Tesadüfün Gücü Var mı? Biz mi Zorluyoruz!

Şalom Gazetesi'nden Joelle PİNTO, Tesadüfün hayatımızdaki etkisini yada bizim tesadüfe yüklediğimiz anlamı, tesadüf ve kader kesişmesini akıcı bir üslüpla köşesine taşıyor... İşte ayrıntılar




Tamamlayıcı tıbbın ciddi bir hastalık durumda tek başına kullanılmasına kendim için karşı olsam da, ek olarak kullanıldığı durumlardaki pozitif etkileri ilgimi çeker. Evlerden uzak, bir gün sevdiğim biri veya ben hastaneye kaldırılırsam önce ilaç derim, ama pozitif enerjinin etkisine inanırım. Özellikle de içten yapılan bir duanın gücüne… Psychology Today dergisinde yıllar önce Jill Neimark tarafından yazılan makale, Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Psikiyatr Elisabeth Targ’in AIDS’li hastalar üzerinde yaptığı duanın gücü adlı bir araştırmadan bahsediyor. Targ’ın araştırmasından etkilenen Ulusal Sağlık Enstitüsü ona AIDS ve Gliyoblastom beyin tümörü olan hastalar ve duanın gücünü araştırması için 1,5 milyon dolar veriyor. Akademik bir süper zekâ olarak tanımlanan Targ bazı kelimeleri yanlış telaffuz etmeye başlıyor ve yüzünde bir sarkma oluşuyor. Çektirdiği MRI sonucunda üzerinde araştırma yaptığı beyin tümörünün aynısı olduğu saptanıyor ve teşhisten tam 111 gün sonra saat 11.11 de yaşamını yitiriyor. Bu olayın ardından “tesadüfün gücü” diye bir makale yazılıyor.
Targ, vefatından kısa bir süre önce evlendiği eşinin rüyasına girip anlamadığı bir dilde bir şeyler söylüyor. Söylediği cümlenin “seni seviyorum” demek olduğu anlaşılıyor. Burada Targ’in üzerinde araştırma yaptığı hastalıktan yaşamını yitirmesi büyük bir tesadüf gibi gözüküyor, ancak belki de tesadüf kavramı, kader denilen olgu ile karıştırılabiliyor. Evrenin bize yolladığı mesajları almaya daha açık olduğumuzda, her olayı bir işaret olarak algılama hatasına düşebiliyoruz. Örneğin teşhisten 111 gün sonra saat 11:11 de vefat etmesi çok da önemli bir tesadüf değil aslında, araştırmasını yaptığı hastalıktan vefat etmesi çok daha tüyler ürpertici bir tesadüf ya da kader. Vefat ettiği saat 11:11 yerine 13:15 olsaydı eğer, belki 1315 numaralı hastane odasında kaldığı saptanabilir ve konu edilebilirdi. Tesadüfler bazen güzel, bazen çok kötü ancak bazen de tesadüfleri arıyor ve zorluyoruz. Aynı işyerinde çalıştığımız birinin aynı ortaokul veya liseye gitmiş olma ihtimalini büyük bir tesadüf görmediğim gibi. Benzer eğitimli ve benzer hedefleri olan insanların tercihlerinin hayatın bazı yerlerinde çakışması doğal bir olasılık, çok büyük bir tesadüf değil. Ancak bir yurt dışı seyahatinde hayatımızda yer alacak bir kişiyle tanışmak güzel bir tesadüf olabilir, ya da kader… Değişik memleketlerden değişik insanların aynı anda aynı yerde olması nasıl algılanılırsa.
***
Tesadüf’ün gücü derken… Geçtiğimiz hafta “Aşk Tesadüfleri Sever” adlı filmi seyrettim. Orada da tesadüf olayının abartılması, birçok olayın tesadüfe çevrilmesi ve gereksiz derece de acıklı bir ikinci yarı olsa da… Yine de Belçim Bilgin Erdoğan ve Mehmet Günsür’u seyretmek çok keyifli. Filmin sonunu seyretmeyenler için mahvetmek istemiyorum; ancak sonu tesadüften ziyade kader gibi geldi bana. Böyle güzel iki insanın romantik hikâyesini seyretmek çok güzeldi aslında, keşke tesadüfler bu kadar zorlanmasa…
Joelle PİNTO / Şalom Gazetesi