+ Konu Cevapla
1 den 4´e kadar. Toplam 4 Sayfa bulundu

Halk Hikayeleri nedir? Halk Hikayeleri Anlamı, Halk Hikayeleri Tanımı, Hakkında

 Edebi Yazilar Katagorisinde ve  Edebiyat Forumunda Bulunan  Halk Hikayeleri nedir? Halk Hikayeleri Anlamı, Halk Hikayeleri Tanımı, Hakkında Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Halk Hikayeleri nedir? Halk Hikayeleri Anlamı, Halk Hikayeleri Tanımı, Hakkında Halk Hikayeleri Tanımı Hikaye türünün en eski örnekleri olan ve ...

  1. #1
    Webmaster ? Misafir Baktabul'un Çılgını Misafir Baktabul'un Çılgını Misafir Baktabul'un Çılgını Misafir Baktabul'un Çılgını Misafir Baktabul'un Çılgını Misafir Baktabul'un Çılgını Misafir Baktabul'un Çılgını Misafir Baktabul'un Çılgını Misafir Baktabul'un Çılgını Misafir Baktabul'un Çılgını Misafir Baktabul'un Çılgını Misafir - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu Yer
    Misafir
    Mesajlar
    2.665
    Blog Yazıları
    3
    Tecrübe Puanı
    102182712

    Tanımlı Halk Hikayeleri nedir? Halk Hikayeleri Anlamı, Halk Hikayeleri Tanımı, Hakkında





    Halk Hikayeleri nedir? Halk Hikayeleri Anlamı, Halk Hikayeleri Tanımı, Hakkında
    Halk Hikayeleri

    Tanımı
    Hikaye türünün en eski örnekleri olan ve destandan modern hikayeye geçişi sağlayan anonim eserlerdir. Başka bir tanım yapacak olursak Türk edebiyatı verimleri içinde 16.asırdan itibaren görülmeye başlanan genellikle aşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere karşı anlatılarak nesilden nesile intikal eden yer yer masal ve destan özellikleri gösteren hikayelerdir. (Albayrak Abdullah 1993)

    GENEL ÖZELLİKLERİ
    Türk edebiyatında bu özelliğe sahip ilk örnek Dede Korkut Hikayeleridir. Genellikle aşk konusunun işlendiği halk hikayelerinde zaman zaman kahramanlık konularıyla dini konuların işlendiği de görülmüştür. Nazım- nesir karışık olarak anlatılan bu hikayelerin gelişip yayılmasında saz şairlerinin önemli bir fonksiyonu vardır. Pertev Naili Boratav’ın ‘belki eskiden destanların üzerine almış yeni ve orijinal bir nevin mahsulleri diye nitelendirdiği hikayeler destanlardan; mutlaka tarihi bir vakaya dayanmaması nazım-nesir karışık oluşu ve zamanla nesir kısmının ağırlık kazanması şahısların ve olayların anlatımında takınılan gerçekçi tavır kahramanlıktan çok aşk maceralarına yer verilmesi destanlarda yer alan olaylar kesin bir sonla bitmediği halde halk hikayelerinde kesin bir sonun bulunmaması halk hikayelerinde söz konusu edilen olayların ve kişilerin oldukça azalması toplum karşısında anlatılmaları hikayedeki manzum kısımların genellikle saz eşliğinde dile getirilmesi değişik bir anlatılma üslup ve geleneğinin olması belli yerlerinde tekerleme adı verilen belli söz kalıplarının bulunması gibi hususlarda ayrılmaktadır.

    Ayrıca destanlar belli bir daire teşkil ederler. Hikayelerde özellikle aşk maceralarını işleyenlerde böyle bir daire söz konusu değildir. Hikayenin kahramanı aşık olur sevgilisine kavuşma yolunda çeşitli maceralara girer sonunda kavuşur veya kavuşamaz ama hikaye de orada biter. Destanlarda böyle kesin bir son mevcut değildir. Destanlara en yakın duran Köroğlu ve Dede Korkut Hikayeleri’nde böyle bir tesir görülmektedir.

    Halk hikayelerinde anlatılan ilişkiler toplum içi olup fertler ve tabakalar arasında cereyan eder. Hikayelerde olağanüstü özellikler epeyce azalmıştır. Halk hikayeleri Boratav’a göre destandan romana geçiştir. Hikayeler masallara göre oldukça uzundur. Özellikle koşma şeklinde söylenen şiirler duyguyu yoğunlaştırmaya yarar. Halk hikayeleri daha çok aşıklar tarafından kahvelerde düğün ve benzeri toplantılarda erkeklere hitap eder. Halk hikayelerinin destan döneminin kapanmasından sonra ortaya çıktığı kanaati yaygındır. Nitekim Türk edebiyatında halk hikayelerinin en eski örneği sayılan Dede Korkut Hikayeleri de destandan halk hikayeciliğine geçiş dönemi ürünü olarak kabul edilmektedir.10. yy’ dan itibaren halk hikayelerinin belki de destandan boşalan yeri doldurmak üzere ortaya çıktığı söylenebilir. (Koz M. Sabri 1981)

    Aşk ve kahramanlık konularının çokça işlendiği halk hikayelerinin gerçek hayat olaylarından ayrılan kendilerine göre bir mantık örgüsü vardır. Bu mantık idealist ölçüler göre şekillenmiş bir hayat anlayışını savunur. Bunun sonucu hikaye kahramanı idealist bir kişiliğe sahiptir. Son olarak şunu unutmamak gerekir ki; kendi içinde tutarlı bir mantığa dayanmak şartıyla halk hikayelerinde olmayacak şey yoktur. (Koz M. Sabri 1981)

    SOSYAL BİLGİLER AÇISINDAN ÖNEMİ
    Başta da dediğimiz gibi Sosyal Bilgiler her türlü bilgiden yararlanan ve bu bilgiler ışığında kendini geliştiren bir disiplindir. Sözlü ve yazılı materyaller bu konuda büyük bir katkı sağlamıştır. Sözlü ve yazılı edebiyat ürünlerinden birisi olan Halk hikayeleri Sosyal Bilgilerin disiplin olmasında büyük bir destek olmuştur. Sosyal Bilgiler dersinin işlenişinde hikayelerin özellikle de halk hikayelerinin dersin işlenişine etkisi büyüktür. Öğrencilerin dersi hikayeyle birlikte yürütmesi onların dersi daha kolay ve kalıcı şekilde anlamalarına olanak sağlar. Halk hikayelerinin konularının bir çoğunun da halkın yaşantısından halkın yaşadığı sorunlardan ve de olaylardan meydana geldiği için bu konuda halk hikayeleri Sosyal Bilgiler öğreniminde ve öğretiminde büyük bir yardımcıdır.

    SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETİMİ VE EDEBİYAT
    Demokratik bir toplumda Sosyal Bilgiler öğretiminin temel amacı bireylerde mantıklı ve doğru karar alma ve problem çözme becerisini geliştirmektir. Bireylerin bunları başarabilmesi için; bilgi edinebilmesi bilgiyi analitik olarak işleyebilmesi/kullanabilmesi inanç ve değerleri inceleyebilmesi ya da uygun tutum ve değer geliştirebilmesi ve nihayet etkin bir birey olarak sosyal problemlerin çözümüne aktif olarak katılabilmesi gerekir. Edebi ürünler ve diğer yazılı materyallerin işe koşulduğu öğretim durumlarında yaparak yaşayarak öğrenen ve bu süreçte arkadaşlarıyla birlikte araştırma raporları hazırlarken nihai kararı vermeden önce kendilerinde birden çok kaynağı kullanma bilinç ve becerisi gelişen öğrenciler sorumluluk sahibi birer yurttaş olarak sürdürecekleri gelecek yaşamlarında da bunları kullanabilecektir. Böylece onların demokratik bir toplumun her türlü dogmadan uzak eleştirel düşünebilen inanç ve değerleri inceleyip olumlu tutum ve değerler geliştirebilen uyumlu ve etkin bireyleri olmaları sağlanacaktır.

  2. #2
    Isınan Üye rabia2 Şu An Başarı Basamaklarında rabia2 Şu An Başarı Basamaklarında rabia2 Şu An Başarı Basamaklarında rabia2 Şu An Başarı Basamaklarında rabia2 Şu An Başarı Basamaklarında rabia2 Şu An Başarı Basamaklarında rabia2 - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    33
    Blog Yazıları
    1
    Tecrübe Puanı
    212

    Tanımlı Ce: Halk Hikayeleri nedir? Halk Hikayeleri Anlamı, Halk Hikayeleri Tanımı, Hakkında

    tşkler (:

  3. #3
    Kayıtsız
    Misafir

    ? Halk hİkayesİ

    Halk hİkayesİ İle İlgİlİ edebİyat odevİm war

  4. #4
    Onursal Üye cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2010
    Bulunduğu Yer
    Bilinmeyen yerden
    Mesajlar
    4.438
    Blog Yazıları
    740
    Tecrübe Puanı
    107374572

    Tanımlı Ce: Halk hİkayesİ

    3. Halk Edebiyatı Kavramı
    Halk edebiyatı kavramıyla nasıl bir edebiyatı anladığımızı açıklamak için öncelikle
    halk kavramının ne anlama geldiğini algılamak gerekir. İlkçağlarda halk, hükümdarlarla
    ona bağlı çevreler dışında kalan, henüz sınıflara ve tabakalara ayrılmamış
    geniş yığınlardır. Halk ortak bir dili konuşan, gelenek ve görenekleriyle ortak etkinliklerde
    buluşan; ortak şeylere gülüp ortak şeylere ağlayan; günlük yaşamındaki
    ekonomik ve sosyal düzeyle biribirinden çok farklı olmayan insanlar topluluğu olarak
    tanımlanabilir. Kuşkusuz böyle bir kavram ve böyle bir tanımlama, bu çerçevenin
    dışında da bir insan topluluğunun varlığını akla getiriyor. Öyledir de.
    İlkel toplumlar dediğimiz topluluğu oluşturan bütün bireylerin aynı yaşam biçimini
    sürdürdüğü; birlikte avlanıp avladığını birlikte yediği, birlikte ektiğini birlikte tükettiği;
    birlikte savaşıp elde ettiklerini birlikte paylaştıkları bir dönemden, üretim
    araçları, işbölümünün yaygınlaşması ve değişim araçlarının gelişmesiyle, üretimi
    kendi gereksinimi olduğu kadar başka birilerinin de isteği olduğu için, avladığını
    ya da ekip biçtiğini kendisine yetenden başka, yöneten ya da hakim olan için de ürettiği
    bir döneme geçerken, halkla halk olmayan ayrımı da belirmeye başlamıştır. Kaba
    hatlarıyla çizdiğimiz bu görüntü, Türk toplumunda da özellikle göçebe yaşamdan
    yerleşik yaşama geçmeyle belirginleşmeye başladı ve kentlerle birlikte soylu
    bir tabaka da oluştu. Özellikle İslamiyetle birlikte Türklerin düşünüş biçimi de değişmeye
    başladı, bu inancın gerekleri doğrultusunda yapılanmaya gidildi. ªehir ve
    kasabalarda kurulan medreseler, başlangıçta çok büyük bir kitle oluşturmasa da siyasal
    iktidar açısından etkin olan bir topluluk oluşturdu. Bu topluluk, İslam düşüncesiyle
    ilgili bilgi ve birikimlerinden dolayı farklı bir düzeyde olunca, geniş toplumsal
    kesimlerle bu kesim arasında ortak değerler azalmaya başladı. Üstünlük duygu-
    suna kapılan medreseliler, halkı "havas" ve "avam" diye ikiye ayırarak düşünsel olduğu
    kadar yaşama biçimi ve kültürüyle de farklılığın artık belirginleşmeye başladığını
    işaretlediler.
    Özellikle XV. yüzyıldan itibaren Osmanlı saray çevresine egemen olmaya başlayan
    Arap ve Fars aydınları beraberlerinde kendi kültürlerini de getirdiler. Türk toplumuna
    yabancı olan bu kültür, Osmanlı saray çevresi ile yöneticileri tarafından yeğlenince
    bu çevrede kabul gördü; ancak halk geleneksel duyarlığını, estetik ve sanatsal
    yeteneğini yitirmeksizin bir gereksinim olarak duyumsadığı ürünlerini üretmeyi
    sürdürdü. Bu, dil ve kültür ayrılığı, eğitim görmüş çelebiyi temsil eden Hacivat ile
    sağduyu sahibi anlayışlı halkı temsil eden Karagöz'ün nükteli konuşmalarında kolaylıkla
    görülür.
    Oluşan bu yeni "seçkinci" kesim, dili Arapça ve Farsça sözcüklerce kuşatılmış, içeriği
    yaratıcısının düşünde yorumladığı bir dünya olan ve hayat bulduğu sosyal-siyasal
    çevrenin yaşama biçimine denk düşen bir edebiyat, sanat yarattı. Divan ya da saray
    edebiyatı adıyla andığımız bu edebiyat, kuşkusuz bütün Osmanlı coğrafyasının
    öyle ya da böyle edebiyatı, sanatıdır. Ne var ki, bu edebiyat ve sanatta geniş bir
    toplum kesiminin yaşadıklarından uzak bir yaşama biçimi, estetik ve ideolojik anlayış
    vardır. İşte halk edebiyatı, bu geniş toplum kesimine uzak 'seçkinci' anlayışın
    karşısında, tarihsel ve toplumsal ortaklıklardan beslenen diliyle, içeriğiyle, zorlama
    etkenlerin olmadığı, en önemlisi de, yarattığı halkın ulusal özünü taşıyan edebiyattır.
    Avrupa'da 16. yüzyılda Rönesansın, 1789 yılında da Fransız Devriminin yaşanması
    yeni bir düşünce oluşturmuş, aydınlarda halk yaşamına karşı ilgi uyandırmıştır.
    Aynı zamanda bu süreçte Avrupa'da 'halk' ve 'ulus' kavramları günümüzdeki anlamıyla
    kullanılmaya başlanmıştır. Oysa, ekonomik ve siyasal sıkıntı içerisindeki Osmanlı
    böyle bir süreci yaşayamadı.
    'Halk Edebiyatı' kavramının dilimizde kullanılışı ise, yüzyılımızın başlarından daha
    eskiye gitmez. Elçin'in (1997) "halk edebiyatı kavramı" üzerinde dururken altını
    çizdiği gibi, Avrupa'nın akılcı ve teknik üstünlüğüne dayanan yeni uygarlığı
    karşısında bütün Türk dünyası ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu gerilemek, parçalanmak
    durumuna gelince, zaman içinde "siyasi Tanzimat" adını verdiğimiz bilinç
    doğdu. Bu bilincin ardından gelen "edebi Tanzimat" kuşağı 3 Kasım 1839'da
    ilan edilen Tanziman Fermanının yarattığı ortamda 1789 ilkelerini ve bu ilkelerle
    doyurulan fikirlerini gazeteyle, çeviri ve sanat yapıtları ile Türk halkına yaymaya
    başladılar. Şinasi'nin "Durûb-ı Emsâl-i Osmaniye"si, Ziya Paşa'nın "Şiir ve Inşâ"sı,
    Namık Kemal'in tiyatroları ve "Vatan" gibi makaleleri, mutlak rejimden meşrutiyete
    doğru giden yolda, aslında var olan "halk"ı ve "ulus"u Avrupalı bir görüşle arayan
    yapıtlardır.
    Folklor, Türkiye Türklerinde 1908'den sonra Türkçülük ve milliyetçilik hareketi
    içinde kendini gösterdi. Doğal olarak Türkiye'de halk edebiyatı kavramının dilimiz
    H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I 7
    A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
    ve düşüncemizdeki tarihsel derinliği bu tarihten daha öteye gitmez.
    Bugün bu kavramla biz, divan edebiyatı dışında kalan ortak ürünlerle: mani, türkü,
    ağıt, atalar sözü, destanlar, masallar, hikayeler, fıkralar, bilmeceler, ninniler, beddualar,
    vb gibi; söyleyeni belli saz ve tekke şiiri kapsamındaki ürünleri; köy orta oyunu
    dediğimiz temsilleri: Meddah, Karagöz ve Ortaoyunu'nu anlıyor, değerlendiriyoruz.
    4. Halk Edebiyatının Kaynakları
    Türk halk edebiyatı ürünlerini değişik kaynaklardan elde ediyoruz. Her ulus gibi
    Türk ulusununun da yazısı ve yazılı edebiyatı yokken, bugün edebiyat adı altında
    değerlendirdiğimiz ürünlerin görevlerini üzerine alan yaratmaları vardı. Bunlar
    çok uzunca bir süre sözlü kaynaklarla taşınageldiler. Bu ürünlerin yazıya geçirilmeleri
    aşağı-yukarı 7. yüzyıldır. Ağıtlar, kısaltılıp yoğunlaştırılarak mezar taşlarına;
    hakanların, ünlü kişilerin büyük işlerinin anlatıları ise anıtlara kazılarak halk yaşamının
    izleri halk edebiyatı ürünleriyle birlikte yazılı hale getirilmeye başlanmıştır.
    Bu bakımdan, halk edebiyatının kaynaklarına eğildiğimizde yazılı ve sözlü olmak
    üzere iki kaynak karşımıza çıkar.
    4.1. Sözlü Kaynaklar
    Halk edebiyatının masal, tekerleme, ninni, mani, fıkra, bilmece, atasözü, beddua,
    vb. gibi sözlü ürünlerinin çok büyük bir bölümü özellikle ileri yaşlardaki insanlarımızdan
    elde edilen ürünlerdir. Bu yaşlı insanlar, dedelerinden, ninelerinden ya da
    anne-baba ve o çevredeki yaşlı kimselerden duydukları bu ürünleri yeni bir kuşağa
    aktarmada önemli bir kaynaktır. Halkbilim ve halk edebiyatı araştırmacıları bu yaşlı
    kaynaklardan derledikleri metinleri yazılı hale getirerek halk edebiyatı kaynağını
    zenginleştirirler. Ayrıca çeşitli yörelerimizde, radyo, gazete ve televizyon gibi görsel-
    işitsel iletişim araçlarının yaygın olmadığı dönemlerde, halkın başlıca eğlence
    ve bir anlamda da eğitim kaynağı olan bu ürünler anlatıcı ve sorucularının, bugün
    sayıları giderek azalsa da, belleğinde yer etmiştir. Bu usta anlatıcıların yanı sıra halk
    ozanları, özellikle de saz şairleri sözlü halk edebiyatı ürünlerinin günümüze taşınmasında
    başlıca kaynaklardır.
    4.2. Yazılı Kaynaklar
    Halk edebiyatımızla ilgili yazılı kaynaklar oldukça çeşitlidir. ªöyle bir sıralayacak
    olursak bunların başlıcaları şunlardır:
    • Orhun Abideleri : Türk kültürü ve edebiyatıyla ilgili yazılı kaynakların en
    eskisini Türk gelenek ve adları konusunda bilgiler taşıyan ve 8. yüzyılda dikilen
    Orhun Abideleri oluşturmaktadır.
    H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I 8
    A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
    • Divânü Lûgati't -Türk: Kaşgarlı Mahmud tarafından 1072 tarihinde yazımı
    tamamlanan bu sözlük, Türk halk edebiyatının değişik türlerinden örnekler taşıması
    bakımından önemli bir kaynaktır.
    • Sûrnameler: Düğünlerden, şenliklerden, eğlencelerden, halk sporlarından
    sözeden çoğunlukla minyatürlü yazma yapıtlardır. Halk tiyatrosu, halk eğlenceleri
    yönünden zengin bilgi kaynaklarıdır.
    • Menâkıpnâmeler, vilâyetnâmeler: Halk kültüründe eren ve evliya gibi üstün
    bir değeri olan Sarı Saltuk, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Mevlana
    gibi kişilerin yaşamlarını anlatan yapıtlardır.
    • Falnâmeler: Gelecekten haber verme konusunda inanışları ve uygulamaları
    içine alan yazma yapıtlardır.
    • Mesnevîler: Halk hikayeleri, fıkraları yönünden çok zengin kaynaklardır. Divan
    şairlerinin halk hikayelerini mesnevi şeklinde işlemeleriyle oluşmuşlardır.
    Örneğin Mevlana'nın ünlü Mesnevisi, halk hikayeleri ve fıkralar bakımından
    çok zengin bir kaynaktır.
    • Cönkler : Halk edebiyatımızın en önemli yazılı kaynaklarını cönkler oluşturmaktadır.
    Birer defter olan cönkler alttan yukarıya doğru, uzunlamasına açılan
    ve okuma-yazma bilen bir halk edebiyatı gönüllüsü tarafından düzenlenmiş
    kaynaklardır. Cönkler tek bir halk edebiyatı türü üzerine düzenlenmemişlerdir;
    tam tersine destanlar, koşmalar, ağıtlar, türküler, atalar sözü, maniler, fıkralar,
    masallar gibi halk edebiyatı ürünleri bakımından oldukça zengin ürünleri
    birarada bulundurmaktadır. Bu bakımdan, bu kaynaklarda halk edebiyatının
    bütün ürünlerini bulmamız olasıdır.
    5. Halk Edebiyatının Özellikleri
    Türk halk edebiyatı ürünlerinin ortak özelliklerinin başında, anlaşılır bir Türkçeyle
    söylenmiş ya da yazılmış olmaları gelir. Halk edebiyatı ürünlerinin büyük bir bölümünü
    nazımla söylenmiş türkü, ağıt, ninni, mani, koşma, koçaklama vb. türler oluşturduğu
    için, bu türlerde başlıca ölçü hece ölçüsüdür.
    Özellikle 16. yüzyıldan sonra, kimi halk şairlerinin gerek ilişkide oldukları medrese
    kültürü ve çevresinin etkisi, gerekse divan şairlerine özenmelerinden kaynaklanan
    hece dışında ve ağdalı bir dille söyleme özellikleri görülmüştür. Fakat bu, halk edebiyatı
    ürünlerinin özellikleri sıralanırken temiz bir Türkçeyle söylenmiş olduklarının
    belirtilmesine engel değildir.
    Halk edebiyatı ürünlerinin dil ve biçim dışında bir diğer özelliği ise büyük bir bölümünün
    bireysel değil imece usulüyle yaratılmalarıdır. Bu imece usulüyle yaratım,
    kimi adlara ait gösterilen şiirlerde de böyledir. Bir şiirin, bir masalın, bir türkünün,
    bir fıkranın birden çok söyleniş şeklinin olması da bu ortak yaratma niteliğinden ileri
    gelmektedir. Bugün Karacaoglan, Pir Sultan, Yunus Emre gibi adı belli halk ozanlarımıza
    ait şiirlerin bile birden çok söyleniş şekilleri vardır. Bu ozanlarımız etrafında
    bir Karacaoglan şiirinden çok Karacaoglan şiir gelenegi ya da Pir Sultan şiir gelenegi
    H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I 9
    A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
    vurgulamasının yapılması da bu gerçeklikten ileri gelmektedir. Yani, halk benimsediği,
    kendi duygu ve düşüncesiyle bütünleştirdiği ürünlere yenilerini eklerken, ona
    gönlünde yer etmiş bu adlardan birini yakıştırmaktan kaçınmamıştır.
    6. Edebiyatın İçinde Halk Edebiyatının Yeri
    Bütün ulusların edebiyatlarında olduğu gibi, Türk edebiyatında da halk edebiyatı
    geleneğinden sürekli yararlanılmaktadır. Bunun tersini düşünmek doğru olmaz.
    Çünkü bugün bile, insanın çocukluğunda tanıştığı ilk edebiyat ürünleri ninni, tekerleme,
    masal gibi halk geleneğine dayalı ürünlerdir. Böyle bir gelenek içerisinde
    yetişen sanatçı, çok aykırı bir yapıt sunsa da, düşünsel dünyasının derinliklerindeki
    bu birikimlerin izleriyle tanışıklığını hiç bir zaman yok sayamayacaktır.
    Bu kaçınılmaz gerçeğe daha bilinçli bir biçimde yaklaşarak iletmek istediği düşünsel
    ve estetik iletileri halkbilim ve halk edebiyatı ürünlerinden özellikle yararlanarak
    okuyucusuna ulaştıran sanatçılar da vardır. İngiltere'de Macperson'un ve
    Percy'nin İngiliz halk türkülerini örnek alarak geliştirdikleri edebiyat dili, Almanya'da
    Klopstock ve Herder'in epik şiirden ve halk türkülerinden yararlanarak geliştirdikleri
    edebiyat geleneği, klasik edebiyatın sıkı kaidelerinin kırılmasına ve ulusal
    bir edebiyatın yaratılmasına yol açmıştır. Puşkin'in Rus edebiyat dilini yaratmada
    halk edebiyatından ne büyük yardımlar gördüğü bilinen bir gerçektir. Puşkin,
    dadısı Rodionovna'dan, ta çocukluğunda dinlediği masallar için "bunların her biri
    bir şiirdi", atasözleri için ise "dilimizin altın madeni" demektedir. Puşkin'den sonra
    gelen büyük Rus yazalarının hepsi, Lermontof, Gogol, Turgenyev, Tolstoy ve Dostoyevski
    "halkın ruhu ile kaynaşmanın" yolunu Puşkin'in açtığı gelenekten öğrenmiştir.
    Ülkemiz edebiyatında, halk edebiyatı ürünlerinin konu, biçim ve biçeminden yararlanarak
    özleri sağlam, dili ve anlatımı güçlü yapıtlar veren sanatçılarımızın içerisinde
    Ömer Seyfettin, Ahmet Rasim, Ahmet Mithat Efendi, Hüseyin Rahmi Gürpınar
    adları akla ilk gelenlerdir.
    Günümüz edebiyatçıları içerisinde sadece ülkemizde değil, dünyanın bütün ülkelerinde
    işlediği temalar kadar işleyiş biçimi bakımından da örnek gösterilen Yaşar
    Kemal, özgünlüğünü destan ve halk hikayeciliği geleneğinden yararlanarak var
    etmiştir. Yaşar Kemal'in Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf , Yılanı Öldürseler,
    Ince Memed, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu, vb. romanları halk edebiyatının
    zengin dil birikimini yansıtmaktadır. Ayrıca sözlü kültürde var olan Karacaoğlan,
    Köroğlu, Ala Geyik efsanelerini derleyerek yazdığı Üç Anadolu Efsanesi halk
    edebiyatının çağdaş edebiyat içerisindeki yerini göstermesi bakımından önemli yapıtlardır.
    Bu listeye yine Yaşar Kemal'in yapıtlarından Agrı Dagı Efsanesi'ni, Filler
    Sultanı ile Küçük Karınca'yı da eklemek gerekir.
    Halk edebiyatı geleneği ve halkbiliminden edebiyatımızda sadece Yaşar Kemal bu
    denli yararlanmamıştır. Çağdaş Türk edebiyatı içerisinde önemli yerleri olan Nazım
    H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I 10
    Hikmet'in Sevdalı Bulut, Şeyh Bedrettin Destanı, Ferhat Ile Şirin, Yusuf ile Menofis
    adlı yapıtları, Sabahattin Ali'nin Hasan Boguldu adlı öyküsü, Samim Kocagöz'ün
    kimi öykü ve romanları, Aziz Nesin ve Muzaffer Izgü'nün birçok gülmece öyküsünde
    halk edebiyatının zengin örneklerinden yararlanılmıştır. Ahmed Arif, Enver Gökçe,
    Necip Fazıl Kısakürek, Bekir Yıldız, Ümit Kaftancıoglu, Niyazi Akıncıoglu, Kemal Tahir,
    Bedri Rahmi Eyüpoglu, Ali Kemal Gözükara, Osman Şahin, Kemal Bilbaşar, Abbas Sayar,
    Onat Kutlar, Necati Cumalı, Abdülkadir Bulut, Hasan Hüseyin, Gülten Akın ve daha
    genç kuşaktan Murathan Mungan, Ömer Civano, Müslüm Çelik gibi şair ve yazarlarımızın
    yapıtlarında da bu geleneğin belirgin izleri vardır.

    ----------------------------------------------

    LEYLÂ ile MECNÛN
    Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur.
    Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır.
    Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen
    bu macerayı Leyla'nın annesi öğrenir.
    Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez.
    Kays okulda Leyla' yı göremeyince üzüntüden çılgına döner,
    başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar.

    Mecnun' un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla'yı isterse de Mecnun
    (deli, çılgın) oldu diye Leyla' yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun' u çölde bulur.
    Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve
    mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ' yı tanımaz.
    Babası Mecnûn' u iyileşmesi için Kâbe' ye götürür.
    Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn,
    kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder:

    "Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
    Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni."

    Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar.
    Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir.

    Bir zaman sonra âilesi, Leylâ' yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir.
    Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de
    mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm' ı vuslatından uzak tutmayı başarır.

    Mecnûn, çölde, Leylâ' nın evlendiğini arkadaşı Zeyd' den işitince çok üzülür.
    Leylâ' ya acı bir sitem mektubu gönderir.
    Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn' a anlatır.
    Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder.

    Bir müddet sonra Mecnûn' un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner.
    Bir çok tereddütten sonra her şeyi göze alarak, Mecnûn' u çölde aramaya başlar.
    Fakat Mecnûn, dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ'nın
    maddî varlığını unutmuştur. Leylâ, çölde Mecnûn' u bulduğu hâlde, Mecnûn onu tanımaz.
    Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp yataklara düşer.
    Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn, Leylâ' nın ölüm haberini öğrenir.
    Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler;

    "Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez
    Cânânsuz cihân gerekmez."

    Der, kabri kucaklayarak ölür.

    Bir müddet sonra Mecnûn' un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında,
    Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür.
    Bunlar kimdir? diye sorunca, derler ki:
    "Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ' dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri,
    aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular."
    -----------------------------------------------------
    Aslan, Kurt ve Tilki
    [FONT='Tahoma','sans-serif']Vaktiyle,bir aslan,bir kurt ve bir tilki arkadaş olmuşlar.Karınları acıktığından ava çıkmışlar.Av sonunda bir öküz,bir koyun bir de tavşan yakalamışlar. Avlarını bir araya getirdikten sonra aslan kurda dönerek:
    -Şu taksimatı yapta paylarımızı alalım demiş.
    Kurt:
    -Öküz zaten sizin.Koyun benim,tavşan da tilkinin demiş.Aslan buna çok kızmış,kurda bir pençe vurduğu gibi onu uçuruma yuvarlamış.Bu sefer tilkiye dönerek:
    -Şu taksimatı bir de sen yapta görelim demiş.Kurnaz tilki hemen yanıtını yapıştırmış:
    -Öküz sizin akşam yemeğiniz, koyun öğle yemeğiniz,tavşan da sabah kahvaltınız.Aslan, kıs kıs gülmüş,tilkiye sen bu fikri nerde öğrendin? demiş.
    Tilki:
    - Uçuruma giden arkadaştan yanıtını vermiş...
    Böyle İşte !!!

    izafetcom alinti

+ Konu Cevapla

Benzer Konular

  1. halk hikayeleri ve mesnevi hakında bilgi
    By Kayıtsız in forum Sorun Cevaplayalım
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 04-07-2011, 16:53
  2. Halk hikayeleri ve mesnevileri hakkinda genel bilgi
    By Kayıtsız in forum Sorun Cevaplayalım
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 02-28-2011, 20:59
  3. Memleket Hikayeleri-Refik Halit Karay-Memleket Hikayeleri Kitap Özeti
    By forum_meleği in forum Kitap Özetleri ve dergi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-22-2009, 21:10
  4. Tarih Hikayeleri , Tarih Hikayeleri Hakkında
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 08-15-2008, 04:23
  5. Türk Halk Müziğinin Tarihi Gelişimi , Türk Halk Müziği Hakkında
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07-31-2008, 00:15

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375