye edilen nefis ise, böyle aşağı şeylere tenezzül etmez; doğrudan doğruya Allah’a müteveccih olur.”

    Mürşid-i Kâmil kime denir?

    Sultan Baba’nın talebelerinden Erzurumlu merhum Sadreddin amca Sultan Babaya sormuş: “Mürşid-i Kamil kime denir?”

    Sultan Baba, Sadreddin amcaya şu cevabı vermiş. “Mürşid; rehber, kılavuz ve yol gösteren demektir Sadreddin Efendi. Mürşid-i kamil ise Sırat-ı Müstakimi (dosdoğru yol, yani İslam’ı) gösteren, dalaletten hidayete sevkeden kişidir. Mürşid-i Kamil, tasavvufta seyr-i sülûkunu tamamlayıp, irşada ehliyetli ya da icazetli olan kişiler için kullanılan bir tabirdir. Şeyh ile aynı manaya gelir. Kamil bir mürşide bağlanmanın hükmü kişilerin durumuna göre değişir.”

    Huzura kavuşmak için neler yapmalıyız?

    Sultan Baba’nın talebelerinden Türkistanlı Taceddin abi: “Dünya ve ahirette huzura kavuşmak için neler yapmalıyız?” diye sormuş.

    Sultan Baba, Taceddin abi’ye şu cevabı vermiş: “İki cihan saadeti istiyorsanız, yani her iki dünyada da iyiliklere, rahat ve huzura kavuşmak istiyorsanız, şu sayacaklarıma sahip olmanız gerekir. Bunlar:

    1- Sağlam ve doğru bir imana sahip olmak. Böyle bir imana kavuşmak için de, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek ve inanmak gerekir.

    2- İnsanların saadeti için, dinin emir ve yasaklarını öğrenmek. (Dinimizde bildirilen helalı, haramı ve diğer hususları öğrenmek ve buna uygun hareket etmek.)

    3- Kalbin kötülüklerden temizlenmesi ve nefsin terbiye edilmesi. Çünkü nefs hep kötülük yapmak ister. Onun bu isteklerinden kurtulmak ve Allah sevgisini kalbe yerleştirmek için, tasavvuf âlimlerinin eserlerini okuyup onlar gibi amel etmek gerekir.

    4- Bir kimse doğru imana kavuşur, dinin emirlerini seve seve yerine getirirse enbiyaya, evliyaya ve melaikeye benzer ve onlara yaklaşır. Aynı cinsten olan şeyler, birbirini çektiği gibi onlar tarafından yanlarına çekilir. Çok büyük bir mıknatısın bir iğneyi çekmesi gibi onu yüksekliklere çekip Cennete kavuşmasına sebep olurlar.”

    Zikirin önemi nedir?

    Sultan Baba, bu konuyu enteresan bir misalle açıklamaya şöyle devam etmiş:

    “Taceddin efendi bu sözlerimi sakın unutma! Manen yükselmek, dünya ve ahiret saadetine kavuşmak; bir uçağın uçmasına benzetilirse, iman ile ibadet, bunun gövdesi ve motorları gibidir. Tasavvuf yolunda ilerlemek de, bunun enerji maddesi, yani benzinidir. Tasavvufun iki gayesi vardır: Birincisi, imanın yerleşmesi ve şüphe getiren tesirlerle sarsılmamasıdır. Ancak, akıl ile, delil ve ispat ile kuvvetlendirilen iman, böyle sağlam olmaz. Cenab-ı Allah, Rad Suresi’nin 28. ayetinde buyuruyor ki: ‘Kalblere imanın yerleşmesi ancak ve yalnız zikir ile olur.’ Şimdi zikirin önemini anladınız mı? Yine Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Zikir sofraları Cennet bahçelerinden bir bahçedir. Yer yüzünde Cennet Bahçelerinin kokusunu almak isteyenler, Cenab-ı Allah’ın zikredildiği yerlere gitsinler ve Allah’ı zikretsinler”.

    Ayrılık günü geldi

    Sultan Baba’nın merhum olduğunu Cumartesi günü duyduk. Pazar günü Tuzla’dan Zeytinburnu’na gittik. Talebelerinden kimi Kur’an okuyor, kimi tesbih çekiyordu. Dillerde tekbir, gözlerde yaş, gönüllerde hüzün vardı. Gökyüzü hüzünlüydü. Sultan Baba’nın evi ve dükkânının önü ana-baba günüydü. Arabası olanlar, kendi arabalarıyla, olmayanlar otobüs ve minibüslerle yola çıktılar.

    Biz de 50 kişilik bir otobüsle yola çıktık. Eskihisar-Topçular arasında çalışan arabalı vapurlar, Sultan Baba’nın talebeleriyle doluydu. Güneyköy Camii tıklım tıklım. Hafızlar hatimler indirirken, Caminin kubbesinde toplanan güvercinler de, sanki birbirine “Başın sağ olsun” diyordu. Öğle namazından önce bir de Güneyköy’de sela okundu. Öğle namazının ardından Hüseyin Hoca Sultan Baba’nın cenaze namazını kıldırdı. Cenazede kimler yoktu ki?

    Eski Bakanlar, Milletvekilleri, emekli askerler, hakimler, Belediye Başkanları ve Sultan Baba’nın talebeleri? Adalet eski Bakanı ve İstanbul Milletvekili Şevket Kazan, kısa bir konuşma yaptı. Sonra helallık istendi. İnsanlar istek üzerine üç defa “Razıyız” diye bağırdılar. “Allah da razı olsun” (Amin.)
    KAYNAK MİLLİ GÖRÜŞ PORTALI

+ Konu Cevapla

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 03-23-2011, 23:56
  2. Hürrem Sultan, Hürrem Sultan Kimdir, Hürrem Sultan Hayatı, Biyoğrafisi
    By Zafera in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 02-19-2011, 19:36
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07-24-2010, 16:26
  4. Gül Baba kimdir,Gül Baba'nın Hikayesi,Sultan II. Bâyezid ve Gül Baba
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07-30-2008, 02:59
  5. Sultan Murad Han Ve Habib Baba
    By cindy in forum Dini Hikayeler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-29-2008, 17:49

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375