+ Konu Cevapla
1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Kaybolmaya Yüz Tutmuş Meslekler

 GENEL KÜLTÜR VE SANAT Katagorisinde ve  Kariyer Ve Meslekler Forumunda Bulunan  Kaybolmaya Yüz Tutmuş Meslekler Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Celep Kentlere koyun ve sığır getirip satan esnafa celep denirdi. Celeplik büyük sermaye işiydi. Sürüler çobanlar tarafından uzak mesafelerden kente ...

  1. #1
    Onursal Üye ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu Yer
    кαяαηℓıкℓαя∂α
    Mesajlar
    6.125
    Blog Yazıları
    62
    Tecrübe Puanı
    107374767

    Tanımlı Kaybolmaya Yüz Tutmuş Meslekler








    Celep
    Kentlere koyun ve sığır getirip satan esnafa celep denirdi. Celeplik büyük sermaye işiydi. Sürüler çobanlar tarafından uzak mesafelerden kente yaya getirilir; sürü yolda kısmen telef olurdu. İstanbul’un et ihtiyacı önceleri Balkanlardan sonraları Erzurum yaylasından karşılanmıştı. Sürüler İstanbul’a büyük ölçüde Trabzon üzerinden sevk edilirdi.

    Nalbur
    Dünün hırdavatçıları nalburlardı. Çivi kilit menteşe vb. inşaat işlerinde kullanılan temel girdilerin satışı pazar ekonomisinin gelişimiyle daha da önem kazandı. Nalburlar kent ve kasaba ekonomilerinin ayrılmaz parçasıydı. Çoğu nalbur eşyası yurtdışından gelirdi.

    Nalbant
    Taşıma ve ulaşım sektöründe kullanılan hayvanların nallanması hayvan tırnakları altına demir parçası yani nal ya da nalça çakılması nalbantlığı yaygın bir hale getirmişti. Günümüzde otomobil lastiği ne ise nal da dünün Osmanlısında aynı işlevi görüyordu. Nalbantlar genellikle ulaşım güzergahlarında yer edinirdi.

    Mestçi
    Kundura ya da pabucun içine giyilen yumuşak ayakkabıya mest denirdi. Değişik türleri vardı. Devenin ayak derisinden yapılanına deve mesti yandan kopçalısına serhatlı mest denirdi. İç mekanların temiz tutulması mest giymeyi gerektiriyordu. Mestçi esnafı ayak ölçüsüne göre çalışırdı.


    Sayacı
    Saya ayakkabının yumuşak olan üst bölümü yani yüzüydü. Eskiden halk dilinde evlerin giriş kısmında ayakkabıların çıkarıldığı veya konduğu ufak bölüme de saya denirdi. Zamanla ayakkabı anlamında kullanılmaya başlandı. Sayacı dünün ayakkabıcısıydı. Yaygın bir zanaattı. Geniş bir müşteri kitlesine hitap ederdi.


    Rençber
    Rençber ilk evrelerde çiftçi anlamına geliyordu. Ancak kentleşmeyle birlikte bugün ırgat diye nitelenebilecek birçok işi üstlendi. Tarla bahçe yapı vb. yerlerde kazma taş ve toprak taşıma gibi işleri yapan gündelikçi amele ve ırgat o günlerin rençberleriydi.

    Sepetçi
    Plastikten önce su geçirmez kaplar topraktan ya da bakırdan yapılır diğerleri saz kamış ya da ince dallardan örülürdü. Genellikle sapı olan yiyecek ve eşya taşımak için kullanılan bu tür kapları sepetçi örerdi. Sepet hamalı genellikle pazar yapanların sebze-mevyesini sırtındaki sepetle eve taşırdı. Sepet kimi zaman bavul yerine de kullanılırdı.


    Urgancı
    Keten kenevir pamuk gibi dokuma maddelerinden yapılan ince halatlara urgan denirdi. Gerek ev ekonomisinde gerekse zanaatta urgan yaygın olarak kullanılırdı. Urgancı örme işini bizzat yapar ve malını tüketiciye ulaştırırdı. Genellikle sabit dükkanları bulunurdu. Seyyar urgancı nadir görülürdü.


    Bacacı
    İstanbul’da yangınların büyük çoğunluğu temizlenmesi ihmal edilmiş bacalardaki kurumların tutuşmasıyla çıkıyordu. Özellikle ahşap binaların yoğun olduğu kent dokularında baca temizliği büyük önem taşıyordu. Kış öncesi bacacılara büyük iş düşüyordu. Fırın bacalarının da her ay temizlenmesi öngörülmüştü.


    Bileyci
    Bıçak ve emsali şeyleri çarka tutup bileyen esnaf genellikle seyyardı. Demirden yapılmış ev aletleri görece değerli eşyalardı. İstanbul’daki bileyci esnafının büyük çoğunluğu Karadenizli bekar uşağı ya da Buharalı idi. Bileycinin mahalleye gelişi kısa sürede duyulur ev sekenesi her türlü kesici ya da yarıcı aleti sık aralıklarla bileyletirdi.


    Erikçi
    Osmanlı çoğu kez kendi bağ bahçe ve bostanındaki meyveyi tüketiyordu. Ancak kentleşme kimi meyvelerin pazara çıkmasına neden oldu. Meyve genellikle mahallelerde haftanın belirli günlerinde kurulan pazarlarda müşteri bulurdu. Sokak satıcıları özellikle turfanda meyve satarlardı. Seyyar erikçinin pazarladığı turfanda erik yazın yaklaştığını müjdelerdi.

    Sarımsakçı
    Osmanlı mutfak kültüründe sarımsağın ayrı bir yeri vardı. Keskin kokusuna rağmen besin değerinin yüksek oluşu ve kimi kokuları bastırması nedeniyle birçok yemek sarımsaklanmadan yenmezdi. Seyyar satıcıların bu konuda ihtisaslaşmaları talebin yüksekliğini kanıtlıyordu.

    Limonatacı
    Limonata dünün gazozu ya da “kola”sıydı. Özellikle yaz aylarının sıcak günlerinde limonatacıya büyük rağbet olurdu. Seyyar limonatacılar genellikle kente mevsimlik göçen Anadolu insanlarıydı. Üç-beş kuruşu bir araya getirir hasat mevsiminde köyüne dönerdi. Limonata evlerde ikram kültürünün de bir parçasıydı.


    Hallaç
    Hallaç bugünkü döşemecilerin bir anlamda dününü simgeliyordu. Osmanlı hanesinde kullanılan yatak yorgan döşek gibi ev eşyasında dolgu malzemesi olarak pamuk ya da yün kullanılırdı. Zamanla sertleşen bu dolguyu hallaç kiriş ve tokmağıyla kabartırdı. Hallaçların hemen hepsi Karadeniz yalısı uşaklarıydı.


    Bezzaz
    Bugünkü manifaturacıların karşılığı olarak bez ve kumaş satan esnafa bezzaz çarşılarına Bezzazistan denirdi. Halk ağzında zamanla “bedestan” ya da “bedesten”e dönüşmüştü. Kıymetli kumaş satanlara “üstüfeci” “kadifeci” “dibacı” “atlasçı” denirdi. Bez ticareti 19. yüzyılda büyük ölçüde İngiliz üreticilerin eline geçti.

    Zerzevatçı
    Zerzevat sebze anlamına geliyordu. Zerzevatçı ise bugünün maydanoz dereotu salata hıyar turp ve marul gibi sebzelerde uzmanlaşmış manavıydı. Kent dokularının bir parçası olan bostanlar Osmanlı insanının sebze ihtiyacını karşılardı. Zamanla halden civar ve semt bahçe ya da bostanlarından pazar yerlerinden tedarik edilir oldu.


    Çömlekçi
    Topraktan yapılmış çanak çömlek testi sürahi bardak kase küp ve saksı gibi eşyalar satan esnafa çömlekçi denirdi. Orta ve üst gelir grupları kalaylanmış bakır kap kullanırdı. Eskiden Bayezid Meydanı’nda bir sıra çömlekçi dükkanı vardı. Toprak kapların yerini zamanla bakır ve benzeri maden kaplar aldı. Ama çömlek özellikle kırsal yörelerde günümüzde de hâlâ kullanılıyor.


    Değirmenci
    Değirmenci aslında un öğüten esnafa denirdi. Görece büyük girişimci sayılırdı. Kahve değirmeni günlük hayatın ayrılmaz bir parçasıydı. Keyif maddesi olarak kahve çaydan çok daha önce Osmanlı’nın yaş. girmişti. Kahve değirmeni satan esnaf da değirmenci addolunuyordu.


    Kolancı
    Hayvanın semerini ya da eyerini bağlamak için kullanılan örme ya da kayış bağa kolan deniyordu. Osmanlı taşımacılıkta büyük ölçüde hayvan kullanıyordu ve kolancılık ulaşım sektörünün “yan sanayi”lerinden biriydi. Özellikle yol güzergahlarında dükkan açarlardı.



    alıntı

  2. #2
    Onursal Üye ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ Baktabul'un Çılgını ~aTRoPa~ - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu Yer
    кαяαηℓıкℓαя∂α
    Mesajlar
    6.125
    Blog Yazıları
    62
    Tecrübe Puanı
    107374767

    Tanımlı Kaybolmaya Yüz Tutmuş Meslekler 2

    Fesçi
    Fes II. Mahmud devrinde resmi serpuş olarak kabul edilmiş Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar Osmanlı erkeğinin kimliğini oluşturmuştu. Her ne kadar Feshane’de yerli fes üretilmişse de çoğu Avusturya’dan ithal ediliyordu. Osmanlı’nın son döneminde Avusturya mallarına karşı yapılan fes boykotu ünlüdür.

    Kavuncu
    Kavun ve karpuz mevye olarak tüketildiği gibi Osmanlı’nın tatlı ve su ihtiyacını da gideriyordu. Çevre bostanlarda yetiştirilen kavunlar seyyar satıcılar aracılığıyla tüketiciye ulaştırılıyordu. Sepet içinde mahalle aralarında dolaşan kavuncu genellikle Anadolu’dan mevsimlik göç etmiş insanlardandı.

    İncirci
    Dünün insanı şeker ihtiyacını büyük ölçüde meyveyle gideriyordu. Ülkede yaygın olan meyvelerden biri de incirdi. Hemen her Osmanlı’nın bahçesinde bir incir ağacı vardı. Yaş yenir kurutulur her mevsim tüketilirdi. Yaş inciri seyyar incirci satardı. Kurutuldukdan sonra şekerci dükkanına düşerdi.

    Leblebici
    Dünün kuruyemişlerinin başında leblebi gelirdi. Nohutu dış kabuğunu çıkardıktan sonra fırında kavurup seyyar satan kişiye leblebici denirdi. Bir tür ihtisaslaşmış kuruyemişçiydi. İçinde leblebi olan şeker leblebi şekeri de revaç bulan bir eğlencelikti.


    Pilavcı
    Günümüz lokantasında tüketilen birçok besin maddesi dün seyyar satıcılarca da pazarlanırdı. Çarşı-pazar yerlerinde meydanlarda hâlâ gözlenen ve düşük gelir grubuna yönelik seyyar pilavcı lokantaların ya da aş evlerinin yaygınlaşmadığı bir dönemde evinden uzak sokaktaki insanın öğle yemeği ihtiyacını gideriyordu. Pilavcılar genellikle Karamanlı olurdu.


    Salepçi
    Salepçi dünün seyyar muhallebicisiydi. Ancak muhallebi pazarlayan seyyar satıcılar da vardı. Salep yumru köklü bir otun dövülmesiyle elde edilen beyaz tozun şekerli süt ya da su ile kaynatılmasından elde edilirdi. Özellikle kış aylarında bozacılar ve salepçiler müşterinin ayağına hizmet götüren seyyar satıcılardı.



    Kozacı
    İpekli kumaş üst gelir gruplarınca tüketilirdi. Osmanlı ipeklisi yurtdışında da büyük beğeni kazanmıştı. İpekli üretiminin ham maddesi ipek böceği kozası dokuma sektörünün temel girdilerinden biriydi. Bursa ve çevresinde yaygındı. Kozacı koza ticaretiyle uğraşırdı. Koza üreticisiyle ipek imalathaneleri arasındaki ticareti yürütürdü.


    Üzümcü
    Bağ bahçebostan eski kentlerin dokularının bir parçasıydı. Üzüm incir gibi geniş tüketim alanı olan meyvelerdendi. Ayrıca şıra yapılır kurutulur ve gayrı müslimlerce şarap yapımında kullanılırdı. Seyyar üzümcü günlük taze üzüm pazarlardı.

    Şerbetçi
    Meşrubat sektörünün gözdesi şerbetti. Meyve özü su ve şeker karışımı bu içecek ya da şurup yaz aylarında kent insanının serinlemesine vesile olurdu. Ayrıca misafirlere şerbet ikram etmek de adettendi. Şerbetçi dükkanları olduğu gibi seyyar şerbetçiler de müşteriye hizmet götürürlerdi. Özellikle seyyar demirhindiciler İstanbul’a İzmir’den gelirlerdi.


    Darıcı
    Darı tohumları buğday gibi besin maddesi olarak kullanılırdı. Bazı bölgelerde mısıra da darı adı verilirdi. Cin darısı ateşte patlatılan ufak taneli mısırdı. Buğday ve buğday unundan yapılmış ekmek tüketmeye kesesi yetmeyen fakir insanlar darı tüketirdi. Ayrıca hayvan yemi olarak kullanılırdı.

    Çıracı
    Osmanlı uzun yıllar enerji kaynağı olarak odun kullanmıştı. Kömür ancak 19. yüzyılda gündeme gelmişti. Odun çam gibi reçineli ağaçların yağı ve çabuk yanmaya elverişli kesimleri kullanılarak ateşlenirdi. Genellikle Ürgüplü olan çıracı tartıyla aldığı çırayı kalem kalem desteler deste hesabıyla satardı. Özellikle kış aylarında sokakta sık görülen bir esnaftı.


    Deveci
    Demiryolu öncesi kara ulaşımında en yaygın kullanılan hayvan deveydi. Ayrıca sarayın hassa develeri vardı. Sefer-i hümâyunlarda padişahın ağırlığını taşır sürre* alaylarında kullanılırdı. Deveciler genellikle konar-göçer yörüklerdi. Başlarına kırmızı sivri külah giyerlerdi.

    Sucu
    Eski zamanlarda hemen her evin bir kuyusu vardı. Ancak içecek su uzaktan getirilirdi. Sucu ya da saka şehir ya da kasabada su taşımacılığıyla uğraşırdı. Pınar ya da çeşmeden aldığı suyu hanelere sevk ederdi. Limonatacı ve şerbetçi gibi özellikle yaz aylarında sokakta bardakla su satan seyyar satıcılara da sucu denirdi.



    Lehimci
    Plastik öncesinde yaygın kullanılan maden kaplar ev ekonomilerinde toprak kapların yerini aldı. Lehimci ya da tenekeci küçük ev aletlerini tamir eden gezici esnaftı. Teneke maşrapa kulpunu kademhane ibriği emziğini gusülhane çinkosunu lehimlerlerdi. Lehimci genellikle demircinin yan sanayiini oluşturuyordu.



    Ciğerci
    Batılı seyyahların en gözde seyyar satıcısı omuzda sırıkla dolaşan ciğerci ve paçacıydı. Mahalleye ciğercinin geldiği evin kedisinden belli olurdu. Sokakta et satışı ender olmasına karşın ciğer ve paça en çok rağbet gören sakatatlardı. Tavası yahnisi yapılırdı. Sabit ciğercide yürek böbrek gibi diğer sakatat türleri de pazarlanırdı.

    Sepet Hamalı
    Motorlu araçlar öncesi kent içi yükleme boşaltma ve taşıma işleri hamal esnafının gediğiydi. Mevsimlik olarak İstanbul gibi büyük kentlere gelen hamalların güçlü loncaları vardı. Meslek çoğu kez babadan oğula geçerdi. Pazarlarda sebze-mevye taşıyanlarına küfeci denirdi. Her iş kolunun ayrı bir hamal kolu olurdu. Bunların en ünlüleri iç ve dış bedesten hamallarıydı.


    Sırık
    Hamalı Fıçı gibi hacimli yekpare ve ağır yük sırık hamallarınca taşınırdı. Bunlar genellikle dört kişi olur dişbudak ağacından yapılmış uzun sırıkları omuzlarına alarak iki önde iki arkada yükü paylaşırlardı. Taşıma büyük bir uyum gerektirirdi. Aksi takdirde yük diğer hamallara kayar ve kazalara neden olurdu. Beyoğlu’nda tahtırevanları taşıyanlara da hamal denirdi

    Demirci
    Fabrika üretimi öncesi pek çok eşya ve alet insan eliyle demirden yapılırdı. Demirci demiri dükkanında döğer biçim verirdi. Yorucu ağır bir meslekti. Daima ateş karşısında kömür ve demir tozlarına bulanarak çalışılırdı. Örs üzerinde demirin ağır balyozla dövülmesi pazı kuvveti beden takatı ve sağlam vücut gerektirirdi.



    Adını Bilip Kendisini İyi Bilmedikleriniz

    Fotoğrafçı
    19. yüzyılın ortalarında fotoğraf Osmanlı’ya ulaştı. Resmetmenin dinen cevaz verilmediği bir toplumda fotoğraf görselliği simgeledi; zihniyet değişikliğine neden oldu. Ama yine de Osmanlı’nın son dönemine kadar fotoğrafta kaçgöç hakim oldu. Ayak fotoğrafçıları dakikalıkçılar ve şipşakçılar vesikalıkta uzmanlaşmışlardı.

    Berber
    1876’ya kadar çarşı-pazarları selâtin cami avlularını ve zaman zaman mahalle aralarını dört dönen berberlerin ayaklarının çıplak ve kollarının sıvalı olması gerekirdi. Bu şekilde müşteri berberin ellerinin ve ayaklarının temiz olduğunu görebilirdi. Berberler ayrıca diş çekerler sünnetçilik ve hacamatçılık yaparlardı.



    Oduncu
    Osmanlı’nın temel enerji kaynağı odundu. Isınmak ve ocakta yakmak için kullanılırdı. Odun civar ormanlardan katır ya da eşek sırtında getirilirdi. Genellikle yaz aylarında mahzene odun istif edilir kışa tedarikli girilirdi. Çoğu oduncu orman köylerinde yaşar kasabaya ya da şehire malını pazarlamak için inerdi.

    Portakalcı
    Dünün İstanbul’unda portakal nadirattandı. Ancak üst gelir grubu portakal tüketebilirdi. Portakalın Yafa gibi uzak yörelerden gelişi tek tek satılacak kadar değerlenmesine neden oluyordu. Zamanla Anadolu’da da yetiştirilmeye başladı ve ucuzladı. Demiryolu ulaşımı başlayana kadar portakal değerli meyveler arasında yer aldı.

    Yumurtacı
    Dar gelirli Osmanlı’nın temel protein kaynağı yumurtaydı. Çoğu insan yumurtasını arka bahçesinde beslediği kümes hayvanlarından temin ederdi. Dünün mutfağında yumurta başköşedeydi. Yumurta seyyar satıcıların da el attığı sektörlerden biriydi. Zamanla buzhane yumurtaları köy yumurtasıymış gibi pazarlanmaya başlandı.


    Sütçü
    Süt Osmanlı mutfağının olmazsa olmazıydı. Hemen her evde süt kaynar; yoğurt tereyağı ve peynir yapılırdı. Pastorize şişe sütünün olmadığı bir evrede ağılı ya da damı olan ve küçük ya da büyükbaş hayvan besleyen sütçü aynı zamanda kapı kapı dolaşarak hayvanından elde ettiği sütü pazarlardı.


    alıntı

+ Konu Cevapla

Benzer Konular

  1. En Kirli Meslekler - En Kirli Meslekler nelerdir
    By NoBoDyS in forum Kariyer Ve Meslekler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-28-2010, 18:57
  2. Buz tutmuş hayallerim. . .
    By eJhem in forum Ask Ve Sevgi
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 10-30-2009, 15:04
  3. Dibi Tutmuş Aşklar ...
    By zuzuu in forum Edebi Yazilar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07-23-2008, 01:36
  4. Zamanla Kaybolan Meslekler - Teknolojiyle birlikte kaybolan meslekler
    By Mr. NuteLLa in forum Kariyer Ve Meslekler
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 07-07-2008, 18:02
  5. bilin bakalım kaç balık tutmuş....
    By fairy_cry_54 in forum Arsiv (çozulmus olanlar)
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 04-16-2007, 11:05

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375