+ Konu Cevapla
2 / 5 Sayfa BirinciBirinci 1 2 3 4 ... SonuncuSonuncu
6 den 10´e kadar. Toplam 24 Sayfa bulundu

A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları - TÜRKÇE SÖZLÜK

 GENEL KÜLTÜR VE SANAT Katagorisinde ve  Nedir Forumunda Bulunan  A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları - TÜRKÇE SÖZLÜK Konusunu Görüntülemektesiniz.=>E Eazi: Aziz, izzetli, yüksek. Ebrişim: Kalınca bükülmüş ipek, iplik, saç, ibrişim. Ebru: Kaş. Ebrüm ebrüm: Büklüm büklüm, dalga dalga. ...

  1. #6
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375393

    ;;) Ce: A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları





    E

    Eazi: Aziz, izzetli, yüksek.
    Ebrişim: Kalınca bükülmüş ipek, iplik, saç, ibrişim.
    Ebru: Kaş.
    Ebrüm ebrüm: Büklüm büklüm, dalga dalga.
    Ebtüm: Dalga, büklüm.
    Ecel kuşları: Doğan, şahin, atmaca gibi avcı-yırtıcı-kuşlar.
    Ecel kuşu: Ölüm.
    Eda: Biçem [üslup], çalım, işve, naz.
    Eder : Der, der ki.
    Edim : Edeyim.
    Edin: Edin, verilen, eyleyin.
    Edip: Ederek, etti.
    Edna: Basit, değersiz.
    Efgan: Yüksek sesle yakınma, inleme.
    Eflak: Felek, felekler , gökler , alemler.
    Efsun: Sihirli, büyülü, çekici.
    Eger: Eğer.
    Egans: Göl sularının 1841 'de yükselerek Erciş Kalesi'ni kaplamasından sonra, halkın Erciş Kalesi'ni bırakarak yerleştikleri köy, bugünkü Erciş'in kurulu bulunduğu yerin 1841'den önceki adı.

    Eğlemek: Oyalamak, alıkoymak, geciktirmek.
    Eğlen: Dur, oyalan.
    Eğlenmek: Oyalanmak, gecikmek.
    Eğleşmek: Durmak, beklemek, oyalanmak.
    Eğn: Boyun.
    Eğnine: Üstüne.
    Eğrice tel: Erkek yaban ördeğinin kuyruğunun üstündeki kıvrık, yeşil tüyler.
    Eğrice: Eğri, kıvrık, kıvrılmış.
    Eğva: (İğva) Azdırma, baştan çıkarma.
    Ehdipeyman: (bkz: ahdipeyman]
    Ehl-i beyt: Hane halkı, Hz. Muhammet'in ailesi. Hz. Muhammet, Hz Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin.
    Ehlidil: Gönül eri, sevecen.
    El aman: Bozgun ve sızlanma anlatır.
    Ekdam: Gayret ve sebatla çalışma.
    El I: Yabancı.
    El II: Oymak, oba.
    El III: İI, ülke.
    El tutan: EI uzatan, yardım eden.
    Elden ele: İlden ile, ülkeden ülkeye.
    Ele [eyle]: Öyle, o biçim.
    Elete: Ulaştıra, ilete, iletsin.
    Elif: 1.Uzun ve ince boy yerine kullanılan bir benzetme. 2.Arap abece'sinin İlk harfi.
    Elif: Arap alfabesinin ilk harfi.
    Elifterezisi: Uzun ve hafif yay biçimi [kaş benzetmesİnde kullanılır.]
    Elim: Bilim, ilim.
    Elin: Elini.
    Elinnen: Elinden.
    Ellerin: İllerin, ülkelerin.
    Ellerinen: Elleriyle.
    Elvan: Alemler, mahluklar, varlıklar, oluşlar.
    Em: İlaç, çare.
    Ember : [bkz: amber]
    Emcek: Meme.
    Eme: Emse.
    Emi: Amca.
    Emim: Amcam.
    Emim: Emeyim.
    Emlik kuzu: süt kuzusu, süt emme çağındaki kuzu.
    Emmare: Emreden, zorlayan, cebreden.
    Emrah Gulamı: Ercişli Emrah.
    Emrah: Ercişli veya Erzurumlu Emrah
    Enden: Ondan, işaretten.
    Enel Hak: Hallac-ı Mansur'un söylediği ''Ben Tanrı'yım'' anlamında meşhur bir söz dür ki, Mansur bu yüzden öldürülmüştür. Bu söz tasavvufta tek varlık (Vahdet vücut) felsefesine dayanır .
    Engür: Üzüm.
    Enik: Kedi ve köpek yavrusu.
    Epizod: Bir şiirde, hikayede, romanda ana konuya bağlı ikinci derecede olay, ek.
    Er görmek: İse, olsa, olur ise.
    Erden: Erken vakitte, erkenden.
    Erdiş: Erciş.
    Eren [ermiş]: Benliğinden sıyrılmış, özünü, öz varlığmı Tanrı'ya adamış kimse. Evliya, veli.
    Erkan: Esaslar , destekler , direkler, reisler, önemli kişiler.
    Erkek: Erkek, cesur, sözünün eri.
    ermek şerefini kazanmış kimseler.
    Ervah: Ruhlar, geçmiş atalar.
    Erzayıl: Azrail.
    Esgilmez: Eksilmez.
    Eshab: Sahipler , malik ve mutasarrıf olanlar , Peygamber'i görmek ve sohbetine
    Esma: İsmin çoğulu, isimler.
    Esma-i hikmet: Hikmet isimleri.
    Esr: Yüzyıl.
    Esrar: Sırlar, gizler.
    Eşg [eşg] : Aşk.
    Eşi: Eşi, arkadaşı.
    Eşitmek: İşitmek, duymak.
    Eteğin döşür: Eteğini topla.
    Etmek: Etmek, yapmak, eylemek.
    Evedi: İvedi, acele.
    Evel: Evvel, önce.
    Ey: Ey, hey.
    Eyle I: Öyle, onun gibi.
    Eyle II: Söyle.
    Eylemek : Eylemek, etmek, yapmak.
    Eylerem: Eylerim.
    Eyliyim: Edeyim, eyliyeyim.
    Eyvan: Ayvan. Bir tarafı açık oda, aralık, salon.
    Eyvanmnan: Ayvanmdan.
    Eyyam: Günler .
    Ezel: Öncesizlik, başlangıcı bilinmeyen zaman.
    Ezrayıl: Azrail.

  2. #7
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375393

    ;;) Ce: A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları

    F

    Fakı: Fakih, hoca, alim, din bilgini.
    Fakir Emrah: Ercişli Emrah.
    Farı: Yüce.
    Farımak: Yaşlanmak, yıpranmak, yorulmak.
    Farz:1.Müslümanlıkta özür olmadıkça yapılması zorunlu, yapılmaması günah sayılan Tanrı buyruğu. 2.Doğru sonuca varmak için yapılması zorunlu olan.

    Fasık: Günahkar , Hak yolundan hariç olan. Allah'ın emirlerine karşı zıt hareket eden. Büyük günah işleyen ya da küçük günahlarda ısrar eden kimse.

    Faş: Açma, ortaya çıkarma.
    Fazl: Lütuf.
    Fazlı yezdan: Tanrının lütfu.
    Fel: Fi'il. İş, tutum, davranış, oyunbozanlık, dek, desise.
    Felek: Gökyüzü, sema.
    Felek: Kader, talih, baht, şans.
    Fem: Ağız.
    Fena mülkü (Fena şehri): Geçici dünya, kendi varlığından geçme.
    Fena: Yok olma, yokluk, geçiş gitme. Tasavvufta maddi varlıktan sıyrılıp Hakk'a ulaşma.
    Fend: Hile, oyun.
    Ferace: Kadınlar için bol ve uzun üst giysisi. Başörtü.
    Ferağ: Gözyaşı.
    Fere keklik: Erginleşmemiş keklik.
    Ferhat: Ferhat ile Şirin Hikayesi'nin erkek kahramanı.
    Ferişte: Melek.
    Fetalına: Övgü.
    Fe-tebarekallah: Ne kadar bereketli, ne kadar güzel anlamında şaşma bildirir. Allah övmüşte yaratmış anlamında bir söz.

    Feyl: Düşünce, zihniyet.
    Fısk: Hak yolundan ayrılma, isyan etme, günah suç.
    Fıskı: Günahı, suçu.
    Fidanrıar: Fidanlar.
    Figan: Acıyla bağırma, inleme.
    Fil: Satranç oyununda çapraz hareket eden iki taşın adı.
    Firağ [firah]: Ayrılık, ayrılık acısı, firak.
    Firak: Ayrılık, ayrılma, kader, hüzün.
    Firez: Ekin, yeni çıkmaya başlamış ekin.
    Firkat: Dostlardan vesaireden ayrılık, ayrılış.
    Furkan: 1.Kur'an. 2.İyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı, hak ile batılı ayıran kanıt. 3.İyiyle kötü ve doğruyla yanlış arasındaki farkı gösteren her şey.

  3. #8
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375393

    ;;) Ce: A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları

    H

    Hab: Gizli, saklı.
    Habar etmek: Haber göndermek, haber salmak, haber iletmek.
    Habar: Haber.
    Haber eylemek: Haber göndermek, haber vermek.
    Hab-ı gaflet: Gaflet uykusu.
    Hadi: Hidayete ermiş, mürşit.
    Hak ı yeksan: Yerle bir olmak.
    Hak kelamı: Tanrı sözü, Tanrı buyruğu.
    Hak: Hakk, Tanrı.
    Hak: Toprak.
    Hak: Toprak.
    Hakayık: Hakikatler .
    Hak-ı yeksan: Yerle bir, toprakla bir.
    Hak-i pay: Ayak toprağı.
    Hakikat-i serencam: Baştan geçen gerçek olaylar.
    Hakipay: Ayak toprağı, ayak basılan toprak
    Hakkın fermanı: Tanrınıın buyruğu.
    Hal I: Durum.
    Hal II: Yüzde ve vücutta bulunan ufak, koyu renkli leke, kabartı, ben.
    Hal: Ben.
    Halas: Kurtulma, kurtuluş.
    Haldan: Halinden, durumundan.
    Halfet: Yalnızlık, dervişlerin tapınma için tek başlarına bir yere kapanmaları, alvet.
    Halh: Halk
    Hal-hal: Halhal, kadınların ayak bileklerine taktıkları bilezik. 2. Bir yer adı.
    Halhalınnan: Halhalından.
    Halım: Halim.
    Halıma: Halime.
    Halın: Halin.
    Hali: Tenha, boş, sahipsiz yer, kayıtsız, uzak.
    Hallara: Hallere.
    Halları: Halleri.
    Hallarımızı: Hallerimizi.
    Ham: Terbiye görmemiş kişi, çiğ.
    Hama kuşağı: Hama şehrinde dokunan bir cins kuşak.
    Hama: Suriye'de, Asi Irmağı kıyısında kurulu, dokumalarıyla ünlü şehir.
    Hamakat: Ahmak, budala.
    Haman-ı dil: Gönül eşi, sevgili.
    Hamaret: Kızıllık.
    Hamayıl: Hamail, muska, tılsım, bağ.
    Hamza: Arap savaşçısı. Abdülmuttalib'in oğlu ve Hz.Muhammed'in amcası. Ölümü: Uhud Savaşı, 625.

    Han Ağrı: Ağrı Dağı
    Han Aslı: Aşık Kerem'in sevgilisi, Aslı-Han.
    Han Emrah: Ercişli Emrah.
    Han Selbi: Bkz. Selbihan.
    Han: Eski Türkler'de kağana bağlı ya da bağımsız beylerin başkanı.
    Han: Sofra.
    Hane: Bağlam, dörtlük
    Hannar: Hanlar.
    Hannas: Şeytan.
    Hannon: Çok acıyan, çok acıyıcı (Allah'ın adlarından biri).
    Hanüman: Ev, bark.
    Har I: Diken.
    Har II: Ateş.
    Har od: Alevli, alazlı ateş.
    Har: Diken, yıkılmış.
    Harabat: Harabeler, viraneler, meyhaneler. Ziya Paşanın üç ciltlik antolojisi.
    Harami: Haydut, kır uğrusu.
    Hark: Su yolu.
    Hasanbey: Bir kavun türü.
    Hasbeten lillah: Allah rızası için.
    Haset: Kıskançlık.
    Hasretem: Hasretim.
    Hasretinnnen: Hasretinden.
    Hastayam: Hastayım.
    Haşa: Asla, kesinlikle, hiçbir zaman.
    Haşimi: Yüzdeki benlere biçimlerine göre verilen bir ad.
    Haşri neşir: Kıyamet.
    Hat: Kaş, saç, kirpik.
    Hatem: Çok cömert (adam), mühür , üstü mühürlü yüzük, Arap kabileleri
    arasında tanınmış ''Tayyi'' kabilesine mensup ve cömertliği ile tanınmış ''İbnü Abd*-illah Bin Sad'ın lakabı.

    Havar: Bağırtı, yardım dileme.
    Havarice: Dışarıdakiler , yabancılar .
    Havas: Heves, istek.
    Havf: Korku.
    Hay: Kaygı.
    Hayalımda: Hayalimde.
    Hayallanmak: Hayale kapılmak, dalgınlaşmak
    Hayana: Ne yana, ne tarafa?
    Hayfa: Eyvahlar olsun, yazıklar olsun.
    Hayıfalmak: Öç almak.
    Hayret: Şaşma, şaşırma, şaşakalma, ne yapacağını bilememe.
    Hayva: Ayva.
    Hazer Etmek: Sakınma, çekinme. Uzak durmak, korunmak.
    Hazret'i Mevla: Tanrı.
    Heba olmak: Boşa gitmek, ziyan olmak.
    Heç: Hiç.
    Heç: Hiç.
    Hedeng: Ok.
    Hele: Pekiştirme bağı, özellikle, hiç olmazsa, önce.
    Hemi: Hem, hem de.
    Hercai: 1.Hiçbir şeyde kararlı olmayan kimse, gelgeç, yeltek. 2.Aşkta değişken.
    Herk: Anıza bırakma.
    Hevik: Yazık.
    Hey: Hey, ey!
    Heyder: Der, der ki.
    Heyran: Hayran.
    Heyva: Ayva.
    Hezar: Bin.
    Hıfzet: Saklamak, aklında tutmak.
    Hına: Kına.
    Hınalı: Kınalı.
    Hırınan: Harman.
    Hışm: Hışım, öfke.
    Hıyaban: iki tarafı ağaçlık, geniş yol. Bulvar.
    Hızır: Bkz: Hızır İlyaz.
    Hızır İlyas: Bkz: Hızır İlyaz.
    Hızır İlyaz: Hızır-İlyas. Hızır ve İlyas Peygamberler. Hızır ile İlyas'ın aynı ulu kişi oluğuna inanıldığı gibi, Hızır ile İlyas'ı kardeş sayan halk inanışları da vardır. İnanışa göre İlyas yağmura egemendir. İlyas'ın peygamberliği Kur'an'da anılır. Hızır da Kur'an'da geçer. Halk inancına göre Hızır ölümsüzlüğe ''Bengisu''yu (Abıhayat) içerek kavuşmuştur. Hakk katından aşıklık bağışlananlara aşk badesini sunanlardan başlıcasıdır. Hızır inancını Gılgamış desdanına bağlayan görüşler de vardır. Hızır, darda kalanlara yardım edicidir. ''Kul bunalmayınca Hızır yetişmez.'' Halk takviminde yazın başlangıcı sayılan 6 Mayıs (Hıdrellez (Hızır/Hıdır *İlyaz) günü, Hızır ile İlyas'ın kavuştukları gün sayılır. İnanca göre Hızır'ın atı ''Bozat'' dır. Tüm Doğu Anadolu'da Hızır, ''Bozatlı Hızır'' olarak anılır.

    Hicab: Hicap, utanma, utanç.
    Hicabınnan: Utancından.
    Hicran piltesi: Ayrılık ateşi.
    Hicran: Ayrılık.
    Hicret: Memleketten memlekete göç, Hz. Peygamber'in Mekke'den Medine'ye göç etmesi ki İslam takviminde tarih başı sayılır.

    Hiçe Çalmak: Önem vermemek.
    Hidayet: Olgunluk.
    Himemat: Himmetler .
    Hindi: Şimdi.
    Hindi: Yüzdeki benlere biçimlerine göre verilen bir ad.
    Hitam: Son, nihayet, bitme, tükenme.
    Hon u kudret: Kudret sofrası.
    Honça çekmek: Armağan götürmek
    Honça: 1.Bohça, çıkın. 2.Bir yere giderken götürülen armağan. 3. Geline gönderilen armağan sinisi. 4. Sofra.

    Horasan: İran'da bölge ve eski bir eyalet. İran yaylasının en doğu kesimindedir. Başlıca şehri Meşhed'dir.

    Hoş [hoş]: Beğenilen, zevk veren, güzel.
    Hoy: Batı İran'da, Urmiye gölünün kuzey batısında [Çaldıran ovasının güney doğusunda] kurulu tarihi Türk şehri. Hoy, Anadolu'nun alınmasında üs olarak kullanıldı. Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim arasındaki Çaldıran Savaşı Hoy yakınlarında yapıldı. (1514). İran-Osmanlı savaşlarında birkaç kez Osmanlılar'ın eline geçti. Hoy, değişik halk destanlarında ve hikayelerinde geçer.

    Hoy duzu: Hoy Ovası.
    Hoyrat: Kaba, kırıcı.
    Hökmedin: Hükmedin.
    Höküm: Hüküm, yargı, yargı kararı.
    Hu: Ünleme, selam.
    Hub: Güzel, hoş, iyi, sevgi.
    Hub: Güzel, hoş, iyi.
    Huban: Güzeller, iyiler.
    Hubbu'l-vatan: Vatan sevgisi.
    Hublar şahı: Güzeller güzeli, güzel kadınların en üstünü.
    Hubluğun Çağı: Güzellik çağı.
    Huda: Tanrı.
    Huda: Tanrı..
    Huma: [bkz: hüma]
    Humar: Baygın bakışlı.
    Humar: İçkiden sonra gelen baş ağrısı, sersemlik.
    Humarlanmak: Baygınlaşmak, süzülmek.
    Hun: Kan, kanlı.
    Hurç: Heybe.
    Huri: Cennette yaşadığına inanılan kızlara verilen ad, genç ve çok güzel kadın.
    Hus-ı cemal: Güzel yüz, yüz güzelliği.
    Hükmeder: Hükmeder.
    Hüma: Hüma. hümay. Güvercin büyüklüğünde, zümrüt yeşili kanatlı, üzerinden gcçtiği kimselere zenginlik ve mutluluk getireceğine inanılan kuş [Huma kuşu], devlet kuşu.

    Hünkar: Kaşların güzelliğini anlatmak için kullanılan bir benzetme.
    Hünkar: Padişah, Osmanlı'da yalnız padişah için kullanılan bir san.
    Hünkar: Padişah, sultan, hükümdar .
    Hüri misal üzlü: Cennet güzeli yüzlü, cennet güzeli benzeri.
    Hüri tek: Huri gibi.
    Hüri: Huri.
    Hürü: Huri.
    Hürüsen: Hurisin.
    Hüsn i cemal: Güzel yüz, yüz güzelliği.
    Hüsn i yar: Sevgilinin güzelliği.
    Hüsn: Güzel, iyi, güzellik, iyilik.

  4. #9
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375393

    ;;) Ce: A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları

    I

    Ilgar: Verilmiş söz, ant.
    Irağ: Irak, uzak.
    Irak: Irak, uzak.
    Irgalamak: Yerinden oynatmak, sallamak, sarsmak.
    Irk-ı tahir: Irkı temiz.
    Irma: Uzaklaştırma, kaybetme.
    Issı: Sıcak.


    İ

    İbadet: Tanrı buyruklarını yerine getirme, Tanrı'ya yönelik saygı davranışı, tapmma, kült.
    İblis: Şeytan.
    İçerem: İçerim.
    İçmeyem: İçmeyeyim.
    İçün: İçin.
    İflah etmez: Ondurmaz.
    İflah eyler: Ondurur.
    İflah: Onma, zor durumdan kurtulma, iyi duruma gelme.
    İgit: Yiğit, erkişi.
    İğenli: Güzel kokulu.
    İğva: Hırsmı uyandırma, kışkırtma.
    İhlas: Gönülden gelen dostluk, içtenlik, doğruluk, özlü, halis olmak.
    İkdam: Gayret ve sebatla devamlı çalışma.
    İkikuş: Şiirde geçen bir yer adı.
    İkrar vermek: Söz vermek.
    İkrar: Mürşide teslim olmada verilen söz.
    İkrar: Verilmiş söz.
    İlgar: Verilmiş söz, ant, ılgar .
    İlişmek: Yakalanmak, tutulmak.
    İm: Anlam yükletilen şey, işaret.
    İmaret: Mamur etmek, şenlendirmek.
    İmran: Kur'an'ı Kerim'in üçüncü suresi.
    İncü: İnci.
    İndi: Şimdi, imdi.
    İntiha: Son, nihayet, eğitme.
    İntizar: Bekleme, beklenilme, gözleme.
    İnzal olmak: İndirmek, indirilmek.
    İravan-Eli: İravan İli, Erivan.
    İreli: İleri.
    İrevan: Erivan.
    İrhan: Reyhan, fesleğen.
    İrşad: Doğru yolu gösterme, uyarma, Hak yoluna götürme. (Bu işi yapanlara mürşid denir)
    İsfahan: İran'da X. Eyaletin merkezi olan şehir. Isfahan, Zargos'un doğu yüzünün eteğindedir. Karışık asıllı olan halknın çoğunluğu Türkçe konuşur.

    İsgender'i Zülkar: Büyük İskender. İ.Ö. 356-323. Makedonya kralı. Philippos II.nin oğlu. Aristotales'in öğrencisi. Genç yaşta babasının yerine geçti. Anadolu'yu ve İran'ı egemenliğine aldı. 13 Haziran 323 günü, Doğu dünyasnın egemeni olarak otuz üç yaşında öldü.

    İşve: Kadınların hoş aldatıcı tavırları, naz, cilve.
    İstifsar etme: İfade etme, sorma, sorup anlama.
    İtgin: Yitik, yitkin.
    İtirmek: Yitirmek, kaybetmek.
    İtirmişem: Yitirmişim, kaybetmişim.
    İtirmiştir: Yitirmiştir, kaybetmiştir.

  5. #10
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375393

    ;;) Ce: A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları

    K

    Kable en temüti: Ölmeden evvel ölünüz.(Hadis-i şerif),(Alevi-Bektaşi yolunda bir ön koşul).

    Kad: Boy.
    Kada: Kaza, kötülük, yıkım, ilenç.
    Kadem Basmak: Ayak basmak, varmak.
    Kadem: Ayak. Adım. Metrenin üçte biri kadar olan uzunluk. Oniki parmak uzunluğu, yarım arşın. Uğur.

    Kadim: Ayak basan. Ulaşan, varan. Devamlı.
    Kadir Mevla: Gücü sonsuz Tanrı.
    Kaf ü nun: Kün. Tanrı'nın yaratma eylemini başlatan ''kon'' (ol) buyruğunu anlatan ''k'' (kaf) ve ''n'' (nun) harflerinin birlikte söylenişi.

    Kaf: Söylence ve masallara göre yerküreyi çevreleyen zümrüt dağ. Kafdağı. Kafda koymak: Mutluluğa, esenliğe kavuşturmak.
    Kafdan Kafa hükmetmek: Kafdağı'ndan Kafdağı'na; yer kürenin bir ucundan bir ucuna hükmetmek.

    Kaftan: çoğu ipekli, uzun, süslü üst giysi.
    Kail: Söyleyen, diyen. Razı olmuş, boyun eğmiş.
    Kala: Kale, hisar.
    Kalem kaş: İnce, düzgün kaş.
    Kalım mı: Kalayım mı?
    Kalıram: Kalırım.
    Kalmışam: Kalmışım.
    Kalmıyıp: Kalmamış.
    Kalnğız: Kanmışız.
    Kalu beli: Evet dediler.
    Kalu: Dediler. Onlar söylediler (mealinde fiil).
    Kam almak: Dileğe, isteğe, umuda kavuşmak.
    Kam: Dilek, İstek, umut.
    Kamaşma: Fazla ışık nedeniyle gözün bakamaz duruma gelmesi.
    Kamaşti: Kamaştı.
    Kame: Kama, silah olarak kullanılan iki ağızlı, iki ağzı da kesici uzun bıçak.
    Kamer: Ay.
    Kamet: Namaza başlama işareti, namaz kılmak için okunan ezan. Boy, boy-pos, endam.
    Kamu: Bütün.
    Kan: Maden ocağı, kaynak, memba.
    Kan'an: Kenan Ülkesi. (Adanmış Ülke. Dinsel kaynaklara göre Hz. Yusuf'un ülkesi. Batıda Akdeniz, doğuda Şeris ırmağıyla sınırlıydı. Filistin ve Fenike'yi içine alırdı. Kenanlılar ülkeye İ.Ö. 9000'e doğru yerleşmiş Samiler idi. Mısır'dan çıkan İsrailliler İ.Ö.1200'e doğru Kenan ülkesini ele geçirdiler. İncil'e göre Tanrı bu toprakları İsrailliler'e adamıştır. Kenan ülkesi halk anlatılarında çoğunlukla Yusuf'la birlikte geçer. Bkz:Yusuf.]

    Kanara: Büyük, kaba budaklı ağaç.
    Kançeri: Nereye kadar.
    Kande: Nerede.
    Kanı: Nerde nerede?
    Kanlısı olmak: Ölümüne neden olmak.
    Kapı: Kapı.
    Kapısın: Kapısını.
    Kapıyan: Kapma.
    Kar: Etki.
    Kara çalmak: 1. Suç yüklemek 2. Sürme çekmek.
    Karabağır: Acılı yürek.
    Karahal: Kara benekli bir av kuşu.
    Karakoyunnu: Karakoyunlu, Karakoyunlu Türkmeni.
    Karakuş: Kartal türünden yırtıcı kuş.
    Karal: Karar, dayanç, dayanma gücü.
    Karayel: Karayel, kuzeybatıdan esen soğuk rüzgar.
    Karayer: Acun.
    Kargış: İlenç.
    Kasar: Üşenme, tembellik etme. Boğazı tutup nefes aldırmayan bir zahmet. Çeker. Sıkar.
    Kasr(kasır): Saray.
    Katam: Katayım.
    Katar katar: Sıra sıra.
    Katar: 1 .Bir kervanı oluşturan dizi. 2.Göçmen kuşların göç dönemlerinde havada oluşturdukları küme, dizi, sıra.

    Katarlaşmak: Göç dizisini oluşturmak.
    Katib-ı dircan: Toplayıp yazan.
    Katre: Damla.
    Kavi: Dağlayan, yakan, yakıcı, kuvvetli, güçlü, sağlam.
    Kavil: 1. Söz. 2. Sözleşme, anlaşma.
    Kavl: Lakırdı, söz, sözde, sözleşme.
    Kavlince: Söze, sözleşmeye uygun.
    Kavvas: Oklu asker, bekçi, kapıcı.
    Kaygu: Kaygı.
    Kayıtmak: Dönmek, geri dönmek.
    Kaytarmak: 1. Geri çevirmek. 2. Geri dönmek.
    Kazalağ kazalak: 1. Gündoğumunda bahçelerde ötüşen bir soy boz renkli küçük kuş. 2. Beyaz ve sarı tüylü, gagası sarı ve siyah renkli bir cins yaban ördeği.

    Ked: Boy.
    Kefen kasar: Kefen sıkar.
    Kehlan: Küheylan, soylu Arap atı.
    Kehlik: Keklik.
    Keklik sekişli: Keklik yürüyüşlü.
    Keklik seküşli: Keklik sekişli.
    Kelam: Söz, konuşma.
    Kelam: Söz.
    Kelam-ı kudret: Sözün gücü.
    Keleş: Yiğit, cesur.
    Kelimullah: Tanrı buyruğu, Kur'an.
    Kem: Uğursuz, kötü. Uygunsuz.
    Keman: [kadınlarda] İnce, düzgün kaş.
    Kemarbast: 1. Yeni evlenen kızın beline bağlanan kuşak. 2. Hz. Ali'nin oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile birlikte on yedi yakınına taktığı söylenen ve kemeri simgeleyen kumaş.

    Kemha: Bir cins ipek kumaş.
    Kemter: Hakir, itibarsız, aciz, zavallı, kul, köle.
    Kend: Kent, şehir.
    Kendir: Kendir bitkisinden yapılma ip, urgan.
    Kerem: Asalet, asillik, soyluluk, cömertlik, el açıklığı, lütuf, bağış.
    Kerem: İyilik, bağış.
    Kereyağı: Tereyağı.
    Kergah: Gergef.
    Kergef: Gergef.
    Kesiret: (Kesret) Çokluk, bolluk.
    Keste peste: Aşağılık.
    Kete: Bir tür çörek.
    Kevn-i mekan: Varlık, evren, cihan.
    Kevser: Cennette bir ırmak, sonsuz, soy sop (Hz. Muhammed'e ait). Sofiler kevseri ''irfan'' olarak düşünür.

    Kez: defa, kere.
    Kezel: Kuru yaprak, kuru güz yaprağı.
    Khal: Ben.
    Khına: Kına ağacının kurutulmuş yapraklarından elde edilen, saç ve elleri boyamakta kullanılan toz, kına.
    Khonça: Armağan bohçası.
    Khontkar: Hünkar
    Kıl ü kal: Dedikodu.
    Kılmak: Etmek, eylemek, yapmak.
    Kır: Kül rengine çalan, beyazla az miktarda siyahın karışmasından oluşan renk, beğenilen bir at rengi.

    Kırab: Tek renk ipek dokuma baş örtüsü.
    Kırağ: Kenar, kıyı. Sahil.
    Kır-ha-kır: Kıyım.
    Kırmızı: Altın.
    Kıya bakmak: Yan bakmak.
    Kıyamet: Kıyamet günü.
    Kızıl: Kızıl, parlak kırmızı renkli.
    Kızınan: Kız ile.
    Kimi: Gibi, benzeri.
    Kiraman katibi: İnsanların iki tarafında bulunup, sevaplarını ve günahlarını yazan meleklerin adı.

    Kirman Kuşağı: Kirman'da dokunan bir cins kuşak.
    Kirman: İran'da Deştilüt'un güneyinde kurulu şehir. Güneydoğu İran'ın en büyük ticaret kavşağı ve önemli bir dokuma sanayii merkezi.
    Kisb ü kar: Kazanç, iş güç.
    Kiş: Satranç oyununda en önemli taş olan Şah'ı isterken söylenen söz.
    Ko: Bırak.
    Kocalanmak: Kocamak, yaşlanmak, ihtiyarlamak.
    Kocalık: Yaşlılık, ihtiyarlık.
    Kocalmak: Kocamak, yaşlanmak, ihtiyarlamak.
    Koç kuzu hurcu: Koç katımı günlerinde çobanlara gönderilen şölen heybesi.
    Koçağ: Koçak, yiğit.
    Koçmak: Kucaklamak.
    Kofu: Evli kadınların başlarına giydikleri üzeri kadifeyle kaplı, altın, gümüş paralarla bezeli tahta başlık. 2. Üstü sargılı, altın, gümüş paralarla bezeli kadın başlığı, fes.

    Kokuşlu: Koku saçan.
    Kolbağ-kolbağ: Bilezik.
    Kolçağ-kolçağ: Kolluk, zırhın kolu saran parçası.
    Koma: Küme, yığın.
    Komalamak: 1.Kümelemek, yığmak. 2. Kümelenmek, yığılmak.
    Komalanmak: Kümelenmek, yığılmak.
    Komayor: Koymuyor, bırakmıyor.
    Konağ: Konuk.
    Konuşak: Konuşalım.
    Kor: Kör.
    Koryapalağ: Yarasa.
    Koşa: Çift, iki tane.
    Kovmak: İzlemek, avlamak için izlemek.
    Koy: Yeter ki, bırak, bırakın.
    Koynan: Koynuna.
    Koyunnan: Koyun ile.
    Köç: Göç.
    Köçdü: Göçtü.
    Köçüm: Göçüm, göçeyim.
    Köçüni: Göçünü.
    Köçürim: Göçüreyim.
    Köks: Göğüs. )
    Kömegi: Sivri çadır biçiminde taş yığını.
    Kömek: Yığın, kalak, küme, doğal taş kümesi.
    Kömergi: Sivri çadır biçiminde taş yığını.
    Könül: Gönül.
    Kör yapalağ - köryapalağ: Puhu kuşu, baykuş.
    Körpe: Yeni yetişmekte olan.
    Körülenmek: Gürlenmek, alazlanmak.
    Köşmek: Göçmek.
    Köynek: Gömlek, göynek.
    Köz: Kor ateş, kor halindeki ateş.
    Kubar: Toz.
    Kuçmak: Kucaklamak.
    Kuçmaya: Kucaklamaya.
    Kudret Honu: Kudret sofrası.
    Kudret lokması: Tevrat'a göre Tanrı'nın Sina çölünde İbraniler'e gökten indirdiği yiyecek.
    Kujmaya: Kucaklamaya.
    Kul Emrah: Ercişli Emrah.
    Kulak Asmak: Dinlememek.
    Kulak urma: Dinleme.
    Kurbanam: Kurbanım.
    Kurtulum: Kurtulayım.
    Kurup: Kurmuş.
    Kutbül aktap: Kutupların kutubu, Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli.
    Küffar: Tanrı tanımazlar.
    Küfran: Küfürbaz.
    Kühlan: Küheylan, soylu Arap atı.
    Kühüstan: Dağlık yer, dağı çok olan mevki.
    Külhan: Hamam ocağı, hamamda suyun ısıtıldığı yer.
    Küllivar: Tüm varlık.
    Kümbet otağ: Kubbeli, süslü büyük çadır.
    Kümbet: 1. Kubbe. 2. Damı kubbe biçiminde olan yapı.
    Kün: Tanrı'nın evreni yaratırken buyurduğu ''ol'' emri.
    Künç: Köşe, bucak, kuytuluk.
    Kürtük: Donmuş kar birikintisi.
    Küş: Guş, kulak, duymak, işitmek.
    Küşat: Açış, açılış merasimi, açma, fethetme.

+ Konu Cevapla
2 / 5 Sayfa BirinciBirinci 1 2 3 4 ... SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. Osmanlıca-Türkçe Sözlük(C)
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-01-2008, 03:32
  2. Osmanlıca-Türkçe Sözlük(Ç)
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-01-2008, 03:30
  3. Osmanlıca-Türkçe Sözlük (R)
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-01-2008, 02:58
  4. Osmanlıca-Türkçe Sözlük (Ş)
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-01-2008, 02:55
  5. Kadınca Türkçe SÖZLÜK
    By yaremce in forum Hanımların Yeri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-26-2007, 09:02

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375