+ Konu Cevapla
1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Veli Can Oduncu kimdir-Veli Can Oduncu hayatı,biyografisi

 GENEL KÜLTÜR VE SANAT Katagorisinde ve  Biyografi Forumunda Bulunan  Veli Can Oduncu kimdir-Veli Can Oduncu hayatı,biyografisi Konusunu Görüntülemektesiniz.=>veli can oduncu Veli Can Oduncu Ant; ölüme dirliğe Ant; dirlikte birliğe Ant; erdeme erliğe Mayalandı umutlar, Dirilecek Bozkurtlar… Uzun ...

  1. #1
    Onursal Üye Safak Baktabul'un Çılgını Safak Baktabul'un Çılgını Safak Baktabul'un Çılgını Safak Baktabul'un Çılgını Safak Baktabul'un Çılgını Safak Baktabul'un Çılgını Safak Baktabul'un Çılgını Safak Baktabul'un Çılgını Safak Baktabul'un Çılgını Safak Baktabul'un Çılgını Safak Baktabul'un Çılgını
    Üyelik Tarihi
    Feb 2007
    Bulunduğu Yer
    !
    Mesajlar
    10.944
    Blog Yazıları
    2
    Tecrübe Puanı
    16232888

    new Veli Can Oduncu kimdir-Veli Can Oduncu hayatı,biyografisi





    veli can oduncu

    Veli Can Oduncu

    Ant; ölüme dirliğe
    Ant; dirlikte birliğe
    Ant; erdeme erliğe
    Mayalandı umutlar,
    Dirilecek Bozkurtlar…

    Uzun zamandan beri ilk defa bir tahliye veriyorduk.
    -İnşallah farkına varmazlar, diyordu Veli Can.

    Cezaevi infaz savcılığı tahliye tarihimi yanlış hesaplamış, on aylık bir sapmayla, erken bırakılıyordum. Defalarca hesap yaptık, evet idare şaşırmıştı. İki firar ve birçok isyandan dolayı yanan infazımın on aylık bölümü görünmüyordu. Gardiyanlar iki gün sonra bırakılacağımı söylediler. Hapishanede arkadaşlar arasında ihtiyatlı bir bayram havası esmeye başladı. Bende ise yaşayamadığım buruk bir sevinç vardı. On yılı aşkın bir süredir doğudan batıya kadar bir çok cezaevinde birlikte olduğumuz can'larımdan ayrılıyordum. Biz bu kahramanlarla birlikte neler görmüştük neler. Değil seneleri ayları, saniyeleri bile parça parça yaşadığımız, o karanlık dehlizlerde birbirimize destek olarak ne savaşlar vermiştik.

    O akşam büyük bir hücrede hep beraber toplanmamıza idare göz yumdu. Son geceyi İhsan Barutçu ve Erdoğan Tağın’la altı ay beraber kaldığımız hücrede hepimiz toplanarak geçirdik. Sohbet ederek sabaha kadar oturduk. Herkes birşeyler konuşuyordu, sanki hapishanede ki ilk zamanlarımızdı. Bu insanlara bakarken, âdeta son çeyrek yüzyılın tarihini görüyordum, o gül yüzlerinde. Ülkemizin etrafı ABD ve RUSYA tarafından ve onların içerdeki ortakları tarafından kuşatılmış, bir avuç vatanperver ülkücü de bu haçlı kuşatmasını kırarak, cennet yurdumuzu felaha çıkarmıştı.

    Veli Can, arkadaşları dikkatle dinliyor fakat lafa hiç girmiyordu. Benimle göz göze gelincede tebessüm ediyor ve sağ yanağında hafif bir gamze oluşuyordu. On yıl önceki günlerimiz sanki dün gibi canlanmaya başladı hafızamda. Veli Can ondört yaşında, pol-der'li vatan hainleri tarafından yakalanarak ve bir nice işkenceden sonra tutuklanmış, Sağmalcılar taşmedresesine kapatılmıştı. Yaşı küçüktü ama o bir devdi, bir ülkü devi.
    Sarsarak köprüleri
    Devler geçti bu yollardan:
    Dudaklarında Hun Türküleri.
    Şair onu tarif ediyordu şüphesiz. Dedesi Osman Batur uçağa kement atmıştı Türkistan dağlarında. Çinlilere karşı amansız bir savaş yapan bu büyük kumandanın destanları hâlâ yaşar o kutsal topraklarda. Sağmalcılar da rahmetli Zeytin dayıdan dinlemiştim Osman Batur'un kahramanlık öykülerini. Zeytin dayı, onun komutasında, Çinlilere kan kusturan bir ilay-ı kelimetullah savşçısı. Çocuk yaşına rağmen orduya katılmış.
    Türkistan Türkleri yıllarca mücadele etmişler ancak Osman Batur ve bir nice kahramanın şehadetiyle birlikte, hicret kararı alan aksakkallar Türkiye'nin yolunu tutmuşlar. Çok zorlu bir yolculukla Taklamakan çölünü geçmişler ve yoğun bir şekilde devam eden Çin birliklerinin takibi altında Himalayalara kadar varmışlardı. Ancak bu bölgede Tibet çetecileriyle defalarca çatışmaya girmişler, geçitvermez dağları, açlık, susuzluk ve her türlü meşakkati de yenerek Hindistan sınırına ulaşmışlardı. Bir dizi görüşmeler neticesi bir kısmı Suudi Arabistana diğer bir kısmı da ülkemize gelmişlerdir. İşte "Sartaphanoğlu" Veli Can onların çocuğu, o çile neslinin yadigarıydı. Ama çile bitmemiş, dedelerinin, Çinlilerden gördüğü zulmün bin fazlasını Veli Can'lar özyurdunda görmüş, o inci gibi dişleri pol-der'li köpekler tarafından kaç kere kırılmıştı!..

    Veli Can'a bakarken bir olay canlanıyordu gözlerimde. O gün, bir-iki saat birlikte bahçede volta atmış, dinlenmek için, sandelyemiz olan büyük taşların üzerine oturmuştuk. "Peykeler, duvara mıhlı peykeler" diyordu Necip Fazıl. Bizde, yerlere mıhlı taşların üzerinde, mazinin derin mevzularına dalmış, öylece sohbet ediyorduk. Gaziantep'in kızgın güneşi tam tepemizdeydi ve hücrelerde geçirdiğimiz havasız kapalı günlere inat masmavi bir gökyüzü, tertemiz bir hava vardı. Bir sünger gibi bedenim güneş ışınlarını emiyor ve zaman, Veli Can'ın bal muhabbetiyle âdeta duruyordu. Yaklaşık iki saat sonra.

    -Biraz gölgeye geçelim, dediğimde, o sendeleyerek ayağa kalktı ve bir taraftan başını tutarak:
    -Öf be hoca, hiç demeyeceksin zannettim.
    Karanlıkta çok kaldığı için güneş ışınları onu çok rahatsız ediyormuş, ama ben güneşli tarafa gidelim dediğim için, sırf beni kırmamak uğruna kendi arzularını bir kere daha feda etmiş ve iki saat bu çileye katlanarak, asalet, nezaket ve estetizmin doruklarından, bizlere bir taşmedrese dersi daha vermişti.
    Hapishanede ki bütün arkadaşlarımızın hayatında bu gibi zarafet ölçüleri vazgeçilmez bir ilke olarak yer almıştı. Birine sevmediği bir şey bile ikram edilse kesinlikle onu reddetmezdi. Zehir verseler onu zemzem diye içerdik. Hatır, gönül burada gerçek anlamlarıyla yaşatılıyordu. İnsanlık ihtişamlı günlerinin başdöndürücü sarhoşluğunu bizim hayatımızda tekrar yakalamış, tarihini yeniden yazıyordu. Geçici heveslerden ve gündelik telaşlardan uzak, feragat ve fedakarlık gibi üstün değerleri zirvelere taşıyan arkadaşlarımız vazifelerinin ince yollarını bütünüyle keşfetmenin verdiği rahatlıkla hasta ruhlara şifa dağıtıyorlardı. Ya kudurdular, ya duruldular... Ya kasırga gürültüsü ya da gece sessizliği... Bir altın nesil oldular...
    Bir taraftan kafamda böyle hatıralar canlanıyor, diğer taraftan arkadaşları dinliyordum. Bir arkadaşımız ezan okumaya başladı. Susmuştuk. Ilık bir ses. İnsan ruhunun derinliklerine işleyen bir huzur rüzgarı. Sabah ezanının ötelere götüren havası bir anda hapishane maltasına hâkim olurken, bizlerde yere çarşaflar sererek, o kâbus hücresini bir özgürlükler beldesine dönüştürmüş ve cemaat olarak namazımızı eda etmiştik. Ne de çabuk sabah olmuştu.

    Arkadaşların bir kısmı uyumak için hücrelerine çekildiler. Biz volta atarak muhabbete devam ediyorduk. Veli Can’a gidip yatmasını söylediğimde itiraz etti. İhsan Barutçu ve Erdoğan Tağın’da yatmadılar. Tahliye müzekkeresi de bir türlü gelmiyordu. Hepimiz yorulmuştuk. Hava karardı, gelen giden yok. Nihayet saat 20:00 dolaylarında giderek yaklaşan ayak sesleri bizi hareketlendirdi. Kalabalık bir ekip geliyordu anlaşılan.
    Arkadaşlar üstümde bir falçatanın olmasını istiyorlardı. Ne de olsa sol siyasilerin bölmesinden geçecektim. Başkan:
    -Aman ha. Bir sürpriz olmasın. Yanına bir şeyler al da öyle git.
    Ben “gerek yok” dedikçe, onlar ısrar ettiler. Oldukça keskin bir bıçağı yanıma alarak hazırlandım.
    Ayrılık çok zor olacaktı. Cezaevi savcısı ve müdür tahliye müzekkeresiyle hücrenin kapısına gelmişlerdi. Veda sahnesi dayanılacak gibi değildi, birbirimize sarılmış ayrılamıyorduk. Savcı beklemekten sıkıldı ve kendince bir çıkış yolu buldu:
    -Haydi acele edin, bir kişi yola vurmak için bölme kapısına kadar gelebilir.
    Sözde küçük bir taviz veriyordu idare. Yunus Meral'le bölme kapısına doğru yönelirken, geride bıraktığım arkadaşlarımı düşünerek, karmaşık duygular içinde, tahliyeme bile sevinemeden kendimi dışkapıda bulmuştum. Bu arada üstün gayretleri ile tahliyemi sağlayan (bu gün hayatta olmayan) büyük insan Mehmet Öztürk kardeşimin çabalarını düşünerek yürüyordum. Öztürk, yanına bir muhasip alarak mahkeme heyetine götürüyor ve on aylık erken bırakılmam onun hesap oyunu sayesinde gerçekleşiyordu.

    Ben iki kişiydim artık, ikiye bölünmüştüm ve birini orada bırakarak diğeriyle dışarıya yöneldim. Kapıda bir başka canlar beni bekliyordu. Adil Aşkaroğlu ve diğer kardeşlerim. Bu sefer kavuşma sahneleri yaşanıyordu.
    Biz nasıl bir nesildik... On yıllık işkenceli, sürgünlü ve ölümlerle dolu bir cezaevi ortamından sonra tahliyeme bile sevinemiyordum. Çünkü, ruhumun yarısı içeride arkadaşlarımın yanında, diğer yarısı ile ancak dış dünyadaydım.
    Mahzunluk duygusu her yanımı kuşatmış, kımıldayamıyorum. Gittikçe ağırlaşan bu his yoğunluğu beynimi teslim alırken, bedenim de bu istilaya karşı fazla bir direnç gösteremiyor. Hüzün ve utanç karışımı bir hücum bu. Hislerimin en mahrem kalelerini zapteden bu utanç duygusundan kurtulmam lâzım ama arkadaşlarım içerde, ben dışardayım. Hazmedemiyorum doğrusu. Yakalandığım bu ruh kasırgasından hasarsız sıyrılmak için bir çıkış yolu arıyordum. Nafile... His fırtınası dinmek bilmiyor. Bir tesselli bulmak için kenarından köşesinden bir şeyler aramaya çalıştıkça, ulaşabildiğim mazinin ihtişamlı günleri sadece şuurumu kamaştırıyor.
    Herşeye rağmen kaybeden biz değildik. Özgürlük ve esaret kavramları bizlerin dünyasında asli manalarıyla vücut bulmuş, kapımızdaki gardiyanlar esaretin dayanılmaz acısını yaşarken, bizler karanlık hücrelerimizi gül bahçesine çevirip ruh dünyamızdan fışkıran sonsuzluk pınarlarından, kana kana soğuk sular içmiştik.
    Zelzele tarlasına dönen ruh dünyamda, bir müddet sonra, gene bir sarsıntı olacak ve takvimler 26 mart 1988'i gösterirken o kara haberi alacaktım.
    Veli Can şehit olmuştu.

    Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti,
    "İyi insanlar iyi atlara binip gitti."
    Yusuf Ziya ARPACIK

    Meslek: siyaset adamı

  2. #2
    Aranan Üye Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Oct 2010
    Mesajlar
    1.510
    Blog Yazıları
    3
    Tecrübe Puanı
    42344957

    Tanımlı Ce: Veli Can Oduncu kimdir-Veli Can Oduncu hayatı,biyografisi

    Velican Oduncu
    Türkistan'dan Türkiye'ye göç eden bir ailenin çocuğu olarak 1964 yılında dünyaya gelmişti Velican. 26 Mart 1988 gecesi ellerinde şişlerle uykusunda saldırdılar O'na... Türkistan'ın has evladı Velican Oduncu, 14 yaşında girdiği cezaevinden, 24 yaşında şehitlik mertebesinde çıktı...
    İstanbul Güneşli Kabristanlığına defnedilmiştir.

+ Konu Cevapla

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 02-08-2010, 16:30
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-11-2009, 13:47
  3. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 08-07-2009, 14:15
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-16-2007, 18:35
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-16-2007, 18:07

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375