hayattan hep kaçtın.
koşarak boşluğa döndün ellerimden
boşluktan sola döndün
boşluk bir ağırlığa döndü
taşıyamayacağın kadar topladın nefesimden
sen belki sonra sağa döndün.
çok uzaklaştın kendinden...
ardından cadde kesildim
bilmiyorum kaç şerit göz yaşı unuttun bende..
yalanın hala sıcaktı çok uzaklaşmış olamazdın benden
çocukluğumda bir yerde -durmalıydın-
ayrılık lunaparkında çarpışan anılar vardı
hayata çarptım
sol elimi kaybettim
sağ elini kaydettim kağıdın her yerine..
aklımda trafik çok sıkıştı
yüreğimdeki araba mezarlığına indim
kendimi işedim kendimden
büyük ihtimal tanrıya sıçradı
çünkü polisler geldi
bir polis copu gibi girdin içeri kimse görmedi
kimse hissetmedi yaşamımın bir lobunu kaybettiğimi.
yaşımın ufaklığı diyalize bağlandı
tüm karşıtlıklar geçer dediler
beni senden bana mülteci düşürmeye çalıştılar
büyürsün geçer
geçerken büyürsün dediler.


hayatı hep kustun
benim payıma kalan mıydı sustuğun?
eşit değildik biz
eşit olamazdı sesimizdeki iz
uykumu yitirmiştim gece yetmezliğinden
şiirler bitmedi
geçmedi.
bir kabız geçmiş ilerlerken içimden bir halt değişmedi.
sağ bulunmam ufak bir ihtimal!
solak doğmam ve senin hep solumda oturman da öyle..
yani sana kendimi yazarken
sürekli koluma çarpmış olman
sadece bu.
istediğim tek kişilik bir sıra ve iki kişilik bir aşktı
belki biraz kısaydı avuçlarımdaki çizgiler
avuçların neden hep sağırdı ellerime karşı bilmiyorum
birilerinin kaldırmasını beklerken üzerimden beni
anlayamayacaksın hiçbir kağıdı anlamanı beklediğim gibi.
cümlelerime ömür biçerken mutlu olacaksan
sana sessizliğimdeki morgu gezdirmeliyim..
dilin kemirgen dokundukça kıtalara ayrılan iniltileri ardında sesimin
muhtemeldir ölmek için yaşıyoruz
yani ölümü yaşarken taşıyoruz.




hayata hep kandın.
palavra atmalıydım son mektupta
öpmek istemiştim çünkü seni
dudaklarımı sana bıraktığımda
buz dolu bir küvet içinde bulmuştum gülümseyişimi
ve tek bir telefon numarası
-tek bir telefon konuşması:
hepsi son-
adın muson yağmuruydu
ve üşüdüm son cümlede
çünkü havanın seni soluması gerekiyordu
çünkü yardım etmeyecekti birleşmiş milletler
gecenin çölleşen tenine.
alışırım sanıyordum
-bir kaç tur daha kendimi kandırıyordum-
-bir kaç tur daha geç kalıyordu zaman-
ama geçmedi
denedim
sağlık karnemin sayfaları yetmedi seni benden atmaya.
beni senden atmaya kaç uyku hapı gerekti?


hayattan hep kaçtın.
ardından gelmeye kalktım bir ara tekrar
yol yoruldu ve ben her yolu denedim inan
dua bile ettim kaç din varsa o kadar
kaç din eskittiyse tanrı ben o kadar takvim eskittim.


kaç adama böldün kendini
kaç adam tükürdün üzerime
kaç adım attın nefesimden bilmiyorum...


bir gün belki ben dururum
ve bütün insanlar önümden geçer
sen sanarım birini biri beni bir başkası sanar
ve karşılaşırsak o gün
tanışmışız gibi gelebilir belki..
belki gülümsersin..
belki bir anı gelir aklına..
-anının güzelliğinden mi beni taşıyorsun
yoksa benim için mi anını bilinmez-
belki dudağında bana tanıdık bir küfür olur
dudağımda senden kalma bir çukur.
yürürüm hayata
belki seni ardımda bırakıp adımlarımı hızlandırırım
belki gelmek istersin peşimden
gelsen kaç cümle gelebilirsin bilmiyorum

kaç cümle gidebildin ki zaten?