IMMANUEL KANT
NASIL BİLEBİLİRİM?
NE BİLEBİLİRİM?
NE YAPMALIYIM?

Mayıs ayında bir �dev� den söz etmeğe çalışacağız hep birlikte. Tüm yaş****** özellikle bilgi konusunda kendisinden önce verilmiş yanıtları gözden geçirerek ve onlara eleştirel bir yaklaşım ile yaklaşarak yeni bir bilgikuramı oluşturmaya adamış bir insan gündemimizde.

Kant; Bilgikuramı , etik, estetik,metafizik , varlıkbilgisi (ontoloji) gibi felsefenin ana konularındaki görüşleri günümüzde de tartışılan bir filozof.

Kant�tan önce dünya hakkında ne bilebileceğimiz sorusuna verilen yanıtlar iki kümede toplanıyordu....
Dünya duyularımızla algıladığımız gibidir.
Dünya usumuza göründüğü gibidir.
Tabi bu iki görüşe karşı olan kuşkucuları da unutmamalıyız.

Kant bu iki görüşü birleştirmeye çalıştı. Descartes�ın usçuluğu ile Francis Bacon�ın deneyciliğini kendi felsefesinde birleştirdi.

Kant �şeyin kendisi � ile �şeyin görüneni� arasına önemli bir ayrım koydu. Ve yalnızca �şeyin görüneni� ni bilebileceğimizi öne sürdü.
Aklın başarabildikleri ile başaramadıklarını birbirinden ayırmayı amaçladı.
Önsel bilgiyi sonsal olan deney bilgisinden üstün saydı.
Sağlam bilginin , �veri� ve �düşünce� nin birleşmeleri halinde olanaklı olacağını düşündü.
Kant , Königsberg � de doğdu ve orada öldü.

11 çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu idi.

1724'te, Doğu Prusya'nın Königsberg şehrinde (günümüzde, Rusya Federasyonu'nda Kaliningrad) dünyaya gelen Immanuel Kant , bu doğduğu şehirden hiç dışarı çıkmadı.

Iskoç asıllı mütevazı bir saracın ve dindarliğı çocukluk yıllarına damgasını vurmuş olan bir annenin oğlu olan Kant, kunduracı amcasının mali desteğiyle okudu. Kolejdeyken, bilimlere, matematiğe ve felsefeye karşı büyük bir merak ve yeteneği vardı.

Önce kırsal kesimde bir rahibin ve çevredeki çeşitli ailelerin yanında eğitmen olarak çalıştıktan sonra, 1755'te, privardozent (doçent) unvanıyla üniversitede ders vermeye başladı ve on beş yıl sonra Latince olarak kaleme aldığı «Duyulur ve Düşünülür Dünyanın Biçimi ve İlkeleri Üzerine» (De mundi sensibilis atque intelligibilis forma et principus) adlı bilimsel incelemesiyle mantık ve metafizik profesörü unvanını aldı.

Kant , bundan böyle, kendini bir yandan, üzerinde çok uzun yıllar düşündüğü bir felsefî öğreti inşa etmeye (ki, Saf Aklın Eleştirisi [1781] ve bunu izleyen büyük eserler bunun ölmez kanıtlarıdır) ve bir yandan da, üniversitede ders vermeye adadı.

Derslerini kırk yılı aşkın bir süre içinde bir gün olsun aksatmadı ve 1797'ye kadar sürekli olarak günde beş saat ders verdikten sonra günün azaldığını hissederek fakültesinden izin alıp kalan yıllarını felsefe tarihinin belki en geniş ve en sağlam bir biçimde kurulmuş sistemlerinden birine son şeklini vermeye harcadı.

Bu eserler, son derece dakik ve muntazam bir şekilde ayarlanmış bir hayatın meyvesiydi. Kant, gün içinde zamanını nasıl kullanacağını bir saatçi hassasiyetiyle yine kendi tayin ederdi. «Darda kalsaydım, en son satacağım şey saatim olurdu!» sözü de onundur.

Tanışlarından biri, Königsberg belediye başkanı ve yazar olan Von Hippel, bu konuda bir komedi bile yazmıştı: «Gözü Saatinde BirAdam» (Der Mann nach der Uhr, 1760).

Yaz kış her sabah uşağı Lempe tarafından saat tam 4.55'te uyandırılır, iki fincan çayın içer, günün tek piposunu tüttürür ve «örsüm» dediği yazı masasına otururdu.

Fakülteye gideceği günler saat 7.45'te ayağa kalkıp dolaşmaya başlar, saat 7.50'de şapkasını başına giyer, beş dakika sonra bastonunu eline alır ve saat 8'i çalar çalmaz arabasının kapısını açardı. Böylece, sekreteri ve hayat hikâyecisi Jachmann'ın yazdığına göre, «mahallenin bütün sakinleri saatlerini onun hareketlerine göre ayar ederlerdi».

Öğleden sonra, filozof, her gün aynı güzergâhı takip eder ve tam bir saat süren ünlü yürüyüşüne çıkardı.

Kırk yıl zarfında sadece iki kez bu düzenin dışına çıkarak her gün durduğu yeri geçtiği söylenir: bir defasında Rousseau'nun yeni çıkan bir kitabını bir an önce almak için, bir sefer de Fransız Devrimi'nden haber almak için!


Kaynak: Axis 2000