Esin Afşar..Müzik Elçimiz...Esin AFŞAR kimdir-hayatı,biyografisi

Sn.Oktay Sinanoğlu'nun Kızkardeşidir


Türkiye'nin Müzik Elçisi Esin AFŞAR

Diplomatik Sanatçımız Esin Afşar, "Bir Adam Vardı Canı Sıkılan" adlı parçayla Eurovision'a katıldığında bu parçanın ne kadar özel olduğunu biliyordu. Ancak şarkının anlaşılması ve dilleri düşmesi için tam otuz yıl gerekti...

Çok donanımlı bir aileden geliyorsunuz. Diplomat bir baba ile gazeteci bir annenin kızısınız. Bize kendinizden bahseder misiniz? Çocukluk ve gençlik yıllarınızı anlatır mısınız?

İlkokula Ankara'da Kolej'de başladım. O zamanlar adı Türk Eğitim Derneği idi. Ağabeyim, Oktay Sinanoğlu ile birlikte gittik. Seneler sonra ağabeyim de ben de okulumuzdan hiç kopmadık, konferans vermeye gittik. Ben o dönemler klasik batı müziğine tutkundum. Piyano konçertosu dinler hayallere dalar, bol bol alkışlanırdım. Sonra konservatuar sınavlarına girdim. Annem Kolej'i bitirip girmemi istemişti. Ancak yaş haddi vardı. Bu nedenle ben ortaokuldayken konservatuar sınavına girdim ve kazandım. Böylece piyanoya başladım. Sonra Muhsin Ertuğrul'un genel müdürlüğü döneminde Devlet Tiyatroları'na piyanist olarak girdim. Muhsin Ertuğrul kendi yöntemi ile beni tiyatroya aldı. Bir gün birisinin rolünü bana verdi. Ben o rolde oynadım. 12 yıl devlet tiyatroları sanatçısı oldum. Hatta benim tiyatrodan müziğe geçtiğimi sanırlar. Halbuki değildir.

Uzun zamandır sizi sahnelerde göremiyoruz. Bunun özel bir sebebi var mı?

Aslında hiç bırakmadım ben. Ama çok seçici davranıyorum. Dejenere ilişkilerin içinde olmayı da istemiyorum. Konserlerimi ancak beni takip edenler duyabiliyor.

Birkaç yıl önce boynunuzdaki ağrılar nedeniyle dört ay hastanelerde yattınız ve sevenlerinizi çok korkuttunuz. Şimdi sağlığınız nasıl?

Ağrılarımdan dolayı çok fazla ağrı kesici almıştım. Onlar kan tablomu bozdu. Sonra boynumdan bir kateter takılabileceği söylendi. Alman Hastanesi'nde bana iki gün kateter takıldı. Ancak düzelmem tam dört ayımı aldı. Sonra Amerikan Hastanesi'ne gönderdiler. Akciğer uzmanı beni Paris'e gönderdi. Orada iki ameliyat oldum. Ben hayata ikinci kez gelmiş oldum. Şimdi iyiyim.

Siz de 12 Eylül yasaklıları listesinde yer aldınız ve beş yıl şarkı söyleyemediniz. Bunu ilk öğrendiğinizde neler hissettiniz?

Nazım Hikmet yasaktı o dönemde. Bu bence yüz karası bir durumdu. Nazım, tüm dünyada en büyük şair olarak kabul görür. Bir canlı yayında programın yapımcısı Nazım'ın sözleri olan şarkıyı söyleme dedi. Ben de dünya kabul ederken neden söylemeyim dedim ve canlı yayın olduğu için şarkıyı okudum. Beş senelik bir yasak geldi. Ben yıllardır Nazım Hikmet konserleri veriyorum. Her sene ölüm ve doğum yıldönümünde şiir ve şarkılarla Nazım Hikmet konseri yapıp, Nazım sahnesi ismini koyduracağım. İstanbul'da yapmak istedim fakat belediye başkanı burada zaten Nazım sahnesi olduğunu söyledi. Ancak İzmir'den böyle bir söz aldım.

Bu durumdan sonra bir küskünlüğünüz oldu mu devlete karşı?

Aydınlar dilekçesi meselesi vardı. Aziz Nesin başlatmıştı. İmzalar toplandı. Heyette ben de vardım. Meclis başkanına çıkıldı. Tek kadın da bendim. O aydınlar dilekçesi içerisinde birçok şey geldi başımıza. Selimiye Kışlası'na da gittik. Ancak bunları atlattık. Sonra bir de "Kelaynaklar" oyunu oynadım. Tek kişilik oyundu. Onda da Selimiye Kışlası'na yazar çağrıldı. Ancak onunla birlikte ben de gittim. Bunlar trajikomik olaylar.

"İhsan Sabri Çağlayangil Dışişleri Bakanı olduğu dönemde bana "Diplomatik Sanatçı" unvanını verdi. İlk olarak parlamenterlerle birlikte Macaristan'a gittim. Macarca bir şarkı söyledim. Macaristan devlet başkanı çok beğendi. Bu birbirine açılan bir pencere gibi oldu. Dışişleri Bakanlığı'na tebrikler gelmeye başladı. Böylece diplomatik sanatçı unvanını aldım."

Bir dönem de "Manisa Davası"nda mahkûm gençlere destek verdiniz ve yaşlılar için çalışmalar yaptınız. Sosyal olaylara oldukça duyarlısınız. Hayata karşı çok net bir duruşunuz var. Bu sıralar içinde yer aldığınız bir sosyal sorumluluk projesi var mı?

Benim dokuz ayrı derneğim vardı. Rahatsızlıklardan sonra bunları bıraksam da bir şeyler yapmaya çalışıyorum.

Bir röportajınızda Fransa'da menajeriniz olduğunu fakat Türkiye'de olmadığını söylemişiniz. Bunu neye bağlıyorsunuz?

İlk çıktığım dönemde Erkan Özerman vardı. O beni şarkı söylemeye zorlamıştı. Devlet tiyatrosunda sanatçıydım o sıralar. Türkiye'de ondan sonra menajerim olmadı. Fransa'da var. Kendisi tiyatro müdürüydü. Çevresi vardı, ancak menajerlik yapmamıştı. Konserime geldikten sonra menajerim olmaya karar verdi. Bence Türkiye'de organizatörler var ancak gerçek anlamda menajer yok. Menajer sanatçının her şeyi ile ilgilenir. Paris'teki menajerimden çok memnumdum.

Genç şarkıcıları nasıl buluyorsunuz?

İyi olanları var. Ancak onlar bile içerik olarak mesaj taşıyamayan işler yapıyorlar. Bir şey tuttu mu artık hep aynısı yapılıyor. Bu dönemde konservatuar çıkışlı şarkıcı sayısında bizim dönemimize göre artış olmasına karşın yapılanlar hep aynı.

Bugünlerde herkesin dilinde olan Turkcell'in jıngle'ı ile 1970 senesinde Eurovizyon'a katıldınız. Bu şarkının çıkış anını hatırlıyor musunuz? Neyi düşünerek yazmıştınız?
Sözü ve müziği benim olan 'Canı Sıkılan Adam' parçasını yazdım. Piyano eşliğinde söyledim ve gönderdim. Ancak o sene düzenleme görevi Timur Selçuk'a verilmişti. Bir eserde düzenleme çok önemlidir. Şarkı iyi de olabilir, kötü de olabilir. Timur da çok değerli bir müzisyen ancak şarkı biraz ağır oldu. Şanar Yurdatapan dinledi ve beğendi fakat Türkiye'ye birkaç numara büyük geleceğini, ilerde değerlerini bulacağını söyledi. Şarkımız Eurovizyonun ilk elemesinden geçti ikincide ise takıldı.

Şimdi sizin bildiğiniz düzenlemesi ile Canı Sıkılan Adam'ı reklam müziğinde kullanmak istediklerini söylediler. Bugünlerde çok tuttuğunu ve dillere düştüğünü duyuyorum çevremden. Aslında doğru düzenleme de oymuş, biraz esprili ve daha hızlı.

Sizi çok özleyenler var. Tekrar sizi ekranlarda görebilecekler mi? Yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı?

Bazı teklifler geldi. Örneğin, Nermin Bezmen'in yaptığı bir iş için teklif var. Ben de senaryoyu istedim. Okudum ve beğendim. Görüşmelere başlayacağız ama diziler çok yorucu işler. Ağır işçilik olarak görüyorum dizileri. Ancak güzel olduğunu düşünüyorum. Nermin de iyi bir yazardır. Benim dizideki rolümü Nermin Bezmen, sigara içen bir ressam olarak çizmiş. Bu bana ters geldi. Kullanmadığım gibi ben yıllarca sigaranın zararları üzerine birçok konferans verdim. Bunu bu şekli ile kabul edemem. Zaten yasak geldi televizyonlara. Nermin'le görüşeceğim bu konuda.

Kolej yıllarınızdan unutamadığınız bir anınız var mı?

Evet var. İlkokulda Pınar isminde bir arkadaşım vardı. Çok şirin bir kızdı. Babası Amerika'daydı. Tükenmez kalem Türkiye'de yoktu o zaman. Babası ona getirmişti. Yıllar sonra Aktur'da ilk kez karşılaştık. Çocukluktan beri ilk kez görünce çok hoş oldu.

Kolej'in mezunları için düzenlediği organizasyonlara katılma fırsatı buldunuz mu?

Kolej'in organizasyonlarına bir kez katıldım. Onda da sınıf arkadaşlarımın yaşlandığını gördüm. Kendimi yaşlı olarak kabul etmek istemediğim için, tekrar katılmak istemiyorum.