Kiralık Konak Yakup Kadri'nin Yaban'dan sonra en çok baskı sayısına ulaşan
romanı olmasına karşın 60'lı yıllara dek eleştirmenlerden gerekli ilgiyi
görmemiştir. Gerçi yayımlandığı yıldan başlayarak gerek Yakup Kadri'nin,
gerekse Türk edebiyatının en önemli romanlarından biri sayılmıştır; ama bu
yargı edebiyat tarihlerinde, Türk romanını konu alan incelemelerde
kalıplaşmış sözcüklerle yinelenegelmiş, salt Kiralık Konakı konu edinen
eleştiri ya da inceleme yazıları hemen hiç yayımlanmamıştır. Kanımca romanın
içeriğine ve o yılların eleştiri anlayışının yetersizliğine bağlanabilir bu.
Nur Baba'nın aynı yıl yayımlanmış olması ve uyandırdığı tepkiyle Kiralık
Konakı ikinci plana ittiği de düşünülebilir. Ama dönemin koşulları ve o
döneme egemen dünya görüşü gözönüne alınırsa asıl nedenin içerikten
kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz. Sonraki baskılarda da durum
değişmemiştir çünkü.

Değişemezdi de. Kurtuluşu Batılılaşmakta arayan aydın kadroların, önceki
örneklerde olduğu gibi Batıya öykünen züppe tipini yüzeysel biçimde
yansıtmakla yetinmeyip sorunu toplumsal bir olgu olarak gündeme getiren
romanı nesnel bir tutumla değerlendirmeleri beklenemezdi. Üstelik böylesi bir
eleştiri anlayışından da yoksundular. Osmanlı yanlıları ise, Batılılaşmanın
yarattığı yozlaşmayı işlemekle birlikte, buna koşut olarak Osmanlılığın
çağdışı kalışını, gücünü monarşiden alan bir sınıfta çöküşünü anlatan romanı
benimseyemezlerdi. Ama her iki grup da romanın değerini yadsıyamadı, bunu
belirli sözcükleri yineleyerek kısaca belirtmekle yetindi. Bu nedenle hemen
hemen ilk sayabileceğimiz eleştirel değerlendirmelerin 1960'tan sonra gelişi
şaşırtıcı sayılmamalı.

Şimdi, romana bakışı ve değerlendirme biçimi nesnelliğin ötesinde bir
tutumu sergileyen İsmail Habib Sevük'ten örnek bir alıntı yaptıktan sonra bu
değerlendirmelere geçelim:

Kiralık Konak, dışa bakan Yakup'la içe bakan Yakup'un çarpıştığı bir
eserdir. Bu romanda dışta sendeleyen zaaf ile içte kudretleşen kıymet
bocalayıp duruyor. Eşhası, bariz ve tek vasıf üzerinde tutamıyoruz. Seniha
seven bir ihtirasken adi bir aşüfte oluyor. Acıyalım derken iğreniyoruz. Faik,
bir şey olacakken gammaz bir serseriye dönmüştür. Hassas, olgun ruhlu ve
nihayet kahraman gösterilmek istenmesine rağmen Hakkı Celis de hep tuhaf,
gülünç, beceriksiz bir çocuk olmaktan ileriye geçemiyor. Müellif, eşhası
döndürüp durmaktadır. Bazan bir beyazlık, bir leke; şimdi bir tümsek, şimdi
bir çukur görüyoruz. Neticede hepsi birbirine karışıyor; romanın kahramanları
silik ve uzak eriyip gidiyorlar. Eserde yer yer Erenlerin Bağında saklanan
Yakup'un sesi ve çehresi meydana çıkıyor. Fakat romanın aksak afakiliği
üstünde enfüsi parçalar da yerini yadırgamış birer yama gibi kalmaktadırlar.
(Tanzimattan Beri Edebiyat Tarihi, c. 1, 6'ncı bas., 1944)

Kiralık Konak, yazarın kafasında aşağı yukarı on yıllık bir oluş devresi
geçirmiş, bu oluşun zaman zaman belirtilerini vermiş, nihayet 1920'de
doğmuştur. Anlaşılıyor ki roman bu yıllar boyunca bir fikir ve kanaat
etrafında gelişmiş ve yazılmadan önce bir oluş devresi yaşamıştır. Romanın
temi, Osmanlı deyletinde, garbın çeşitli tesirleriyle, nesiller arasında
fikir, his ve dünya görüşü bakımından meydana gelen ayrılıklar ve bu yüzden
ailenin çüzülüşüdür. Cemiyetin tarihi gelişmesine ve devrin hayatına uyan bu
müşahade köklü ve sağlam görünüyor. Romanın zaman içindeki devamı 1906'dan
1918'e kadardır. (s. 113-114)

Yakup Kadri'nin romanlarında önce kişilerin, sonra bu kişiler arasından
kurulan ilginin ve gelişen entrikin birbirini izlediği bir planın sözkonusu
olduğunu belirten Akı, yazarın roman planına örnek olmak üzere Kiralık
Konak'ın planını çıkarır. İlk üç bölüm Takdim Sahnesidir. IV-X'uncu
bölümleri Hadiselerin Örülüşü başlığı altında topladıktan sonra Şu yargıyı
verir:

Bu bölümlerde görülen muhtelif meseleler üzerinde şahısların görüş ayrılığı
entriğin esasını teşkil eder. Her bölüm bu müteaddi safhasında ton
kreşandodur.

XI-XVII'inci bölümler ise çözülüş biçiminde nitelenir.

Bu bölümde şahıslar teşebbüsü kaybetmiş, kaderin eline düşmüşler.
Hadiseler, sebeplere uygun neticelere giderler. Romanda Hakkı Celis ölür;
Seniha moral düşüş yolundadır. Naim Efendi anlamadığı ve kendisini anlamayan
bir dünyada hayatını tamamlayacaktır.

Yeri gelmişken Kiralık Konak'ın iki sembolünü işaret edelim: Tanzimat
devrinin duygu, zevk ve düşünüş tarzının, kısaca, kendine mahsus hayat
anlayışının mahsulü olarak bir sosyal müessese halinde doğan konak, devrin
değişmesi ve büyük hadiselerin sarsıntısiyle nihayet bir apartman dairesi
hayatında sona erer. Konak mensupları ise, eski terbiyeyi tam manasiyle almış
yekpare psikolojiye sahip olanlar hariç, Birinci Cihan Savaşı yıllarının
kozmopolit sofrasını kurarlar: Roman, bir devrin maddi ve manevi düşüşünü
Konak ve Sofra gibi iki sembolde hulasa eder. (s. 153-155)

Daha sonra Akı, Madam Bovary ile Kiralık Konak arasındaki ilişkiye değinir:
Kiralık Konak'ta şöyle bir pasaj vardır: Hakkı Celis, Seniha'nın bir zamanlar
hakikatte mevcut olduğundan şüpheye düştü; bu kız, genç adam için kitaplarda
tanıdığı hayali kızlardan biri gibiydi; muhayyilesinde Desdemona'ların,
Juliette'lerin, Virginie'lerin ve Madame Bovary'lerin arasına karıştı.
Diğerleri değil ama Seniha'nın Madame Bovary'ye ve Madame Bovary'deki
entriğin Kiralık Konak'a karıştığı aşikardır. Bu karışma Emma ile Seniha'nın
ve entriğin bazı benzerlikleriyle açıklanabilir.

Emma ile Seniha arasındaki benzerlik iki romandan yapılan alıntilarla
kanıtlandıktan sonra bu düşünceler sıralanır:

Emma Bovary ile Seniha arasındaki yakınlıklar gösteriyor ki her ikisi de
declasse olmanın ıstırabı içindedir. Yerlerini yadırgayan, bulundukları
yerden memnun olmayarak başka yerlerin hasretini çeken, saadeti oralarda
arayan bu tipler dıştan gelen tesirlerin kurbanıdırlar. Madame Bovary'nin
tesiri Yakup Kadri'nin Kiralık Konak'ını çok aşar; onun bütün şehirli kadın
tiplerinde bir parça Emma'yı bulmak mümkündür.

Her iki roman arasında bu iki tipin benzerliğinden başka entrik münasebeti
de vardır. Romanların her ikisinde de kadın kahramanlar para sıkıntısı
duyarlar; her iki eserde de bir kadına karşı iki erkek vardır:
Biri (Rodolphe -Faik) pişkin; diğeri (Leon -Hakkı Celis) toy; Hakkı'nın ve
Leon'un sevgileri birbirine benzer, Rodolphe Emma ile ilk defa göl kenarında
sevişir; Seniha ile Faik de deniz kenarında sevişirler. Her iki romanda da
sevgi tabiatın kucağında tutuşur; Emma Leon'dan ve Rodolphe'ten para ister;
Faik Seniha'dan para ister.

Emma ölünce, kocası Charles, Emma'nın aşığı Rodolphe'a hiç kızmaz, bilakis
ahbab olur; Seniha Avrupa'ya kaçınca iki rakip, Faik'le Hakkı Celis dert
ortağı olurlar. Romanın birinde kadın (Emma) ölür; diğerinde
erkek (Hakkı Celis) ölür. Emına ve Seniha önceleri gayelerine ulaşmak için
ellerinden geleni yaparlar; lakin hadiselerin insafsızlığı yüzünden
mukavemetleri kırılır; yenilgiyi kabul edip kendilerini bırakırlar.

Flaubert Emma'nın okuduğu eserlerden bahsettiği sayfalarda zımnen
romantizmi hicveder. Yakup Kadri ise Hakkı Celis'in ağzından Edebiyat-ı
Cedide'ye, Fecr-i Ati'ye, hece veznine hücum eder.

Yukarıda gösterdiğimiz yakınlıklar Kiralık Konak üzerinde Madome Bovary'nin
ve Yakup Kadri'nin sanatında Flaubert'in tesirine bir delildir. Yeri
gelmişken Germinie Lacerteux (Goncourt Kardeşler'in) ile Kiralık Konak'ta
rastladığımız ufak bir benzerliği, bir vakitler yaşamış, ölmüş, fotoğrafta
insanlarla onların mizaç ve beden hususiyetlerini devam ettiren hayatta
insanların münasebetine dair bir noktayı işaret edelim. (Yakup Kadri
Karaosmanoğlu, s. 186-187, 1930)

Fethi Naci, Yakup Kadri'nin romanları arasında en çok 'Kiralık Konakı
beğendiğini söyler ve bunu toplumsal gerçekliğin kişilere indirgenerek roman
düzeni içinde verilebilmiş olmasına bağlar:

Yakup Kadri, romanlarında tipik bir devri, bir çevreyi anlatmak isteyen bir
romancıdır. Bunu gerçekleştirebilmek için edebiyat bilgisinin dışında başka
bilgilerin de gerekli olduğunu bilir. Düşünen, araştıran yanı çok kuvvetli
bir iki romancımızdan biridir Yakup Kadri; kendini anılarına, yaşantılarına
bırakmakla yetinmez.

Kiralık Konak'da da çok önemli bir tarihsel devreyi ele almış; üç ayrı
kuşağın aracılığıyla bu geçit devresini anlatıyor. Üç ayrı cildi
doldurabilecek şeyleri tek cilde sığdırmanın doğurduğu aksamalara rağmen
Kiralık Konak önemini uzun bir süre sürdürecek bir roman, bence. Yakup
Kadri'nin, bütün romanlarında görülen düşünen aydın yanı romancılığıyla en
uyumlu bileşime Kiralık Konak'da varmış; anlattığı toplumsal gerçekliği
kişilere indirgeyerek roman düzeni içinde verebilmiş.

... Konağın dağılıp satılığa çıkarılmasıyla biten roman, bir zümrenin
çöküntüsünün üç kuşaklık hikayesidir. O kadar necabet ve selabetle başlayan
o büyük Tanzimat cereyanı döne dolaşa, nihayet İstanbul'un ortasında Seniha
gibi bir kadınla, Faik Bey gibi bir erkek örneği bırakıp geçmişti. Türk
dehasının yaptığı, bu son medeniyet tecrübesi de gelmiş ve gelecek nesillere
acı bir imtihan olmaktan başka bir şeye yaramamıştı. Hakkı Celis kendi
kendine diyordu ki: Naim Efendinin hıçkırıklarıyla Seniha'nın
kahkahalarındaki mana bir değil mi? (3. bas. s. 131). Kiracıların konak için
söyledikleri ilgi çekicidir: Aman burası ne bakımsız, ne pis!. Ne soğuk,
ne kasvetli ev! Konağı yeni insanlar devralacaktır. Ama, nedense, Yakup
Kadri bunu toplumsal bir oluş olarak göstermiyor. Oysa Çehov, Vişne
Bahçesi'nin sonunda, uzaktan uzağa gelen balta sesleriyle bunu pek güzel
belirtmişti.

... Romanda olumlu bir gelişim gösteren tek kişi Hakkı Celis'tir.Benim
için hiçbir şey geriye dönmekten daha elim değildir, der. O çürüyen çevre
içinde birtakım gerçeklere yaklaşan tek kişi Hakkı Celis'tir: Onun için
şimdi, geride kalan alem, Senihalardan, Faik Beylerden, Naim Efendilerden,
Sekine Hanımlardan müteşekkil olan karışık, mayasız ve çürümüş alemdi. Evet,
romanda olumlu bir değişim gösteren bir Hakkı Celis vardı; romanın sonunda
Yakup Kadri onu da öldürdü. Böylece o zümreden işe yarar tek adam kalmamış
oluyor. Bu son yargının tarihsel bakımdan doğruluğu tartışılabilir; ama bu,
romanın gücünden bir şey eksiltmiyor.
(1960, On Türk Romanı'ndan, s. 29-31, 1971).

Rauf Mutluay, Naim Efendiyi odak aldığı yazısında (Yeni Ufuklar,
s. 203-204), romanındaki tarihsel dönemi saptayarak 1908 hareketini eleştiren
yazarların geçmişini yücelten tutumlarını sergiler. Özellikle Samiha
Ayverdi'nin İbrahim Efendi Konağı üzerinde duracak tutucu görüşleri
belirlemek amacı taşıyan alentılarla Meşrutiyet i İstanbul Medeniyetine
son vermekle suçlayanların yanılgısına değinir. Mutluay'a göre bir yıkılışın
son aşamasında Batı dünyasının lordluk malikanelerine özenen İstanbul
kapıkulluğunun kendi sömürü birikintisini 'İstanbul medeniyeti' sanması
yanlıştır ve bu tür 1908 eleştirisinin altında Atatürk kurtuluşunun
köklerine saldırmak amacı yatmakta, Osmanlı nitelikleri her fırsatta
yüceltilerek, geleneklerimizi yitirmeye sebep olmakla suçlanan devrimler
uyanışı yargılanmaktadır.

Mutluay'in Yakup Kadri'yi ve 'Kiralık Konakı hangi kefeye koyduğu yazıda
açık seçik belirmiyor. Şiirimizde, romanımızda görünen 1908 eleştirisinin
yukarıdaki biçimde değerlendirilişinde genellemeye gidildiği için Yakup
Kadri'nin de aynı kefeye konulduğu düşüncesine varmak doğal. Ama romanda
toplumsal bir gerçekliğin yansıtıldığını anlatmayı amaçlayan şu satırlar da
tersini düşündürtüyor:

Naim Efendi, konağın ölümüdür: Yüksek memur zenginliğinin; kapıkulu
bereketinin; fütuhat yüzyıllarından sonra maaş darlığına düş müş Babıali
azınlığının, dış borçlar komisyonculuğu ve rüşvet ikramiyeleriyle yeniden
rahat israflara olanak bulan payitaht keyfiliğindeki son dönemin ölümü.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu'da, bir konağın çatısı altında üç kuşağın hayat
ve ölçülerine eğilmiştir. Bu ailelerin tel tel çözülüşü, dağılışı, kopuşu;
meşrutiyet sonrasının karışık beğeniler çatışmasında kuşakların birbirinden
kesinlikle ayrılışı Kiralık Konak'ın (1922) sağlam örgüsünü verir. Bu az
kişilikli ilk roman, Karaosmanoğlu ustalığının olgun toplum dikkatinden
doğar. O sağlam konağın toprağa kök salmış gibi sürekli görünen yaşaması,
birkaç yılın sonunda bir içki sofrasının züppelik özentilerinde kökünden
ayrılır. Naima okuyan Naim Efendi suskun ve yenik yalnızlığı içindeyken,
kendini Çanakkale Şehitliğine adayan Hakkı Celis coşkusuyla Seniha düşüşü,
ayrı yönlere doğrulmuş yeni kuşakların kaderlerini özetler. Naim Efendi, ölü
konağın yalnızlık nöbetinde bütün umutlarını, bağlarını, değerlerini yitirmiş
sonsuz bir yorgunluktadır. Sanırım en az bir yüzyıl boyu yaşlı insanlarımızın
dramı hep bu düğümle sonuçlanır.

Romanın ilk cümlelerini alıntılayan Rauf Mutluay şöyle sürdürür:

Naim Efendinin hüzünlü serüveni, kahramanı olduğu kitabın adından başlar:
Bir konak kiralık olabilir mi hiç, konak oldukça? Ya padişah cebinden, ya
devlet kasasından akıp gelen hesapsız zenginliklerle bu yirmi, otuz, kırk
odalı selamlık-harem karışıklığında birikmiş nice insanı besleyen keyif
harcanışına sahip çıkacak hangi yeni müşteri vardır? Aslında kitap, daha ilk
satırlarıyla, değişen düzenin yarattığı üst kat bunalımından ustalıkla haber
vermekle başlar.

... Bu ilk cümleler bile Naim Efendinin namusunu, dürüstlüğünü, sonraki
aşamalarda hep suçlanacak olan iffetli Abdülhamit nazırlığını temize çıkarmak
için söylenmiş gibidir. Gerçekten Naim Efendi konağı, dağılıp yıkılışına hiç
karşı koymamakla, kayıtsız bir seyirci kalmakla nitelenebilir. Yazar, o kadar
gerilerde sakladığı baş kahramanının acıklı yalnızlığını, kuşaklar arası
anlaşmazlıklardan doğan o iyileştirilmez hastalığını, bu sonucu gerektiren
bütün nedenlerle besleyip yoğunlaştırmaya çalışır.

... Seniha'nın Avrupa kaçışlarıyla Servet Beyin alafrangalık
züppeliklerinden yaralanan Naim Efendi ne kadar dirense boşunadır. Bu çözülüş,
ta Tanzimat romanının ilk örneklerinden başlayarak bize anlatılmıştır. Ali
Bey'in İntibahsız konağı (Namık Kemal), Bihruz Bey'in ana harçlığını biraz
daha fazla koparabilmek için sık sık satacağından söz ettiği Baba yurdu
(Araba Sevdası), Asaf Paşa'nın ancak zengin bir izdivaçla ayakta durabilecek
Moda israfi (Sergüzeşt), Felatun Bey'in bırakıp gittiği Cihangir evi (Felatun
Beyle Rakım Efendi), Dehri Efendi'nin (Mürebbiye), Meftun Bey'in (Şıpsevdi),
Adnan Bey'in, Şeyh Salih'in (Turfanda mı Turfa mı),
Hüsnü Paşa'nın (Sinekli Bakkal)... konakları sonunda Ayaşlının kira
odalarında sığınacak devlet kullarının son miras savrukluklarıdır. Kimi
satılarak, kimi kiralanarak, çoğu yıkılarak ömürlerini bitirecek bu Tanzimat
ve nihayet Abdülhamit dönemi yaratıkları 20'inci yüzyıl başında bütün
ömürlerini tamamlarlar.

Selim İleri romanı değişik açılardan irdelemeyi amaçlayan dört ayrı
yazısından ilkinde (Yeni Ufuklar, s. 257) Kiralık Konakın edebiyatımızda
bir dönem açtığını belirterek bunun nedenlerini şöyle açıklar:

Kiralık Konak, Yakup Kadri'nin en başarılı yapıtlarından biri. Tek başına
Kiralık Konak'ın edebiyatımızda bir dönem açtığını ileri sürebiliriz. Yakup
Kadri ilk romanında Servet-i Fünun romancılarını aşar. Halit Ziya'nın
gerçekçi olma çabası, dil açısından da, ruhsal çözümlemelerde de sürekli
tozarmıştır. Tozanlarına ayrılmış bu yapay gerçekçiliği Kiralık Konak'ın
bütünlediğini, yapaylıktan kurtardığını belirtmeli... Hele Mehmet Rauf ve
benzeri yazarlarla karşılaştırıldığında Yakup Kadri romanının getirdiği
zenginlik ortaya çıkar.

Kiralık Konak'ta Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş dönemindeki toplumsal
yapısı, çöküşü hazırlayan toplumsal nedenler dile getirilir. Sorunları
olayları kişiler çevresinde irdeleyen; dolayısıyla kişisellikten, kişisel
serüvenlerden bir türlü kurtulamayan Servet-i Fünun romanı büyük açılımı
Yakup Kadri'de bulur. Milli Edebiyat Akımı'nın başarısı da bu olsa gerek.

Roman kişilerini tanıtarak düşüncelerini temellendiren İleri Yakup
Kadri'nin tutumuna değinir:

Yakup Kadri, eskiyen ahlak değerleri karşısında Naim Efendi gibi üzülmez,
kaybolmuş bir yaşamın özlemini çekmez. Kuşkuculuğuna karşın, geleceğe yönelik
bir dünya görüşünü savunur. Bu ilginç, kendine özgü, zaman zaman ülkücü,
zaman zaman maddeci dünya görüşünün ipuçlarına rastlarız Kiralık Konak'ta.

... Yakup Kadri ne eski savunucusudur, ne de köksüz yeniliklerden yanadır.
Türk romanında eleştirel gerçekliğin ilk ustaca kullanımıdır Kiralık Konak.

... Yazar acımasız eleştirileriyle toplum yaşamına yön vermeye çalışmış.
Gerek Servet-i Fünun dönemi, gerekse öbür Milli Edebiyat Akımı romanları
arasında Kiralık Konak apayrı bir odak noktasını oluşturuyor: Acımasız
bakış, iyimserlikten kaçınma.

Daha sonra Selim İleri, Hakkı Celis'le Mai ve Siyah'in Ahmet Cemil'ini
karşılaştırarak Servet-i Fünun kötümserliğinin, aydın umutsuzluğunun
aşıldığını belirtir, ikisi arasındaki ayrımın Yakup Kadri'nin bakış açısından
doğduğunu vurgulayarak romanın önemi üzerinde durur:

Ahmet Cemil'le Hakkı Celis arasındaki farklılaşma, Servet-i Fünun romanıyla
Kiralık Konak arasında da sürer gider. Yakup Kadri aydınların ağlatısal
yaşamlarına yüz vermemiş. Daha doğrusu aydınların sorumsuzluğunu,
bilinçsizliğini, işe yaramazlığı sergilemiş.

Savaş, Hakkı Celis'e yaşama olanağı tanımayacaktır. Bu savaş bile
simgeleşir Yakup Kadri'de. Türedi-varlıklı zümrelerin Hakkı Celis'i ölüme
nasıl sürükledikleri anlatılır. Kiralık Konak'ın büyük başarısı buradadır.
Romanın son epizodu olağanüstü güzelliklerle, inceliklerle örülüdür. Hakkı
Celis'le Çanakkale savaşı ya da tek başına savaş kavramı kurcalanır. Hakkı
Celis'in şehit düştüğü savaş kimlerin yararına sonuçlanmıştır? Savaşların
ardında yatan gerçek nedir? Yakup Kadri inanılmaz bir kurguyla, vurucu
görüntülerle soruları yanıtlar.

... Kiralık Konak'ın eleştirel gerçekliğinde Hakkı Celis'in geçici
yenilgisini, savaşın iç yüzünü, büyük şeker tüccarlarının sürüp gidecek gibi
görünen egemenliklerini kavrarız. Çok önsezili, çok ileri görüşlü bir
bakıştır bu... Yakup Kadri romanının, örnekse Kiralık Konak'ın niçin
eskimediğini anlamak istiyorsak yazarın düşüncelerini irdelemeliyiz.
Kavramları enine-boyuna tartmış, ölçüp biçmiş bir romancı Yakup Kadri.

Kiralık Konak çağına tanık olmuş bütün yapıtlar gibi günümüzü de
ilgilendiren bir roman.

Bir başka yazısında Selim heri (Yeni Ufuklar, s. 264) Kiralık Konak'ın
çeşitli sorunları içerdiğini belirterek, roman kişilerini irdelemeye girişir
ve Yakup Kadri'nin ruhsal çözümlemelerdeki başarısına değinir:

Seniha, bir bakıma, Türk romanında ilk bireyselleşme sayılabilir. Halit
Ziya'nın kişisel istemleri çerçevesinde, iyiyle kötü arasında gezinirken ve
toplumsal olgulardan yararlanmazken, Yakup Kadri, Seniha'yı toplumsal istemin
yönetimine terketmiş. Şunu söylemek istiyorum: Aşk-ı Memnu'da Bihter'i var
eden, temelde, kişiliğin yönsemeleridir. Kişilikten yola çıkmıştır. Halit
Ziya, romanının kurgusunda Bihter kimliğini yaratmaya karar vermiştir. Bihter,
romancının kafasında beliren ve yaşamla bağ kurmayan bir kimlik. İntihara
sürüklenirken hep zaaflarının tutsağı oluyor. Toplumsal koşullarla
belirlenmiyor Bihter. Oysa Seniha'nın iç kargaşasını hazırlayan başlıca
etken, içinde yaşadığı topluluk, o topluluğun yaşama biçimi, hayata bakış
tarzı. Dolayısıyla Seniha, romancının yaratım dünyasında çizilmiş biri değil.
Tersine çizilmek istenen, daha doğrusu ustaca çizilen topluluğun
bireylerinden.

... Yakup Kadri'nin insanı şaşırtan ruhsal çözümleme bilgisinden söz etmeli.
Seniha'nın konuşması, kısa yoldan gerçeğin soyutlanmış açılımlarını somuta
indirger. Bir-iki çizgiyle durumun anatomisine girişilir. (Türk romanında bu
soy çabalara pek rastlamıyoruz. Ya eritilmemiş, yapıta yedirilmemiş ruhsal
sarsıntılarla karşılaşıyor okur; ya da psikolojiyi, toplumsaldan kaynaklanan
ruh dünyasını hiçleyen yazarlarla...). Kiralık Konak'ta Naim Efendi'yi, Hakkı
Celis'i ve Seniha'yı olumlulukla olumsuzluk arasında götürüp getiren öge, bu
psikolojik çizgi sanımca. Psikolojinin inandırıcı olması da toplumsal
görünümden kopmamasıyla açıklanabilir.

... Kiralık Konak üç ayrı insanın gözünden görülmüş bir ortamı çiziyor.
Naim Efendi'nin erden Osmanlı dünyasıyla Hakkı Celis'in coşkun duygusallığı
ve Seniha'nın bireyselleşme çabası... (Selim İleri, Çağdaşlık Sorunları
adlı yapıtında (1978) Kiralık Konak incelemelerini geliştirir.)


... Seniha -Faik -Hakkı Celis üçgeni romanın yapısının iskeletidir.
Tedirgin, yerleşememiş bu insanlar topluluğunun ortak ruh hallerine karşılık
aradıkları nedenler, buldukları gerekçeler farkldır. Naim Efendiye göre bunun
nedeni bütün kurulu düzeni temellerinden sarsan inkılap rüzgarıydı.
Seniha'ya göre para ve çevreydi. Hakkı Celis'e göre ruh bayağılıkları.

Toplumsal rüzgarların savurduğu bu insanlar birer yaprak gibi uçuşuyorlar,
hiç toprağa düşmüyorlar. İçlerinde Hakkı Celis asker olup Çanakkale'ye
gidince, ülkesinin siyasal sorunlarına ilgi duymuş, böylece de bireyselden
toplumsala giden yolda emeklemeye başlamıştır.

Kiralık Konak'taki kahramanların ortak özelliklerinden biri de düşündükleri,
hayal ettikleri dünya ile gerçek yaşamları arasındaki bağlantısızlıktır.
Onlar için yaşamın her gerçeği birer beklenmeyen darbedir.

Naim Efendinin dışında herkes bir kaçışın, bir kurtuluşun ardına
düşmüşlerdir. Seniha ne demişti bir gün:

Siz zannediyor musunuz ki, ben ömrümün sonuna kadar böyle bir evde
kalacağım? Böyle bir memlekette, etrafimda böyle bir halkla? Toplumlarından,
çevrelerinden kopan insanın ruh halini yansıtır bu sözler.

... Seniha kaba çizgileriyle paranın ve zevkin ardında tükenen biri gibi
görünebilir. Oysa o da arayışların sürüklediği, toplum koşullarının
biçimlendirdiği bir insandır.

Kiralık Konak, çöken bir imparatorluğun, değişen bir ekonomik düzenin
romanını sunarken, unutulmayacak karakterler koymuştur ortaya. Belki de
bütün bu çöküşte hepsi de bilinçsiz birer oyuncudurlar.

Kiralık Konak, toplumumuzun bir dönemine ayna tutuyor.

Kiralık Konak toplumsal bir çözülüşün romanıdır. Değer yargılarının
altüst olduğu bir dönemi, kuşaklararası çatışmayı odak alarak anlatır Yakup
Kadri. Batı'ya öykünme ve bu öykünmenin yarattığı ikilik, yaşama biçiminin
değişmesi, insanlar arası ilişkilerdeki yozlaşma romanın çatısını oluşturur.
Roman kişileri bu çatı içinde ve sınıfsal konumlarıyla yansıtır. Konaksa
değişen bir yaşama biçiminin, çöken bir sınıfın Naim Efendiyle birlikte somut
simgesidir.