+ Konu Cevapla
1 / 5 Sayfa 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
1 den 5´e kadar. Toplam 24 Sayfa bulundu

A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları - TÜRKÇE SÖZLÜK

 GENEL KÜLTÜR VE SANAT Katagorisinde ve  Nedir Forumunda Bulunan  A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları - TÜRKÇE SÖZLÜK Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

  1. #1
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375410

    ;;) A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları - TÜRKÇE SÖZLÜK





    A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük
    &
    Türkçe kelimeler ve anlamları

    A

    A'da : Düşmanlar
    A'lem : Daha iyi bilir, bilirim
    Ab: Su
    Ab-ı Efsun : Göz yaşı
    Ab-ı Hayvan : Dirilik suyu, bengisu
    Ab-ı Kevser : Kevser suyu
    Ab-ı Mutahhar : Temiz su
    Ab-ı Nisan : Nisan yağmuru, söylenceye göre, nisan ayında sedefler, deniz dibinden su yüzüne çıkıp, yağmur danelerini içine alıp. sedef yaparmış.''

    Abad : Zengin olma, varlıklı olma, bayındır.
    Abı-puş : Aba giyen, derviş, fakir
    Abd : Kul, köle
    Abdal : Gezgin derviş. Derviş, Tanrı sevgilisi, kırk din ulusundan biri. Saçlarını, kaşlarını, bıyıklarını ve sakallarını usturayla tıraş ettiren, davul ve dümbeleklerle, sancaklarla toplu halde gezen Şii -Batıni bir derviş topluluğu, doğrudan doğruya derviş anlamına da gelir.

    Abdal: Abdal donu: Gezgin derviş giysisi, derviş görünüşü.
    Abes : Boş, asılsız, saçma
    Abeş: Kula renkte at, alacalı hayvan.
    Ab-ı zemzem: Kabe yakınlarında bir kuyu ve bu kuyunun Müslümanlarca kutsal sayılan suyu.
    Abı Hayat : Ölümsüzlük suyu, bengisu
    Abidane: İbadet edene yakışacak bir surette.
    Abus : Somurtkan
    Acem: İranlı.
    Acem dağları: Batı İran dağları.
    Acep: Acaba
    Açak: Açalım
    Açaram: Açarım
    Açılcağ: Açılınca gelince.
    Açılıptur: Açılmıştır.
    Adib : Edepler, töreler
    Adalet : Hak tüze
    Adave : Düşmanlık
    Adavet : Düşmanlık, buğz, yağılık
    Adem : İlk peygamberin adı, insan
    Ademiyet : İnsanlık, insancılılık
    Adem : Yokluk, hiçlik
    Adet : Görenek, sayı
    Adlım: Ünlü, ünü büyük.
    Adu taşı: Düşman taşı.
    Adu: Düşman, hasım.
    Adü : Düşman, yağı
    Adüvan : Can düşmanı
    Afak : Ufuklar, gökyüzünün kenarları
    Ağ: Ak.
    Ağca: Akça, aka yakın, alacalı.
    Adu: Düşman.
    Agah: Vakıf, bilen.
    Ağ lavaş: Yufka ekmek. Ak undan yapılmış yufka ekmek.
    Ağ mercan: Ak mercan. [mec. Ak meme, sevgilinin süt gibi ak olan memesi.]
    Ağca ceyran: Ak ceylan. ''Ağca ceyran sürme çekip gözüne.'' (Ak ceylana benzetilerek sevgilinin güzelliğinin vurgulanması.)

    Ağ-gızıl: Ak, kızıl karışığı renk, alacalı
    Ağıl: Koyun ve keçi sürülerinin gecelediği çit ya da duvarla çevrildiği yer.
    Ağır sufra: Şölen sofrası.
    Ağır zürbe: Yabankazı, yabanördeği, turna gibi kuşların uçarken yaptıkları büyük dizi, katar.

    Ağlaram: Ağlarım.
    Ağmak: Akmak, karışmak. ''Sırdaş olup ağ sulara.''
    Ağu: Ağı, zehir.
    Ağyar: Başkaları.
    Ah ü firaz: Ah edip inlemek, ağlamak.
    Aharam: Akarım. ''Aharam seller içinde.''
    Ahd ü peyman: Yemin, and.
    Ahd: Vadetme, söz verme.
    Ahdipeyman-ahdipeyman: Ant, anta dayalı sözleşme, antlaşarak yapılan sözleşme.
    Ahenger: Demirci.
    Aheste : Yavaş, ağır, yavaş yavaş
    Ahıl: Akıl
    Ahi : Esnafı öğütleyen Fütuvvet ehlinin şeyhi, Kardeşim (Bir
    esnaf teşkilatı olan ve bilhassa XIII-XVI. yüzyıllarda, Anadolu ve Rumeli'de yaygın bulunan Fütuvvet ehli
    şeyhlerine de <<ahi>> derlerdi)

    Ahibba : Dostlar , sevgililer
    Ahir: En son, sondaki, nihayet son olarak.
    Ahlak : Huylar, davranışlar, Etik.
    Ahmer: Kırmızı , kızıl.
    Ahsen-i takvim: En güzel kıvama koyma, Cenab-ı Hakkın her şeyi kendisine layık en güzel kıvam, sıfat ve surette yaratılması.

    Ahsen : Çok güzel
    Aht : Sözleşme
    Ah-u zar: Yüksek sesle ağlama, dövünme.
    Ahü : Ceylan, güzellerin gözü (Mec,)
    Ahval: Durum, durumlar.
    Ahval: Haller vaziyetler , oluşlar .
    Ahz : Almak
    Akça : Para
    Akdem : İlk, önce, önceki, daha önceki
    Akıl yetirmek: Akıl erdirmek.
    Akl-ı cüz : Cüz'i akıl, tikel us
    Akl-ı Küll : Tüm akıl; Tanrı bilgisi
    Akl-ı Mead : Ahirete dönük akıl
    Akşamaca: Akşama değin, akşama kadar.
    Aktöre, Atayi : Armağan.
    Al: Hile, aldatma işi.
    Al-i aba : Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'den oluşan
    kutsal topluluk

    Al-i Yezid : Muaviye'nin oğlu Yezid ve onun soyundan gelenler
    Al malı: Yağlık, başa bağlanan örtü, al renkli çapı, vala
    Ala göz: Ela göz.
    Ala: Ela.
    Alacabaz: Doğan, aladoğan, ''Eli alacabazlının''
    Aladağ salı: Aladağ düzlükleri.
    Aladağ: Erciş'in kuzeyinde yer alan dağ sırası. Dede Korkut'ta da geçer. Van Gölü'ne dökülen Deliçay, Hacıdere ve Zilan akarsuları Aladağ sır.asından doğar.

    Alaik : Alakalar, ilgiler
    Alak: Alalım.
    Alakaftan: Alaca kumaştan yapılma giysi. Kınalı kekliğin (dağ kekliğinin) siyah ve pas rengi gerdan ve siyah çizgilerle bezeli yan tüyleri.
    Alasan: Alasın.
    Alçağ [alçah]: Alçak yer, yüksel olmayan yer.
    Alçağa: Alçak yere.
    Alçak: Yüksek karşıtı, yüksek olmayan yer ova.
    Al duvağ: AI duvak. Gelinin yüzüne örtülen al renkli ipek örtü, duvak.
    Alef : Cana yakın, teklifsiz.
    Alem: Yeryüzü ve gökyüzü nesnelerinin tümü, Evren. Dünya, Acun.
    Alışaban: Tutuşarak. ''Alışıban yanaram men''
    Alışmak: Tutuşmak, alev almak, alevlenmek.
    Ali: Büyük, yüksek, üstün, yüce, aziz olan.
    Ali: Hazreti Muhammed'in damadı ve amcası Ebutalib'in oğlu .
    Alişan: Şan ve şerefi büyük olan, meşhur, bir çeşit lale.
    Allah-amandır: 1-Şaşma, beğenme duygusunu gösterme. 2-Allah aşkına.
    Alma: Elma.
    Alma teki: Elma gibi, elma benzeri.
    Aluptur: Almıştır.
    Alvala: Al renkli ipek dokuma yüz örtüsü.
    Amal: Amel, yapılan iş, eylem, edim.
    Aman: Sığınca, koruyucu, dayanma gücü, umut.
    Amana düşmek: Sığınarak bağışlanma ya da yardım dilemek
    Amanat: Emanet.
    Amanı aldırma: Umursamazlık, zora koşma
    Amber: Amber kokusu, güzel koku. [Amberbalığı'ndan elde edilen güzel kokulu kül rengi madde, güzel kokulu kimi maddelerin ortak adı ]

    Amel: Niyet, itaat, dini bir emri yerine getirme. (Bi amel: Amelsiz)
    Anasır: Elemanlar , öğeler.
    Anber: Amber.
    Andelip: Bülbül, seher kuşu.
    Annac-annaç: Karşı, karşı yön. ''Annacımdan gelen güzel''
    Aparmak: Götürmek, alıp gitmek. ''Felek can aparır...''
    Arabi: Arapça, Arap kavmine mensup.
    Araram: ararım.
    Arasın: Arasını
    Arayı arayı: Araya araya
    Araz: Aras Nehri.
    Argaç: Davarların açıkta toplu olarak yattıkları yer, düz dağ sırtları.
    Arkuru-arkurı inen: Karşı çıkan.
    Arma: Eskiden erkeklerin, askerlerin bellerine bağladıkları fişeklik.
    Arş: İslam dini inanışına göre göklerin en yüksek katı, dokuzuncu kat gök.
    Arz'edilen-arzu ediben: Arzu ederek, arzulayarak.
    Arzıhal: Sunu, sunma. ''Arzıhal eyledim visal baçımı''
    Arzın al: Arzu ettiğini al. (88/3) [arz: Arzu]
    Arzı'nan Kamber: Yaygın bir halk hikayesinin kahramanları Arzu ile Kamber.
    Arzuman: Arzu, dayanılması güç istek.
    Asitan: Dergah, tekke, kapı eşiği.
    Aslı hariç: Soyu belirsiz, yabancı.
    Aslı pak : Temiz soylu
    Aslı kıt: Soysuz, verimsiz.
    Asuman: (Asman) Gök, sema.
    Aş: Yemek
    Aşarsız: Aşarsınız
    Aşere -i Mübeşşere : Cennete gidecekleri Hz. Muhammed tarafından bildirilen on İslam büyüğü Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin A vvam, Abdurrahhman bin A vf, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Sait bin Zeyd, Sad bin Ebi vakkas.

    Aşık Emrah: Ercişli Emrah.
    Aşık mısan: Aşık mısın.
    Aşıkan : Aşıklan gibi, açıkçasına.
    Aşırma: Kova, bakraç.
    Aşikar : Açık, gizli değil
    Aşina : Bildik, tanıdık
    Aşiyan : Kuş yuvası, ev , mesken
    Aşk dolusu: Halk inancına göre Pir'in, Üçler'in, Erenler'in içirdiği aşk şarabı.
    Aşlak: Aşılama, aşı.
    Aşna: (Aşina) Bildik, tanıdık, bilen, tanıyan, ahbab.
    Aşna: Aşına, dost, tanıdık.
    At: Satranç oyununda iki taşın adı.
    Ataş-ataşa: Ateş, ateşe.
    Ataşına: Ateşine.
    Ataşlara: Ateşlere.
    Ataşlı: Ateşli.
    Ati : İyilik, ihsan
    Atlanıban-atlanuben: Atla, atlanarak, atlı olarak.
    Attar : Güzel kokular satan, aktar.
    Avara: Avare, boş, yararsız.
    Avara: Boşta gezmek, işsiz, oyalanmak.
    Avare : Başı boş, işsiz.
    Avatmak : Avutmak, teselli etmek
    Avaz: Yüksek ses
    Avcu: Avcı
    Avdet : Dönüş
    Avlak: Av alanı. (avlağı-Av alanı)
    Avn : Yardım, yardım eden
    Avsın almaz mar: Büyü, tılsım tutmayan yılan.
    Avsın: Büyü, tılsım.
    Avurd : Yanağın iç tarafı, boş yeri.
    Avurmak : Eğilmek, çevirmek
    Avuni: Avını.
    Ayakça: Ayak kelepçesi, ayak bağı.
    Ayan : Belli, açık, meydanda
    Ayat : Ayetler
    Aydıvar : Söyler
    Ayet-i Kurba : Kur'an Şura suresinin 23. ayeti. Burada ''Ya Muhammed sen ümmetine söyle ki; size tebliğ ettiğim din hükümlerine mukabil akrabana (yakınlarına) muhabbetten başka bir şey istemem'' denmektedir. Ayette ''akrabanın karşılığı'' fil-kurba'' sözcüğü bulunduğu için ayet bu adla anılmaktadır .

    Ayet: Kur'an'ın herhangi bir cümlesi.
    Ayine : Ayna
    Aylak : İşsiz güçsüz
    Aymak : Söylemek, hitab etmek
    Aymak: Uyanmak, farkına varmak.
    Ayn : Göz, göz pınarı, asıl, kendisi,
    Ayn-el -yakin : Bir şeyi kendi gözüyle görüp öğrenme.
    Ayn el yakin: Gönül gözü. Tanrı'yı gerçek olarak gözle görerek bilme, sofilere göre bilgi, bilmek, görmek ve olmak aşamalarına ayrılır. Bir şeyi bilmeye ''ilm-el yakıyn'', bilgisini görüş haline getirmeye ''ayne'l* yakıyn'', bilginin oluş haline gelmesine ''Hak el yakıyn'' denir.

    Ayn-i irşid : İrşadın ta kendisi. Aydınlatma
    Ayn-i rah: Yol gözlemek.
    Ay'nan: Ayla, ay ile ''yeri ay'nan gün'ün arasındadır.''
    Aynası: 1. Yüzü, 2. Göksü.
    Ayrılmanam: Ayrılmam, ayrılamam.
    Azad: Serbest bırakma, azat.
    Azim : Kesin karar verme, irade
    Azimet : Gitme, gidiş
    Aziz : Sevgide üstün tutulan
    Azizan : Dostlar , erenler
    Azl : İşten çıkarma
    Azheri : Belli
    Azmış : Yol sapıtmış


  2. #2
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375410

    ;;) Ce: A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları

    B

    Bab: Bahis, kapı.
    Babullah: Allah kapısı.
    Bac: Baç.
    Baç: Haraç, vergi
    Baç: Osmanlı imparatorluğunda gümrük vergisi, zorla alınan para harç.
    Bade: 1. Esriklik veren içki. 2. Pir'in, Üçler'in, Erenler'in içirdiğine inanılan aşık edici içki, şarap.

    Baden: Semiz, İri gövdeli kimse.
    Bad-ı saba: Bahar sabahları, gün doğumunda esen hafif yel.
    Bad-ı saba: Seher yeli.
    Bad-ı sabah: Bad-ı saba
    Bağ ı Cennet: Cennet bağı, cennet benzeri bahçe.
    Bağ: 1. Demet, deste, 2. Üzüm kütüklerinin dikili olduğu toprak parçası, üzümlük. 3. Bahçe.

    Bağ-bağat: Bağ, bağçe
    Bağban: Bahçıvan, bağcı.
    Bağır: 1.Yürek, gönül 2.Göğüs 3. Sine
    Bağman: Bahçıvan, bağcı.
    Bağrı veran: Gönlü yıkık, üzgün.
    Bağu bahçe-bağu bahca: Bağ-bahçe.
    Bağvan: Bahçıvan, bağcı.
    Baha: Değer.
    Bahah: Bakalım, görelim.
    Bahar: Bakar
    Bahaya kalmak: Değer biçilebilir olmak.
    Bahça-bahça: Bahçe
    Bahr: Deniz, büyük göl veya nehir .
    Bahr-ı muhit: Okyanus.
    Bahr-ı zulmet: Zulmet denizi.
    Baka: Tutam, demet, beste.
    Bakaram: Bakarım.
    Bakasız: Destesiz.
    Bakı: Baki, sürekli, kalıcı.
    Bakırsan: Bakıyorsun.
    Bal ü per: Kanat.
    Bala: Çocuk, yavru.
    Balaban göz: Keskin bakışlı, iri güzel göz.
    Balaban: 1. Sazlıklarda yaşayan, tüyleri kızıl-külrengi karışığı renkli, iri bir kuş. 2. Atmaca, doğan gibi avcı kuşlara kimi bölgelerde verilen ad.

    Balınan: Balla, bal ile.
    Balkımak: Parlamak.
    Ban: Otluk.
    Banay: 1. Taşlı, kıraç toprak, yamaç. 2.Batı yönü.
    Banı: (Bani) Kurucu, yapan, yapıcı, bina edici.
    Bannamak: Ötmek, seslenmek.
    Bar: 1.Yük. 2.Ürün, verim. 3.Meyve ağacının ilk verimi.
    Bara gelmek: Meyve ağacının ilk verime durması, ilk veriminin olgunlaşması.
    Barekallah: [Barek-Allah] Kutlu olsun, hayırlı ve bereketli olsun.
    Barhane: Tutulmuş yük, kervan, kafile.
    Barı: Bari, hiç değilse, hiç olmazsa.
    Bari: Tanrı.
    Basmışam: Basmışım.
    Baş bulama: Utanarak başı öne eğme, yana çevirme.
    Baş gözel: Baş güzel, güzellerin başı.
    Başa yetmek: Sona ermek,
    Başına dolanmak: Başa dönmek, başına dönmek.
    Başına dönmek: Bir konuyu ya da bir durumu yalvarışla anlatmak, istekte bulunmak.
    Batıl: Boş, beyhude, yalan, çürük.
    Batın: İç, dahili, gizli, sır, esrar.
    Bay: Varlıklı kimse.
    Bayler: Bağlar.
    Baz: Bir şeyin küçük kısmı, parçası, bir miktar, bir kısım.
    Baz: Doğan.
    Becare-becare: Biçare, çaresiz, umarsız.
    Bed: Bet, kötü, yakışıksız.
    Bedahşan (Badakşan) : Afganistan'da eyalet. Merkezi Feyzabat şehridir. Kökçe nehrinin yukarı yatağında çıkan -bir yakut türü olan- lacivert taşıyla ünlüdür.

    Bedir nar: mec. Meme.
    Bedir: Dolunay.
    Bedirlenmiş ay: Dolunay
    Bedov at: Soylu at, Arap atı.
    Beg: Bey, ulu kişi.
    Begler: Beyler, ulu kişiler
    Beğlerinen: Beylerle, beyler ile.
    Beka: Devamlılık, sabitlik.
    Beklersen: Beklersin, bekliyorsun.
    Bel: İnsan bedeninin göğüsle karın arasında kalan daralmış bölüm, bel.
    Bele: 1.Böyle, böylece 2.Birlikte
    Belenmek: Bulanmak, bulaşmak
    Beli bükülmek: Beli bükülmek, güçsüz ve umarsız kalmak.
    Beli: (Beli best) Evet.
    Belik: Saç örgüsü.
    Belini bükmek: Belini bükmek, umarsız olmak.
    Bend: 1.Su benti, büget 2.Bağ, tutarlılık.
    Bend: Bağ, yular , bağlama.
    Bende defteri: Kul defteri.
    Bende: Köle, kul, hizmetkar.
    Bene: Bana.
    Benefşe: Menekşe
    Benevşe: Menekşe.
    Bengi: Tiryaki, esrarkeş.
    Benövşe: Menekşe
    Benövşeni: Menekşeyi, menekşesini.
    Benzek: Nazire
    Benziyirsen: Benziyorsun.
    Berat: Rütbe, nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman.
    Berbad eylemek: Berbat etmek, yıkmak, bozmak, dağıtmak.
    Berdar: Tutucu, itaat edici ve ettirici, asılmış.
    Bergüzar: Hediye.
    Berhava: Boş, faydasız.
    Beslenen: Beslenen.
    Beş arşın bez: mec.Kefen
    Beş: Beş sayısı.
    Bey: Arap abecesinin ikinci harfi.
    Beyhuşt: Kökünden, dibinden kopmuş olan, koparılmış.
    Beyrek: Oğuzlar'ın destan kahramanı ''Bamsı Beyrek''. Bamsı Beyrek destanının en eski kolu -biçimi- ''Dede Korkut Kitabı''ndadır. Beyrek'in mezarının Bayburt'ta, Duduzar köyünde olduğu inancı yaygındır.

    Beytullah: Allah'ın evi, kabe.
    Beytullah: Tanrı evi, kabe.
    Bezenmek: Bezenmek, süslenmek.
    Bezestan: Değerli eşyanın satıldığı kapalı çarşı.
    Bezirgan: Kervan, tüccar
    Bezirgan: Tacir, tüccar, alış veriş eden esnaf.
    Bezm: Meclis.
    Bezm-i irfan: Olgun, kamil İnsanlar meclisi.
    Bıçağ: Bıçak.
    Bıldır: Geçen yıl.
    Bi mekan: Y ersiz yurtsuz.
    Bi-basar: Gözü keskin olmayan, görmeyen.
    Bidar: Uyanık, uykusuz.
    Bider: Tohum.
    Bi-gane: Kayıtsız, alakasız, dünya ile ilgisini kesmiş olanlar.
    Bigüman: Umutsuz, bilgisiz.
    Bi-huş: Akılsız.
    Bikir (Bikr): Bozulffiamış, temiz.
    Bilbil: Bülbül.
    Bile: Birlikte, bir arada.
    Bilekçe: Kolbağı, kelepçe.
    Billah: Tanrı adına içilen ant.
    Bilmez: Bilgisiz, nobran, nadan.
    Bilmir: Bilmiyor.
    Binin: Binini.
    Birez: Biraz.
    Birin: Birini.
    Bi-vefa: Vefasız.
    Bizar: Bıkmış.
    Bizzazure: Zaruri olarak.
    Boyağ: Boya.
    Boyu selv ağacı: İnce-uzun boylu, selvi boylu.
    Boyunnu: Boyunlu.
    Boz at: Boz donlu at .
    Boz: Açık toprak renginde olan, külrengi.
    Boz-bulanık: 1.Dumanlı, tipili, sisli. 2. Duru olmayan, çok bulanık.
    Boz-ötergi: Tarlakuşu,
    Bögün: Bugün.
    Böhtan: Bühtan, iftira, kara çalma.
    Böyüten: Büyüten.
    Bubal: Vebal.
    Buhağ : Çene altı, sakal.
    Bulmuşam: Bulmuşum.
    Bulum mı-mi: Bulayım mı?
    Bulundi: Bulundu.
    Burak: Girdap, anafor.
    Burçak: Baklagillerden, taneleri hayvan yemi olarak kullanılan yıllık bir yem bitkisi. Bu bitkinin mercimeğe benzeyen tanesi.

    Burma: Büklüm, kıvrım.
    Bus etmek: Öpmek.
    Buse: Öpüş.
    Buyumuş: Bu imiş.
    Bühtan: Yalan, iftira.
    Bükülmek: Dönmek, eğilmek.
    Bülbül teki: Bülbül gibi.
    Bülmek: Bilmek.
    Bülmez: Bilmez, bilgisiz, nobran.
    Bülüm: Bileyim.
    Bünyad: Temel, esas, yapı, bina.
    Bünyan: Yapı, bina.
    Bürünüptür: Bürünmüştür.
    Büryan: Biryan kebabı. Kuzu ya da koyun etinin yarım ya da tam gövde olarak tandırda

  3. #3
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375410

    ;;) Ce: A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları

    C

    Caba: Fazladan, üstelik, bir şey ödemeden alman şey .
    Cad: Darı ekmeği.
    Cah etmek: İtibar etmek.
    Cah: Makam, itibar.
    Cahallığ: Gençlik çağı.
    Caht: Bile bile inkar etme.
    Cam: Kadeh, bardak, şişe ve toprak cinsinden şarap kadehi.
    Can ürekten: Candan yürekten, içtenlikle, severekten.
    Canal: Canan, sevgili.
    Canan: Gönülden sevilen, gönül verilmiş olan kadın.
    Canın: Canımın.
    Canpolat Dev: Bir masal yaratığı.
    Cansız at: Tabut, salaca.
    Car: Çarşaf, komşu, yardımcı, medet eden.
    Cayız: Caiz, olabilir, yakışık alan.
    Cazu: 1. Cadı, oyunbaz. 2. Çok güzel.
    Cecim: Cicim, örtü ya da perde olarak kullanılan ince kilim.
    Cefa: Büyük sıkıntı, üzgü.
    Cefakar: 1.Cefalı. 2.Cefa eden.
    Cehl: Cahillik, ilimden mahrum olmak, tecrübesizlik.
    Cellat amanı: Ölüm cezasına çarptırılmışlara, ölüm yargısının uygulanmasından önce, son isteği için tanınan süre.

    Cem olmak: Toplanmak.
    Cemal: Yüz güzelliği.
    Cemalınnan: Cemalinden, yüz güzelliğinden, yüzünün güzelliğinden.
    Ceran: Sevimli, uzun boylu.
    Cevahir: Cevherler , çok kıymet verilen ve az bulunan şeyler. Çok kıymetli maden veya taşlar. Çok kıymetli söz veya faydalı yazılar.

    Cevahir: Şah Abbas'ın soylu hizmetçisi.
    Cevli cevran eylemek: Dolaşmak.
    Cevr etmek: Eza, cefa, eziyet, zulüm, sitem etmek. Tarikat adamının ruhen ilerlemesine mani olan şey.

    Cevr: Eziyet.
    Ceyran: Ceylan.
    Cığa: Yeşil.
    Cığalı koşma: Cinaslı koşma, sorguculu koşma.
    Cığa tel: Erkek yabanördeğinin kuyruğunun üstündeki kıvrık yeşil tüyler ve yeşil kanat telekleri.

    Cinas: Çok anlamlı bir sözcüğün, her kezinde başka bir anlamını öngörerek yapılan bir söz oyunu sanatı. Değişik cinas biçimleri vardır. [Tam cinas, birleşik cinas (benzeşmeli cinas, farklı cinas), basit cinas, eksik cinas...] Eski Edebiyat'ın bu yaygın söz oyunu sanatından Halk Edebiyatı da nasiplenmiştir. Özellikle manilerde cinasa çok rastlanır.

    Cılga: İnce yol.
    Cidar: Duvar.
    Cim: Osmanlı alfabesinin altıncı harfi olup ''ebced'' hesabında üç sayısının karşılığıdır.
    Civan: Genç. Genç ve yakışıklı olan.
    Coşarsız: Coşarsınız.
    Cur'a: Yudum.
    Cuş eylemek: Coşmak, kaynamak.
    Cüda: Ayrılık, ayrılmış.
    Cünun: Değişik.
    Cürmümü: Suçumu.

  4. #4
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375410

    ;;) Ce: A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları

    Ç

    Çağrışmak: Bir ağızdan bağırmak, yaygara etmek.
    Çal : Ala renk.
    Çalhandı : Çalkandı
    Çalhanmah : Çalkanmak.
    Çallı-çapraz: Çapraz çizgili bir şal deseni.
    Çalma: 1.Başa sarık gibi bağlanan düz ya da işlemeli kumaş. 2.Çember de denilen baş örtüsü, çetme.
    Çalmak: Doğmak, vurmak, atmak
    Çapraz: Eğik olarak birbiriyle kesişen.
    Çar anasır: Dört unsur , dört temel unsur .(Toprak-su-hava-güneş)
    Çar hisar: Dört kale burcu.
    Çar köşe: Dört köşe.
    Çar: Dört.
    Çarh: Çark, felek, gök, devreden, dönen.
    Çar-havuz: Büyük havuz.
    Çarh-ı devvar: Durmayıp dönen.
    Çarh-ı gerdun: Dönen çark. (Dönen dünya)
    Çarh-ı zaman: Dönen zaman, devir.
    Çar-pare: Dört parça, dört kısım.
    Çarpaz dağlamak: Çapraz dağlamak.
    Çarpaz: Çapraz.
    Çatmak: 1.Yetmek. 2.Üzücü olaylarla karşılaşmak, uğramak.
    Çekmişem: Çekmişim.
    Çeper: 1.Engel, çit, kamıştan yapılan çit . 2.Kırık dal ve yaprak kümesi.
    Çerağ: Mum, çıra.
    Çeri: Asker.
    Çetme: İşlemeli baş örtüsü, sırma işlemeli baş örtüsü, çalma.
    Çevre: Sırma işlemeli baş örtüsü, mendil.
    Çevrişir: Dönüşür.
    Çevrüşmek: 1 .Dönüşmek. 2.Devinmek dönmek.
    Çevrüşüpsen: Dönüşmüşsün, dönmüşsün.
    Çeyman: Kıl ya da yünden dokunma yamçı, kepenek.
    Çıham: Çıkayım.
    Çıhdım: Çıktım.
    Çıhıp: Çıkmış.
    Çıhmış: Çıkmış.
    Çıhsa: Çıksa.
    Çıra: Çerağ, kandil.
    Çırağ: Çerağ, kandil, mum, ışık.
    Çiçeğisen: Çiçeğisin.
    Çifte hal: Çifte ben.
    Çimennİ: Çimenli.
    Çimmek : Yıkanmak.
    Çin: 1.Çünkü, için. 2.0muz.
    Çit: Başörtüsü, yemeni.
    Çiyn : Omuz.
    Çoh: Çok.
    Çolp Suyu.
    Çövre: Çevre
    Çün: Çünkü.
    Çüt: Çift.
    Çüter çüter: Çifter çifter.

  5. #5
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375410

    ;;) Ce: A dan Z ye Türkçe Anlamlarıyla Sözlük / Türkçe kelimeler ve anlamları

    D

    Dad: 1.Yakınma anlatan, vah, eyvah anlamında bir ünlem. 2. Ey, hey anlamında bir ünlem.

    Dağ salı: Dağ düzlüğü, dağ eteği.
    Dağ: Kızgın demirle vurulan özlük belirtici damga, işaret, nişan.
    Dağdağa: Çekişme, anlaşmazlık.
    Dağlanmak: 1 .Kızgın demirle damgalanmak. 2. Yanmak. 3.Sağaltma amacıyla vücudun yaralı ve sayrılıklı bölümlerinin kızgın demirle yakılması.

    Dağlı: Damgalı.
    Daha: Bundan sonra.
    Daim: Sürekli, her an, daima.
    Dal: Omuz, omuz başı.
    Dalam: Dalayım
    Dalda: Gölge.
    Daldalanmak: Gölgelenmek.
    Daldalık: Gölgelik.
    Dalgerdan: 1.Güzel göğüs. 2.Vücudun omuzla birlikte göğüsten yukarı bölümü, büst. Dalıptır: Dalmıştır, dalıyor.
    Dallanmak: Salınmak, sallanmak.
    Daluptur: Dalmıştır, dalıyor
    Dam: Tuzak.
    Dane: Tane, tohum, çekirdek.
    Dane-i kısmet: Kısmet tohumu.
    Danışmak: Konuşmak.
    Danıştırmak: Konuşturmak.
    Dankilom: Rum kadın ismi.
    Dar çekmek: İdam edilmek.
    Dar gün: Kara gün; sıkıntılı, zor, bunalımlı an.
    Dar I: Sıkıntı, bunalım .
    Dar II: Darağacı, ölüm hükümlülerini asmak İçin kurulan -kullanılan- sehpa.
    Dar: Ev, yer, dar ağacı.
    Dara çekilmek: Dağarcında idam edilmek, asılarak İdam edilmek.
    Dara çekmek: Darağacında idam etmek.
    Dara düşmek: Sıkıntıya düşmek, zorda kalmak, bunalmak.
    Daranmak: Taranmak.
    Dar-ı Mansur: Hallac-ı Mansur'un idamı.
    Darılıpsan: Darılmışsın.
    Darıyıp: Taramış.
    Dartmak: Tartmak.
    Daş: Taş.
    Daylak: Tüylü devenin erkeği.
    De ki: Sanki, tut ki.
    Değer: Dokunur.
    Değilem: Değilim
    Değilem: Değilim.
    Değişke: Varyant.
    Dehr: Dünya, zaman, devir.
    Dehr-i zulmet: Zulüm devri.
    Dem etmek: Sazla çalıp, söylemek.
    Dem: Soluk, nefes, ses.
    Deman: (Damen) etek.
    Demek: Söylemek.
    Demi devran: Dünya demi. (Devir zamanı)
    Demkeş: Devamlı öten bir güvercin cinsi, şarap içen
    Der: Der, söyler
    Dercetmek: Toplamak.
    Derde çatmak: Derde düşmek.
    Derdimend: (Derdmend) tasalı, kaygılı, dertli.
    Dergah: Tekke.
    Derilmek: Toplamak.
    Deriptir: Toplamıştır.
    Dermek: Toplamak.
    Dertli Emrah: Ercişli Emrah.
    Derun: İç taraf, dahil, kalp.
    Dest: El.
    Deste: Demet; sıra.
    Devran: Dünya, zaman.
    Devr-i cihan: Dönen dünya.
    Devşirmek: Toplamak, toparlamak.
    Deyer: Der ki, söyler ki.
    Deyişmek: Karşılıklı şiir söylemek.
    Dırığ: Esirgemek.
    Di: Söyle.
    Didar: Yüz, çehre.
    Didarın kıyamete kalması: Sevgiliyle kavuşmanın, sevgiliye kavuşmanın kıyamete kalması.
    Dide seli: Gözyaşı.
    Dide: Göz.
    Dilber: Güzel.
    Dilçevüren: Dilçeviren, söz gezdirici, dedikoducu.
    Dildar: Sevgilisinin gönlünü çelmiş.
    Dil-inen: Dil ile [dilinen=diliyle ]
    Dimek: Demek, söylemek
    Din uğrusu: Din hırsızı.
    Dinnemek: Dinlemek.
    Dinnemez: Dinlemez.
    Dir: Derlemek, toplamak, bir araya getirmek.
    Diskinmek: Korkudan sıçramak: uykudan sıçrayarak uyanmak.
    Diş: Düş, rüya.
    Divana: Divane.
    Diyek: Diyelim, söyleyelim.
    Diyeller: Derler, söylerler.
    Diyer: Der, söyler.
    Diyiş: Deyiş, şiir.
    Dodağ [dodah]: Dudak.
    Dodağınnan: Dudağından.
    Doğancı: Erciş'in Altındede (Zilan) bölgesindeki eski bir yerleşim alanı.
    Dolama: Çuha giysi, kat kat giysi.
    Dolu: 1.İçki. 2.Halk inancında Pir'in , Üçler'in, Erenler'in-Hakk katından aşıklık verilenlere sunduğu kutsal içkiyle dolu kadeh, kase.

    Donburcuh-dunburcuh: Tomurcuk.
    Doru: Bir at tonu. [Gövdesi kızıl, yelesi ve (çoğunlukla) ayakları kara olan at.]
    Dost: 1. Tanrı. 2. Sevgili
    Dostlar dostu: Zor durumda kalana yardım edici Hızır.
    Doymiyi: Doymuyor.
    Döndi: Döndü.
    Dönmenik: Dönmeyiz.
    Dört iklim: Dört yön; Doğu, batı, güney, kuzey yönlerindeki ülkeler.
    Dört kitap: Büyük dinlerce kutsal sayılan dört din kitabı. Kur'an, İncil, Tevrat, Zebur .
    Dört köşe: Dört yön. Doğu, batı, kuzey, güney yönleri, bu yönlerdeki ülkeler, yerler.
    Döş: Etek.
    Döşek: Yatak, minder.
    Döşürmek: Devşirmek, toplamak.
    Dözmek: Katlanmak, dayanmak.
    Dudu: (Tuti) Dudu kuşu, papağan.
    Dudu: Papağan türünden, taklit yapan bir kuş.
    Duman: Bulut, sis.
    Duram: Durayım.
    Durasan: Durasın.
    Durasız: Durasınız.
    Durmuşam: Durmuşum.
    Durmuyi: Durmuyor.
    Durna: Turna.
    Durupsan: Durmuşsun, duruyorsun, durmuşsan, duruyorsan.
    Dutar: Tutar.
    Dübeş: Tavla oyununda zarların iki beşi göstermesi.
    Dübür: İki yaşındaki erkek keçi.
    Dügü: Pirinç.
    Dühan: Tütün, duman. Kur'an-ı Kerim'in 44. suresinin adı.
    Dülbent: Yazma.
    Dür eyle: Uzak dur.
    Dür: İnci.
    Dür: Uzak, doğmak, bölüm. İlahi rahmetten kısmen veya tamamen yoksun olma
    Düş: Rüya.
    Düşdi: Başladı, koyuldu.
    Düşeliden: Düştüğünden beri, düştüğü an.
    Düşem: Düşeyim.
    Düşersiz: Düşersiniz.
    Düşgüni: Düşkünü.
    Düşim: Düşeyim.
    Düşmek: İnmek.
    Düşüpsen: Düşmüşsün, düştün.
    Düşüptür : Düşüyor, düşmededir.
    Düz: Kır, ova, çöl.
    Düzmek: Dizmek, sıralamak, süslemek.
    Düzülür: Dizilir, sıralanır.

+ Konu Cevapla
1 / 5 Sayfa 1 2 3 ... SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A)
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-01-2008, 03:34
  2. Osmanlıca-Türkçe Sözlük (B)
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-01-2008, 03:33
  3. Osmanlıca-Türkçe Sözlük(C)
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-01-2008, 03:32
  4. Osmanlıca-Türkçe Sözlük (R)
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-01-2008, 02:58
  5. Osmanlıca-Türkçe Sözlük (S)
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-01-2008, 02:57

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375