İZMİR'de Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nde ameliyat ya da ilaçla tedavi şansı kalmayan, yaşaması için tüm umutlarını yitirmiş karaciğer tümörlü ya da karaciğerine metastas yapmış kanser hastaları için ‘Yitrium-90’ denilen radyoaktif (radyasyon) mikroküre tedavisine başlandı. Tedavinin uygulandığı hastalardan 53 yaşındaki Dr. Haydar Kaya, “Hiçbir seçeneğim kalmamıştı. Bari kalan günlerimi iyi geçireyim, diyordum ki bu mucize tedaviyle yeniden yaşama umutlarım arttı” dedi.

Tümörlü karaciğere damar içinden girilerek uygulanan tedavide kullanılan ilaçların yerini aynı yöntemle daha etkili, kanserli hücreleri yok eden radyasyon tedavisi aldı. Bu tedaviyi İzmir'de ilk olarak Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Radyoloji Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Yiğit Göktay, Nükleer Tıp'tan Prof. Dr. Gamze Çapa Kaya ile birlikte onkoloji, genel cerrahi ve gastroenteroloji anabilim dallarından öğretim üyeleri başlattı. Cam ya da reçineden yapılmış mikron düzeyindeki küreler içine yerleştirilen ‘Yitrium-90’ elementiyle, artık ‘el sürülemez’ denilen primer ve metastatik karaciğer tümörlü hastalara yeni bir tedavi olanağı sunabildiklerini belirten Prof. Dr. Göktay, “Bu tedavi yöntemi Türkiye'de ilk kez bir yıl önce Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde başlatıldı. İstanbul'da da denendi ama devamı gelmedi. Biz Dokuz Eylül Üniversitesi olarak bu yöntemi birkaç hafta önce başlattık. 7'inci vakamız meslektaşımız Haydar Kaya oldu” diye konuştu.

‘Yitrium- 90'la uygulanan mikroküre tedavisinin daha önceden hiçbir şekilde müdahale edemeyecekleri hasta grubuna tedavi şansı yarattığını anlatan Prof. Dr. Göktay, karaciğerin özel bir kanlanma dinamiğine sahip olduğunu, o yüzden bu yöntemin sadece karaciğere uygulanabildiğini söyledi. Prof. Dr. Göktay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Daha önceden teknik olarak benzer yöntemleri damar içerisinden karaciğerdeki tümör dokusuna kadar ulaşıp belli ilaçları vererek yapabiliyorduk. Ama burada hasta kriterleri çok katıydı. Önemli bir grup hastayı tedaviye alamıyorduk. O hastalar için kaderine terk etmek değil ama tıbbin yapabileceği şeyler çok sınırlı kalıyordu. Sadece konforlu bir hayat sürebilmeleri, kalan ömürlerinde tek gaye oluyordu. Yitrium- 90 tedavisiyle tüm seçenekleri tükenmiş büyük bir hasta grubunda tam tedaviye yönelik güzel bir yönteme kavuştuk. Şu anda da bunu başarıyla uyguluyoruz.”

Tedavinin, tamamen tümör dokusuna gidip etkin ilacı verme prensibine dayandığını belirten Prof. Dr. Göktay, “Bu yüzden normal doku en az derecede zarar görüyor. Hiçbir zaman hiç zarar görmüyor iddiasında bulunamazsınız. Olabilecek en az zararı görüyor, karaciğer dokusu da korunuyor, çevre dokulara da herhangi bir zararı olmuyor. Bu sayede de hastanın yaşam kalitesi yükseliyor hem de tam tedaviye yönelik bir beklenti içerisine giriyoruz” dedi.
Prof. Dr. Göktay lokal anesteziyle, anjiyo gibi kasıktan girerek karaciğeri besleyen damara girerek operasyonun yapıldığını kaydederek, şunları söyledi:
“Burada tümörü besleyen damara ulaşıp radyasyon yüklü küreleri gönderiyoruz. Vücutta hiçbir yere dağılmadan direkt tümöre ulaşmış oluyoruz. Radyaaktif maddeler oldukları için yarılanma ömürleri var. Yarılanma ömürleri etkinliği devam ettiği müddetçe oradaki tümör dokusunu tamamen yok ediyor. Radyasyon hızlı büyüyen dokuları çok hızlı etkiler. Kanser dokusu da hızlı büyüyen bir dokudur, bölünme çoktur. O yüzden hemen hepsini çok hızlı şekilde öldürür. Her mucizenin arkasından yeni bir mucize aranıyor ama bu çok önemli bir basamak diyebiliriz. Sonuçları heyecanla bekliyoruz.”

DOĞRU HASTA VE DOZ SEÇİMİ ÖNEMLİ

Prof. Dr. Gamze Çapa Kaya da uygulama öncesinde doğru hasta seçimi ve doğru doz tespitinin önemli olduğunu söyledi.
Tedavide kullanılan kürelerin Avustralya'dan getirtildiğini belirten Prof. Dr. Kaya, “Her hasta için özel doz saptıyoruz. Çünkü hastanın boyu, kilosu, karaciğerindeki tümör yükü, hastalığı, doz ayarlamasında ölçüt alınıyor. Radyoaktif mikroküre tedavisinin ilk sonuçlarını PET tetkikiyle 6 haftanın sonunda göreceğiz. Şu anda doz verilmesinin üzerinden 6 hafta geçmiş hastamız yok. Sonuçlarından umutluyuz, çünkü literatürlerdeki veriler çok başarılı. Sonuçları merakla bekliyoruz” diye konuştu.

KANSER HASTASI DOKTORA UYGULANDI

Manisa'nın Salihli İlçesi'nde Devlet Hastanesi'nde görev yapan 2 çocuk basanı Dr. Haydar Kaya, her şeyin bitti denildiği yerde yeniden hayata bağlayan bir tedaviye başladığını söyledi.

2008 Haziran'da kolon kanseri tanısı konulduğunu, ardından karaciğere metastas yaptığı belirten Dr. Haydar Kaya, önce kemoterapi gördüğünü, ardından ameliyat olduğunu, şimdi umudunu nakta atışla tedavi yöntemine bağladığını belirtti. Dr. Haydar Kaya, şunları söyledi:

“Kolon kanseri karaciğerime metastas yapmıştı. Ameliyattan sonra doktorlar eşime karaciğerimin çok kötü olduğunu ve elleyemediklerini, bundan sonra da yapılacak bir şey kalmadığını söylemişler. Zaten her türlü ilaç, cerrahi yöntem denenmişti. Ben bari kalan günlerimi iyi geçireyim diye yaşam felsefemi, beslenme şeklimi bile değiştirmeye çalıştım. Bu arada araştırmayı da sürdürdüm. Fransa'da bir proffesör arkadaşımla sürekli irtibat halindeydim. Ben burada ne yapılıyorsa anlatıyordum, o da Fransa'da da aynı tedavilerin uygulandığını söylüyordu. Bu yöntemin Ankara'da yapıldığını öğrendikten kısa bir süre sonra Dokuz Eylül Üniversitesi'nde de başladığını öğrendim. Tercihim burası oldu. Bu mucize bir tedavi. Bana ‘Yapılacak bir şey kalmadı’ denmişti. Şimdi benim gibi hastaların karşısına bu yeni umut çıktı. Üstelik bu süreçte öğrendim ki Fransa'da ne yapılıyorsa bizde de o yapılıyor. 6 hafta sonra sonuç alacağım. İçimdeki bu canavarı bu yöntemle yeneceğime inanıyorum.”

K:Hürriyet