+ Konu Cevapla
1 / 2 Sayfa 1 2 SonuncuSonuncu
1 den 5´e kadar. Toplam 10 Sayfa bulundu

Türk Sineması Tarihi,Yeşil Çam - Türk Sineması,Osmanlı'ya Sinemanın Girişi

 GENEL KÜLTÜR VE SANAT Katagorisinde ve  Sinema Forumunda Bulunan  Türk Sineması Tarihi,Yeşil Çam - Türk Sineması,Osmanlı'ya Sinemanın Girişi Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Türk Sineması Tarihi,Yeşil Çam - Türk Sineması,Osmanlı'ya Sinemanın Girişi Türk Sineması Türk Sineması Tarihi -1- Osmanlı'ya Sinemanın Girişi (1896 – ...

  1. #1
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375405

    Tanımlı Türk Sineması Tarihi,Yeşil Çam - Türk Sineması,Osmanlı'ya Sinemanın Girişi





    Türk Sineması Tarihi,Yeşil Çam - Türk Sineması,Osmanlı'ya Sinemanın Girişi

    Türk Sineması

    Türk Sineması Tarihi -1-

    Osmanlı'ya Sinemanın Girişi (1896 – 1914)


    Tüm dünyayı egemenliğe altına alacak olan yüzyılın icadı sinema ile Türkler önce, II Abdülhamit döneminde Yıldız Sarayının karanlık, geniş bir salonunda tanıştı(1896).Sinema denilen bu yeni icatla karşılaşma şansı sadece saray zümresine verilmişti. Bu gösteriyi yapan kişi ise Bertrand adında bir Fransız’dı. Bir taklitçi ve hokkabaz olan olan Bertrand, her yıl padişahın izni ile Fransa’ya gidip Saray’a yenilikler getirmekte idi. Bu arada aynı dönemlerde; Lumiere kardeşlerin bütün dünyaya olduğu gibi ülkemize de yolladığı temsilcileri (operatörü Alexandre Promio) özel izinlerle, bir taraftan belgeseller çekmekte, diğer taraftan da hem ülkemizde, hem de başka memleketlerde çekilen filmleri göstermekteydiler. Sinema ile büyük kitleleri tanıştıran ilk halk gösteri ise, İstanbul’a 1896’a da gelen ve Yüksek Kaldırım’a yerleşen, Romanya doğumlu Polonya yahudisi Sigmund Weinberg(1868)'den başkası değildi. Sigmund Weinberg, yurtdışından başta fotoğraf malzemeleri olmak üzere gramofon, vibraphone, gibi birçok teknolojik buluşu ülkemize getirmişti. Halka açık ilk sinema gösterimi Weinberg yapmıştır. Kendisine yer olarak Sponek(Sponeck) birahanesini seçmiştir. (İstiklal caddesi, Galatasaray dönemecinde bugünkü Avrupa pasajının üst katındaki birahane. 1930'da kapanmıştır). Beş filmlik gösterimin en etkili filmi Lumiere Kardeşler'in "Bir Trenin Ciotat Garı'na Varışı” olmuştur. Bu olay tarihe 12 Aralık 1896, bir başka kaynağa göre ise 17 Ocak 1897 olarak geçti. Weinberg daha sonra kiraladığı Şehzadebaşı Direkler arasındaki Feyziye Kıraathanesi’nde film gösterilerini devam eder. Sonraları Fransız Pathe Kardeşler film üretim şirketinin Türkiye temsilcisi olmuş ve yerleşik manada ilk sinema salonu da 1908 yılında Tepebaşı’nda açmıştır. (Cinema Pathe). Günümüzde yoktur artık. Türkler tarafından işletilen ilk sinema salonu Şehzadebaşı’nda 19 Mart 1914'te Milli Sinema adıyla Cevat Boyer ve Murat Bey tarafından açılır. 6 Temmuz 1914'te de Kemal Seden ve Fuat Uzkınay tarafından önce Sirkeci'de Ali Efendi(Büyük hissedar ve Seden kardeşlerin amcası) Sineması ve ardından Demirkapı'da Kemal Bey Sineması açılır. Hemen ardından Kadıköy'de "Apollon", Büyükada'da "İskele Meydanı", Ortaköy'de "Taş Merdiven" sinemaları açılmıştır. Gösterim sayısının artmasıyla Fransa, Almanya, Danimarka gibi ülkelerden gelen temsilciler film işletmeciliği yapmaya başlamıştır. Sinema ilk zamanlar sadece İstanbul, Beyoğlu semtine girmiş ve seyircisinin çoğunluğunu levanten’ler ve Pera’nın yabancı uyruklularından almakta idi.Weinberg halka açık gösterimlerin yanı sıra konaklarda, Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) ve İstanbul Sultanisi (İstanbul Erkek Lisesi) başta olmak üzere çeşitli okullarda film gösterimleri yapmaya başlar. Bu gösterimlerde birinde İstanbul Sultanisi Dahiliye Şefi Fuat Uzkınay(1888-1956) isimli gençle tanışır. Okulda öğrencilere sinemayı tanıtan ve öğreten dersler verirdi. Uzkınay, Weinberg'e hayrandı. Hiçbir gösterisini kaçırmaz, ısrarla sinema makinesini inceler, bilgi alırdı. Günün birinde İstanbul Sultanisinin kapıları Weinberg'e kapanınca bu fırsatı değerlendiren Uzkınay satın aldığı film makinesi ile öğrencilere kısa filmler göstermeye başlar. Film seçme işi Sakir Seden gösterim işi ile ise Uzkınay ilgilenirdi. Böylece Uzkınay aracılığı ile sinema ülkemizde ilk kez okula girmiş olur.I. Dünya savaşının çıkması ile, eli silah tutan gençler askere alınır. Fuat Uzkınay’da bu gençlerden biri idi. Ama Kader onu askerde de bırakmayacak ve sinema ile tekrar kavuşacaktı.


    Türk Sineması

  2. #2
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375405

    Tanımlı Ce: Türk Sineması Tarihi,Yeşil Çam - Türk Sineması,Osmanlı'ya Sinemanın Girişi

    Türk Sineması Tarihi -2-

    İlk filmler ve başlangıç dönemi (1914 – 1921)

    Ayastefanos- Ermiş Stefanos (Yeşilköy) Rus Anıtı neden dikildi?

    Yeşilköy ya da, önceki adıyla Ayastefanos, İstanbul`da Yeşilyurt ve Florya semtleri arasında yer alan Marmara Denizi kıyısındaki bir semttir. Galataria`da (eski Kalkıratya Köyü`nün hemen yanında) yapıldığı bilinen anıt bugün mevcut değildir. Yeşilköy’ün eski adı Ayios Stefanos, halk dilinde Ayastefanos olarak kalmış, Levantenler, Latinler, Katolikler de semte San Stefano adını vermişlerdir. 1930 yılında aldığı yeni adı "Yeşilköy"ün isim babasının, bu semtte yaşayıp ölmüş Halit Ziya Uşaklıgil olduğu söylenir. Osmanlı-Rus (1877-78) savaşı bittikten sonra Yeşilköy’ü terk eden Ruslar, 1894 yılında, 77-78 Savaşı sırasında ölen Rus askerleri için bir anıt dikilmesini isterler. Anıtın yapılma nedeni görünüşte oldukça makul ve hümanisttir. Savaş sırasında yaşamını yitiren 5,000 civarında Rus askeri çok dağınık bir biçimde ve çeşitli mezarlıklarda gömülü idi. Bunların gözetimi ve bakımı zor, hatta olanaksızdı. Değişik yerlerden ölen rus askerlerinin kemikler toplanacak ve Ayastefanos’ta yarı kilise, yarı anıt şeklinde yapılacak bir yapıda bu kemikler toplu bir şekilde gömülecektir. Bu istek, savaşın sonunda koşulları çok ağır bir barış antlaşmasını imzalamak zorunda kalmış olan Osmanlı hükümeti tarafından teknik bir sorun olarak ele alınır kabul edilir. Antlaşmanın yapıldığı ve Rus ordusunun savaş sırasında konakladığı Ayastefanos`ta istenen, Barutçubaşı ailesine ait arazi satın alınır. 1895`te yapımına başlanan anıt, amacını aşan bir biçimde ve boyutta gerçekleşir. Rus hükümetinin asıl isteği, Rus zaferini simgeleyen bir anıtın dikilmesi idi. Gerçekleştirilen anıt, İstanbul`daki askeri ateşesi Albay Peçkov tarafından yapılan taslak üzerine 3 yıldır İstanbul`da çalışmakta olan Rus mimar Bozarov tarafından tasarlanıp inşa edilir. Florya sırtlarında, Şenlikköy mevkiinde’ki anıt 1894 yılında muazzam bir törenle açılır. Yapının çan kulesi Ruslara özgü soğan kubbesi şeklinde yapılır. Anıtın içinde ve dışında yer alan muazzam duvar tablolarını yapmak üzere Çar’ın kendi ressamları İstanbul’a gelip 6 ay çalışırlar.

    1914
    Bir Rus Abidesi’nin yıkılışı
    3 Kasım 1914'de Rusya’ nın Osmanlı devletine savaş ilan etmesi ve Osmanlı imparatorluğunun I.Dünya savaşına katılması ile birlikte, ilk tepki, Ayastefanos anıtının yıkılması kararı oldu. Yıkıma ilişkin yazılı kaynaklardan son derece görkemli bir yapı olduğu, binanın iç yüzünde savaşta ölen askerlerin adlarının işlendiği nişlerin sıralandığı, kemiklerin mahzenlere doldurulmuş olarak korunduğu, rahip ve muhafızlar için özel hacimlerin düzenlenmiş olduğu anlaşılmaktadır. Yıkım tahrip kalıplarıyla gerçekleştirilmiştir. Yıkımdan önce, çanlar indirilmiş ve Askeri Müze`ye gönderilmiş, binadaki eşya polis müdüriyetine teslim edilmiştir. Bunlar arasında bilinen en önemli parça, yapının pirinç ve altın yaldızlı maketidir. İkona ve benzeri dini eşyalar Rus rahiplere verilmiştir.
    Filme çekme işi, aynı zamanda müttefiki olan Avusturya-Macaristan şirketi olan Sacha Mester Film Gesellschaft firmasına verilmişti. Fakat son anda bu tarihi olayın bir Türk tarafından çekilmesi istenince yapılan araştırma sonucunda daha önce film gösterilerinde bulunan ve Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla 11 Ağustos 1914’de askere alınan genç subay Fuat Uzkınay uygun görülür. İlkin Sacha’nın operatörleri buna karşı gelirler. “Filme çekme, film göstermeye benzemez” gerekçesiyle. Uzkınay kısa bir deney filmi çekip onları ikna edince, aygıtı ona teslim edip kısa bir eğitim verirler.
    Davutpaşa’da konuşlanmış bir istihkâm taburu, eğitim programı altında gelip dinamitle bu "meşum" anıtı yerle bir eder. İstanbul polis müdürü Bedri Bey gelip anıtın yıkılmasına engel olmak istemişse de kumandan işe karışmasına izin vermez, bu anıtın bir esaret, bir eziklik göstergesi olduğunu beyan eder
    Tarih 14 Kasım 1914’ü gösterdiğinde, Türk sinemasının ilk sinemacısı ilk filmini çekmiş olur. 150 metre uzunluğunda olan bu belgesel ***** birçok resmi kaynağa göre Türk sinemasının gerçek doğum tarihi olmasına rağmen elimizde bulunmamaktadır.
    Fuat Uzkınay'ın kızı Mutena Uzkınay, 14 Kasım 1989 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde, İlk Türk Filminin çekimini şöyle anlatıyor: ‘1876 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rusların diktikleri Ayastefanos Anıtı'nı, İttihat ve Terakki Fırkası yıkma kararı aldı. Yıkımı bir Avusturya şirketi filme almak istiyordu, ancak bir Türkün filme alması istendi. Göreve babam uygun görüldü. Avusturya şirketinin kameramanı Mordo, babama alıcıyı kullanmasını öğretti ve ilk Türk filmi çekilmiş oldu. Dinamitle yıkılan anıtın çekiminde babamı ve kamerayı bir yere bağlamışlar zarar görmesin diye. Buna hep gülmüşümdür.''

    1915
    Devletin sinemayla ciddi olarak ilgilenmesi Enver Paşa’nın Almanya’ya yaptığı ziyarette Alman ordusunda gördüğü “ordu film dairesi”nin bir benzerini Osmanlı ordusunda da kurmaya karar vermesiyle başlar.
    Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle Merkez Ordu Sinema Dairesi (MOSD) kurulur. Weinberg kurumun başına gelirken Uzkınay’da yardımcısı olur.
    MOSD’un Görevleri
    1. Cephelerde savaşan birliklerin harekatıyla ilgili filmleri,
    2. Önemli olaylarla ilgili filmleri,
    3. Askeri fabrikalarla ilgili filmleri,
    4. Müttefik ülkelerden yeni silahların kullanışıyla ilgili filmleri,
    5. Manevralarla ilgili filmleri çekmek ve göstermek.

    MOSD adına haber, belge ve savaş filmleri çeken Uzkınay, “Çanakkale Muharebeleri”, “Esir İngiliz Generali”, “İtilaf Orduları’nın Püskürtülmesi”, “Alman İmparatoru’nun Dersaadete Gelişi “gibi bir çok belgeselde yönetmenlik ve görüntü yönetmenliği yaptı.

    1916
    Weinberg ve Uzkınay Enver Paşa'yı ikna edip öykülü uzun film denemesine de girişir. Fakat, Dönemin en çok tutulan tiyatro oyunu “Leblebici Horhor”'u çekmeye başladıktan bir süre sonra, oyuncularından birinin ölmesiyle film yarım kalır. Uzkınay, Sigmund Weinberg’in yönettiği film’de yardımcı yönetmendir.
    1916'da Osmanlı imparatorluğu Romanya'ya savaş ilan edince, Romen uyruklu Weinberg, Merkez Ordu Sinema Dairesinden uzaklaştırılır ve yerine Fuat Uzkınay gelir.
    İkinci öykülü filmi olan “Himmet Ağanın İzdivacı”'nın ise oyuncuları Çanakkale Savaşı nedeniyle askere alınınca, bu denemesi de ilkinin akıbetine uğradı. Ancak, Ordu Sinema Dairesi Başkanlığı'na getirilen Fuat Uzkınay, yarım kalan filmi 1918 yılında tamamlar.

    1917
    Almanya’ya yaptığı uzun yolculuktan sonra Uzkınay, sinemayı daha da öğrenmiş olarak Türkiye’ye döner. Malul Gaziler Cemiyeti’nin film çalışmalarını yönetir. Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, sinemanın ilk yıllarındaki askeri nitelik taşıyan ikinci kuruluşuydu. Belge filmi yönetmeni olarak kurumun başına getirilen Fuat Uzkınay bu yönde çalışmalarını sürdürürken cemiyet, ilk kez öykülü filmlere de el atar. Ve öykülü filmlerin çekimi, o yıllarda 20 yaşlarında bir gazeteci olan Sedat Simavi'nin çabalarıyla gerçekleşir. Genç Simavi'nin yönetmenliğini yaptığı “Pençe”'yle “Casus”, Türk sinemasında yarım kalmadan çekilen ilk öykülü filmlerdir.
    Bu yıl çekilen “Koruyan Ölü- Die Tote Wacht) Türklerin yurtdışında çektikleri ilk film olma özelliğine sahiptir. Savaş yıllarında Almanya'nın film buhranı içinde olduğu yıllarda bu durumdan yararlanarak, Necmettin Molla, Münih Konsolosu İsmail Hakkı Bey, Celal Esat Arseven ve Kenan Erginsoy, TRANSORIENT Film isminde bir şirket kurarlar. Arseven senaryo yazarı ve yönetmen, Erginsoy ise görüntü yönetmeni olur. Seçilen konu Goethe'nin Faust isimli eserinin çağdaş bir uyarlamasıdır. Sermaye hazırdır. Oyuncular da bulunur. O sıralarda işsiz olan Lidia LEY, Devlet Tiyatrosundan Kurt Sticler ve bir kaç profesyonel daha uygun görülür. Sonradan Güzel Sanatlar Akademisi Müdürü olan Nejat Sirer’de projeye girer.Celal Arseven ayrıntılı bir çekim planı hazırlamıştır. Münih'te bir stüdyo kiraladıktan sonra iki hafta içinde Die Tote Watch isimli “Ölü Uyanıyor” filmin çekimleri tamamlanır. Bu arada savaş biter ve film piyasası canlanır. Film ancak maliyetine satılabilmiştir

    1918

    Savaşın sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918) Merkez Ordu Sinema Dairesi’nin elindeki teknik ekipmana işgalciler tarafından el konma tehlikesini de beraberinde getirmiş, böylece hem ordunun hem de Müdafaa-i Millîye Cemiyeti’nin film çekim aletleri Malul Gaziler Cemiyeti’ne devredilmiştir. İstanbul’un işgal altında olduğu yıllarda bu cemiyetin de film çalışmaları olur.

    1919
    1919 yılında yalnızca iki öykülü film çekildi. “Mürebbiye” ile “Binnaz”. Her iki filmin yönetmeni, Türk tiyatrosunun kuruluşunda büyük katkıları olan 62 yaşındaki Ahmet Fehim(1857-1930) 'di. Ve oyuncuları da Raşit Rıza Samako, Behzat Butak, Hüseyin Kemal Gürmen gibi tiyatro sanatçılarından oluşuyordu. Kadın oyuncuları ise Mm. Kalitea, Eliza Binemeciyan ve Bayzar Fasulyeciyan'dı.






    alıntıdır

  3. #3
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375405

    Tanımlı Ce: Türk Sineması Tarihi,Yeşil Çam - Türk Sineması,Osmanlı'ya Sinemanın Girişi


    Türk Sineması Tarihi -3-

    Tiyatrocular dönemi (1921 – 1939)


    1921
    Türk sinemasının özgün senaryoya dayanan ilk filmi Muhsin Ertuğrul (1892-1979)'un yönettiği “İstanbul'da Bir Facia-i Aşk-1921” dır. Senaryosunu, bugün gazetelerin üçüncü sayfalarında sıkça rastlanan türden bir aşk cinayetinden alan ***** Türk sinemasına ilk hayat kadını tiplemesini de getirdi.Dönemin ün yapmış güldürü sanatçısı olan tiyatrocu Şadi Fikret Karagözoğlu, “Bican Efendi Vekilharç” adlı 22 dakikalık kısa filmiyle Türk sinemasında ilk güldürü tipini yaratır. “Bican Efendi Mektep Hocası” ve “Bican Efendinin Rüyası” ise giderek bir diziyi oluşturur. Bu, konulu üç kısa filmin yönetmen ve baş oyuncusu ise Karagözoğlu'dur. Ali Efendi, yeğenleri Şakir ve Kemal Seden kardeşlerle yeni bir "aile ortaklığı" girişiminde bulunup, "Sinema İşçileri Şirketi"ni kurarlar. Yabancı filmleri yurda ithal etmek amacıyla kurulan şirket, çalışmalarını 1928'li yıllara kadar sürdürür.

    1922

    1916 yılından beri Almanya'da oyuncu ve yönetmen olarak film çalışmalarını sürdüren tiyatrocu Muhsin Ertuğrul yurda döner. Aynı yıl Kemal Film şirketinin kuruluşuyla Türk sinemasında yeni bir dönem başlar. Muhsin Ertuğrul bu şirket adına iki film çeker
    “İstanbul'da Bir Facia-i Aşk (Şişli Güzeli Mediha Hanımın Facia-i Katli)” ve “Boğaziçi Esrarı (Nur Baba)”. Milli mücadele sırasında Merkez Ordu Sinema Dairesi’nin bir benzeri Ankara’da TBMM Hükümeti bünyesinde kurulmuştu (1922). Savaş sırasında Fuat Uzkınay ve TBMM Ordu Film teşkilatının operatörleri batı cephesinde verilen mücadeleyi, İzmir’in Yunanlılardan kurtarılışını ve Türk ordusunun İstanbul’a girişini belgelemişti. Atatürk henüz savaş halindeyken bile sinemanın taşıdığı önemi görmüş ve Cumhuriyet’in ilanından sonra da bu konudaki duyarlılığını ortaya koymuştu. Genç kuşaklara ve gelecek kuşaklara Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in temel değerlerini aktarmak, tarihe bir belge kazandırmak amacıyla, Kurtuluş Savaşı yıllarında Fuat Uzkınay’ın çektiği “Zafer Yollarında” adlı belge film yeniden ele alınmış daha kapsamlı bir hale getirilmeye çalışılmıştı. Ancak bu belgesel 1942 yılında tamamlanacaktı.

    1923

    Muhsin Ertuğrul, tek adam olma döneminin başlarındadır. Bu yıl peş peşe 3 film çeker. İlki Halide Edip Adıvar'dan uyarlanan ve kurtuluş savaşını konu alan ilk film olan “Ateşten Gömlek”'tir. Filmin diğer bir özelliği ise ilk kez Türk kadınlarının oynamış olmasıdır. Cumhuriyet'in ilanının (1923) Müslüman Türk kadınlarına çalışma özgürlüğü tanıması sonucu, Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir'le yeni bir dönem açılır. “Leblebici Horhor” ve “Kız Kulesinde Bir Facia”, Ertuğrul'un 1923 yılında çevirdiği diğer iki filmdir.


    1924

    Muhsin Ertuğrul, bu kez bir filmle yetinir. Peyami Safa'nın aynı ismi taşıyan romanından uyarladığı “Sözde Kızlar”'ı çektikten bir yıl sonra (1925) Rusya'ya gidip film çalışmalarına orada devam eder.
    Uzkınay, Ordu film çekme merkezi’nin Film labarotuavı Grup amiri olur.

    1925-1926
    -1927

    Kemal Film’in yapımcılıktan çekilmesinin ardından dört yıl boyunca hiç film yapılmamış


    1928

    1924 yılında sinema işletmeciliğine başlayan İpekçe Kardeşler, film yapımı için bir şirket kurarlar. Adı İpek Film olan kurum, Türk sinemasının ikinci özel yapımevidir. Yurtdışından dönen Muhsin Ertuğrul, bu yeni şirketin ilk filmi olan “Ankara Postası”'nın çekimine başlarsa da, filmi bazı nedenlerle ancak bir yıl sonra (1929) bitirir. Aynı yıl çekime başladığı “Kaçakçılar”'a geçirdikleri bir kaza sonucu oyunculardan birinin hayatını yitirmesiyle ara verilir. Ve film de gene ertesi yıl (1929) tamamlanır.


    1931

    Muhsin Ertuğrul'un “İstanbul Sokaklarında” adlı filmi, Türk sinemasının ilk ortak yapımıdır (Türk-Mısır-Yunan). Semiha Berksoy, Talat Artemel, Galip Arcan gibi Türk oyuncuların yanı sıra Mısırlı Azize Emir, Yunanlı Gavrilides'in başrollerini paylaştığı filmin seslendirme (dublaj) işlemi Paris'teki Espinay stüdyolarında yapılır. Bu nedenle “İstanbul Sokaklarında” sessiz çekilip sonradan dublaj sistemiyle seslendirilen ilk filmdir.


    1932

    Dâr-ül-bedayi (tiyatrocular) oyuncularından (Atıf Kaptan, Ferdi Tayfur, Mahmut Moralı, Hadi Ün, Hazım Körmükçü, Sait Köknar, Ercüment Behzat Lav) egemen olduğu dönemde ve bu oyuncularla çekilen “Bir Millet Uyanıyor” Muhsin Ertuğrul'un en önemli filmi kabul edildiği gibi, Türk sinema tarihimizin de ilk yüz akı filmlerimizden biridir. Ve ilk kez bir oyuncu halk içinde ünlenip öne çıkar. Bu oyuncu Yahya Kaptan rolüyle Atıf Kaptan'dır. İpek Film Şirketi de Nişantaşı'nda ilk sesli stüdyoyu kurup işletmeye başlar. Bu yıl, ilk şekliyle hazırlanan “Sinema Filmlerinin Kontrolü Hakkında Talimatname”'de yürürlüktedir.


    1933

    4 uzun, 3 kısa öykülü film çekildi. Güldürüler, vodviller ve operet türü filmlerin yılıdır. Muhsin Ertuğrul, “Karım Beni Aldatırsa” ve “Fena Yol” adlı filmlerini gerçekleştirir. “Fena Yol”, Türk sinemasının ikinci ortak yapımıdır (Türk-Yunan). Bu ara Ertuğrul; Mümtaz Osman takma (müstear) adıyla senaryo çalışmaları yapan Nâzım Hikmet'le (Ran) birlikte “Cici Berber”'i yönetir. Nâzım Hikmet'in kısa öykülü film çalışması “Düğün Gecesi”,”Kanlı Nigâr”’dan sonra Dâr-ül-bedayi oyuncularından Hazım Körmükçü'de Yeni Karagöz'le yönetmenliği dener.
    Ertuğrul, Tiyatroya yeni giren Cahide Serap(Sonku)'la yakından ilgilenir ve ona “Söz Bir Allah Bir” filminde rol verir. “Söz Bir Allah Bir” Mahmut Yesari'nin Maurice Henneguin ile Pierre Veber'in “Et mois je I'dis gue'elle t'a fait d'l'oeil” adlı oyunlarından “Kudret Helvası” adıyla yerleştirdiği, “sözde müzikal” bir filmdir. Filmin ilkelliği bir yana “Söz Bir Allah Bir” Cahide Sonku’nun beyaz perdede ilk olarak görünmesi bakımından önem taşıyordu.

    1934
    Muhsin Ertuğrul “Aysel Bataklı Damın Kızı”'yla Türk sinemasına ilk köy filmini kazandırır. Film Sovyet sinemasının etkilerini taşır. Senaryosunun Hasan Cemil (Çambel) eliyle yazıldığı sunma yazılarında belirtiliyordu ama gerçekte hikaye İsveçli yazar Selma Lagerlöf'ün “Bataklık Kızı” romanından aktarılmış, yalnızca adlar ve çevre yerlileştirilmişti. “Aysel Bataklı Damın Kızı” nda Cahide Sonku başrolü oynuyordu. Cahide Sonku'ın Aysel rolünde oynaması için rejisör Ertuğrul Muhsin diretmiş ve sonunda dediğini de kabul ettirmişti. Dâr-ül-bedayi oyuncusu olarak sinemada işbaşı yapan Cahide Sonku, Aysel rolüyle kendinden sonra gelen kuşağa yıldızlık yolunu açar. Çünkü Cahide Sonku Türk sinemasının ilk kadın yıldızıdır. Ha-Ka Film şirketi (Halil Kamil) kurulur. Ertuğrul, “Milyon Avcıları” ve “Leblebici Horhor Ağa”; Nâzım Hikmet ise “İstanbul Senfonisi” ile (kısa film) çalışmalarını sürdürür. Ertuğrul'un ikinci kez perdeye uyarladığı “Leblebici Horhor Ağa”'nın önemi Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği'ne katılıp onur diploması almasıdır. Ve bu Türk sineması tarihinde yurt dışından gelen ilk ödül sayılır.

    1937

    Tek film çekilir: “Güneşe Doğru”


    1938

    İki film çekilir. “Aynaroz Kadısı” ve “Doğan Çavuş”. Atatürk, 1938 yılında o güne kadar devlet ve belediyeler tarafından sinemalardan alınan %33 verginin indirilmesini emretmiş ve 29.6.1938’de vergi oranı %10’a indirilmişti (Ancak M.K.Atatürk’ün ölümünden sonra hem yabancı hem de Türk filmi oynatan sinemalardan alınan vergiler yükseltilmiş, bu durum 1948 yılında kısmen düzeltilmesine rağmen yerli filmlerden alınan vergi oranı ancak %25 düzeyine inmiştir).




    alıntıdır

  4. #4
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375405

    Tanımlı Ce: Türk Sineması Tarihi,Yeşil Çam - Türk Sineması,Osmanlı'ya Sinemanın Girişi

    Türk Sineması Tarihi -4-

    Bağımsız sinemacılar dönemi (1939 – 1952)

    1939

    1916'lardan başlayıp 1939 yılına kadar uzanan, Muhsin Ertuğrul ve tiyatro oyuncularının damgasını vurduğu bu dönemde “Taş Parçası”'yla bağımsız bir yönetmen araya girer. Tiyatrocuların dışından gelen bu yönetmen Faruk Kenç'tir. Almanya'da Fotoğrafçılık ve Film Okulu'nu bitirip 1938 yılında yurda dönen Kenç, zorunlu olarak Muhsin Ertuğrul'un takımındaki tiyatro oyuncularıyla bir süre çalışacaktır. Çünkü o günün koşulları içinde Şehir Tiyatrosu oyuncuları, hocaları Ertuğrul'un izinde olup, Türk sinemasını ellerinde tutmaktadırlar.

    1940
    Faruk Kenç'in sinemaya girmesiyle çekilen film sayısı 5'e yükselir. Ertuğrul'un “Şehvet Kurbanı” ve özelliklede Faruk Kenç'in “Yılmaz Ali” adlı ilk polisiye film denemesinde oynayan Suavi Tedü'yle ilk jön tipi (Jeune premier) ortaya çıkar.


    1942
    Bir yıl önce Ertuğrul Muhsin “Kahveci Güzeli”'yle 1941'i kapatırken, Çekoslavakya asıllı ve çeşitli tiyatrolarda takdimcilik yapan Adolf Körner'in sinemacılığa atılmasıyla bu sayı dörde çıkar. Yapımcı Halil Kamil'in ısrarlarıyla işe başlayan Körner peş peşe üç film çekti: “Duvaksız Gelin”, “S*rt*k” ve “Kerem ile Aslı”. Ve Körner'in bir tiyatro oyunu (Pigmalyon) uyarlaması olan “
    S*rt*k” daha sonraki yıllarda defalarca çekilerek, koyu melodramatik yapısı nedeniyle Türk sinemasını etkileyecektir.

    1943

    Burhan Felek'in senaryosunu yazıp Muhsin Ertuğrul'un İpek Film adına 1940 yılında çekimine başladığı “Nasrettin Hoca Düğünde” adlı filmi yarım kalır. Bu kez de oyuncu ve seslendirme sanatçısı Ferdi Tayfur devreye girip filmi tamamlayacaktır. Bu yıl kurulan yeni yapımevi Ses Film (Necip Erses) çalışmalara başlar. Yapımevinin ilk filmi de Faruk Kenç'in yönettiği bir köy melodramı olan “Dertli Pınar”'dır.


    1944

    Baha Gelenbevi; Faruk Kenç'ten sonra tiyatro dışından gelen ikinci sinemacıdır. Uzun süre Paris'te kalıp 1939 yılında yurda döner. Faruk Kenç'in “Dertli Pınar” filminde (1943) görüntü yönetmeni olarak çalışan Gelenbevi bu kez “Deniz Kızı” ile ilk yönetmenlik denemesini gerçekleştirdi.


    1945

    Kendi adına İstanbul Film'i (1944) kuran Faruk Kenç yapımevinin ilk filmi olarak “Hasret”'i yönetti. Bir köy filmi olan “Hasret”'te Münir Nurettin'le başrolü paylaşan Oya Sensev, tiyatro dışından gelen yeni bir oyuncuydu. Türk sinemasında Şehir Tiyatrosu oyuncularının dışında yeni oyuncu denemeleri Faruk Kenç'in girişimleriyle başlıyordu.

    Almanya'da fotoğrafçılık öğrenimi yapan Şadan Kamil “Onüç Kahraman” ve Şehir Tiyatrosu oyuncularından Talat Artemel'le “Hürriyet Apartmanı”, Refik Kemal Arduman “Köroğlu”, ilk filmlerini bu yıl çektiler.

    Bundan sonra üç yeni film şirketi çalışmalarına başladı. Halk Film (Fuat Rutkay), Atlas Film (Nazif Duru, Murat Köseoğlu) ve And Film (Turgut Demirağ). Rutkay, Samatya ve Bakırköy'deki sinemaların sahibi; Duru, sinema işletmecisi Turgut Demirağ'da Amerika'da sinemacılık tahsili yapmıştı.


    1946
    Tiyatro dışından gelen oyunculara “Günahsızlar”'la (Faruk Kenç), Sadri Alışık da katıldı. Film şirketleri sayısında ise belli bir artış görüldü. Erman Film (Hürrem Erman), Duru Film (Naci Duru) bu yapımevlerinin başlıcalarını oluşturdular. Yılın en önemli sinema olayı ise Yerli Film Yapanlar Cemiyeti'nin kurulması oldu. Çünkü YFYC, yapımcıları bir araya getiren bağımsız bir sinemacılar kuruluşudur. Kuruluşun İdare Heyeti'nde ise
    Faruk Kenç (İstanbul Film), İhsan İpekçi (İpek Film), Turgut Demirağ (And Film), Fuat Rutkay (Halk Film), Necip Erses (Ses Film), Murat Köseoğlu (Atlas Film), Refik Kemal Arduman (Ankara Film), İskender Necef (Birlik Film), Hikmet Aydın (Şark Film), Yorgo Saris (Elektra Film) görev aldı.

    1947
    Film sayısı 12'ye tırmandı. Mısır sinemasının kuruluşunda büyük katkıları olan oyuncu Vedat Örfi Bengül “Bağda Gül”, Burhanettin Tepsi ve Sadi Tek gibi tiyatro topluluklarında sahneye çıkan Seyfi Havaeri “Yara”, “Kılıbıklar”, Şehir Tiyatrosu oyuncularından Ferdi Tayfur “Senede Bir Gün”, “Kerim'in Çilesi”, Kâni Kıpçak “Yuvamı Yıkamazsın” bu yıl yönetmenliğe sıvanıp ilk filmlerini çektiler. Ve hocaları Muhsin Ertuğrul'un etkileriyle filmlerinde, tiyatrolaştırılmış, ağdalı, ağır makyajlı bir sinema uygulayımı egemen oldu. Ayrıca, Mısır kaynaklı Arap filmleri'nin II. Dünya Savaşı yıllarına rastlayan dönemde yurda ithal edilmesi, ikinci büyük etkiyi oluşturuyordu.

    Bu yıl sinemaya giren yönetmenlerden yalnızca Turgut Demirağ, dikkati çekti. Çünkü Demirağ, tiyatro dışı bir sinemacıydı. Hollywood'da iki yıl süreyle mesleki incelemelerde bulunmuştu. Bir Reşat Nuri Güntekin uyarlaması olan “Bir Dağ Masalı”, o dönemin koşulları içinde yapılmış ilk üstün yapım denemesiydi.


    1948

    18 film çekildi. 5'inin yönetmenliğini Vedat Örfi Bengü yaptı. 7 film ise Halk Film (Fuat Rutkay) yapımıydı. Ve Fuat Rutkay, daha sonraki yıllarda en çok film yapan prodüktör olarak çalışmalarını sürdürecekti.

    Yeni kurulan Ömay Film (Ömer Aykut), Işık Film (Agop Fındıkyan), Milli Film (Sabahattin Tulgar), yapımevleri çalışmalarına başladılar. Muhsin Ertuğrul'un takımındaki oyunculardan Sami Ayanoğlu (Harmankaya) ve Kadri Ögelman (Kahraman Mehmet) yönetmen olarak devreye girdiler. Şakir Sırmalı (Domaniç Yolcusu) ve Çetin Karamanbey (Silik Çehreler) de tiyatro dışından gelen yönetmenlerdi.

    Film sayısının her yıl giderek artıp yeni yapımevlerinin devreye girmesinin başlıca nedenlerinden biri, yerli yapımlara Belediye Gelirleri Kanunu gereğince bir ayrıcalık tanınması oldu. Çünkü yerli yapımların rüsumu % 25'e düşürülmüştü. Türk sineması ilk kez, gayrisafi hâsılat açısından korunmaya alınıyordu.

    Yurt içinde Türk sinemasının ilk resmi yarışması da aynı yıl Yerli Film Yapanlar Cemiyeti tarafından düzenlendi. Ve "Milli filmciliğin inkişafına, çalışmaları teşvik etmek gayesiyle muhtelif ve müteaddit müsabakalar tertibine" karar veren Cemiyet, yerli film müsabakasının sonuçlarını şöyle saptadı:
    • En güzel film: Unutulan Sır (Şakir Sırmalı)
    • En güzel 2. film: Bir Dağ Masalı (Turgut Demirağ)
    • En çok muvaffak olan rejisör: Turgut Demirağ, (Bir Dağ Masalı)
    • En çok muvaffak olan operatör: Kriton İlyadis
    • En çok muvaffak olan ses yönetmeni: Yorgo İlyadis
    • En çok muvaffak olan kadın artist: Nevin Aypar
    • En çok muvaffak olan erkek artist: Kadri Erogan (Bir Dağ Masalı)
    • En çok muvaffak olan kadın karakter artisti: Cahide Sonku
    • En çok muvaffak olan erkek karakter artisti: Talat Artemel
    • En iyi senaryo: Turgut Demirağ (Bir Dağ Masalı)
    • En iyi hikâye: Reşat Nuri Güntekin (Bir Dağ Masalı)
    • En iyi laboratuvar: Ses Film (Necip Erses)
    • En iyi montaj: Özen Sermet
    • En iyi orijinal şarkı: Unutulan Sır'da
    • En iyi dekor: Kadri Erogan (Yuvamı Yıkamazsınız)
    Makyaj ve fon müziği dallarında ise ödüle layık bir çalışma oybirliğiyle görülmedi.
    Yabancı filmlere %75 vergi konması ise, film ithalatında kısa süreli azalmaya yol açarken yerli film yapımının da artmasına neden olmuştur.


    1949
    Film sayısı 19'a ulaştı. Artık, Türk sineması yeni bir dönemin başlangıcında. Günün değişen ekonomik ve toplumsal koşulları içinde bağımsız, özgün ve de sahici sinemacılar birer ikişer bu dönemde yerlerini alacaklardır. İşte sinemamızın ilk gerçek pırıltılarından biridir Lütfi Ö. Akad Türk sinemasının gelişim tarihi içinde çok önemli yeri ve gerçekçi bir kurtuluş savaşı filmi olan “Vurun Kapheye” ile Akad, yeni sinema anlayışının ilk belirtilerini ortaya koyar.

    Aynı değişim ve dinamizm yeni denenen oyuncular için de geçerlidir. Örneğin Sezer Sezin “Vurun Kah*eye”, Muzaffer Tema “Çığlık”, Gülistan Güzey, Hümaşah Hiçan, Orhon M. Arıburnu, Reha Yurdakul bu yeni oyuncu kuşağı'nın bazılarıdır. Özellikle de Sezer Sezin ve Muzaffer Tema, daha sonraki yıllarda seyirci üzerindeki etkinlikleriyle öne çıkacaklardır. Ayrıca Tema, Suavi Tedü'den teslim aldığı jeune prömier tipini popülarize ederek daha ilerilere götürebilmeyi başaracaktır.


    1950
    Bu yıl çekilen 22 film içinde sayı olarak ağırlık gene eski kuşaktan Vedat Örfi Bengü'dedir. Çünkü, Mısır sinemasının Türkiye'deki mirasçısı Bengü, 7 film birden yönetmiştir. Ama Bengü de tiyatro ağırlıklı yönetmenler gibi Türk sinemasında son dönemini yaşamaktadır.
    Faruk Kenç, Çetin Karamanbey gibi önceki yıllardan gelenlerle birlikte, yeni sinemacılardan Orhon M. Arıburnu, Semih Evin, Mehmet Muhtar, Hüseyin Peyda tiyatrocu egemenliğini bir ölçüde yavaşlatacaklardır. Neriman Köksal ile Mesiha Yelda bu sinemacı kuşağının oyuncuları olarak dikkati çekerler.


    1951
    36 film çekildi. Tarihsel film dönemi başlarken, İstiklal ve Kore Savaşı filmleri de ağırlığını gösterdi. 8 Kurtuluş Savaşı ve 5 tarihi filmin çekildiği bu yıl, Cahide Sonku da kendi adına Sonku Film yapımevini kurdu. Öteki yapımevleri ise Lale Film (Cemil Filmer), Adalı Film (Handan Adalı) ve Yakut Film'di (Dr. Arşavir Alyanak).

    Nuri Akıncı, Dr. Alyanak ve İhsan Tomaç dönemin yeni yönetmeni oldular. Ama yılın en önemli filmlerinden birini kuşkusuz. Orhan M. Arıburnu Sürgün'le gerçekleştiriyordu. Oyuncu olarak da Turan Seyfioğlu'nun yıldızı parlamak üzereydi.



    alıntıdır

  5. #5
    Ne mutlu Türküm diyene! Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa Baktabul'un Çılgını Mr. NuteLLa - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu Yer
    * TR *
    Mesajlar
    15.482
    Blog Yazıları
    282
    Tecrübe Puanı
    107375405

    Tanımlı Ce: Türk Sineması Tarihi,Yeşil Çam - Türk Sineması,Osmanlı'ya Sinemanın Girişi

    Türk Sineması Tarihi -5-

    Yeni sinema ve Yıldızlar dönemi (1952 – 1960)

    1952

    Türk sineması sürekli bir rekora doğru gidiyor. Çünkü bir yıllık süre içinde çekilen film sayısı 61'dir. Ama 1952 çok önemli bir yıldır.
    4 film yöneten Lütfi Ö. Akad, özgün bir yaşam öyküsüne dayanan “Kanun Namına” ile Türk sinemasına ilk kilometre taşını koyacaktır. Gerçekten Akad, yıllardır anlatım aksaklıklarıyla yaşamaya çalışan kekeme bir sinemaya bir dil kazandırıyor, yeni soluk getiriyordu. Yaşayan tipler, gündelik olaylar ve doğal çevrenin kullanımı “Kanun Namına”'yı tarihsel süreç içindeki yerine oturtuyordu.
    Bu ilk ustanın ardından gelen önemli bir sinemacı da Metin Erksan'dı. “Karanlık Dünya” -Aşık Veysel'in Hayatı- adlı ilk gerçekçi köy denemesiyle, daha ilk aşamada sözü edilen bir yönetmen oldu. Erksan'ın bu aşamadaki talihsizliği elbette sansürdü.
    Geçiş döneminden sonra bir sinemacılar dönemi de başlamıştı. Türk sinemasında. Ama bu arada Muhsin Ertuğrul'un geleneksel sinemasını da bu yeni dönem içinde ortaya çıkıp sürdürenler olacaktı. İşte Muharrem Gürses “Zeynep'in Gözyaşları”, bu ilginç örneklerden biriydi. Gürses, sonraki yıllarda belli bir süre, ticari sinemanın önde gelen isimlerinden biri olacaktı. Halka inmesi açısından da üzerinde durulması gereken tipik bir yönetmendi. Çünkü kendinden sonra gelen bazı yönetmenleri etkileyerek bir Gürses Okulunu oluşturacaktı.
    Yıllardır Ertuğrul'un yararlandığı tiyatro oyuncularından Vahi Öz'le Hayri Esen yönetmenliğe başladılar. Doğrudan doğruya sinemayla ilişki kuran yeni yönetmenler de İpek Film stüdyosunda montajcı olarak çalışan Orhan Atadeniz'le Nedim Otyam'dı.
    Yılın en önemli filmi olan “Kanun Namına” ile Türk sinemasında ilk büyük yıldız doğuyordu. Bu genç, Ayhan Işık'tı. Yıldız dergisinin açtığı yarışma sonucunda “Yavuz Sultan Selim” ve “Yeniçeri Hasan”'la (1951) sinemaya gelmişti. Aynı yarışmadan gelip de dikkati çeken bir yıldız da Belgin Doruk oldu.

    Aynı yıl Lütfi Ö. Akad, Aydın Arakon, Orhan M. Arıburnu, Hüsamettin Bozok (yayıncı), Burhan Arpad (yazar) ve Hıfzı Topuz (yazar) tarafından TFDD (Türk Film Dostları Derneği) kuruldu. Derneğin temel amacı: "Türk filmciliğinin sanat bakımından inkişafını ve milletlerarası filmcilik aleminde mümtaz ve mevkie ulaşmasını temin etmek" görüşüne dayanıyordu.

    1953
    Yıl 44 filmle kapandı. Sinemaya bir sene önce giren Atıf Yılmaz Batıbeki, çalışmalarını “Hıçkırık” ve “Aşk Istıraptır” gibi melodram ağırlıklı piyasa romanı uyarlamalarıyla sürdürdü. Batıbeki, yönetmenliğe başlamadan önce Semih Evin'e bir süre asistanlık yapmıştı.
    “Halıcı Kız”'la 6 yıllık bir aradan sonra yeniden bir hamle yapan Muhsin Ertuğrul, önceki filmlerinden daha büyük bir başarısızlığa uğradı. Atlas sinemasında halk önüne çıkan ilk renkli Türk filmi olmanın dışında bir özellik taşımadı. Ve daha ilk geceki gösterimde seyircinin tepkiyle karşıladığı Halıcı Kız, Ertuğrul'un sonunu oluşturdu. Oysa, tümüyle renkli çekilen ilk renkli Türk filmi Ali Ipar'ın yönettiği “Salgın”'dı. Ne var ki, bazı nedenlerle “Halıcı Kız”'dan sonra gösterime girmişti.

    Akad, Katil'le başarısını sürdürürken birçok yönetmeni de etkiledi. Orhon Arıburnu “Kanlı Para”'yla, Nedim Otyam “Toprak”'la başarılı bir sınav verdiler. Kemal Kan ve Şinasi Özonuk, ilk çalışmalarına başladılar. Özonuk'un “Affet Beni Allah”'ım adlı filminde Eşref Kolçak, “İstanbul Canavarı”'nda Nazım İnan, yeni oyuncular olarak ilgi çekip ağırlıklarını koydular.

    1954
    48 film çevrildi. 1950 öncesi Münir Nurettin Selçuk'la başlayıp biten şarkılı filmler dönemi bu kez Zeki Müren'le sürdürüldü. Lütfi Ö. Akad’ın “Öldüren Şehir” kent sorunlarına yaklaşımıyla dikkati çekerken, Şadan Kamil’in “Kaçak” filmi yılın diğer önemli filmiydi.

    1955
    Film sayısı 61'e ulaştı. Türk sinemasının ilk özel yapımevi olan Kemal Film'in başına geçen ve senaryo çalışmaları yapan Osman F. Seden, “Kanlarıyla Ödediler”'le yönetmenliğe başladı. Memduh Ün, Abdurrahman Palay ve Mümtaz Alpaslan bu dönemde sinemaya girdiler. Muhterem Nur, Lale Oraloğlu, Bülent Oran, Mualla Kaynak ve Neşe Yulaç ise sinemanın yeni tipleridirler.

    Ara kuşağın önemli yönetmeni Lütfi Ö. Akad, bir Yaşar Kemal uyarlaması olan “Beyaz Mendil”'le yeni bir başarı elde etti. Bu gerçekçi köy filminde oynayan Fikret Hakan, güçlü oyunuyla tüm dikkatleri üzerine topladı. Bu, bir oyuncu aşamasıydı kuşkusuz. Ve sinemaya ilk kez bir sahici oyuncu geliyordu.

    Tiyatrocular kuşağından gelen Sami Ayanoğlu'nun yönettiği “Beyaz Şehir” filmine Fransızca dublaj yapıldı. Ve İsviçre'de düzenlenen Kızıl Haç Kongresi'ndeki gösteri sırasında bir özel armağan kazandı.

    1956

    50 film çevrildi. Piyasa koşullarına çok iyi uyum sağlamasını bilip köy melodramlarıyla ününü sürdüren Muharrem Gürses bir altın çağ yaşamaktadır. Peş peşe 7 filmde yönetmenlik yapar. Bu yılın dikkati çeken bir oyuncusu da Ekrem Bora'dır. “Alın Yazısı”'yla sinemaya giren Bora; Ayhan Işık ve Belgin Doruk gibi Yıldız dergisi yarışması sonucu sinemaya gelmiştir.

    Uluslararası Berlin Film Şenliği'nde bir Türk filmi, ikincilik ödülü olan Gümüş Ayı'yı kazandı. Sabahattin Eyuboğlu ile Mazhar Şevket İpşiroğlu'nun bu ödüllü “Hitit Güneş”i, bir belgesel kısa filmdir.

    1957
    61 film çekildi. Gürses, bu yıl da hızlı film çalışmalarına devam etti. Memduh Ün Yetim Ömer ve Güllü Fatma gibi Gürses tipi melodramlarla bir yıl geçirdi.

    Yeni yönetmenler, Nejat Saydam'la Ziya Metin'di. Muzaffer Arslan'ın As ***** Özdemir Birsel'in kurduğu Birsel Film de, aynı yıl çalışmalarına başladılar.

    Lütfi Ö. Akad'ın “Ak Altın” adlı filminde Fettah rolüyle Osman Alyanak, yardımcı oyuncu olarak öne çıktı. Fatma Girik, Leyla Sayar ve Orhan Günşiray, oyunculuklarına bu yıl başladılar.
    Arabesk türü pembe piyasa romanlarıyla kendine bir yol arayan Atıf Yılmaz, ilk küçük çıkışını “Gelinin Muradı” ile yaptı. Bir kasaba gerçeğini yansıtan bu ***** Kemal Bilbaşar'ın öykülerinden arladığı ilginç bir çalışmaydı.

    Uluslararası Berlin Film Şenliği bu yıl da Türk sineması adına küçük bir zaferle sonuçlandı. Sabahattin Eyüboğlu-Mazhar İpşiroğlu ikilisinin “Siyah Kalem” adlı kısa filmi mansiyon kazandı.

    1958
    Film sayısı 80'e tırmandı.

    Yeni yapımevleri kuruldu. Bunların en önemlileri Güven Film (Yuvakim Filmeridis), Melek Film (Şahan Haki), Kervan Film (Ümit Utku) ve Pesen Film (Nevzat Pesen)'dir.

    Yönetmenlere Nuri Ergün, Hulki Saner, Nevzat Pesen, Nişan Hançer; oyunculara da Ahmet Mekin, Çolpan İlhan ve Göksel Arsoy katıldılar. Ve Türk sineması çok önemli bir film olayı yaşadı. Bu olay “Üç Arkadaş”'tı. Yönetmeni de Memduh Ün'dü. Daha önceki yıllarda piyasa melodramlarıyla sıradanlığı aşamayan Ün'ün bu beklenmedik çıkışı, Akad'ın “Kanun Namına”'sından sonra sinemasal açıdan ikinci bir devrimi gerçekleştirdi. Dostluğu, sevgiyi, dayanışmayı duyarlı bir sinema diliyle sergiledi. Ayrıca Fikret Hakan'ın, Salih Tozan'ın, Semih Sezerli'nin, özelliklede Muhterem Nur'un mükemmel oyunlarıyla, bir ekip çalışmasının ilk kez zaferini vurguluyordu. Kaldı ki filmin senaryosunu da Aydın Arakon, Metin Erksan, Muammer Çubukçu, Memduh Ün, Ertem Göreç ve Atıf Yılmaz'dan oluşan bir grup ortaklaşa yazmışlardı. Diyalogların bir bölümünü yazan da Orhan Kemal'di.

    Yılın diğer başarılı bir filmi de Metin Erksan'dan geldi. Bir efe filmi denemesi olan “Dokuz Dağın Efesi”, bu türde yapılanlardan bir hayli farklıydı.

    1959
    76 film çevrildi. Aydın Arakon'un “Fosforlu Cevriye” adlı filmiyle sinemada erkek tipli kadın kahramanlar modası başladı. Bu tür kahramanların ilk oyuncusu Neriman Köksal'dı. Cilalı İbo serisiyle de yeni bir güldürü oyuncusu doğdu; Feridun Karakaya.

    Nevzat Pesen'in bir roman uyarlaması olan “Samanyolu”, Göksel Arsoy'a ün yaptırdı. Arsoy, Belgin Doruk'un karşısında romantik, özelliklede sarışın havasıyla sinemaya yeni bir erkek tipini getiriyordu. Ayrıca film gişe başarısıyla dikkati çekti ve böylece de sinemada bir çift anlayışının (Belgin Doruk- Göksel Arsoy) temelleri atıldı.

    Güldürü oyuncusu Suphi Kaner, yönetmenliğe; Yılmaz Güney, ilk oyunculuk denemesine başladı. “Bu Vatanın Çocukları”. Şair Atillâ İlhan, Ali Kaptanoğlu takma adıyla, Lütfi Ö. Akad'ın yönettiği “Yalnızlar Rıhtımı”'nın senaryosunu yazdı. Yabancı etkiler taşıyan filmiyle Akad, özellikle de Atillâ İlhan'ın senaryosu çeşitli tartışmalara yol açtı.

    Yılın en özenli filmlerini Atıf Yılmaz “Bu Vatanın Çocukları, Karacaoğlan'ın “Kara Sevdası”, “Alageyik” çekti. Nejat Saydam, İstiklal Savaşı filmi “Kalpaklılar”'la en başarılı filmini gerçekleştirebilmeyi başardı.

    Bu yıl kurulan TSSD (Türk Sinema Sanatçıları Derneği), Gazeteciler Cemiyeti ile yaptığı işbirliği sonucu Türk Film Festivali'ni düzenledi. 15 filmin katıldığı festivalde en başarılı ***** senaryocu ve kadın oyuncu seçilmedi. Öteki sonuçlar: - En başarılı yönetmen: Atıf Yılmaz Batıbeki - En başarılı fotoğraf direktörü: Kriton İlyadis (Beraber Ölelim) - En başarılı fon müziği: Yalçın Tura (Zümrüt) - En başarılı erkek oyuncu: Sadri Alışık (Zümrüt) • Jüri özel armağanı : Dokuz Dağın Efesi (Metin Erksan).




    alıntıdır

+ Konu Cevapla
1 / 2 Sayfa 1 2 SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. Türk Sineması [ UnutuLmazLarı ]
    By dreams in forum Sinema
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-04-2009, 14:27
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-25-2008, 23:48
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-25-2008, 23:27
  4. Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 11-02-2008, 23:03
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-09-2008, 14:19

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375