Tarihsel gelişmesine bakıldığında bahçelerin kamu yararını gözetmekten çok, özel beğeni ve kullanım amacıyla yapıldığı görülür. Eski Mısırlıların, Yunanlıların, Romalıların kendilerine özgü bahçe tasarımları vardı. İtalya'da Tivoli yakınlarındaki Roma İmparatoru Hadrianus'a ait villanın bahçesi daha sonraki bahçe tasarımlarının pek çoğunu etkilemişti. İtalya Rönesansı'nda dış mekan iç mekanın bir uzantısı olarak görülerek bahçe tasarımında biçimci bir yaklaşım geliştirilmişti. Gene Tivoli yakınlarındaki 16.yüzyıldan kalma Este Villası'nın bahçesi buna örnektir.

17.yüzyılda İtalyan Rönesans bahçelerinden etkilenen André le Nötre Fransa kralı XIV.Louis için Versailles'da simetrinin, büyük havuzların ağır bastığı gösterişli bir bahçe düzenledi. Pek çok kez kopya edilen bu düzenleme bir bakıma insanın doğaya egemen oluşunu simgeliyordu. Bu tür klasik bahçeler güzel olmakla birlikte düz çizgileri, ağaç ve çalıların geometrik biçimlere dönüşmesi ve çiçek tarhlarının birbirinden ayrı kutular gibi ele alınmasıyla kusursuz, biçimci, katı, üstünde çok çalışılmış ve mantıklı bir görünüm içindeydi. Bunları kendi dönemlerinin mimarlığının bir uzantısı olarak görmek de olasıdır.

18.yüzyılda İngiltere'de Burlington dükü, peyzaj mimarları William Kent, Lancelot "capability" Brown ve Humphrey Repton düzenlemelerinde doğal öğelere ağırlık vermeye başladılar. Artık eğri çizgiler düz olanlardan daha güzel bulunuyor, ağaçları geometrik biçimlerde ya da "heykel" gibi budamak yerine, oldukları gibi bırakmak yeğleniyordu. Yüzyılın sonuna doğru özel olarak bu amaçla yapılan yapay yıkıntılar da bu bahçelerin öğesi arasına girdi. ABD'de peyzaj mimarlığının öncüsü Frederick Low Olmsted oldu. Olmsted, Calvert Vaux ile birlikte New York kentindeki Central Park'ı düzenledi, ülkesinin pek çok kenti için parklar tasarlayarak uyguladı.

Alıntı