Âlimlerin Mevkii
Bu karışıklığa rağmen, Bahri Memlûkları (Türk Kölemen Sul*tanları) ´nın katında âlimlerin büyük bir i´tibarve mevkileri vardı. Çünkü bu sultanlar, dindar insanlardı. Hükümlerinin şeriata uygun olmasını arzu ediyorlardı. Ayrıca bu sultanlar, âlimlere sıkıntılı gün*lerde daha çok yakınlık gösteriyorlar ve onların nüfuzlarından fay*dalanıyorlardı. Bâzı kudretli şahsiyete sahip âlimler vardı ki, bun*lar, hiçbir şeyden korkmazlardı. Meselâ; îzzüddin b. Abdisselâm bun*lar arasındadır. Sultan Zahir Baybars, bu bilgine çok saygı gösterir*di. Süyûtî bu hususta şöyle der :
«Mısır, Şeyh İzzüddin b. Abdisselâm´m sözüyle idare ediliyor*du. Sultan CZahir Baybars), bu bilginin emrinden dışarı çıkmıyor*du. Hattâ Şeyh (İzzüddin) ölünce, O; «Şimdiye kadar saltanatım yerleşmemişti», demiştir.»[70]
Zahir Baybars, ancak Şeyh İzzüddin´in ölümünden sonra salta*natının yerleştiğini hissetmiştir. Fakat saltanatının yerleşmemiş ol*ması, onun zulmetmesi demek değil, belki bir kusur işlerse ona ha*kikati gösteren, dinlemezse kendisini tanımayan bilginler vardı de*mektir.
îzzüddin b. ´Abdisselâm´dan sonra bu bilginlerin başında Şam´ın büyük âlimi Muhyiddin en-Nevevî geliyordu. Zahir Baybars, halka yeni bir vergi tarhedeceği zaman Şeyh Muhyiddin en-Nevevî´nin iti-razıyla karşılaştı. en-Nevevi, ona bu konuda birkaç mektup yazmış ve birisinde şöyle hitap etmiştir:
«Bu sene Şamlılar sıkıntı ve yağmursuzluk yüzünden kıtlığa uğ*ramışlardır. Her şey pahalanmış, ekin ve mahsul azalmış, hayvanlar ölmüştür. Siz biliyorsunuz ki raiyye´ye şefkat gerekir. Ülû´1-emre, hem kendisinin hem de raiyye´sinin maslahatı gözönüne alınarak, nasihat etmek îcâbeder. Çünkü din nasihattir.»
Sultan Baybars, buna sert bir cevap vermiş ve âlimlerin bü tuT tumunu ve Şam´ı istilâ eden Moğolların atlarının nalları altında memleketin ezildiği bir günde onların susmalarını kınamıştır. Sul*tanın bu cevabında ayrıca bir tehdit vardı. Fakat Şeyh Muhyiddin en-Nevevî daha sert bir cevap yazmış ve bu arada şöyle demiştir:
«Cevabınızda zikredilen kâfirlere karşı bizim susuşumuza gelin*ce; onların memlekette neler yaptığı malûmunuzdur. İslâm sultan*ları, îman ve Kur´ân ehli insanlar, o azgın kâfirlere nasıl kıyas edi*lebilir? Biz, o.azgın kâfirlere neyle öğüt verecektik? Çünkü onlar, bizim dinimize inanmıyorlardı.»
Muhyiddin en-Neyevî, Sultan Baybars´m tehdidini de şu sözle*riyle karşılamıştır:
«Benim nefsime gelince; tehdit bana tesir etmez ve Sultana öğüt vermemi engellemez. Çünkü ben, nasihat etmenin, hem kendim için hem de başkaları için bir vazife olduğuna inanmaktayım. Vazife uğ*runda başa gelen şeyler hayırdır ve Allah katında bol bol mükâfatı vardır. «Ben işimi Allah´a bırakırım. Doğrusu Allah kulları görür.»[71] Peygamber´ (S.A.V.) Efendimiz bize, nerede olursak olalım hakkı söy*lememizi, Allah yolunda hiçbir şeyden korkmamamızı emretmiştir. Biz, her hal-ü krâda Sultanımızı seviyor, onun için dünya ve âhiret-te faydalı olacak şeyleri arzu ediyoruz.»
en-Nevevi mektup yazmaya, Sultan da vergi tarhına devam et*miştir. Sultan, bu hareketinde kendisini desteklemeleri için âlimle*rin bir tek fetva üzerinde birleşmelerini sağlamıştır. Şeyh Muhyid-din en-Nevevî hariç, bütün âlimler ona boyun eğmişlerdir. Sultan Zahir Baybars, en-Nevevî´yi huzuruna getirtmiş ve sözü edilen fet*vayı imza ettirmek istemiş, Şeyh de buna sert bir cevap vermiştir. Aşağıdaki satırlar onun verdiği bu cevap arasındadır:
«Ben biliyorum ki, siz Emir Bundukdâr´ın kölesi idiniz. Mal ve mülkünüz yoktu. Allah ihsanda bulunup sizi sultan yaptı. İşittiği*me göre bin tane köleniz varmış ve her birinin kemeri altmmış... Ya*nınızda yüz tane cariyeniz varmış ve herbirinin türlü ziynet eşya*ları mevçutmuş... Eğer bunlar için yaptığınız masrafları devlet iş*lerine harcasaydınız, köleleriniz altın yerine yün kemerlerle, cari*yeleriniz de elbiseleriyle ve ziynetsiz bir halde kalsalardı, halkın malını almanıza ben de fetva verirdim.»
Bunun üzerine Sultan Zahir Baybars kızmış ve : «Memleketim (Şam) den çık git.» demiştir. Şeyh de; «Baş üzerine,» deyip Şam´ın Neva köyüne gitmiştir. Fakîhlerin de; «O, bizim büyük, sâlih ve ön*der olan âlimlerimizdendir, onun Şam´a geri gelmesini emrediniz.» diye Sultandan ricada bulunmuşlardır. O da, geri dönmesi için mü*saade etiriiş, fakat Şeyh, bundan kaçınmış ve: «Sultan Zahir Baybars orada oldukça gelmem,» demiştir. Bundan bir ay sonra Sultan Zahir Baybars vefat etmiştir.[72]
İbni Teymiyye bizzat, debdebeli devrinde Zahir Baybars´ı ve Şeyh Muhyiddin en-Nevevî´yi görmüştür.
Bunun içindir ki îbni Teymiyye, Sultan Nâsıruddin´e karşı olan tutumunda, îzzüddin b. Abdisselâm ve Muhyiddin en-Nevevi´nin tutumlarını örnek edinmiştir. İbni Teymiyye ile mücâhit bilginlerin silsilesi devam etmiştir. Üstelik İbni Teymiyye kılıç kuşanıp cephe*de savaşmakla, dinî görüşlerinden ötürü çeşitli felâketlere uğramak*la adı gecen iki bilginden ayrılmaktadır. Nihayet O, hapishanede çeşitli sıkıntı ve ıztırap içerisinde ruhunu teslim etmiştir. Allah on*dan razı olsun, ruhunu sadetsin, ilim ve İslâm´a hizmetinden ötürü mükâfatını artırsın![73]


LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı ile Cevapla


Bookmarks