+ Konu Cevapla
1 den 4´e kadar. Toplam 4 Sayfa bulundu

Mehmet Akİf Ersoy kimdir-Mehmet Akİf Ersoy hayatı-biyografisi

 Biyografi Katagorisinde ve  Edebiyatçılar Şairler Forumunda Bulunan  Mehmet Akİf Ersoy kimdir-Mehmet Akİf Ersoy hayatı-biyografisi Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Mehmet Akİf Ersoy kimdir-Mehmet Akİf Ersoy hayatı-biyografisi ŞAHSÎ HAYATI Mehmed Âkif'in baba tarafından dedesi, Arnavutluk'ta bulunan İpek kasabasına bağlı Suşisa ...

  1. #1
    Onursal Üye küppra Baktabul'un Çılgını küppra Baktabul'un Çılgını küppra Baktabul'un Çılgını küppra Baktabul'un Çılgını küppra Baktabul'un Çılgını küppra Baktabul'un Çılgını küppra Baktabul'un Çılgını küppra Baktabul'un Çılgını küppra Baktabul'un Çılgını küppra Baktabul'un Çılgını küppra Baktabul'un Çılgını küppra - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    May 2007
    Bulunduğu Yer
    ÖLüm Sokağı Çıkmazı
    Mesajlar
    7.881
    Blog Yazıları
    83
    Tecrübe Puanı
    107374877

    katip Mehmet Akİf Ersoy kimdir-Mehmet Akİf Ersoy hayatı-biyografisi





    Mehmet Akİf Ersoy kimdir-Mehmet Akİf Ersoy hayatı-biyografisi

    ŞAHSÎ HAYATI

    Mehmed Âkif'in baba tarafından dedesi, Arnavutluk'ta bulunan İpek kasabasına bağlı Suşisa köyünden Nureddin Ağa'dır. Mehmed Âkif'in babası Tahir Efendi ilim tahsil etmek için İstanbul'a gelmiştir. Âkif'in annesi Emine Şerife Hanım ise, aslen Buharalı olup, Tokat'a yerleşmiş bir âilenin kızıdır.

    Mehmed Âkif 1873 yılında doğmuştur. Doğum yeri, İstanbul'un Fatih semtindeki Sarıgüzel mahallesidir. İlkokulda iken babasından öğrenmeye başladığı Arapçasını ortaokul yıllarında daha da ilerletir. Ayrıca Farsça ve Fransızca da öğrenir. Şiire karşı ilgisi de ortaokul yıllarında başlar. 1893 yılından itibaren ilk şiirlerini, telif ve tercüme ilk yazılarını yayımlamaya başlar. 23 Nisan 1920'de açılan birinci Büyük Millet Meclisi'ne 5 Haziran 1920'de Burdur milletvekili olarak katılır.

    Millî Eğitim Bakanlığı 7 Kasım 1920'de gazetelere verdiği ilanla bir İstiklâl Marşı yarışması açıldığını ve bu marş için büyük miktarda para ödülü verileceğini duyurdu. Yarışmaya katılan 724 şiirin hiçbiri istenilen düzeyde olmadığı için kabul edilmedi. Bunun üzerine Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, Mehmed Âkif'e başvurur. Âkif ise "Para için şiir yazamam." diyerek teklifi reddeder. Bunun üzerine Hamdullah Suphi, kendisinin yarışma şartlarının dışında tutulacağını söyler. Artık Âkif'in diyeceği bir şey yoktur. Odasına kapanır ve o büyük şiirini yazar. Eser, 17 Şubat 1921 tarihli Sebîlürreşâd dergisinde yayımlandı. İstiklâl Marşı'nı 1 Mart 1921'de T.B.M.M'de Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi okudu.

    Mehmed Âkif gibi vatanını çok seven bir şair ömrünün son yıllarını Mısır'da geçirmiş ve ölümünden sadece kısa bir süre önce yurda dönmüştür. 10 yıl kadar Mısır'da kalmıştır. Âkif'in Mısır'a gitmesini Prof. Dr. Orhan Okay ve Nihad Sami Banarlı şöyle yorumlar: "Mehmed Âkif İslam birliği fikrini savunmaktadır. Fakat, İstikâl Savaşından sonra kurulan ikinci meclis laik devlet hukukunu kurmak ve o prensiplerle hareket etmek düşüncesinde idi. Âkif, bu ümitsizlik içinde 1923 yılında Mısır'a gitti ve 1936 yılında yurda döndü.". O tarihlerde de hastalığı artmıştı. 27 Aralık 1936 tarihinde vatan şairimiz Mehmed Âkif Ersoy çok sevdiği vatanında Hakk'ın rahmetine kavuştu.

    Hayatını bu ülke için, bu millet için, İstiklâl için cömertçe harcayan bu büyük şair geriye mal, mülk, para bırakmamıştır. Onun hayatını daha kapsamlı şekilde inceleyenler bunun sebebini anlarlar. Mehmed Âkif'i anlatmaya bizim kalememimiz elbette yetmez, onun için yazımızı kendisinin "Çanakkale Şehitlerine" isimli eserinden bazı mısralarla bitiriyoruz:

    "Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab ne güneşler batıyor!
    ........
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    "Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.
    ........
    Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
    Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber!".


    "SAFAHAT" ve EDEBÎ HAYATI

    Mehmed Âkif Ersoy, İslâm birliğine taraftar olan, vatanını tehlikede görünce, onun uğrunda savaşa ve çalışmaya koşan vatansever bir şahsiyettir.

    Mehmed Âkif ilk şiir kitabını 1921'de çıkarır. Bu küçük kitabın adı "Safahat" tır. Sonra o çıkardığı altı kitabın hepsini birden "Safahat" adı altında toplar. Altı kitabın isimleri: Süleymaniye Kürsüsünde (1912), Hakkın Sesleri (1913), Fatih Kürsüsünde (1914), Hatıralar (1917), Asım (1919) ve Gölgeler (1933).

    Mehmed Âkif, zengin bir hayat tecrübesine sahiptir. Önce mesleği dolayısıyla, sonra Milli Mücadele yıllarında Anadolu köylüsü ile karşılaştığı zaman halkı ve meselelerini tanır. Gözlemlerini şiir haline getirirken "şiirine, nazım gücünü ve samimiyeti"ni de katar. Onu bu özelliklerinden dolayı beğenen Cenab kendisini "bir destan şairi" sayar.

    Şiir ve sanat anlayışını topluma faydalı olma noktasında toplayan Mehmed Âkif, eserlerinde toplum için kurtarıcı ve gerekli olduğuna inandığı fikirler üzerinde durur. Toplumdaki bozulmanın sebebini dinî değerlerden ayrılmakta bulmaktadır.

    Safahat'ın birinci cildi Âkif'in çocukken babasıyla beraber gittiği Fatih Camii'nin sanatkârâne tasviri ve burada geçen çocukluk hâtıralarıyla başlar. Safahat'ın altıncı cildini teşkil eden "Asım"da, Avrupa'nın bulmak için gece gündüz çalıştığı atom enerjisinin yeryüzünü nasıl değiştireceği hakkındaki fikirler yer alır. O devirde âdeta dünyanın geleceğini keşfetmiştir. Âkif'in şiir dünyasının iki büyük sütunu: Din ve ilim'dir. Ama, ilim ancak insanlığa yararlı olarak kullanıldığı takdirde bir fayda sağlayacağı fikrini taşımaktadır.






    Mehmet Akif'le Son Röportaj

    Türk edebiyatına son devrin çok güzel şiirlerini hediye eden büyük şair Mehmet Akif vatandan on bir senelik bir ayrılıktan sonra tekrar aramıza kavuştu. Fakat İstiklâl Marşı’nın millî his, millî heyecan ve millî şiir mey- dana getiren bu büyük şairi Akif yurda hasta döndü. Şimdi hastanede tedavi altındadır. Yedigün muharriri Akif’le konuştu. Onun yurttan ayrı yaşadığı günlerdeki hatıralarını, intihalarını topladı. Günün birinde sessiz sedasız yola revan olarak, vatan ufuklarını aşan şair Mehmet Akif, tam on bir yıl süren bu uzun seferin sonunda, işte bembeyaz bir hastane odasının, bembeyaz bir yatağında solgun, mecalsiz ve bitap yatıyor. Başucundaki sandalyeye oturdum. Ak kılların çerçevelediği bu sapsarı yüze, bu gevşemiş, sarkmış çizgilere, bu yorgun ve dalgın gözlere bakıyorum, zaman denen şeyin kudretini, hayat denen efsanenin sırrını bilmek istiyorum, sonra, yavaşça soruyorum.

    - Özledin mi bizi üstat?…
    Dudaklarını hiç kıpırdatmasaydı, hiç ses çıkarmasaydı bile, bu zehir gibi gülümsemesiyle her şeyi söylemiş olurdu.
    - Özlemek mi oğlum.. Özlemek mi?…
    Bu acının büyüklüğünü bir daha kendi içinde görmek ister gibi gözlerini yumdu, sonra, kesik kesik konuştu:
    -Mısır’dan üç gecede geldim.Bu üç gece,otuz asır kadar uzun sürdü…Orada on bir yıl kaldım..Fakat bir an oldu ki, on bir gün daha kalsaydım, çıldırırım..
    - Hasret…
    Kupkuru dudaklarından kendi gibi solgun bir ses sızıyor:
    -… Çok acı…
    - Ya kavuşmanın sevinci?
    - Onu sorma oğlum.. Onu ben kendi kendime bile soramıyorum… Ancak yazık ki vapurdan çıkar çıkmaz, yatağa düştüm, hiçbir şey göremedim.
    - Ve kendi kendine söylüyor:
    -Cennet gibi yurdumdayım ya… Çok şükür.Hastalığı akla geliyor;
    - Karaciğerim, dalağım şişmiş, geldik, yattık burada. Müşahede altına aldılar, bakalım ne olacak?.
    Eski hatıralarını deşiyorum. Millî Mücadele’nin ilk günlerinde Ankara istasyonunda karşılaşışımızı hatırlıyorum.

    Evet.. diyor, İstanbul’dan, mücahede aleyhine fetva çıktığı gün ayrılmıştım. Üsküdar’dan araba ile şimdi ismini hatırlamadığım bir köye gittik, oradan “Cuma”yı tuttuk. O zaman Adapazarı’nda karışıklık lar vardı, kenarından geçtik, kâh öküz arabalarıyla, kâh beygirlerle Lefke’ye geldik ve trenle Ankara’ya ulaştık… Ankara… Yarabbi ne heyecanlı, helecanlı günler geçirmiştik… Hele Bursa’nın düştüğü gün… Ya Sakarya günleri… Fakat bir gün bile ümidimizi kaybetmedik, asla ye’se düşmedik. Zaten başka türlü çalışılabilir miydi? Ne topumuz vardı, ne tüfeğimiz… Fakat imanımız büyüktü.”
    Yorgun, susuyor..
    - İstiklâl Marşı’nı nasıl yazdınız?
    Yavaşça yatağında doğruluyor, yastıklara yaslanıyor, sesi birden canlanıyor:
    - Doğacaktır, sana vaat ettiği günler hakkın!..
    Bu, ümitle, imanla yazılır. O zamanı düşünün… İmanım olmasaydı yazabilir miydim. Zaten ben, başka türlü düşünüp, başka türlü yazanlardan değilim. Bu, elimden gelmez. İçimde ne varsa, bütün duygularım yazılarımdadır… Şu var ki,”İstiklâl Marşı”nın şiir olmak üzere bir kıymeti yoktur. Ancak tarihî bir değeri vardır.”
    Ve, gözleri,yemyeşil Şişli sırtlarında, dilinde bir dua gibi aynı nağme titriyor:
    Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.
    -Ya büyük zafer üstadım.. O anda ne duydunuz?
    Kalbi durmuş gibi sarsılıyor, sonra bir anda yeni- den canlanmış gibi,nereden geldiği bilinmez bir ışık- la gözlerinin içi gülerek:
    - Ah… diyor:
    Ve bir lâhza bırakıyor kendini bu eşsiz sevincin koynuna… Dalıyor.. Ve, sesinin ta içten dudaklarına dökülüşünü seziyorum:
    - Allah’ım ne muazzam zaferdi o!.. Ortalık hercü-merç oldu…Beş altı saat içinde bir başka dünya doğdu. Tekrar gözlerini: yumuyor : -Ve biz, mest olduk!..
    -O zaman bir şey yazmadınız mı?
    -Artık benim ne düşünecek, ne duyacak, ne yazacak, hatta ne yaşayacak takatim kalmıştı.. Bizim dilimiz tutulmuştu.Ordu,bizzat yazıyordu. Üstadı ziyarete gelenler, görüşmemize ikide bir de fasıla veriyorlar. Hastabakıcı hemşirenin getirdiği yemek tepsisi odayı bir parça boşaltıyor, şimdi, o, ağır ağır çorbasını içerken bir yandan da benimle konuşmak nezaketini gösteriyor:
    -Mısır’da nasıl vakit geçirdiniz?
    - Kahire’nin yirmi beş kilometre cenubunda Helvan vardır. Sakin asude bir köşedir. Orada oturdum.
    Zaten, tab’an münzevi bir adamım. Gürültüyü sevmem. İstanbul’da iken de böyle idim. Mısır’da da Darülfünun işi çıkıncaya kadar Helvan’da yaşadım. Son zamanlarda Kahire’ye indim.
    - Sevdiniz mi Mısır’ı?
    -Var, güzel tarafları var… Bilhassa kışın… hoş yazın da, sıcak iklimlerde bulunduğum için muzdarip olmazdım. Orada sıcak da sürekli değildir, evler de ona göre yapılmıştır. En sıcak günlerde odaların harareti yirmi sekiz, otuzdan fazlaya çıkmaz… Fakat bir yaz günü İstanbul…
    Bu doğup büyüdüğüm, bütün dostlarımın yaşadıkları İstanbul, hele Boğaz gözlerimin önüne gelince…
    - Mısır’ da neler yazdınız?
    Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey! /Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? /Tarih’i “tekerrür” diye tarif ediyorlar; /Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

    Ve üstadın Helvan’da yazdığı “Firavunla Yüz Yüze”sinden şu son parçayı alıyorum:
    Bileydin, ey koca Mısır’ın ilâhî üryanı! /Mezara, heykele ait bütün bu velveleler/ Bekan için mi hakikat? Meramın oysa, heder:/ Evet, bütün beşerin hakkıdır beka emeli/ Fakat bu hakkı ne taştan, ne leşten istemeli!
    - Kolay mı yazarsınız?
    Dudaklarına götürdüğü bardağı yana çekerek:
    -Hayır!., diyor.
    Ve suyunu içtikten sonra, devam ediyor:
    -Çok uğraşırım.. Epeyi çalışırım.. Mevzuu uzun boylu kafamda işlerim… nihayet kâğıt ü/erine naklederken de hayli yorulurum.
    - Zevklerinizi sorabilir miyim üstadım?
    Hafifçe gülümsüyor. Ve “zevk” diye dünyada bir şey var mı der gibi yüzüme bakıyor:
    - Zevk mi?. Benim zevklerim mi?. Eğer sevdiği eserleri okumak, hoşlandığı mevzuları yazmak için uğraşmak, nihayet düşünmek, yapayalnız, bir köşeye çekilerek, sessiz sedasız düşünmek bir zevkse.. Eh benim de zevklerim var demektir.
    Çorbasından başka bir şeye el sürmeyen şaire, hastabakıcı hemşire, yalvaran bir sesle öteki yemekleri gösteriyor:
    -Siz yorulmayın, ben vereyim..
    - Yiyemeyeceğim..
    -Bir parça sütlâç..
    -Mümkün değil.. Rica ederim ısrar etmeyin… Ve bana dönüyor: Eskiden beri yemekle başım hoş değildir… Sigara da içmem… Şimdi doktorlar zorla ye, deyip duruyorlar… Zorla ne olur ki, yemek yenebilsin?
    Tekrar yatağına geçince, ben de vedaya hazırlanıyorum. Ve ayak üstünde soruyorum:
    - Neler yazacaksınız?
    - Biraz kendime gelirsem, yazacak şeylerim hazır.. Eliyle birkaç defa başına vuruyor:
    - Var kafamda hazırlanmış mevzularım..
    - Ya en son yazınız?
    - Mısır’da geçen sene bir resmimi çekmişlerdi. Güneşli bir hava idi, gölgem de upuzun, kumlarda duruvordu. Bu resmin altına şöyle yazmıştım:

    Hepsi göçmüş, hani yoldaşlarının hiç biri yok
    Sen mi kaldın yalnız, kafileden böyle uzak
    Postu sermekse meramın yola, serdirmezler
    Hadi, gölgenle beraber silinip gitmene bak.

    Ve kupkuru kaim dudaklar birbirine yapışıyor…

  2. #2
    Üye rukisim Baktabul'un Çılgını rukisim Baktabul'un Çılgını rukisim Baktabul'un Çılgını rukisim Baktabul'un Çılgını rukisim Baktabul'un Çılgını rukisim Baktabul'un Çılgını rukisim Baktabul'un Çılgını rukisim Baktabul'un Çılgını rukisim Baktabul'un Çılgını rukisim Baktabul'un Çılgını rukisim Baktabul'un Çılgını rukisim - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    185
    Tecrübe Puanı
    813992

    Tanımlı Ce: Mehmet Akİf Ersoy kimdir-Mehmet Akİf Ersoy hayatı-biyografisi

    ayyyyyyy çok güzel olmuş ellerine sağlık gerçekten çok değerli bir şairimizi anlatmışsın.. gerçi onu anlatmaya kelimeler yetmez ama kısmen de olsa onu anlamaya ve anlatmaya çalışıyoruz.. Allah razı olsun.. emeğine sağlık..

  3. #3
    Süper Üye Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını
    Üyelik Tarihi
    Feb 2011
    Mesajlar
    373
    Blog Yazıları
    7
    Tecrübe Puanı
    1490879

    Tanımlı Ce: Mehmet Akİf Ersoy kimdir-Mehmet Akİf Ersoy hayatı-biyografisi

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
    O benimdir, o benim milletimindir ancak!

    Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
    Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
    Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

    Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
    'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
    Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
    Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
    Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

    Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
    Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
    Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
    Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
    Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
    Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

    Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
    Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
    Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
    Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

    O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
    Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
    Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
    O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
    Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
    Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
    Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

  4. #4
    Onursal Üye cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2010
    Bulunduğu Yer
    Bilinmeyen yerden
    Mesajlar
    4.438
    Blog Yazıları
    740
    Tecrübe Puanı
    107374562

    Tanımlı Ce: Mehmet Akİf Ersoy kimdir-Mehmet Akİf Ersoy hayatı-biyografisi




+ Konu Cevapla

Benzer Konular

  1. Mehmet akif ersoy şiirleri ve mehmet akif ersoy eserleri
    By Kayıtsız in forum Sorun Cevaplayalım
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 12-20-2010, 21:01
  2. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 12-20-2010, 00:07
  3. LPG tim özel çalışması MEHMET AKİF ERSOY !
    By HaZzAL in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-25-2009, 19:31
  4. Atatürk Mehmet Akİf'İ Nasil Eleştirdi? Mehmet Akif Hakkında
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-11-2008, 23:39
  5. Mehmet Üst Kimdir?,Mehmet Üst Hayatı,Mehmet Üst Biyografisi
    By zeynep in forum İş Dünyası ( Kimdir)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07-09-2008, 11:02

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375