Namazdaki Tahiyyat Duasının Manası *
Namazların oturuşlarında okumuş olduğumuz tahıyyat ile ilgili İbni Mes’ud (ra) “Resulallah elimi ellerinin arasına alarak, Kur’an’dan bir sure öğretir gibi bana tahıyyatı öğretti.” (Muslim, Kitabussalah) demiştir. Namazın her rekâtında Fatiha’nın okunması gibi, namazların her oturuşunda tahıyyatın da okunması vaciptir. Yine İbni Mes’ud (ra)’ın bildirdiğine göre “Resulallah’ın bu tahıyyatı öğretmesinden önce biz Resulallah’ın arkasında namaz kılardık ve tahıyyatta ‘esselamu alellah’ (Allah’a selam olsun / Selam Allaha) ve melekleri sayarak filana ‘filana, şuna şuna da selam olsun’ derdik. Resulallah bize böyle bir selamlamayı uygun görmedi ve yasakladı. Resulallah bize “Selam Allahın kendisidir, böyle yapmayın” diye tembihledi.”


Zira selam Allah’ın esmai hünsasındandır. Her türlü noksandan uzak olduğunu bildirir. Allah için böyle bir selametlik istemek doğru olmaz. Böyle bir şeye Allah’ın ihtiyacı yoktur. Selama muhtaç olan Allah’ın kullarıdır. O selam, Allah’tan kullara bir ikramdır. Kullar için selam verildiği zaman Allah’tan selamet, esenlik, huzur vermesini her türlü kusur, afet ve ayıptan uzak bulundurmasını ve darusselam olan cennete ulaştırmasını istemektir. O zaman Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Sizden birisi namazda oturduğu zaman ettehiyyatu lillah vessalevatu vettayyıbat. Esselamu aleyke eyyuhennebiyyu ve rahmetullahi ve berakatüh. Esselamu aleyna ve ala ibadillahissalihin. Eşhedu enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasuluh desin, bundan sonra da dilediği duayı okusun” (Muslim, Kitabussalah).


Burada, bu tahıyyat bir nevi selamlama, hürmet ve tazim ifadesidir. Bu şekilde bir tahıyye Cenab-ı Hak için uygun bir selamlama ve tahıyyedir. Her türlü hürmetin Allah için olduğunu ikrar, ilan ve ihbardır. Tahıyye, yani bu şekilde bir selamlama, kullar için eksik bir selamlamadır. Araplar birbirlerine ‘Hayyakellah’ diye selam verir, hürmet sunarlardı. Hayat dilemek, mülk, hükümranlık (hâkimiyet), beka ve devamlılık istemektir. İnsan için bu tür dilekler, uzun ömür her zaman selamet ve afiyeti ifade etmez. Uzun ömür, saltanat, beka, felaket ve acılarla da devam edebilir. Onun için mu’minlerin birbirlerine selamı tahıyye suretiyle değil, selam suretiyle olmuştur. Bu selam, dünya ve ahirette mu’minlerin birbirlerine selamı olduğu gibi hem de Allah’tan mu’minlere bir iltifat ve ikramdır.


Çok merhametli olan Rabbin katından (onlara) söylenen söz: "Selam" dır.”; (Yasin Suresi-36/58)
Yunus Suresi (10/10) “Orada(cennette) mu’minlerin birbirlerine tahıyyeleri selamdır.”;



(Müminler,) O'na kavuştukları gün, (Allah'ın) onlara yönelik iltifatı "selam"dır.” Ahzab Suresi(33/44). Mu’minlerin de birbirlerine tahıyyelerini, iltifatlarını selam ile ifade etmeleri emredilmiştir.

“Size bir tahıyye sunulduğu zaman ona en güzel şekliyle veya en azından aynıyla mukabele edin” (Nisa Suresi 4/86) buyrularak Peygamber Efendimiz mu’minlere bu tahıyyenin “Esselamu aleykum” ifadesi ile olmasını istemiştir, mukabilinde de ya ayniyle ya da “Verahmetullahi ve berakatüh” ilavesi en güzel şekilde mukabele olarak ifade edilmiştir.


Bu selamlama Müslümanların dışındaki milletlerde de var olan bir şeydir. Hristiyanlar, birbirlerine ellerini ağızlarına götürerek öper gibi bir tavırda selam ve hürmet ederler. Yahudiler, parmakla işaret ederek hafif kalça kırarak, eğilerek birbirlerini selamlarlar. Mecusiler, rüku gibi eğilerek; kimileri kıyam eder esas duruş gösterirler. Araplar da “Hayyakellah” diyerek birbirlerini selamlarlar. Bu tür selamlamalar aciz bir insana, muhtaç birine bir iltifat gibi; bu selamlama Allah’tan olduğu zaman, O’ndan geldiği zaman tam ve mükemmel, güzel olur. Bu tür hürmet, selamlama ve tahıyye; hürmet edilen her şeye sunulur, ifade edilir. Cami ve mescitler hürmete layık olduğu için onların selamlaması oraya varıldığında namaz kılmakla ifade edilir. Buna tahıyyetü’l-mescid yani mescidi selamlama denilir. Kabe’ye varıldığı zaman tavaf edilerek tahıyye ve selam edilir. Kâbe’nin haremine girildiği zaman ihram giyilerek, harem bölgesi selamlanmış ve hürmet edilmiş olur. Bizim Rabbimize olan selamımız ise tahıyetteki ifadelerle olur. Bu Allah’a tam bir tahıyye ve selamlamadır. Hürmet ifadesidir. İbadetlerimizin her şekli (kıyam, rüku, secde..) tazim ve hürmetin en son ve en güzel şeklidir. Bu tahıyyat Peygamber Efendimiz’in miraçta Rabbul-Alemine mülaki olduğu zaman ifade ettiği bir selamlamadır, tahıyyedir.


Necm Suresi 8 ve 9. ayette (“Aradaki mesafe; (üst üste getirilen) iki yay kadar, hatta daha yakın oldu da, o sırada (Allah'ın) kuluna vahyettiği şeyi, vahyetti.”) ifade edildiği gibi “ve sonra yaklaştı, ve sarkıtıldı” derken o yakınlık derecesinde yakınlık oldu Peygamber Efendimiz, “Ettehiyyatu lillahi vessalavat ve tayyıbat” diyerek Allah’a selamını arz etti. Rabbul alemin bu selama mukabil “Esselamu aleyke eyyuhennebiyyu ve rahmetullah“ diyerek mukabele etti. Peygamber Efendimiz Cenab-ı Hakk’ın bu selamının sade kendisine has olmamasını istediğinden “Esselamu aleyna ve ala ibadillahissalihin”. “Ya Rabbi senin bu selamın bizimle beraber senin Salih kullarına da olsun” diyerek Allah’ın selamını bizlere, salih kullarına da teşmil etti. Melekler bu vakaya “Eşhedu ella ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve rasuluh” diyerek şehadet ettiler.


Namazın başında “elhamdullillah” diyerek, yani hamd, övgü, senanın Allaha ait olduğunu ikrar ederek başlıyoruz. Sonunda da “ettehiyyatu lillah” yani tahıyyatın Allah’a mahsus olduğunu ilan etmiş oluyoruz.
Yani bu tahıyyatı okuyunca ne demiş oluyoruz?


Ettehiyyatu lillah derken, tazim, hürmet, beka, sonsuzluk, ölümsüzlük, mülk ve hükümranlık gerçek hayat sahibi olan Allah’a mahsustur. (Kullara ait olan bu ifadeler geçici, iğrelti, yine Allahın vergisi, takdir ve ikramıyla olur. Kul bunlara kendi kendine sahip olamaz.)


Vessalavat, vessalavatı lillah demektir. Yani salavatlar, kalp ve gönülden yapılan dualar, bedenle ifade edilen ibadetlerimiz Allah içindir. O’na yapılır, O’nun için olmalıdır.


Vettayyıbat, temiz, güzel, helal, has olan her şey Allah’a aittir. Başka bir ifadeyle tahıyyatın Allah’a hürmetin bir ifadesi olan mali ibadetlerimiz kulu Allah’a yaklaştıran her türlü vesileler, güzel sözler, zikirler, tesbihler, övgülerimiz, hamdlerimiz yine ancak Allah içindir ve öyle olmalıdır. Bir hadis-i şerifte de “İnnallahe tayyıbun la yekbalu illa tayyıben” (Allah tayiptir (tertemiz, pak), ancak tayyip olanı kabul eder.” buyurulmuştur.


Esselamu aleyke eyyuhennebiyyu ve rahmetullah ve berakatuh, ey Allahın nebisi! Selam, esenlik ve darusselam olan cennet sana olsun. Allah’ın rahmeti, bereketi, her şeyin hayrı sana olsun.


Esselamu aleyna ve ala ibadillahissalihin. Ya Rabbi, bu selamın bizimle beraber senin salih kullarına da olsun. Neml suresinde (27/59), “vesselamu ala ibadihillezi istafa” yani selam Allah’ın seçtiği kullarına da olsun” ayetine de bir işaret vardır. Burada Allah’ın salih kulları cemaatle namaz kılan, imam ve cemaat ve bu namazda mu’minlere iştirak eden melekleri ifade etmektedir. Gerçek manada salah ancak ahirette gerçekleşir. Özellikle de peygamberlere ait bir özelliktir. Genel manada, salah kelimesi fesadın zıddıdır. Allah’ın ve kulların haklarına riayet eden ve zulmetmeyen insanlardır. Şirk Allah’a karşı bir zulüm, günah ve fesat insanların kendine ve diğer insanlara yapmış olduğu bir zulümdür.

Enam Suresi 82. “İman edip de imanlarını zulümle (şirkle) karıştırmayanlar (var ya), işte (korkudan) emin olmak onların hakkıdır. Onlar doğru yolu bulmuşlardır.”



Namaz kılarken Allahın salih kulları, ehl-i irfan Allah’a bir yakınlık, kurbiyet elde ederler. Tahıyyat ile melekut aleminin kapısını kendilerine açılmasını niyaz eder, Rablerini selamlamış olurlar. Allahu zülcelalin harimine girmelerine izin verilmiş olur. Bu mazhariyet mu’minlerin rahmet peygamberi olan Peygamberimiz’e tabi olmaları, onun sünnetine uymanın bir neticesi olduğundan bir tembihtir. Esselamu aleyke eyyuhennebiyyu derken de Resulullah’ın hareminde Habibullah’ın karşısında gibi kendilerini görüp yüz yüze, göz göze Resulallah’a selam verdiklerini düşünerek o şuurla okunmalıdır. “Selam sana ey nebi! Allah’ın rahmeti de bereketi de sana olsun, seninle beraber Allah’ın salih kullarına, bizlere de olsun” demiş oluyoruz.
Miracın izdüşümü olan her senenin tekrarında, bu duygularla kendimizi, duygularımızı yenilemeli; Allah ve Resulune yakınlık vesilesi olan her türlü söz, beden ve mali sorumluluklarımız ve ibadetlerimizi şuurla yapma idrakini Rabbim cümlemize ihsan eylesin.


* Mikdat Kutlu