Fıkra Nedir? Fıkra Anlamı, Fıkra Tanımı, Fıkra Hakkında ( Fıkra Nedir? )
Bu yazı türünü, halk arasında anlatılan kısa, güldürücü, ders verici olay anlatılarıyla karıştırmamak gerekir. Gazetelerdeki köşe yazılarındandır. Her gün aynı köşe ya da sütunda yayınlanır. Siyasal, ekonomik, eğitim... gibi günlük toplumsal konular ayrıntıya girilmeden kısaca işlenir.

* FIKRANIN BELİRLEYİCİ ÖZELLİKLERİ:

- Makale gibi düşünsel plânla yazılır. Fakat makaleden kısa yazılardır.
- Yazar anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir. Bilimselden çok kişisel görüşünü açıklar, okuyucusunu
kendisi gibi düşündürme kaygısı yoktur.
- Günübirlik yazılardır, en beğenileni bile birkaç gün sonra unutulur.
- Yazar, yapmacıklıktan uzaktır. Anlatım yalın ve sade bir dille yapılır.
- Anlatım yazarın kendine özgü olmalıdır.
- Bu kurallara bütün yazılı anlatımlarda uygulanacak genel kuralları ekleyiniz.

&

KAHRAMAN EBE
Maraş'ın Bertiz Bucağına bağlı köylerdeki 10 tifolu çocuğu tedavi ederken 20 yaşındaki genç ve güzel köy ebesi aynı hastalığa yakalanarak ilaçsızlık yüzünden ölmüştür. Yolları, belleri kar tutmuş, köyün şehirle bağlantısı kesilmiştir. Elinde ancak çocukları tedavi edecek kadar ilaç bulunan Döndü Çomar adındaki genç ve güzel ebe çocukları kurtarmış, fakat kendini kurtaramamıştır.
Döndü Çomar hatıra defterine şunları yazmıştır:

"Doktor yüzü görmeyen, senenin 6 ayında dış dünya ile her türlü bağlantısı kesik olan bu masum insanlara elimden geldiğince yararlı olmaya çalışıyorum. Çevrede 10 tane tifolu yavru var. Doktor olmadığı için aileleri ile birlikte bu yavrular hayat umutlarını bana bağlamışlar. Onların yüzüne baktıkça üzüntüden kahroluyorum. Elimde çok az sayıda ilaç var. Yollar açılıncaya kadar bunlarla idare etmeme imkân yok. Güç bir görev yüklendiğimin farkındayım. Ama kendimi çok kuvvetli hissediyorum." Issız ve sahipsiz Anadolu... Aşağı yukarı bütün köyleri böyledir. Kış geldi mi, şehirlerle bağlantısı kesilir, yalnızlığa ve kaderine bürünür. Bertiz bucağına bağlı köylere bir ebe gidebilmiş nasıl gidebilmişse. Başkalarında ebe de, ilâç yoktur. İnsanlar, hayvanlar, kırılır da kimsenin haberi bile olmaz. Tuhaf bir raslantı, genç ebe Döndü Çomar'ın ölüm haberinin geldiği gün gazeteler Tıp Bayramını yazıyordu. Ankara'da ve İstanbul'da kutlanan bayram sırasında köylerimizin sağlıktan yoksun durumunu bildiren ölüm haberi de geldi. Bilmiyorum, doktorlarımızın yüreğini bu kahraman genç ebenin hayat hikâyesi burkmuş mudur?

Gözleri ağlamaklı okudum ben haberi. Ebe, çocukları tedavi ederken kendinin de hastalığa yakalandığını anlıyor. Elinde ilâç yoktur. Çaresizdir. Çaresizliğini biliyor, fakat ne yapsın? Oturup hatıra defterine ölmeden şunları yazıyor: "Tanrıya binlerce teşekkür, 10 yavru yeniden hayata kavuştu. Bu arada elimde ilâç da kalmadı. Üç gündür hastayım. Tifoya yakalandığımı sanıyorum. Yollar kapalı, şehre inemem. Ayrıca çocukları uzaktan da olsa kontrol etmem gerekiyor. Her an, her dakika ölüme biraz daha yaklaştığımı hissediyorum. Ölüm beni hiç, ama hiç korkutmuyor. Görevini yapan insanların iç huzurunu duyuyorum. Bu arada bana inanan, beni seven insanların arasında rahatça ölebilirim."

Ne bilinçli, ne görev duygusu ile dolu bir ölüme gidiştir bu!... İnsanların kafasında bu bilinç oldu mu, ölüme gidiş değil, ölümsüzlüğe gidiş oluyor. Bütün tarihe geçen kahraman hemşirelerin şanlı destanları arasına bu da katılacaktır. Bu köylerden birine, ikisine veya Bertiz bucağına bu kahraman ebenin adı konmalıdır. Bir de heykeli dikilmelidir. başka bir türlü kahramana minnet borcumuzu ödeyemeyiz. Köylüler çok sevdikleri bu ebenin anısına saygı örneği olarak İçişleri Bakanlığı'na başvurmalı, adının bucağa konmasını ve heykelinin dikilmesini istemelidirler.
(Mehmed Kemal)

&

ACEMİ ASKER
Askerliğe yeni başlamış bir er çavuşunun yanına giderek:
-Efendim, çorbada kum vardı! dedi.
Çavuş kaşlarını çatarak
-Ne olmuş yani? Buraya yemek beğenmeye değil, vatan toprağını korumaya geldiniz. Bir daha böyle bir şikayet istemem! dedi. Erin cevabı hazırdı:
-Evet ama komutanım! Biz buraya vatan toprağını yemeye de gelmedik!

&

AKIL HASTANESİNDE
Akıl hastanesinde doktor iki hastasına:
-Şu dolabı beraber yukarı çıkarın! dedi.
Biraz sonra hastalardan birinin dolabı omuzlamış, oflaya puflaya yukarı çıkardığını gördü:
-Oğlum, hani diğer arkadaşın? Ben size dolabı beraber taşıyın demiştim!
-Arkadaşım dolabın içinde rafları taşıyor doktor bey!

&

AKLI GELİŞTİRİR
Yolculuk sırasında mola vermek isteyen yaşlı bir adam, bir hana girdi. Bu sırada hana bir başka yolcu daha girdi ve ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler istediler. Fakat hancı yiyecek olarak yalnızca bir balık olduğunu söyledi ve bunu paylaşmalarını önerdi.
Bunun üzerine yaşlı adam, hancıya,
-"Ben balığın yalnızca başını yiyeceğim" dedi.
Hancı bunun nedenini sordu.
Yaşlı adam da,
-"Balık başı zekayı artırır, balık başı yiyen insan akıllı olur" dedi.
Bunun üzerine öteki yolcu hemen atıldı ve yaşlı adama:
-"Balık başını niye sen yiyeceksin, ben yemek istiyorum" dedi.
Yaşlı adam da itiraz etmedi ve balığın koca gövdesini yedi ve bir güzel karnını doyurdu.
Öteki yolcu ise yalnızca balığın başını yedi ve sonra yaşlı adama seslendi:
-"Sen koca gövdeyi yedin karnını doyurdun ben yalnızca kafayı yedim aç kaldım" dedi.
Yaşlı adam da bu sözlere şöyle karşılık verdi:
-"Bak nasıl akıllandın."

&

AZERİ DOKTOR İŞBAŞINDA
Bir okurdan gelen bir bilicilik iletisini de aktaralım. Cumhurbaşkanı'nın veto ettiği , Türkiye'de yabancı doktorların çalışmasına ilişkin tasarının yasalaşması sonrasına ilişkin bir öngörü:
Doktor Azeri olunca:
-Gelesen!
-Selam doktor bey!
-Salam...Sabahın hayır! (Selam iyi sabahlar)
-Ne salamı? Kızımı muayeneye getirdim.
-Gızım, sen yahşi birine ohşayırsan! (Kızım sen iyi birine benziyorsun)
-Neee! Kızım kimi okşuyormuş?
-Vallahi kimseyi okşamıyorum baba!
-Sus kız! Koskoca doktor yalan mı söyleyecek? Ellerindeki pişikten anladı herhalde!
-Pişik ele degel kucağa yaraşır! (Kedi ellenmemeli, kucağa alınmalı!)
-Doktor sen ne diyorsun yaa?
-Siz haradan gelisiz? (Siz nereden geliyorsunuz?)
-Biz at mıyız haradan gelecek? Doktor, ağzını topla!
-Gızım soyunasan, sırtına gulag asmak isterem. (Kızım soyun da sırtını dinleyelim.)
-Baba yaa... bu adam kimin kulağını sırtıma asacak?
Men indi gızına dayandıraaram. Maragım gabardı. Neçe ağlarsan? (Ben şimdi kızınızı durdururum. Merak ettim. Neye ağlarsın?
-Baba ne diyor bu?
-Ağlamasan balam. Baban yaşlıdır, dözebilamaz. (Ağlama çocuğum, baban yaşlıdır, dayanamaz.)
-Gızım sen karhanede çalışırsaan! (Kızım sen fabrikada mı çalışıyorsun?)
-Lan p... doktor... (küüüüüüüüt....)
-Özümü itirdim,
dağlara gar düşende,
bülbüle gam düşende,
ruhun bedenden oynar
gözüme yumruk gelende...
14 mart Tıp Bayramı yabancı hekimsiz kutlu, 23 mart meteoroloji günü kar yağışlı olsun.

&

AZERİ HAMAMDA
Azeri nin biri hamamı çok severmiş. Kalkmış bir gün hamama gitmiş. Güzelce yıkanmış. Göbek taşında yatmış. Sonra çıkmış dışarıda bir müddet uzanmış. Bir de limonlu çay içmiş. Sonra kurulanıp üzerini giymiş. Kasaya doğru yürümüş. Elini cüzdanına atmış. Cüzdan yok. Hamamcıya cüzdanının çalındığını söylemiş.
Hamamcı buna çok kızmış,
- biz hırsız mıyız diye.
Hamamcı ve adamları, adamı güzel bir dövmüşler.
Aradan bir iki ay geçmiş. Bizimki yine kalkmış gitmiş hamama. Yine yıkanmış. Keyif etmiş sonra çıkmış. Bir süre soyunma odasında uzandıktan sonra kurulanmış. Elbiselerini giymek için askıya bakmış. Bir de ne görsün. Sadece bir kemer kalmış. Bizimki kara kara düşünmeye başlamış. Hamamcıya söylese yine dayak yiyecek. Neyse kemeri beline bağlamış. Korka korka kasaya doğru yaklaşmış. Elbiselerinin çalındığını direk söyleyememiş. Demiş ki:
-Aya hele bak! Men burya bele mi gelmiştim?

&

BÜYÜK BEBEK
Laz ın biri Ankara'da bir barda içerken cep telefonu çalmış, telefonunu açmış, bir o kulağına bir bu kulağına götürürken sevinçle bardaki herkese içki ısmarlamış. Sonra da çevresindekilere karısının 15 kg lık tipik bir laz bebeği doğurduğunu söylemiş. Bardaki hiç kimse bir bebeğin 15 kg. gelebileceğine inanmamış ama laz inat etmiş.
-"Dediğim gibi,bizim oralarda ortalama bebek kilosu budur. Benimki de tipik bir laz bebeği?
Dört bir yandan tebrikler yağmış; bardaki herkes lazı kutlamış..İki hafta sonra laz tekrar bara uğramış. Barmen adamı tanımış ve sormuş
-''Sen şu 15 kg doğan bebeğin babası değilmisin? Herkes bebeğin iki haftada kaç kilo olduğunu merak ediyor. Söyle bize, bebek kaç kilo?"
Baba gururla cevap vermiş,
-"10 kg."
Barmen şaşırmış ve meraklanmış.
-"Ne oldu? Doğduğu gün zaten 15 kg.dı."
Laz baba içkisini başına dikmiş, ıslak dudaklarını koluna silmiş ve barmene doğru eğildi ve gururla yanıtlamış;
-"Sünnet ettirdim".

&

ÇOCUK DEDESİYLE
Küçük çocuk dedesinin kucağında otururken birden:
Dedeciğim! Gözlerini bir yumsana! der.
-Neden yavrucuğum?
-Annem geçenlerde "Deden gözlerini bir yumsa çok zengin olacağız," diyordu da!

&

DANA BAŞINI NEDEN ÜÇ KEZ SALLAMIŞ
Beş arkadaş oturmuş sohbet ediyorlar. Kimi fıkra anlatıyor, kimi bilmece soruyordu. Hüseyin de bir bilmece sorar:
-"Dağın eteğinde dört inek ile bir dana otluyormuş. Günlerce aynı yerde otladıkları için dağın o yüzündeki otlar bitmiş. Ne yapalım diye düşünmeye başlamışlar. Dananın aklına parlak bir fikir gelmiş.
-Ben dağın zirvesine çıkayım. Dağın öbür yüzüne bakayım. Eğer dağın öbür yüzünde ot varsa başımı bir defa sallarım, ot yoksa iki defa sallarım." demiş. Oflaya, poflaya dağa tırmanmış dana. Dağın zirvesine vardığında şöyle bir etrafına bakınmış. Sonra, merakla haber bekleyen ineklerden tarafa dönüp başını üç defa sallamış. İnekler şaşırmış kalmışlar ve ne demek istediğini bir türlü çözememişler.
Hüseyin arkadaşlarına soruyor:
-"Dana ineklere ne demek istemiş ?"
Arkadaşları birçok cevap vermesine rağmen hiçbirinin doğru cevap olmadığını söylemiş. Son kez sorar Hüseyin:
-"Bilemediniz mi cevabı ?"
Arkadaşları hep birlikte:
-"Bilemedik, sen söyle doğru cevabı" demişler. Hüseyin de:
-"O inekler de bilememişler dananın ne demek istediğini." demiş.

&

DEDE DOKTORDA
75 yaşlarmda bir dede doktora gider. 3 ay önce muayene ettiği hastayı görünce doktor sevinir ve sorar:
-Dede nasılsm, ciğerlerin nasıl?
-Pek iyi değil oğlum! der yaşlı dede. Bunun üzerine doktor dedeyi muayene eder ve sorar:
-Dede! Ben sana 3 paketen fazla sigara içme demedim mi? Bunun üzerine dede cevap verir:
-Dediğin gibi üç paketen fazla içmiyorum ama bu yaştan sonra sigaraya başlamak da zor oldu yani!.

&

GÖRÜMCEME GEDİREM
Erzurum'da bir bayan akrabalarını ziyaret için caddede hızlı adımlarla yürümektedir.
Bir kavşağa gelince kırmızı ışık yanar. Kırmızı ışığı dikkate almayan bayan kavşaktan geçmek için yoluna devam eder.
O sırada trafik akışını kontrol eden trafik polisi bayanın kurallara uymadığını görür ve;
-Bayan! bayan! nereye gidiyorsunuz acele acele, araba çarpacak, dikkat etsene! der.
Bayan:
-Saa ne, görümceme gedirem.

&

HİİÇ
Adam günün yorgunluğu üzerinde, perişan bir vaziyette İETT durağında otobüs beklemektedir. Nihayet uzun bir zaman sonra beklediği güzergahın aracı gelir ve biletini attıktan sonra arka taraflara doğru ilerlemeye başlar. Bir-iki adım ilerisindeki çift kişilik koltuğun boş olanına doğru ilerler; tam oturacağı sırada engelleyici bir ses tonu onu durdurur:
- Buraya oturamazsın! Ben kimim biliyor musun?
- Kim olduğunuzu bilmeli miyim?
- Ben Yrd. Doç. falan kişiyim.
- Evet?
- Benim gibi kıdemli birinin yanına oturamazsın!
- Size bir soru sormak istiyorum. Siz Yrd. Doçentlik ünvanınızdan sonra ne olacaksınız?
- Doçent.
- Peki sonra?
- Şayet başımıza bir şey gelmezse Profesör.
- Daha sonra?
- Belki zor ama, Ordünaryus Profesör.
- Evet... Peki bu dereceden sonra?
- Hiiç...
- Ben şimdiden 'hiç'im; lütfen müsade edin yanınıza oturayım... - !!

&

HOCA PAPAĞAN
Adam petshopa gider, papağanların fiyatını sorar.
-"Bu papağan ne kadar?"
-"1000 euro!"
-"Peki, ne yapar?"
-"Çok güzel konuşur!" Adama birkaç papağan daha sorar:
-"2000 euro, Ingilizce de bilir; 5000 euro, 4 dil bilir vs.
-" Köşede tüyleri dökülmüş, sıradan bir papağana gözü ilişir ve sorar: -"Bu ne kadar?" Satıcı:
-"Bu 10.000 eura!" Adam şaşırır ve
-"Bunun ne özelliği var ki? Tüyleri dökük bir papağan!" der.
Satıcı cevap verir:
-"Ben de bilmiyorum ama bu gördüğün papağanların hepsi ona "Hocam der."

&

SINIFTA
Medeni hukuk dersinde hoca en arkada devamlı konuşan öğrenciyi ayağa kaldırarak sorar;
-"Söyle bakalım, iğfal ne demektir?" Oğrenci hiç tereddüt etmeden cevap verir:
-"Sizin şu an yaptığınız hocam!"
Şaşıran hoca:
-"Nasıl yani?" diye çıkışır. Öğrenci açıklamasını yapar:
-"Bir kimsenin bilgisizlik ve tecrübesizliğinden faydalanarak ona zarar veren davranışlarda bulunmaya iğfal denir!"

&

TARİHİ ESER KAÇAKÇILIĞI
Dava: Tarihı eser kaçakçılığı.
Yer: Ağır ceza mahkemesi.
Olay: Arabanın bagajında Roma dönemi büstler yakalanmıştır.
"-Anlat bakalım Osman?"
"-Tarlamı sürerken bu kafaları buldum hakim bey, tam müzeye teslim etmek üzere yola çıkmıştım ki tutuklandım. Môsumum hakim bey, tahliyemi isterim!"
-"Osmannnn, Osmannnnnnn! Hatay'da bulduğun kafaları neden İstanbul'daki müzeye teslim etmeye çalışıyorsun Osmannnnnnnn!"

&

1940'LARDAN AKTARILAN BİR ANI
Yaşlıca bir Rum kadıncağız sanık kürsüsünde durmaktadır. Duruşma uzadıkça uzar. Kadıncağız şişmanlığı ve yaşı sebebiyle tanık kürsüsüne yaslanıp belini büker, ağırlığını bir tarafa vererek durur. Hakim seslenir:
-"Hanım! Düzgün dur!" Sertliğiyle bilinen bir hakimdir. 5 dakika sonra kadncağız dikilmekten yine yorulur, bu sefer ağırlığı öbür tarafa vererek bükük durur. Hakim yine Çıkışır:
-"Hanım! Düzgün dur!"
Kadıncağız tekrar toparlanır. Bu olay birkaç kere tekrarlar. En sonunda hakim yine:
-"Hanım! Düzgün dur!" deyince kadıncağız dayanamaz ve :
-"Aaa yeter bea! Mahkeme mi yapıyoruz, fotoğraf mi çektiriyoruz?" der.

&

MAHKEMEDE
Hakim sorar:
-"Müvekkiliniz neden boşanmak istiyor avukat hanım?"
-"Karşı tarafla aralarında düşünce farklılıklarından kaynaklanan şiddetli geçimsizlik bulunuyor sayın hakim!" Hakim cevap verir:
-Tabii, biri Aristo; diğeri Descartes çünkü!

&

İŞSİZ GAZETECİLERE İŞ
Kriz döneminde iki gazeteci işsiz kalmış, Almanya'ya gitmişler. Harçlık olmayınca ne yapacaklar? Ne iş bulsalar yapacaklar. Bir çiftlikte iş bulmuşlar. Çiftlik sahibi
-"Bu gübreyi atacaksınız!" İş 10 günlük işmiş. Çalışkan arkadaşlarımız işi 2 günde bitirmişler, paralarını almışlar. Patronun hoşuna gitmiş;
-"Bu tamam, size başka iş vereceğim!" demiş. Bu sefer tavuk çiftliğine gitmişler, bant varmış, yumurtalar bantın üzerinde kayıyor.
-"İrisini buraya, küçüğünü buraya, iyisi buraya, kötüsü buraya, bu düğmeye bastığınız zaman da bant çalışır." demiş.
-"Tamam!" demişler.
Patron gittikten sonra banta basmışlar, bant çalışmaya başlamış ama bunlar şaşırmışlar. Hangisi iri, hangisi küçük, hangisi kötü, hangisi iyi ayırmayı unutunca hepsi düşüp yere kırılmış. Patron gelmiş, yumurtaların hepsinin kırıldığını görünce kızmış.
-"Ne yaptınız siz, ne iş yapıyordunuz ülkenizde?" diye sormuş.
Bizimkilerden biri :
-"Gazeteciyim!" demiş.
Diğeri :
-"Ben de!" demiş.
O zaman çiftlik sahibi cevabı oturtmuş:
-"Iyiyi kötüyü, küçüğü büyüğü bilmezseniz sadece pislik atarsanız!"

&

TEMEL ASANSÖRDE
Temel bir gün oteldeki asansöre binmiş. Orada bekliyormuş.
Asansörün içindeki tabelada
-Asansör 4 kişiliktir, yazıyormuş.
Otel sorumlusu, Temel'in asansörde beklemekte olduğunu görür.
Temel'e neden beklediğini sorunca cevap çok ilginçtir:
-Asansör 4 kişilik ya... Diğer 3 kişiyu bekleyrum da.

&

TEMEL KIRTASİYECİDE
Temel kırtasiyeye girmiş, tezgahtara:
-Pana pir roman lôzum! demiş.
Tezgôhtarı sormuş:
-Efendim! Ağır mı olsun, hafif mi?
Temel atılmış:
-Farketmez, nasul olsa arabam dışarudadur!.

&

TEMEL ASKERDE
Temel askerliğini yapıyormuş. Bölükte 40 ere izin vermişler. Geç kalırlarsa çadır hapsi var, ancak iyi bir mazeretleri olursa affedilecekler. 40 kişiden 39'u da geç kalmış, hep aynı mazeret;
-Atla istasyona celeydum. At çatladi, tren kaçtı, geç kaldum!
Derken kırkıncı da tamamlanmış, Temele sıra gelmiş.
-Senin de mi atın çatladı? diye sormuşlar.
-Hayır! demiş Temel, Yoldaki 39 at leşini geçemedum!.

&

TEMEL DENİZDE
Temelin küçük takası on kişilik tayfasıyla Karadeniz'in engin sularında yol almaktadır.
Temel tayfalarını yanına çağırır. Onlara şöyle der:
-Uyy uşaklar! Ha purada pi teneke altinumuz olsa idu ne ederduk?
Uşaklar:
-Uyyy paylaşirduk onlari.
Temel teklifi kabul eder ve altınları paylaştırmaya başlar:
-Uyy... 15 altin bağa, pi altin size, 15 altın bağa, pi altin size ...
Tayfalar buna itiraz ederler ve aralarında müthiş bir kavga başlar. Kıyasıya dövüşürler. Neden sonra Rize'ye geldiklerinde durumu mahkemeye intikal ettirirler. Mahkemede yargıç olayı anlattırır. Hem Temel, hem de tayfaları olduğu gibi olayı anlatırlar. Bunun üzerine yargıç:
-Peki, getirin altınları! dediğinde
Hepsi bir ağızdan cevaplarlar:
-Uyy haçim bey, pizum altinumuz falan yok! Olacağinu farz edeyduk!

&

TEMEL İLE DURSUN
Temel'le Dursun iki tane at almışlar. Fakat devamlı karıştırıyorlarmış. Hangisi kimin atı belli değil. Temel'in aklına parlak bir fıkir gelmiş ve atın birisinin kuyruğunu kesmiş. Dursun ona inat o da diğer atın kuyruğunu kesmiş. Temel bu sefer atın bir tanesine boyayla işaret koymuş. Dursun ona inat diğer atın aynı yerine aynı boyayla işaret koymuş. Temel bakmış böyle olmuyor, Dursun'a bir açıklamada bulunmuş.
-En iyisi beyaz at benimki siyah at da seninki olsun! demiş.

&

KEKEME
Kekemenin biri bir gün Beşiktaş'ta kekeme okulunu ararken okulun yerini bulamamış, en yakınındakı bir bakkala girip
-KakakakarrdeşHH, bubububurraaalarrrrdaddadadad bbbi kekekemememe okukukukuluuu varmış, nenenenerededede bibibiliyor musususun? diye sormuş.
Bakkal cevap vermiş:
-Okulun yerini bilmiyorum ama kardeşim, senin okula hiç ihtiyacm yok! Bence gayet iyi kekeliyorsun!.

&

TEMEL İLE OĞLU
Temel Anadolu Lisesi sınavına hazırlanmakta olan oğlu Dursun'a sormuş:
-Söyle pakayum Tursun, su kaç terecede kaynayi?
Dursun biraz düşündükten sonra cevaplamış:
-Toksan terecede ...
Bunun üzerine Temel oğluna yeni birşey öğretme hazzıyla düzeltmiş cevabı:
-Pilemedun, toksan terecede tik açı kaynayi.

&

TEMELCİK OKULDA
Temelcik öğretmenine sorar:
-Tünyamuz pi cün yok olacak mi?
-Evet yavrum!
-Peçi uçan uçaklar nereye inecek?

&

TEMEL DOKTORDA
Temel'e bir işe girmek için sağlık raporu lôzım olmuş. Gitmiş tam teşekküllü bir hastaneye.
Muayene esnasında doktor sormuş:
-Kulaklarınızdan ya da burnunuzdan bir şikôyetiniz var mı?
-He ya!, demiş Temel; Özellikle fanilamu çikarurken çok zorlanayrum!

&

TEMEL İNGİLİZCE ÖĞRENİYOR
Temel İngilizce öğrenmek için dershaneye yazılmış. İlk derste,
"Come!, yani Gel" demeyi öğretiyorlarmış.
Temel öğretmene sormuş:
-Pu nasil iştur? Come yazaysun, kam okuysun, peçi cel olduğuni nereden anlaysun?"

&

TEMEL SINAVDA
Stadyumda sınav Trabzon'un en zengininin oğlu olan Temel matematik dersinden hep çakıyormuş. Hocası son sınavı tezahüratla ona moral verilsin diye Avni Aker Stadı'nda yapmaya karar vermiş. Stad tıklim tıklım doluymuş. İzleyenler Temel'e müthiş tezahürat yapıyorlarmış. Hocası
-Kolay bir soruyla başlayayım! demiş ve
-2 kere 2 kaç eder? diye sormuş.
Temel düşünmüş, düşünmüş ve
- 4 eder ! demiş.
Statta derin bir sessizlik olmuş. Ardından bütün stad hep bir ağızdan yalvarmış:
-Hocam! Pi şans daha!

&

SIRAYA GİR
Temel nefes nefese Haydarpaşa'da tren garına gelmiş. Bilet satan memur gazete okuyormuş. Parayı uzatmış:
-Postançıya pi pilet!
Gişe memuru başını kaldırmadan
-Sıraya gir!" demiş.
Temel sağına soluna bakmış, kendinden başkası yok. Bir daha parayı uzatmış:
-Hemşerum! Postancıya pi pilet! demiş.
Cevap aynı:
-Sıraya gir!
Temel darlanmış, kafasını gişeden içeri sokarak bağırmış:
-Hemşerum! Postancıya pi pilet daa!
Memur yine başını kaldırmadan
-Sıraya gir!" der demez
Temel yumruğu patlatmış. Memur neye uğradığını şaşırmış,
-Ne vuruyorsun kardeş; demiş.
Temel cevabı oturtmuş:
-Ben mi? Ha pu kadar kalabalikta penum vurduğimi nereden çikararayisun?

&

BAYRAM NAMAZI
Temel'in birgün annesi vefat etmiş. Herkes saf tutarken cemaatin arkasında bekliyormuş. İçlerinden biri sormuş:
-Temel! Ananin cenaze namazini kilmican mi?
Temel
-Haçen pen çenaze namazi kilmayi bilmiyom! demiş.
Aradan bir hafta geçmiş, bu sefer Temel'in kaynanası ölmüş. Bakmışlar ki, Temel en ön safta. Bunu gören cemaat merak edip sormuş:
-Ula Temel! Hani sen cenaze namazi kHmayi bilmeyidun?
Temel cevap vermiş:
-Haçen bu çenaze namazi değil ki, payram namazidur da!

&

BU FIKRAYI DUYMADINIZ
Trabzon'da bir grup çok ağaç kesebilmek için Amerika'dan motorlu testere getirtmeye karar vermişler. Gerekli bağlantılar kurulduktan sonra para ödenmiş ve birkaç tane elektrikli testere alınmış. Garanti kôğıdında da günde en az 500 ağaç keseceği belirtiliyormuş. Her neyse, bizimkiler koyulmuşlar işe. Akşam olduğunda en fazla ağaç kesen Temel'miş ve sadece 50 ağaç kesmiş, herkes şaşırmış. Sonraki gün Temel zorlayarak sayıyı 100'e çıkarmış. Daha ertesi gün akşam Temel yerinden kalkamaz hale gelmiş ama sadece 150 ağaç kesebilmiş. Artık bizimkiler Amerika'dan bir yetkili çağırmaya karar vermişler. Yetkili gelmiş ve birlikte ormana gitmişler. Amerikalı motorun ipini çekip çalıştırmış ve çıkan ses üzerine bizimkiler hep bir ağızdan bağırmışlar:
-Uyy o ne daa?

&

KARADENİZLİ ÖĞRETMEN
Dilbilgisi dersinde Karadenizli öğretmen Erzurumlu öğrencisini sözlüye kaldırır ve şu soruyu yöneltir:
-Pakmak fiilinin çekiminu yap pakalum ...
Erzurumlu öğrenci hemen atılır:
-Bakirem, bakirsen, bakir ...
Öğretmen öğrencisinin bu cevabı karşısında kızmış:
-Uy diluni eşşekarisu soksin! Öyle mi denur daa?
Onun aslu pöyledur:
-Pakayrum, pakaysun, pakayi ...

&

KARADENİZLİ GARDİYAN
Karadenizli hapishanede gardiyanlık görevi yapıyormuş. Mahkumlardan biri ağır hastalığa yakalanmış. Onu hastaneye götürmüş Karadenizli gardiyan. Doktor onu ameliyat edip bir bacağını kesmiş. Hasta taburcu olunca yeniden hapishaneye döner.
Aynı mahkum bir gün yine ağır hasta olarak Karadenizli gardiyan tarafından hastaneye götürülür. Hastanın diğer bacağı kesilir. Mahkum hastaneden taburcu olur tekrar hapisaneye döner. Daha sonra aynı şekilde bir de kolu kesilir.
Mahkum uzun yıllar mahkumiyeti olduğundan hapishaneden bir türlü çıkamamış ve yine hastalanmış. Karadenizli gardiyana demiş ki "beni doktora yetiştir, ölüyorum" demiş. Gardiyan:
-Yooo götüremem. Sen bu gidişle parça parça hapishaneden kaçaysun, demiş.

&

KISACA SÜPHANEKE
Karadenizli Öğretmen öğrencileri Din Dersinden sözlü sınavı yapmaktadır. İlk öğrenci tahtaya kalkar.
Öğretmen:
-Senin adın ne kızım ?
-Kevser, Öğretmenim.
-Pekala sen Kevser Süresini oku bakalım.
Öğrenci duayı okur ve öğretmenden aferin alır. İkinci öğrenci kalkar tahtaya. Öğretmen:
-Senin adın ne oğlum?
-Fatih, öğretmenim.
Peki sen de Fatiha suresini oku, der.
Öğrenci Fatiha Suresini okur ve öğretmenden beğeni kazanır. Yerine oturur. Öğretmen üçüncü öğrenciye de önce ismini sorar. Öğrenci;
- Benim adım Yasin. Ama öğretmenim bana kısaca Sübhaneke derler.

&

KUŞBALASI GİBİ DİPDİRİ
Bir kış günüdür. Kars'ın bir köyünden genç bir çiftin bebekleri hastalanır.
Şehire doktora götürürler. Çocuk doktoru bebeği muayene eder.
-Bu çocuk kuşpalazı-difteri olmuş, der.
Reçetesini yazar ve köyüne gönderir. Köye varınca komşuları:
-Neyi varmış bebeğinizin, geçmiş olsun derler.
Anne:
-Bir şeyi yok, kuşbalası (kuş yavrusu) gibi dipdiri, dedi doktor.

&

LAZER YAZICI
Komutan emir erini çağırmış:
- "Bana çabuk bir lazer yazıcı bul getir."
- "Emredersin komutanım." Bir saat sonra emir eri yanında başka bir er ile gelmiş.
- "Lazer yazıcıyı getirdim komutanım."
- "Hani nerde lan?"
- "Komutanım bu arkadaş laz bir erdir ve bizim bölükte yazıcıdır!"
- "Ulan iyi ki, scanner istememişiz be!"

&

MALATYA NEDEN 44
Turgut Özal birgün Istanbur'da, Pera Palas'ta "hemşehrileriyle birlikteymiş. Onlarla Malatya'yı konuşuyor, sorular soruyormuş. Malatya Eğitim Vakfı Başkanı Prof. Dr. Mesut Parlak (şimdi Istanbul Universitesi Rektörü) da oradaymlş.
-Sayın Cumhurbaşkanım! demiş, "Hep siz soruyorsunuz. İzin verirseniz ben de size bir soru soracağım?"
-Sor bakalım Mesut Hoca!
-Efendim, Malatya'nın plakası neden 44
-Hoca, senin soru da çok kolaymış. Neden olacak? Şehirlerin plakaları alfabetik sıraya göre veriliyor. Malatya'nın da sırası 44 olduğundan.
-Sadece ondan dolayı değil sayın Cumhurbaşkanım! Malatya'ya 44 numaranın verilmesinin bir gerekçesi daha mevcut Malatya 'dört dörtlük' bir şehir olduğu için plakası da "dört dört" Görüyor musunuz sayın Cumhurbaşkanım? Sizin de bilmediğiniz şey varmış!
Özal basmış kahkahayı. Ve Mesut Hoca'nın bu esprisini de ölene kadar kullanmış.

&

PARAYI UZATIVER EVLADIM
Birgün Sarıyer-Taksim minübüsündeyim.
Arka koltuktan para uzatıyorlar.
Yanımda iki genç çocuk oturuyor. Yaşlı bir teyze de para verdi:
-Evlôdım! Şu parayı uzatır mısın? Bir Zincirlikuyu! dedi.
Çocuk parayı aldı, biraz çekti, buruşturdu ve kadına geri verdi.
Hadisenin farkında olmayan yaşlı teyze
-Ne var oğlum? dediğinde çocuğun cevabı gayet netti:
-Teyze! Bu para uzamıyor!
Minibüstekilerin halini görmeliydiniz!

&

PARÇA PARÇA KAÇMAK 2. Dünya Savaşı sırasında bir İngiliz pilot Almanya üzerinde düşürülür. Almanlar bunu esir alırlar ama İngiliz'in bir bacağı ve iki kolu kangren olmuştur. İlk önce bacağı keserler. İngiliz, Almanlar'dan bu bacağı ana vatanı olan İngiltere'ye atmalarını ister. Almanlar atar. Sonra İngiliz'in kolu kesilir, İngiliz yine aynı dilekte bulunur ve Almanlar da yerine getirirler. Bu sefer de Almanlar öteki kolu keserler. İngiliz her zamanki gibi Almanlar'dan kolu anavatanına atmalarını ister.
Fakat Almanlar bu kez :
-"Olmaz!" derler.
İngiliz sebebini sorunca şöyle cevaplarlar:
-"Galiba parça parça kaçmaya çalışıyorsun!"

&

TIP ÖĞRENCİLERİ DERSTE
Hocaları Tıp öğrencilerine öğüt veriyormuş.
-Çocuklar! iyi doktor olmak için iki konu çok önemlidir. Birincisi dikkatli olacaksınız. İkincisi ise tiksinmiyeceksiniz.
Öğrenciler "biz dikkatliyiz ve de tiksinmeyiz" diye hep birlikte hocalarına cevap vermişler. hoca bir kab içinde idrar getirtir. Parmağını idrara batırıp ağzına götürür.
-Hadi bunu yapın bakalım der.
Çocuklar çaresiz parmaklarını idrara batırıp, ağızlarına götürürler. Sonunda idrar biter. Öğrenciler:
-Efendim inandınız mı? der. Hoca:
-Tiksinmediğiniz belli ama, dikkatli değilsiniz. Çünkü; ben işaret parmağımı idrara sokup, orta parmağımı ağzıma götürmüştüm...

&

YAŞANMIŞ MUAVİN FIKRASI
Anadolu şehirlerinden birinin otogarında şoförlerle sohbet ederken şöyle bir anı anlattı muavinin biri.
-Otobüsle İstanbul'a yolcu götürdük. Otobüs İstanbul otogarına girdi. Yolcular birer birer otobüsten indi. Otobüs boşaldı. Ben otobüsün içini temizledim. Yol boyunca biriken çöpleri de otobüsün yanına bıraktım. Çöpler orada beklerken zabıta görevlisi geldi. Ben de o sırada otobüsün içini düzenliyordum. Zabıta otobüsün içine girdi ve bana:
-"Bu çöpleri neden çöp bidonuna atmadın da buraya bıraktın. Sen cezayı hak ettin" dedi.
Ben de hemen atağa geçtim:
-"Vay ********* görgüsüz muavin. Demek buraya bırakıp kaçmış çöplerini ha. O kadar da söyledim bunları buraya bırakma, zabıtalar gelir kızar diye. Demek gene de bırakmış ha. Ben hemen atıvereyim onları abi." dedim.
-"Çöpleri kucakladığım gibi çöp bidonuna götürüp attım."