BERGSON FELSEFESİNDE SEZGİ


Bergson anlayış gücünün gerçeği kavramadaki yetersizliğini kendi
düşünce düzeni içinde başka bir , yetiyle gidermeye çalışmıştır. Onun
"sezgi" adını verdiği bu yeti yapısı gereği kişinin içevreniyle
ilgilidir. Sezgi (intuition-intuıtus) içten olanı, özde bulunanı görme
anlamındadır. Araç yapan insanın (homo faber) başlıca özelliği anlakla
donatılmış olmasıydı. Bilen kişinin (homo sapiens) en önemli özelliği
de kendisinde sezgi denen yetinin bulunmasıdır. Anlak dışa dönüktür,
sezgi ise içe yöneliktir. Anlağın kavrayamadığı "süre"yi sezgiyle bilme
olanağı vardır. "Homo sapiens" in bir yetisi olan sezgi özdeğe dayalı
yaşamın denetimi altında değildir. Sezgi insanın yöneldiği nesne boyuna
devinen, sürekli bir akış içinde olan, diriliği bulunan, süreç niteliği
taşıyandır. Sezginin en önemli başarısı süreyi kavramasıdır. İnsanın
gerçeği bilmesi sezginin gücüne bağlıdır. Sezginin bir yeti olarak
ortaya çıkması kolay değildir. Kişide kendi içevrenine dönmeyi, kendi
"temel ben"inin Varlık alanına girmeyi sağlayan bir çabayı gerektirir.
Bu çaba doğal eğilimlerin akışına karşıt bir girişimdir. Bu girişim ise
güçlü bir içedönüş eylemidir.
Sezgi bilgi kuramıyla bağlantılıdır, bilginin kazanılmasında başlıca
kaynaktır. Bergson' un felsefesinde sezgiye dayanan yöntemin
uygulandığı en önemli alan bilgi sorununun ortaya çıktığı yerdir. Ona
göre bilgi kuramı belli bir ölçüde ruhbilimin ilgi ortamına girer. Bu
ortamda bellek kavramıyla karşı karşıya gelinir. Bergson belleği yapısı
ve niteliği bakımından, işlevi yönünden ikiye ayırmıştır. Birincisi
gövdeye bağlı, sürekli yinelenmelerden oluşan, kendiliğinden sürüp
giden bir işleve dayanır, ikincisi ise anıların imgeleriyle
ilişkilidir, "salt bellek"tir. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, bilgiyi
sağlayan yetinin yaşamdan ayrılması olanaksızdır. "Salt bellek"i de bu
yaşam bağlantısı içinde görmek gerekir, yaşamla olan bağlantı "yaşam
kuramı" ile "bilgi kuramı" arasında içten bir ilişkinin bulunduğunu
gösterir.

Bilginin
edinilmesinde tek geçerli ilke olan "sezgi"nin kaynağı da yaşamdır. Bu
nedenle sezgi-bilgi bağlantısı kişiyi yaşamın içine çeker. Ancak, bilgi
kuramının da anlağı genel gelişimi içinde ele alması gerekir. Yoksa
"anlağı genel gelişimi içinde görmek istemeyen bir bilgi kuramı, bize,
ne bilgi öbeklerinin kuruluş biçimini ne de bunları hangi yolla
genişletip aşabileceğimizi öğretebilir." Anlağın görevi yaşamı
anlatmaktan çok oluşturmaktır. Yaşam mantık ilkelerine göre
ilerleyemez, kimi sürelerde yanılmalara düşer, sapar. Buna karşın
evrensel bir nitelik taşıyan yaşam atılımı (elan vital) kendi
doğrultusunda gider, değişik bölümlere ayrılarak gelişir. İşte bilgi
kuramı ile yaşam kuramı arasındaki varlık bağlaşımını sağlayan ilkeyi
bilmek sezginin işidir. Sezginin güçlülüğü, derinliği bu bağlantıyı
kavramasıyla orantılıdır.

BERGSON FELSEFESİNDE ÖZGÜRLÜK, BİLİM VE METAFİZİK



Bergson' un felsefesinde özgürlük kavramı yeni bir anlam kazanır. Ona
göre özgürlük başka bilgelerin ileri sürdükleri gibi bir devinme ve
davranış sorunu değildir. Özgürlük yaşam atılımı içinde bir oluş,
sürekli ilerleme ve süredir. Bu oluş ve ilerleme, süre durağan ve
kesintili olmadığına göre özgürdür. Bilimin kökeni bilmedir, bilginin
sağladığı olanaklarla kurulu dizge bütünüdür. Bu nedenle sürekli bir
oluş, bir ilerlemedir, gelişmedir. Kendi içine kapalı, kendi çevresinde
dönen bir bilimin geçerliği yoktur. Bu nedenle "bir bilimin genellikle
başarabileceği en önemli iş kazanılmış sonuçları yeni bir birliğe
sokmaktır." Bilim böylece insana yararlı olabilir. Bu yarar, kişinin
gelişim süreci içinde, bilimle kurduğu ilişkinin gerekli bir sonucudur.
Ancak, burada sözü geçen "yarar" pragmacılığın ileri sürdüğü anlamda
değildir.
Sanat bir yaratı alanıdır, dolayısıyla gelişimle, ilerlemekle
bağlantılıdır. Bergson sanatın insan için yararlı olması gerektiğini
ileri sürmüş, "yarar gözetmeyen sanat, yarar gözetmeyen düşünce gibi
bir süstakısıdır." demiştir. Ona göre sanat bir buluştur, yenilik
getiren, gelişime katkısı olan bir nesneyi ortaya koyuştur.
Ancak burada sözü geçen "buluş" bilgi verilerine dayanan, bilinen
nesnelerden yola çıkan bir eylem anlamındadır. Bergson, en yeni
buluşların bile bilinen nesneleri bir düzene koymak olduğu görüşünü
savunmuştur. Bilinen nesneler, bilincin akışı içinde olan, yaşam
atılımıyla bağlantısı bulunan, sürekli bir gelişim akışında yer alan
varlıklardır, birtakım gelişigüzel türetmeler değildir. Bergson'un
felsefesinde metafizik önemli bir yer tutar, ancak onun "eski felsefe"
dediği düşünce dizgesinin anladığı metafiziğe karşıt bir görüşü
benimsemiştir. Felsefenin konusu yaşamın bütünüdür, insanı çevreleyen
sınırsız evrendir. Bu evreni kavramak da sezginin başarısıdır. Sezgi
yaşamın ve bütün gerçekliğin bir "oluş" olduğunu kavrar. Gerçekte
nesneler değil, eylemler vardır, eylemler bir "oluş" niteliği
taşıdığından "varlık oluştur." Oluşun kapsamı varlık kavramınınkinden
çok daha geniştir. Bilimin açıkladığı varlık alanı özdekle
bağlantılıdır, oysa özdeğin kendisi bile bir devinim ve atılımdır.
Devinim iki türlüdür. Biri yaşam atılımının kapsamına giren "yükselen
devinim", öteki özdek alanında ortaya çıkan "alçalan devinim". Bu iki
devinim türü varlığın temelini oluşturur. Özdek dağılan, bölünen
yaratıcı bir davranış niteliği taşır, buna karşın yaşam uzamla
bağlantılı olmayan, daha çok ruhbilim alanına giren bir atılımdır.
Özdek-yaşam karşıtlığından doğan olayın benzerini bilinç alanında görme
olanağı vardır. Bu alanda temel karşıtlık sezgi ile anlak arasında
ortaya çıkar. Sezgiyle yaşam eşdoğrultuludur, anlak karşıt yönlüdür.
Anlağın bir varlık olarak özdeğe göre düzenlenmesi bundandır. Eski
felsefe bu gerçeği görememiş, yalnız anlak ve onun kapsamı içine giren
kavramlarla yetinmiştir. Sorunlara sağlıklı bir çözüm bularak başarıya
ulaşamayışının nedeni budur.



BERGSON FELSEFESİNDE ETİK VE DİN



Etik konusunda Bergson'un gelenekçi felsefeden ayrı bir yol tuttuğu
görülür. Ona göre "ahlaklın iki türü vardır. Biri içedönük (kapalı)
ahlak, öteki dışadönük (açık) ahlaktır. Leş deux Sources de la Morale
et de la Religion adlı yapıtında işlediği ahlak sorununu dinle birlikte
ele almıştır. Kapalı ahlak'ın kaynağı içgüdüye dayalı eylemlerin
toplumla olan ilişkileridir. Bu eylemler, toplum yaşamının sürekli
baskısı altında, kendiliğinden biçimlenerek birer töre niteliği
kazanmıştır. Kişi bunlara bir içgüdü eyleminde olduğu gibi uyarak
davranır. Bireyin "ben"i ile bu tür ahlak ilkeleri arasında uyuşmazlık
çıktığında gerginlik artar, kişi topluma karşı direnir. Bu ahlak türü
baskı altına alıcıdır. Açık ahlak ise üstün insanlara özgü olan ve
tarihte benzen az bulunan kişilerde ortaya çıkan bireysel ahlaktır. Bu
ahlakın kaynağı baskı değil esindir, yaratıcı, ilerletici bir nitelik
taşır. Onun açık oluşu bütün yaşamı kuşatması yüzündendir. Özgürlük
duygusunun gelişmesinde etkili olan açık ahlakın belli bir nesnesi
yoktur. Bergson ahlak sorununu incelediği yapıtında dine de geniş yer
vermiş, onunla ilgili görüşlerini ayrıntılı olarak sergilemiştir. Ona
göre dinin de ahlak gibi iki türü, iki ayrı kaynağı vardır. Din
"durağan din", "devingen din" olmak üzere ikiye ayrılır. Durağan din,
kişinin varlığını ilgilendiren, doğanın geliştirdiği bir korunma
aracıdır. Kişiyi içinde yaşadığı topluma bağlayan, bireyle toplum
arasında uyum ve birlik sağlayan bu tür dindir. Bu dinin başka bir
kaynağı da ahlakın bir söylence niteliği kazandırdığı kişisel
işlevlerdir. Devingen dinin kaynağı gizemciliktir. Bu nedenle yaşam
atılımıyla yakın ilgisi vardır. Bergson çağdaş felsefeye getirdiği yeni
sorunlarla, bu sorunlara aradığı çözümlerle ilgi çekmiş, özellikle
felsefeye ruhbilim açısından bakanlar üzerinde etkili olmuştur.


• YAPITLARI (başlıca): Matiere et Memoire, 1896, ("Özdek ve Bellek");
Le Rire, 1900, (Gülme); l'Evolution Creatrice, 1907, (Yaratıcı Tekamül,
1947); Leş deux Sources de la Morale et de la Religion, 1923, (Ahlak
ile Dinin İki Kaynağı, 1949), Leş Donnees Immediates de la Conscience,
1889, (Şuurun Doğrudan Doğruya Verileri, 1950).