Bilirkişilik ve Yasal Boyutu

Hukuki uyuşmazlıkları çözmekle görevli yargı makamlarının özellikle hâkimin, hukuki bilgi ve tecrübesini aşan, ancak özel ve teknik bilgi ile çözümlenebilecek nitelikte bulunan uyuşmazlıklarda farklı alanlarda uzmanlık sahibi kişilerin bilgisine ihtiyaç duyması kaçınılmazdır.
Bilirkişiler (bazı durumlar hariç), il adli yargı adalet komisyonları tarafından her yıl düzenlenen bir listede yer alan gerçek veya tüzel kişiler arasından seçilirler. Bilirkişi atanması, hâkim veya mahkemeye aittir. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı da bu yetkiyi kullanabilir. Bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin istemi üzerine karar verilebilir. Ayrıca Cumhuriyet savcısı, katılan, vekili, şüpheli veya sanık, müdafii veya kanunî temsilci, yargılama konusu olayla ilgili olarak veya bilirkişi raporunun hazırlanmasında değerlendirilmek üzere ya da bilirkişi raporu hakkında, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Mahkeme, her zaman bilirkişinin duruşmada dinlenmesine karar verebileceği gibi, ilgililerden birinin istemesi halinde de açıklamalarda bulunmak üzere duruşmaya çağırabilir. Sanık veya katılan doğrudan doğruya davet ettireceği veya duruşma sırasında getireceği bilirkişiyi duruşmaya getirip dinletebilir. Cumhuriyet savcısı da, iddianamede gösterilen veya sanığın istemi üzerine davet edilen bilirkişiler dışında gerek mahkeme başkanı veya hâkim kararıyla, gerekse kendiliğinden başka kimseleri davet ettirebilir.
Bilirkişide aranacak en temel özellikler ise dürüstlük ile uzmanlık ve yeteriliktir.

GÜNÜMÜZ TÜRKİYE'SİNDE GÖRÜNÜM
RESMİ BİLİRKİŞİLİK
ÖZEL BİLİRKİŞİLİK

Resmi bilirkişilik kavramı, bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerine pek çok tartışma mevcut olup halen bu konuda bir görüş bir davranış birliğinden söz etmek imkansız gibidir. Bununla birlikte ülkemizde bir de özel bilirkişilik ile ilgili kanayan yara vardır. Kimler bilirkişi olabilir, olmak zorundadır, olmamalıdır? Her biri ayrı bir sorun olarak üzerinde düşünmemiz gereken konulardır.
Bilirkişinin en temel özelliklerini sayarken uzmanlık ve yeterlilik dedik. Uzman kimdir? Kendini uzman gibi hisseden herkes uzman mıdır? Veya her sertifika sahibi uzman mıdır, bilirkişilik yapabilir mi? Bir çoğumuzun kolayca cevaplayacağı bu sorular gerçek hayatta hiç te umduğumuz gibi karşılık bulmamaktadır. Hali hazırda yaşananlar bu konuda bizi kısmen hayal kırıklığına uğratmaktadır. Bilirkişilik görevinin zamanla yozlaştığı, bazı mahkemelerin sürekli belli bilirkişilerle çalışması nedeniyle bir bilirkişilik zümresinin oluştuğu görülmektedir. Artık bir profesyonel bilirkişilik mesleğinin oluştuğunu bile söyleyebiliriz. Adeta yargının unsurları içine hâkimin, savcının ve avukatın yanında bir de profesyonel bilirkişiler katılmıştır. Değişen ancak henüz uygulamada sorunlar yaşanan Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan ve gündelik kullanımda "çapraz sorgu" ve "taraf bilirkişiliği" olarak kısaca adlandırabileceğimiz bizim için yeni usuller ve Avrupa Birliği'ne katılım yönünde atılan bazı adımlar bu profesyonelleri telaşa düşürmüştür. Eğer uygulamaya geçilirse en başta uzmanlık ve yeterlilikleri sorgulanabilir olacaktır. Pasta ellerinin arasından kayabilir: yargı, işi bilirkişilik olmayan ama bildiği işi yapanlara yönelebilir. Soruna çözüm tek kelimeyle, "SERTİFİKA".
Bilirkişilikteki yozlaşmayı engelleyecek en önemli enstrumanlardan biri olan Sertifikasyon tam da bu dönemde yozlaşmayı yasalmış gibi gösterecek amaçla kullanılabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Sertifikasyonu sağlayacakların sertifikasyonu işte bu açıdan önemlidir.
Oluşturacağı otokontrol ve kompetisyon ile pek çok soruna çare gibi gözüken taraf bilirkişiliği için ise alt yapımız, deneyim eksikliğimiz ve geçmişten gelecek olan kötü alışkanlıklarımız büyük engellerdir. Söz gelimi, elinde diploması olan herkesi bilirkişi olarak atama yetkisi olan, ve devlet bütçesinden ödenek alan kurumları resmi bilirkişi olarak arkasında bulunduran iddia makamının karşısına kolayca özel bilirkişi çıkarabilecek ülke vatandaşı kaç tanedir? Bilirkişi temin edemeyecek durumda olanlara ücretsiz bilirkişi mi tahsis edilecektir? Gerçekliğine tam olarak inanmadığım ama inandırılmak istendiğimiz Amerikan filmlerinde gördüğümüz konuşan, tartışan, soru soran, soru sorulan hakim, savcı ve avukatları, uzmanları bizim mahkeme salonlarımızda hayal etmekte zorlanıyorum.
Çok sayıda soru işareti ile biten cümleden oluşan böyle bir yazıda çözüm önerisi için birkaç şey söylemek mümkün. Adil yargılamadan bahsedilebilmesi için önce taraflar arasında güç dengesi oluşturmak gerekir. Davacı ile davalı aynı imkanlara sahip olmasalar bile eşit iddiada bulunma ve eşit savunma hakkına sahip olabilmeli ve ülke kaynaklarından eşit yararlanabilmelidir. Devletin güvenlik güçlerinin elinde suçun ve suçlunun açığa çıkarılması ve takibi için uzmanlar çalıştırmasını doğal olarak görülmekle birlikte, bu uzmanların raporlarını tartışmasız kabul ederek bunun üzerine hüküm inşaa etmek dışardan bakıldığında hiç te adil görünmemektedir. Suçlananın kendini savunmak için bir avukata ihtiyacı olduğu gibi kendi iddialarını araştıracak, lehindeki bulguları ortaya çıkaracak aleyhindekileri çürütecek uzman bilirikişilere de ihtiyacı olabilir. Bu noktada bilgili, yeterli ve dürüst özel bilirkişiler, bilirkişi şirketleri görev alabileceği gibi üniversiteler ile bilim araştırma vakıfları ve dernekler gibi sivil toplum örgütleri ve şu an aklımıza gelmeyen pek çok kuruluş görev alabilir. Bunlardan bir kısmı kendine ücretsiz bilirkişilik yapmak gibi bir amaç edinebilir hatta bu yönde teşvik görebilir.
Oluşan yapıyı denetlemek sertifikasyon ve akreditasyonu sağlamak için özerk bir üst kurul oluşturulabilir. Bu kurul hizmet üretmek için değil denetlemek için, örgütsel yapıyı düzenlemek ve geliştirmek için var olmalıdır.
Adil yargılanma en temel insan haklarından biri olduğuna ve bilirkişiliğin de yargılama sürecinin bir bölümünde yer alıp varılacak kararı etkileyen önemli unsurlardan biri olduğuna göre, özel ve kamu kaynaklarını yersiz ve yetersiz harcama lüksüne sahip değiliz. Elden gelenin en iyisi değil standart en iyiyi yakalamak zorundayız. Oluşabilecek yanlış değerlendirme ve sonuçlar en aza indirilmelidir. Yanlış verilmiş kararlar yargıda iç burkan ve mümkün olduğunca az olduğunu umduğumuz durumlardır. Sonradan masumiyet projelerine gerek kalmaması, bizim açımızdan bu gün göstereceğimiz topyekün kararlılık ve yüksek standartlara ulaştıracağımız bilirkişilik hizmeti ile mümkün olacaktır. Komşumuzu bahçeye çöp atmaması için uyarmalıyız ama herhalde önce bahçemizin bakımını temizliğini bi güzel yapmalıyız.

Tamamen reddedebileceğiniz gibi kabul edebileceğiniz bu cümlelerin hepsi orijinal olmayıp zaten bir çoğumuzun bildiği, dile getirdiği veya tartıştığı konulardır. Bununla birlikte yeni bir platformda yine ve yeniden konuşabilmek ve tartışabilmek için yazılmıştır. Saygılarımla.
Dr H. Mehmet AKIN
Adli Tıp Uzmanı