+ Konu Cevapla
1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

ilk köy yerleşimi hangisidir?

 Forum Hakkında Katagorisinde ve  Sorun Cevaplayalım Forumunda Bulunan  ilk köy yerleşimi hangisidir? Konusunu Görüntülemektesiniz.=>ilk köy yerleşimi hangisidir?...

  1. #1
    Kayıtsız
    Misafir

    Oku ilk köy yerleşimi hangisidir?





    ilk köy yerleşimi hangisidir?

  2. #2
    Aranan Üye Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera Baktabul'un Çılgını Zafera - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Oct 2010
    Mesajlar
    1.510
    Blog Yazıları
    3
    Tecrübe Puanı
    42344959

    Tanımlı Ce: ilk köy yerleşimi hangisidir?

    İlk Köy Yerleşmesi Diyarbakır - Çayönü

    Diyarbakır ili, Ergani ilçesi, Sesverenpınar Köyü, Hilar Kayalıkları yakınlarnda bulunan Çayönü Tepesi, günümüzden 9500 yıl önce M.Ö. 7500 yıllarında kurulmuş, aralıksız olarak M.Ö. 5000 yılına kadar yerleşim görmüş, daha sonra da aralıklarla iskan edilmiştir. Yerleşme bilim dünyasındaki ününü "Esas Çayönü Evresi" olarak bilinen M.Ö. 7500-6500 yılları arasındaki bin yıllık döneme. ait olan kalıntı ve buluntuları ile sağlamıştır. Bu dönem uygarlık tarihinin en önemli araştırmalarından birini, belki de en önemlisini yansıtmaktadır. Günümüzdeki kent uygarlığının ilk temellerinin atıldığı bu dönem, insanların göçebelikten köy yaşantısına, avcı ve toplayıcılıktan besin üretimine geçtikleri "Neolitik Devrim" olarak da bilinen teknolojik yaşam biçimi, beslenme ekonomist ve insan-doğal çevre ilişkilerinin tümü ile değiştiği Kültür Tarihi ile ilgili buluşlarla birçok "ilki" de içeren canlı ve ilginç bir dönemdir.


    Çayönü tepesinde 1963 yılında İstanbul ve Chicago Üniversiteleri tarafından başlatılan çalışmalar günümüze kadar değişik uluslar ve bilim dallarından çok sayıda ummanın katılımıyla sürmüştür. Bu çalışmaların sonunda yakın doğunun bilinen en iyi korunmuş ve en eski büyük yerleşme yerlerinden biri ortaya çıkarılmıştır.



    GÜNEYDOĞU ANADOLU TARiH ÖNCESI ARAŞTIRMALARI KARMA PROJESi VE ÇAYÖNÜ KAZILARI
    Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları Karma Projesi, Prof. Dr. Halet Çambel ve Prof. Dr. Robert J. Braidwood tarafından İstanbul ve Chicago Üniversiteleri ortak araştırma projesi olarak 1962 yılında, ilk üretimciliğe geçiş aşamasının tüm doğal verilerini içeren ve arkeolojik açıdan hiç bilinmeyen bölge olan Yukarı Dicle Havzası'nda tarımcı ilk köy topluluklarının ilk ortaya çıkışına yönelik araştırmalar yapmak amacıyla kurulmuştur. Projenin en önemli özelliği kurulduğu andan itibaren uluslar ve disiplinler arası çalışmayı ilke edinmesidir. 1978-1988 yılları arasında Institüt der Baugeschichte'den (Karlsruhe Üniversitesi) Prof. Dr. Wulf Schirmer, 1990 yılından itibaren de Roma Üniversitesi "La Sapienza"dan Dr. Isabella Caneva başta olmak üzere 17 yerli ve yabancı bilimsel kurumun katıldığı proje kapsamında dört yüzey araştırması, Çayönü kazılarının yanı sıra Biris Mezarlığı, Söğüt Tarlası, Girikihaciyan ve Yayvantepe kazıları gerçekleştirilmiştir (Resim 11).
    Bu proje kapsamındaki çayönü kazıları, yoğun toplayıcılıktan besin üreticiliğine, nerede, nasıl ve ne şekilde geçildi sorularına ve bu geçişin insanın yaşamı üzerindeki etkilerine yanıt bulmak amacıyla, 1964 yılından beri, bölgenin durumundan ötürü zorunlu ara verilen 1992 yılına kadar 17 mevsim boyunca sürdürülmüştür. 1990-91 yıllarında çayönü Tepesi'nin bir kısmı onarılarak görsel hale getirilmiştir.


    ÇAYÖNÜ YERLEŞİM YERİNİN ANA ÖZELLİKLERİ VE KÜLTÜR TARİHİ İÇİNDEKİ YERİ Çayönü, Çanak Çömleksiz Neolitik çağdan Demir çağa kadar kesintisiz iskanın görüldüğü bir kazı yeridir. Her ne kadar değişik dönemlerde yerleşmelerin boyutları ve kullanım biçimleri farklı olmakla birlikte bu kadar uzun süreli bir yerleşime sahne olması Çayönü'nün değişik dönemlerin ekonomik gereksinmelerine cevap verecek değişik özelliklere sahip coğrafi bölgelerin kesişme noktasındaki konumundan kaynaklanmaktadır. Bu konumu Çayönü' ne değişik dönemlerde farklı bölgelerle ilişki kurma olanağını da sağlamıştır. En yoğun iskanı Çanak Çömleksiz Neolitik ve Çanak Çömlekli Neolitik'te görmüş. Kalkolitik dönemde ufak bir yerleşme, İlk Tunç Çağ'da ise yerleşme Hilar Kayalıkları'na kaymış. Tepenin kuzeyi mezarlık olarak kullanılırken güneydeki dere yamacı bakır işleme atölyeleri alanına dönüştürülmüş. Demirçağ da ise ufak bir yerleşme ve her tarafta açılmış çukurlar var.
    Çayönü, Yakındoğu'da kazılmış en geniş yerleşme olmasının yanısıra, gerek mimarisi gerekse değişik nitelikteki zengin buluntuları ile bütün kültür basamaklarının izlenebildiği Çanak Çömleksiz Neolitik dönem içinde ilişki kurmuş olduğu, etkilendiği ve etkilediği bölgeleri en iyi yansıtan yerleşme olması açısından anahtar yerleşme özelliğini taşımaktadır.
    Çayönü'nün Çanak Çömleksiz Neolitik dönemi birbirinden farklı yapı özellikleri gösteren evrelere göre tabakalanmaktadır. En eskiden yeniye doğru Yuvarlak Planlı Kulübeler, Izgara Planlı Yapılar, Kanallı Yapılar, Taş Döşemeli Yapılar, Hücre Planlı Yapılar ve Geniş Adalı Yapılar. Bu yapı tipleri her ne kadar birbirinden farklıymış gibi gözüküyorsa da en eski yerleşmeden itibaren Çayönü halkının gayet başarıyla uyguladığı bir gelişim çizgisini izleyebilmekteyiz. Bu gelişim çizgisi yerleşmenin değişen doğal koşullarına ve zaman içinde kazanılmış deneyim ve bilgi birikimine bağlı olarak kamış/saz, taş, tahta ve toprak gibi çevrede bol bulunan çeşitli malzemenin değişik şekillerde kullanımını deneyerek tutturulmuş bir çizgidir. Yerleşmenin değişik özelliklerine ve bu özelliklerin bileşkesine dayanarak Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem dört ana bölüme ayrılabilmektedir. Bu bölümlerde Çayönü yerleşmesinin gelişimi, değişimi, arayışları, inançları, günlük uğraşıları, ticaret ilişkileri ve yozlaşması izlenebilmektedir. Çayönü uzun süre Kuzey Zagros Bölgesi özellikleri taşırken daha sonra Yukarı Fırat kültürleri ile ilişki kurmuş olduğu görülmekte. Zamanla daha güneydeki Orta Fırat Bölgesi ile ilişki alanını geliştirmiş. Bu dönemin sonlarında yerleşmenin daha kendine özgü bir gelişim ya da yozlaşma dönemi geçirdiği izlenmektedir. Belki de halkın bir kısmı sürülerini alıp yazın yaylaya çıkmakta, kışın ovaya dönmekte...


    ÇAYÖNÜ HALKININ YAŞADIĞI DOĞAL ÇEVRE
    Güneydoğu Anadolu "Verimli Hilal" olarak adlandırılan bölgenin birbirinden çöller ile ayrılmış iki uzak ucunun birleştiği ve kuzeye doğru en çok sokulduğu ve en büyük genişliğe eriştiği orta kesimini oluşturmaktadır. Bu bölgeyi, Doğu Anadolu platosundan doğup Basra Körfezi'ne dökülen iki büyük nehir Fırat ve Dicle ve onu besleyen, bazıları mevsimlik, akarsular yarmaktadır. Bölgenin kuzey-kuzeybatısında dağ eşiğinde yer alan ve yüzölçümü yaklaşık 15 hektar olan Ergani Ovası birbirinden farklı üç kuşak ile çevrilidir: Kuzeyde, Güneydoğu Toroslar, Torosların eteği boyunca uzanan fay çöküntüsü üzerine yerleşmiş yerel koşullara bağlı olarak ayrı oluşumlar gösteren dağ ovası dizisi, güneyde de Güneydoğu Anadolu platosu
    Çayönü, ikinci kuşağın ortasında, üç kuşağın birbirine geçiş alanının çok dar olduğu yerde, kuzeyden gelen Dicle'nin bir yan kolu olan Boğazçay'ın kuzey kıyısında kurulmuştur. Bu konum Çayönü halkına bir günlük yürüme mesafesinde değişik bölgelere gidip gelme ve çeşitli doğal kaynaklardan yararlanma olanağı tanımıştır. Çayönü Tepesi bugünkü yerleşim alanlarına göre, Ergani ilçesi'nin 7 km. kadar güneybatısında Hilar kayalıklarının üzerinde kurulu Hilar (Sesverenpınar) Köyü'nün kuzeyinde, K-G 160 m., DB 350 m. boyutlarında bir höyüktür. Deniz seviyesinden yüksekliği 832 m., kültür dolgusunun kalınlığı güney yarıda 4,5 m. olmasına karşın kuzey yarısında 6,5- 7 metreyi bulmaktadır. Çevresinde tarlalar uzanmaktadır.

    Bu doğal çevre farklı bitki ve hayvan topluluklarına yaşam alanı tanımıştır. Bugün bitki örtüsü açısından oldukça çıplak olan ova ve çevresinin görünümü10.000-7.500 yılları arasında günümüzden çok farklıydı. Neolitik dönem insanları yerleşmek için ovanın bazalt-genç alüvyon dolgu sınırını ve/veya dağ eşik bölgesini tercih etmişler. Bugün yazın en sıcak aylarında bile sürekli akan bir deresi ve bir dizi gözeleri bulunan ovanın o zamanlar çok daha sulak, geniş tatlısu havzaları ile kaplı olduğu, saz, kamış, keten gibi sulak ortam bitkilerinin, kunduz, susamuru gibi derin sulak alana gereksinim duyan hayvanların, çok sayıdaki tatlısu kabuklarının varlığı açıkça göstermektedir. Domuz gibi daha ormanlık ve yumuşak topraklı ve sazlıklarla kaplı nemli bir ortamı yeğleyen, geyik gibi çok sık ağaçlıklı olmayan nehir boyundaki orman ortamında yaşıyan hayvanların varlığı, meşe (Quercus) gibi oldukça geniş bir dağılım alanı gösteren ağaçların, karakafesotu (Anchusa), sabunotu (Vaccaria) ve madımak (Polygonum) gibi sulak nemli daha serin iklimi yeğleyen bitkilerin yanısıra menengiç/sakız (Pistacio), sorguçotu (Stipa), süpürgeotu (Bromus) gibi daha kurak bozkır bitkilerinin varlığı ve özellikle sul ak ortamı seven hayvan ve bitkilerin daha çok eski evrelerde bulunması, çevrede doğalolarak yetişen mercimek ve fığ gibi baklagillerin, emmer ve einkorn gibi daha çok otsu görünümlü tahılların yavaş yavaş başlayan tarımının artması sonucu çevrenin değiştiğini (tarla açmak için genç ağaçların kesimi, çalılıklardan arındırma gibi) belki de zaman içinde gölün dolarak küçülmüş olabileceğini de gözönüne alırsak, iklimsel ve ekolojik açıdan değişiklik olmamakla birlikte özellikle insanın doğal çevresini değiştirmesinin getirdiği sonuçlar yerleşmede kazılar sırasında hissedilmektedir. Bugün tepenin güneyinden akan Boğazçay, yatağını ancak 3. binlerde açmıştır. Açık ağaçlıklı alanlarda yaşayan yabani sığır; genellikle derin vadilerle yarılmış yüksek dağlık araziyi tercih eden küçük topluluklar halinde yaşayan yabani keçi; yazın daha çalılık-otluk dağ yamaçlarını yeğlerken kışın dağ etekleri ve vadileri yaşam alanı olarak seçen büyük sürüler halinde dolaşan yabani koyun; dağlık arazi yerine vadilerde de barınabilen ama genellikle ovaya da alçak tepeleri tercih eden ceylan ve yabani at; büyük ölçüde yabani yemişler ile beslenen alt örtüsü zengin sık ormanların hayvanı olan ayı yukarıda sözünü ettiğimiz değişik ortamları çok iyi yansıtmaktadır. Bütün ortamlara uyum sağlayan tilki, kaplumbağa gibi hayvanları ile çevre insanlara sonsuz (!) besin kaynağı sunmaktadır.

    ÇAYÖNÜ'NÜN BİNLERCE YILLIK ÖYKÜSÜNDEN BİR KESİT
    Çayönü'nün yerleşim öyküsü şöyle başlar...
    Avcı-toplayıcı bir topluluk, güneydoğu Torosların güney eteklerinde Suriye içlerine kadar uzanan geniş düzlükler ile, Doğu Anadolu yüksek platosunun kesiştiği dağ arası ovasında Pleistosen'e ait, artık dolma aşamasına gelmiş bir gölün artığı zengin alüvyal topraklara gelip yerleşir. İlk köylerini kurdukları
    alan, bir kalker kayalığının sınırladığı, dağdan gelen sürekli bir akarsuyun beslediği çevresi sazlıklar ile kaplı küçük bir gölün kenarıdır. Saz ve kamış demetlerinin birbirine bağlanması ile oluşturulan yuvarlak çukur tabanlı barınaklarını ortalama 4-5 m. çapında açık alanlar bırakarak birbirine yakın olarak yerleştirirler. Zamanla, kulübelerin yapımında, birbirine sepet örer gibi bağladıkları orta kalınlıkta ağaç dallarını ya da genç ağaçları kullanarak üzerlerini de toprak ile sıvamaya başladıklarını görmekteyiz. Aynı zamanda kulübeler söbe biçimli bir görünüş kazanarak iç hacimleri büyümüştür. Kulübe duvarlarının alt kesiminde belli bir yüksekliğe kadar taş kullanımı ve tabanının sıvanması son yuvarlak planlı kulübelerin özelliğidir. Bu dönemden sonra artık taş temel ya da subasman Çayönü yapılarının vazgeçilmez bir öğesidir.

    Yuvarlak kulübelerin hemen üzerinde Izgara Planlı Yapılar olarak adlandırdığımız, uzun dikdörtgen, ızgara şeklindeki taban altı düzlemli, üst yapı örtüsünde dal-örgü geleneğinin korunduğu söbe yapılar karşımıza çıkmaktadır. Köy sakinlerinin çukur barınaklardan toprak seviyesine hatta "biraz daha yükseğe çıkma" gereksiniminin, su taşkınlarından ya da uzun yağışlı mevsimlerin neden olduğu rutubetten kaynaklanmış olabileceği öngörülmektedir. Nite kim yerleşmede bu dönemde büyük bir sel baskının olduğu kazılar sırasında belirlenmiştir.
    Bu yapıların taban düzlemlerini yükseltici taş "ızgaraları" orta boy toplama taşların yan yana ve üst üste iki veya üç sıra şeklinde dizilmesi ile oluşturulan düzlemlerin aralıklarla birbirine koşut yerleştirilmesidir. Izgara sisteminin yapının her yenilenişinde daha geliştirilmiş olduğu izlenmektedir. Geniş aralıklı iki ucu açık ızgaralardan, meander görünüşlü tek tarafı kapatılmış ızgaralara, daha sonra da aralıkların sıklaşıp ızgara ağızlarının kapatıldığı, ızgara aralıklarının da yer yer yassı kapak taşları ile örtüldüğü bir gelişim... Bu tabanın gelişimi, Kanallı Yapılar olarak adlandırdığımız evrede, gelişiminin zirvesine ulaşıp yapının taş ve kerpiçten yapılmış duvarlarını taşıyan ustaca ve özenle örülmüş, birbirinden dar kanallar ile ayrılan taş bir platform haline dönüşmüştür. Izgara planlı yapıların ızgaraları üzeri kamış ve ince dallarla örtülerek üzerinde oturup iş yapılabilir bir düzlem oluşturulmuştur. Belki de daha ileriki yapılarda karşılaştığımız çok güzel örülmüş hasırların ilk ilmekleri bu dönemde atıldı. Bu kalın örtünün üzerine toprak bir taban yapılmaktadır. Bu tabanın eski örnekleri hiç elimize geçmedi, olup olmadığını da şimdilik bilmiyoruz, ancak son yapılarda tabanın, birbirinden küçük taş dizileri ile ayrılan parçalı bir görünüşü olduğu elimize geçen bir örnekte mevcut. Çok esnek olan alt düzlemin üzerine yapılan yekpare tabanın kullanımı sırasında çabuk çatlayıp kırılması, olasılıkla Çayönü halkını bu tür bir çözüme zorlamıştır.
    Izgara Planlı Yapılar aynı zamanda daha geniş, bölmeli ve kapalı bir mekanda yaşama gereksiniminin sonucu da ortaya çıkmış olabilirler. Yakındoğu ve Anadolu'da eşzamanlı başka yerleşmelerde Yuvarlak Planlı Kulübelerde iç bölmelerle karşılaşılmakla birlikte Çayönü'nde buna gereksinim duyulmamış. Yuvarlak Planlı Kulübelerin avlularının günlük işlerde yoğun kullanımına karşın bu evrede çakmaktaşı işlemek dahil birçok işlerin kapalı mekanlara çekilmiş olduğu ve yapının içinde işlerin mekanlara -modern ev planlamasında olduğu kadar "katı" bir ayırım olmamakla birlikte- bölünmüş olduğu dikkati çekmektedir. Yapıların ızgaralar üzerindeki kuzey mekanı Çayönü sakinlerinin günlük yaşamının geçtiği bir mekan olmasının yanısıra deri işçiliğinden, dikiş dikmeye, değişik malzemeden süs eşyalarının yapıldığı bir atölye işlevini de görmekte. Bir anlamda bu mekan bir sonraki Kanallı Yapılar Evresi'nin "uzmanlaşmış atölyeleri"nin öncüsü olma niteliğini taşımaktadır.
    Orta mekan ise daha aşağı düzlemde, tabanı defalarca sıvanmış, güneydoğu köşesine yerleştirilmiş tabanı taş döşeli ocak ise en önemli öğelerinden biri. Bu mekan yabani buğday, mercimekgiller gibi bitkilerin öğütüldüğü, ezildiği, etlerin dövüldüğü havan elleri, öğütme taşları gibi aletlerin bulunduğu, kısaca yiyeceklerin hazırlandığı "mutfak". Yapının en güneyinde ise ortada dışa açılan kapı ve her iki yanında değişik büyüklükte küçük bölmeler mevcut. Bu bölmeler olasılıkla kiler, depo gibi kullanılmış. Yapının dışa açılan kapısı da bu bölmelerin ortasındaki açıklıktan. Kapının dış iki yanında da iki tane payandamsı kısa duvarlar bulunmakta, bu duvarcıkların hemen kapının önünde küçük bir sundurmanın taşıyıcılarının altı da olabilir.
    Dış orta avluların kullanımı süregelmekle birlikte, olasılıkla bu kullanım su taşkınından sonra azalmış ve sık aralıklarla yerleştirilmiş, yüzleri güney doğuya dönük yapıların aralarında kalan dış alanlar sadece işe yaramayan hayvan kemiklerinin, kırık aletlerin atıldığı ve küllerin döküldüğü "çöplükler" haline dönüşmüş.
    Kanallı Yapılar Evresi'nin sakinleri artık taş platform üzerinde yükselen gerçek taş duvarların taşıdığı kerpiç duvarlı yapılarda oturmaktadırlar. Yapıların çatıları büyük bir olasılıkla sivri ve üzeri "geleneksel" bir biçimde dal, çalı çırpı, saz gibi malzeme ile örtülmüş, yapıların içinde ise birbirine kapı açıklıkları ile bağlanan taş duvarlı bölmeler var. Ancak henüz kerpici biçimlendirmeyi bilmiyorlar, topanlar halinde taş duvarın üzerine diz ip sıkıştırmışlar ve dışarıdan taş kesim de dahil olmak üzere sıvamışlar. Evin tabanları da toprak ile sıvanmış. Evin çevresini dolanan taş kaldırım bu dönemin başka bir yeniliği. Bu dönemde köyün yerleşme düzeni de değişmiş, batı bölümü doğu-batı yönünde aralarda geniş açık alanlar bırakarak yapılmış yapıları ile konut + atölye alanı olarak ayrılmış, doğusu ise köyün ortak "özel alanı" kimliğine bürünmüş.
    Köyün batı kesimindeki açık alanlarda yapıların çevresinde kulübeler şeklinde her biri değişik alanda uzmanlaşmış küçük atölyeler yer almakta. Izgara planlı yapıların "ev içi" üretimi artık daha "profesyonel" atölyelere dönüşmüş. Bu atölyelerin kimisinde boneuk, kimisinde çeşitli bezerne öğeleri, kimisinde kemik aletler, kimisinde de boneukları delmek için deliciler üretilmekte. Derinin işlenme aşamaları, aynı zamanda ev olarak kullanılan yapıda gerçekleşirken, olasılıkla giysi haline dönüştürülüp bezenmesi de bu atölyelerde gerçekleşmiş. Takı ve bezerne atölyelerinin vazgeçilmez alet takımı içinde değişik boyda kemik bızlar, iğneler, spatulalar, sırım germeye yaradığını düşündüğümüz delikli aletler; çakmaktaşı ve doğalcam kazıyıcılar ve deliciler; farklı taşlardan bızlar, deliciler, minik keskiler, "tornavidalar", birkaç tane değişik boyda taş "top" ve bazen oluklu taş bulunmakta. Toplanmış değişik renkte taşlar, malakit topanları, tekrar dönüştürülmek üzere saklanan kırık boneuklar, bilezikler, taş alet parçaları vs. olasılıkla bir köşede istiftenmiş. Bazı atölyelerde, olasılıkla, bir köşede kuru kafalar bulunmakta.
    Köyün doğu kesimi ise çok sayıda değişik büyüklüklerde "ateş çukuru"nun yer aldığı geniş açık bir alan. Alanın güney tarafında büyük değişik işlevli yapılar yer almakta: Tabanı geniş yassı taşlarla kaplı Saltaşı Döşemeli Yapı ve daha doğusunda söbe planlı Kafataslı Yapı. Her iki yapıyı da toprağın içine oturtmuşlar, kuzey duvarlarını kalın örmüşler ve payandalarla desteklemişler. Yapıların ortasına payandaların karşısına gelecek şekilde aynı hizada birer dikilitaş dikmişler. Saltaşı Döşemeli Yapı 'da farklı doğrultuda bir üçüncü dikilitaşı hemen doğu duvarının önüne yerleştirmişler. Yapıların üzerini ne şekilde örttüklerini bilmiyoruz ancak dal, kamış gibi malzemelerin kullanılmış olması büyük bir olasılık.
    Konut yapıları uzun süredir yer düzleminden daha yüksek seviyede yapılırken, "özel yapılar’da çukur barınak geleneğinin sürdürülmüş olması ilginç bir durum olarak karşımıza çıkmakta. Bu durum olasılıkla Çanak Çömleksiz Neolitik B döneminin başlarında birçok yerleşmede "özel yapıların benzer ortak özellikler taşıması" geleneğinden kaynaklanmaktadır. Bu özellikleri, yerleşmenin biraz dışındaki konumları, söbe ya da köşeleri yuvarlak dönüşlü dörtgen plan, bazen payandalar ile desteklenmiş kalın taş duvarlar, yarı çukur taban düzlemi, tabanlara gösterilen özel önem, tabanların içine dikilmiş anıtsal işlenmiş ya da işlenmemiş dikili taşlar ve sığ tekneler olarak sıralayabiliriz. Yapıların gömülüp aynı yerde biraz yön kayması ile yenisinin yapılması da bu geleneğin bir parçası olarak karşımıza çıkmakta.
    Kanallı Yapı geleneğinin ne kadar sürdüğünü bilmiyoruz. Bu yapıların üstüne yapılan yapılarda tabanın yaşam düzleminden yükseltilmemiş olmasını Çayönü halkının artık nem probleminin kalmadığının göstergesi olarak kabul edebiliriz. Yapıların önce taştan dış duvarlarını örmüşler, sonra kapı açıklıkları bırakarak iç duvarlarını örerek üç oda oluşturmuşlar, sonra da tabanına taş döşemişler. Duvarların iç yüzeylerine yerleştirdikleri kısa payandalar duvarlara destek olmaktan çok damı desteklemek amacıyla yapılmış. Yapıları çevreleyen kaldırımlar kullanılmaya devam ediyor. Taş Döşemeli Yapılar'da oturanlar yapılarının yönünü de değiştirmişler, dolayısıyla köyün genel görünüşünde de değişiklik söz konusu. Yapılar kuzeydoğu-güneybatı yönünde geniş açık bir alanın çevresine yapılmış. Köyün batısındaki geniş açık alanlar işlevleri değişmemekle birlikte yavaş yavaş küçülmeye başlıyor, bu küçülme Hücre Planlı Yapıların "yapılar arası avlularının" öncüsü gibi. "Yapıların gömülmesi geleneği" yerleşmenin doğu kesiminde kolaylıkla geniş, taşlarla kaplı bir alan elde edilmesine olanak vermiş, alanın düzeltilmesi sonucu da ilk Çakıllı Meydan ortaya çıkmıştır. Bu Çakıllı Meydan, Hücre Planlı Yapıların Toprak Meydanı' nın, "özel açık alan" geleneğinin bir öncüsü. Aynı zamanda yerleşmenin kendi içinde işlevsel alanlara bölümlenmesini daha da belirginleştiriyor. Çakıllı Meydan'ın kuzeyinde konutlar yer alırken, güneyi özel yapılarla sınırlı, güneydoğu köşesinde dörtgen planlı Kafataslı Yapı ve ona ek olarak yapılmış tek odalı bir mekan, güneybatı köşesinde ise tabanı küçük çakıl taşları ile kaplı üç tarafı duvara bitişik sekilerin yerleştirilmiş olduğu Çayönü halkının "toplantı odası" Sekili Yapı.
    Taş Döşemeli Yapı planı üç kez uygulanmış, daha sonraki Hücre Planlı Yapıların sahipleri köylerinin düzenini zorunlu olarak tekrar değiştirmişler. Bu değişikliğin nedeni köyü n kuzeyindeki akarsuyun yatağının değişmesi ve genişleyerek yerleşmeyi tehdit etmesidir. Özellikle taşkınların etkisinin hissedildiği doğu kesimde teras duvarlarının evlerin bir kısmının sular altında kalmasına engel olamaması üzerine yapıların kuzey duvarları takviye edilmiş. Bu sorunun Çanak Çömlekli evre de de süregelmesi köy sakinlerini dereye doğru büyük bir set duvarı yapmak zorunda bırakmış.
    Bu teraslama işlemi köyün batı kesiminde daha alçak tutulmuş. Birbirine koşut batı kuzeybatı-doğu güneydoğu yönünde yer yer 1-1,5 m.'yi bulan taş duvarlarla desteklenen terasların hemen arkasına aralarda avlular bırakarak evlerini inşa etmişler. Avlular mezbaha alanı gibi, sığır, geyik ve keçi kemiğinin çokluğu, buna karşın daha önceki dönemlerde çok bulunan domuzun hiç bulunmaması Çayönü halkının beslenmesindeki değişikliği de yansıtmakta. Atölyeler bu alandan daha batıya hemen hemen iskan dışına taşınmış.

    Bu zamana kadar tek katlı evleri olan köyün artık iki katlı yapıları var. Hücre Planlı Yapılar'ın bodrum katı iç yaşam düzleminin dış alandan yükseltme geleneğinin oldukça gelişmiş aşaması, ancak bazı gereksinimler yapıların bu şekilde inşa edilmesine yol açmış da olabilir: Daha fazla mekana gereksinim olduğu bir sırada yerleşmenin daha sınırlı bir alanda toplanmaya mecbur kalması gibi... Altı tane birbirine geçişli hücre ve iki tane bağımsız ön odadan oluşan bodrum katı üstteki yaşam alanının dışında "aynı toprak parçasında" depolama, mezarlık gibi ek kullanım alanları sağlamakta. Kalın bir taban ile bodrumdan ayrılan üst katlar tamamen ker**** kerpiçler artık uzun dörtgen bloklar şeklinde, ara bölmelerin olup olmadığını bilemiyoruz, bazı yapılarda yerlere hasırlar serilmiş, hasırları ara bölmeler olarak kullanmış da olabilirler. Üst katlara, dıştan yapıların çevresini dolanan kaldırımın kuzeydoğu ucundaki taş merdivenlerle ulaşılmakta (Resim 4). Damlar artık kenarları korkuluklu düz toprak dam, bu alanlar da Çayönü halkına aynı yapı içinde geniş bir kullanım alanı sağlamakta (Resim 5). Evlerin içindeki taşınabilir eşyaların sayıca çokluğu ve çeşitliliği de açık alanların azalması sonucu bir kez daha, "işler’in evlere kaymış olduğunu göstermekte. Kullanım alanından günlük işlerde azami yararlanma yöntemleri çayönü halkının yerleşmenin doğusunda Toprak Meydan (Plaza) için oldukça geniş bir alan ayırmasını engellememiş (Resim 6). Belirli aralıklarla bir düzen içinde sıralanmış, ortalama 2 m. yüksekliğindeki dikilitaşları ve güneydoğu köşeye doğru yerleştirilmiş yan yana iki tane iri "yivli taş" ile 60x2O metrelik bir alan kaplayan Toprak Meydan, bir anlamda, dört duvar ile çevrili "özel kapalı mekanların" daha geniş ölçekli "üstü açık mekana" aktarılmasıdır. Meydan'ın tabanı özenle yer yer yanık kerpiç malzeme, yer yer de yerinde yakılmak suretiyle elde edilen kırmızı toprak ile kaplanmış. Birçok kez yenilenen taban her seferinde özenle temizlenmiş. İkinci yenileme işleminin yapılması sırasında dikilitaşlar kırılarak yatırılmış ve "gömülmüş" (Resim 7). Bütün bu "özel eşyalar" ve işlemler çayönü halkı için bu Meydan'ın "çok özel önemi" olduğuna işaret etmekte. Meydan'ın kuzeyin de özenli yapılmış köyün daha ayrıcalıklı kişilerinin oturduğu konutlar, kuzeydoğusunda da Terraza Yapısı yer almakta.

    Terraza Yapısı Çayönü halkının mimaride ulaştığı ustalığı yansıtır: Dıştan dışa 12x9,25 m. boyutlarındaki yapının kalın taş duvarlarına karşılıklı ikişer tane taşıyıcı olmaktan çok, "özel anlamı" olduğunu düşündüren küçük payeler yerleştirilmiştir. Yapının döşemesi, ortalama 12 cm. kalınlığında söndürülmüş kireç ile birbirine bağlanmış küçük beyaz kireçtaşından bir dolgunun üzerine aynı cins kırmızı renkli taşın dökülüp, bastırılması ve açkılanarak düzeltilmesi şeklinde yapılmıştır. Döşemenin düzgünlüğü çayönü halkının "düzeç" olarak sudan yararlanmış olabileceğini akla getirmektedir. Kırmızı döşemenin içine, yapının kuzeygüney eksenine koşut, payelerin hizasına gelecek şekilde, beyaz taşlarla yapılmış ikişer tane beyaz hat yapılmıştır. Ayrıca kuzeydoğu köşesinde ağzı kuzeydoğuya dönük kilden yarımay şeklinde bir "ocak" yerleştirilmiş. Yan yüzünde stilize insan yüzü kabartması işlenmiş sığ bir teknenin çeyrek parçası yapının içinde bırakılmış. Döşemenin ortası tahrip edilerek yapı terk edilmiştir.

    Hücre Planlı Yapılar evresinin sakinleri taşın yanı sıra topraktan daha fazla yararlanmaya başlamışlar sadece yapılarında değil diğer günlük kullanım araç gereçlerinde de... Kerpiç çamurundan yapılmış kaba kaplar, kil "tabaklar", ev modelleri, küçük kil toplar, yassı pullar vs...
    Hücre Planlı Yapılar'ın son kullanım dönemleri çayönü'nün günlük yaşantısında önemli birtakım değişikliklerin olduğuna işaret etmekte. Bu değişikliklerin nedenlerini tam olarak bilemiyoruz ancak yapılarda ilk kez birtakım yenilemeler ve ekler göze çarpmakta. Daha sonra köy sakinleri birden bire yapılarını tekrar çukur tabanlı olarak yapmaya başlıyorlar. Daha önceki özen de kayboluyor, evler basit taş duvarlı ve geniş dörtgen tek odalı. Dış kullanım alanlarında eski düzen yok, hatta çok önem verdikleri Meydan bile bir çöplük alanı haline dönüşmüş. Bir süre ortak özel yapılar yapılmış ama eski görkemlerinden eser yok. Çok sayıda evcil koyun ve keçinin ortalıkta gözükmesi, bu hayvanlara "bağımlı yaşama" ve belki de bu hayvanları "getiren" yeni sakinlerin gelenekleri Çayönü halkının yüzlerce yıllık alışkanlıklarını değiştirmiş. Bu halkın nasıl bir yaşam sürdüğünü, geleneklerini bilmiyoruz. Bildiğimiz, yalnızca Çanak Çömleksiz Neolitik köyün kuzeydoğusuna yerleşmiş oldukları, yapılarını ahşap, saz ve kerpiç karışık yaptıkları ve kaba çanaklar kullandıkları.


    ÇAYÖNÜ HALKI NE İLE BESLENİRDİ?
    Çayönü halkının temel besin maddesi et. Et uzun süre av hayvanlarından karşılanmış. Yerleşmenin ilk önemlerinde daha çok domuz, geyik, yabani koyun ve keçi avlanmış. Daha sonraları yabani sığır da önemli bir yer tutuyor. Yakın çevrede domuzun çok bol bulunması, hatta dişi ve yavruların köyün içinde gezmeleri bazılarının avlularda tutulmuş olabileceği olasılığını ortaya çıkarmaktadır. Kısaca çayönü halkı domuzu kısmen evcilleştirmiştir. Koyun ve keçinin evcilleşmesi ise Hücre Planlı Yapılarda oturan insanlar tarafından gerçekleşmiş olabilir ya da başka yerden evcil koyun ve keçi getirilmiş. Hemen yanı başlarındaki akarsu ve göllerden tatlı su yumuşakçaları toplamışlar, balık avlamışlar.
    Bitkisel gıdalarda en büyük pay yabani mercimek ve fiğde. Yabani tahıllar da yeniyor. çayönü halkının einkorn buğdayının tarım denemeleri ancak Izgara Planlı Yapılar' da oturanlar tarafından gerçekleşmiş. Hücre Planlı yapıda oturanların olasılıkla küçük tarlaları var. Çevrede bol miktarda bulunan zengin menengiç. sakız, badem gibi yağlı bitkiler bitkisel yağ gereksinimini karşılamış. Çevrenin yenilebilir bitki örtüsü de çok zengin.

    Çayönü halkının evinde ne tür aletler bulunurdu?
    Çayönü halkının ev eşyası oldukça çeşitli, bu çeşit zamanla uğraşların çeşitlenmesine bağlı olarak değişmekle birlikte değişim iç/dış mekan kullanımının, daha önceki sayfalarda da söz ettiğimiz gibi, zaman içindeki çeşitli etkenlere bağlı olan değişkenliği ile de doğrudan ilişkili. Değişik nitelikteki eşyaların dağılımına baktığımız zaman yerleşmede, zaman zaman oldukça "katı" normlara bağlı bir düzenin, bulunduğu anlaşılıyor.

    Çayönü halkı değişik boyutlarda çakmaktaşından, taş ve kemik alet kullanarak biçimlendirdiği ok ve mızrak uçlarını alıp ava giderdi. Bazen taş "top"ları da kullanmış olabilirler. Avladıkları hayvanı bazen avladığı yerde parçayıp kendilerine gerekli olan kısımları alıp getirirlerdi. Derisini çakmaktaşı ve doğal camdan kazıyıcılar ile yüzer, tabaklayıp kewik spatularla işlerdi. Deriyi yine doğalcamdan bıçaklar ile kesip biçer, kemikten değişik boyda bızlarla delikler açıp deri sınmları ya da bitkisel liflerden yaptığı iplikleri geçirdiği kemik iğnelerle dikerdi. Belki de üzerini boncuk ve halkalar ile bezerdi. Eti doğalcam bıçaklarla doğrar ve bazen bazalt sığ "tepsi"lerde bazalt havan elleri ile döverlerdi. Belki çok yedikleri mercimek ve fiği de dövmek için havan ellerinden yararlandılar. Göl ve deredeki balık avında kullandıkları ağlarına taş ağırlıklar astılar. Bazen kemik oltalar ile balık avladılar.
    Buğdayı ve mercimekgilleri ekmek için taş kazmalar ile tarlalarını düzeltip kazdılar. Ektikleri buğdayı hasat için geyik boynuzlarına yuvalar açarak, çakmaktaşı bıçaklar yerleştirerek çeşitli doğal yapıştırıcılarla sabitleyip oraklar yaptılar. arakları kullanırken ellerini acıtmaması icin sapına keten litinden ördükleri kumaşları sardılar Buğdayı toplarken aynı zamanda "ellik" görevini gören sığırın kürek kemiğinden yaptıkları "V" biçimli bir aletten yararlandılar. Buğdayı evlerindeki bazalt yassı taş üzerinde bazalttan ellerine oturan ağır taşlarla öğüttüler. Belki de bazalt parçaçıklarından arıtmak için sınm elekler de kullandılar. Ekmek yapıp yapmadıklarını ise maalesef bilmiyoruz.
    "Ellik" olasılıkla evlerinin çatılarına serdikleri, sepet ve hasır örmek için kullandıkları sazları biçerken de kullanıldı. Sazları ve keteni ezip lif haline getirmek için ince sık yivli taş aletlerden yararlandılar. Liflerle hasırlar örüp evlerine serdiler. Ördükleri değişik boyda sepetleri zamanla kerpiç toprağı ile sıvayıp kaba kil kaplar yaptılar. Bazen büyük zahire ambarları oluşturdular.
    Evlerini yapmak, ısınmak için odun kestiler taş baltalarla. Kestikleri ağaçlar bazen tahta veya boynuz saplı keser ve keskilerle ahşap eşyalara dönüştü2, üzeri taş kakmalarla bezendi. Süs eşyalarının üretiminde kullandıkları özel kazıyıcılar (Çayönü Aleti) geliştirdiler. Evlerinin "bir köşesine" aletlerini yapmak için kullandıkları kemik, boynuz, çakmaktaşı ve doğalcam yumruları gibi hammaddeleri sakladılar. İçinde küçük şeyler, bazen doğal boya yapımında kullandıkları okr ezdikleri kireçtaşı minik havanlar var. Daha "zengin evler"de oyun taşları ve kil "pul"lar bulunurdu. Bu pulların bazıları belki de değiş tokuşta kullandıkları "paralar"dı. Son evrelerin çok kullanılan eşyası yuvarlak yongalanmış kazıyıcıların, ne işe yaradıklarını tam olarak anlamış değiliz ancak çok sayıda bulduğumuz bu eşyanın Çayönü halkı için çok işlevsel olduğu kesin.
    Çayönü halkı süslenmeye oldukça düşkünmüş... Ergani Ovası'nın toprağının özelliğinden ve organik maddelerin kolay kaybolur niteliğinden birçok şey toprağa karışıp gitmiş aneak elimize geçen taş, kemik, kavkı, diş, malakit ve bakır gibi maddelerden üretilmiş olanlar... Köyün ilk sakinleri hemen yakınlarındaki tatlı su kaynaklarından topladıkları salyangozlardan, bol miktarda yedikleri domuzların ön kesici dişlerinden ve çevreden topladıkları genellikle yumuşak taşlardan halka, damla şeklinde biçimlendirdikleri boneukları takmışlar.
    Zamanla taşlara söbe, eşkenar dörtgen, yassı dikdörtgen, trapez, silindirik gibi değişik biçimler vermeyi öğrenmişler (Resim 9), özellikle bu yassı dörtgen olanlara çakmaktaşı uçlu matkaplarla gayet ustalıkla koşut çift delikler açmayı geliştirmişler. Çift delikli boneukları, çok delikliler ve içten birbirine bağlanan delikliler izlemiş. Çevredeki taşların çeşitliliği ve renkliliği boneuklara da yansımış. Çoğunlukla yumuşak ve orta sertlikteki taşları kullanmakla birlikte serpantin, quartz ve doğalcam gibi sert taşları da işlemişler. Boneukların yüzeylerini özenle düzelterek kemik ve deri ile parlatmışlar, taşların parlaklığı daha çok hoşlarına gitmiş olmalı ki üzerlerine ayrıca bezeme yapma gereksinimi duymamışlar. Geometrik biçimler daha çok tercih edilmiş gibi, çok az betimlenmiş boneuğa rastladık. Boneukların yanısıra giysiye tutturulmaya elverişli olarak hazırlanmış yivli taşlar ve düğmeler de üretmişler.

    Kanallı Yapılarda oturanlar malakit boncukları takılara daha fazla katmaya başlamışlar. Malakit toplamaya gittiklerinde rastladıkları bakır parçalarının ısıtıldığı zaman daha kolay biçimlendirildiğini keşfettiklerinde bu malzeme ile yassı levhacıklar yapıp bunları bir sopa çevresinde döndürüp bükerek değişik büyüklükte silindirik boncuklar yapmışlar. Burarak yaptıkları ince halkalar olasılıkla küpe, yüzük veya hızma gibi kullanılmış. Benzer yöntemle yaptıkları iğne ve bızlar deriye delik açmalarını, olasılıkla, daha da kolaylaştırmış. Tatlısu salyangozları kabuklarından boncukların yerini zamanla tatlısu çift kavkılı yumuşakçalarından yapılmışları almış. Bu kabuklardan değişik boncukların yanısıra çift delikli sedef düğmeler de bicimlendirmiş. Izgara planlı yapıların bulunduğu dönemin sonlarına doğru köye Akdeniz kökenli ilk deniz kabukları gelmiş, kabukların birleşme kesimlerine açılan karşılıklı iki delik bunları da bir takı öğesine dönüştürmüş. Zamanla yerleşmeye gelen kabuk sayısında artış görülmesine karşın son dönemlerinde, Geniş odalı yapılar döneminin ortalarında çok azalmış, tıpkı diğer taş boncuklar gibi...
    Değişik boyutlardaki halkalar bazen yalın bazen de yiv ve çıkıntılarla bezenmiş. Yalın olanlarda genellikle beyaz taşları, bezemeli olanlarda ise koyu renkli taşları tercih etmişler. Küçük yalın olanlar giysilerin üzerine dikilmiş. Büyükler ve bezemeliler ise bilezik olarak kullanılmış, bazılarının hızma veya küpe olarak kullanılmış olmasıda kuvvetli bir olasılık. Bileziklerin hep parçalar halinde bulunması herhangi bir nedenden ötürü "bilinçli kırılmış" olabileceklerini akla getirmektedir.
    Daha kolay işlenen ve ortasında doğal deliği olan kemik malzemeden çok sayıda değişik alet üretilmiş olduğu halde takı nedense daha az tercih edilmiş. Önceleri küçük memelilerin uzun kemikleri kullanılmış, zamanla uzun ve yassı kemiklerden de boncuk yapımında yararlanmışlar. Kemik "kemer tokaları/kancalar" ve deliksiz iğnelerin süslenmenin yanısıra olasılıkla giysilerin üzerinde bağlayıcı işlevi de vardı.
    Hızma kullanımı da oldukça yaygınmış, iki ucu hafif sivriltilmiş ya da bir ucu "çivi başlı" gibi taş,
    Jemik ve kil nesnelerin bu işlevi gördüğünü düşünüyoruz. inceltilmiş domuz dişlerinin buruna takılması günümüzün bazı yerli kabilelerinde de rastlanan bir gelenek. Çayönü halkı kendini süslerken kullandığı eşyaların bazılarını da bezemiş...
    Değişik malzemelerden değişik biçimli kakmalar elimize ulaşan en iyi örnekler. Çoğunlukla değişik tonlarda siyah ve kırmızı, seyrek olarak da beyaz taşların, malakit ve Tatlısı kabuklarının dikdörtgen, yuvarlak gibi geometrik biçimlerin yanı sıra doldurulacak alanın biçimine uygun biçimlendirilmiş kakmalar da yapmışlar. Kakmalar olasılıkla ağırlıklı olarak ahşap eşyayı süslemede kullanılmakla birlikte taş "yuvalık akmalar" ve iki tane Akdeniz kökenli kabuktaki izler Çayönü halkının bu sanattaki başarılarının delilidir.
    En sık bezenmiş aletler yivli taşlar. Genellikle üstte kolayca taşınabilecek büyüklükteki "sap düzelticisi" olarak yorumlanan "yivli taşlar'ın arka yüzeylerine çoğu zaman çeşitli geometrik bezekler kazımışlar. Kazıma ve sokma bezekle bezenmiş az sayıdaki taş ve kemik alet ve takının (Resim 10) sahipleri genellikle Izgara Planlı Yapılarda oturanlar... Çayönü halkı taşı kullanarak çok sayıda değişik nesne üretmesine karşılık kap yapımında taşı fazla tercih etmemiş. Az sayıdaki kap parçasının çoğu yalın, birkaç tane koyu renkli kap parçasının da iki tanesi dışında çok iddialı bezemesi yok.
    Kilden yapılmış bezemeler de var, aplikler gibi, ancak bunlar genellikle küçük münferit parçalar halinde bulunduğundan nasıl kullanıldığını henüz anlamış değiliz.

    ÇAYÖNÜ ÇOCUKLARININ "OYUNCAKLARI"
    Taş toplar, kil toplar, hayvan heykelcikleri, insan heykelcikleri... Heykelciklerin hiçbiri çok iddialı değil, özel kült yapılarının içinde de yok, hatta çoğu açık alandan, işliklerin içinden. Büyü amaçlı kullanıldığını gösteren bir veriye rastlanmadı. Keçi, koyun gibi hayvan heykelcikleri özellikle köyde evcil koyun ve keçilerin artması ile koşut gidiyor. Kadınlar stilize olarak betimlenmiş.

    ÇAY ÖNÜ HALKININ "ÖLÜM" KAVRAMI
    Çayönü halkı için "ölüm" bugün bizim anladığımızdan çok farklı bir kavram... Onlar için cansız bazı varlıkların da "ruhu" nun olduğu inancı geçerli. Aslında bu kavram sadece Çayönü'ne özgü değil, eş zamanlı başka yerleşmelerde de karşımıza çıkmakta. Özellikle bu olgu oturdukları ve değişik amaçlı kullandıkları yapılar, bazen açık alanlar için de geçerli. Bu yapılara özgü eşyalar da aynı niteliği taşımakta. Bu kavramın Çayönü'nün hangi aşamasında ortaya çıktığı biraz muğlak ancak Izgaralı Yapılar döneminden itibaren izini sürebiliyoruz.
    Yapılar bir kez yapılır, kullanılır ve gömülür. Evler, ilk zamanlarda terk edildikleri zaman belli bir düzlemde bırakılıyor ve üzerine yeni bir yapı yapılıyordu. Özel yapılar ise "gömülmeye karar verildiği zaman" temizleniyor, bazen bazı kesimleri "bilinçli" olarak bozuluyor, dikilitaşlar kırılıyor veya yatırılıyor, içine kendi eşyaları ve/veya "hediyeler" bırakılıyor ve temiz toprak ile doldurularak örtülüyor. Daha ileriki dönemde bu işlemlerin yanı sıra çok odalı, gerek evlerin gerekse özel yapıların kapıları taş ve toprak ile örülüyor ve yakılıyor. Yanmış kerpiç yapının içine dolduruluyor ve bazen üzeri tekrar taş bir örtü ile kaplanıyor.

    BAZEN EŞYALARDA GÖMÜLÜYAR
    Ustalıkla işlenmiş siyah büyük bir taş kap artık "öldüğü" için Meydan'daki bir çukura gömülmüş. Kafa taslı Yapı'nın içindeki üzeri kırmızı boyalı kaideli toprak kap da insanlar ile birlikte odanın içine gömülmüş. Yine aynı yapının eski sunak taşı parçalanıp odalara dağıtılmış. Cenazeler için farklı yöntemler uygulanmış Köy halkının ilk mezarları oldukça mütevazı. Kulübenin altına veya avluya açılan bir çukura ölü anne karnındaki (hocker) gibi katlanıp sağ yanına yatırılmış ve yüzleri toprağa döndürülmüş. Yanına bırakılan yegane armağan küçük birkaç parça aşı boyası topanı. Izgara planlı yapıların sakinleri, yer yer boşalanlara, eski yanmış terk edilmiş kulübelerin dolgularının içine gömmüş ölülerini, bazen de oturdukları yapıların avlularına veya seyrek de olsa ızgara aralıklarına, tek tek veya ikili üçlü gruplar şeklinde. Bazılarının yanında hediye olarak taş alet bırakılmış. Gömülerden birinin kafatasında beyin ameliyatına ait izler saptandı. Ancak ızgara planlı yapılar içinde bulunmuş olan mezar sayısı çok az. Yapıların yaşam düzleminin yerden yükselmesi mezar yeri konusunda olasılıkla sorunlar yaratmış. Yerleşmenin Kanallı Yapılar evresinden itibaren kesin olarak kullanıldığını bildiğimiz "Ölü Evi" Kafataslı yapı belki de bu gereksinim sonucu ortaya çıkmıştır. En az altı kez yenilenmiş Kafataslı Yapı'nın ilk planı söbe. İçinde çok sayıda birincil ama çoğunlukla ikincil dışarıda açıkta çürütülmüş ya da önce başka yerde gömülmüş ve sonradan mezar açılarak başka yere taşınmış gömüler tabanda açılmış çukurların içine rastgele gömülmüş. Çukurlardan birinde boynuzlarıyla birlikte yabani sığır kafası da bırakılmış. İnsanların yakınına hayvan gömme çok sık olmamakla birlikte uygulanan bir gelenek. Izgara planlı bir yapının altındaki mezarın çok yakınına bir köpek ve bir yabani domuz kafası gömülmüş.

    Daha sonraki dörtgen planlı olarak inşa edilen Kafataslı Yapı bu yapının dolgusunun içine oturmuş, bu işlem sırasında bu alanda kalan mezarların taşınıp taşınmadığını bilmiyoruz. Dörtgen planlı Kafataslı Yapı'nın görkemli törenlere şahitlik etmiş olduğunu varsaymak çok yanlış olmasa gerek. Avlusundaki üzeri özenle düzeltilmiş pembe "musalla taşı", duvar altındaki kırmızı aşı boyası, yapının içine bırakılan kilden kırmızı boyalı bir tören kabı, düzenlenmiş kafatası ve uzun kemiklerden oluşan hücresi, taşınıp dizilmiş kafatasları, aralarda bırakılmış takılar, boynuzlar...
    Kafataslı Yapı'nın Taş Döşemeli Yapılar evresinin sonlarında "gömülmesi" cenazelerin evlerin taban altına taşınmasına neden olmuş. Bu "radikal" değişikliğin nedeni henüz anlaşılmış değil. Hücre Planlı Yapılarda oturanlar ölülerini bazen tek tek bazen de grup halinde gömmüşler. Çoğu zaman hediyelerle donatmışlar (Resim 11). Hediyeler çeşitli takılar, doğalcam yonga ve aletler, sürtmetaş aletler bazen yiyecek. Ancak bunda seçici davrandıkları görülmekte. Ayrıcalık kıstasını bilemiyoruz, ancak bunun sosyal statü ile ilişkisi olabilir. Bu dönem yapılarından birinin içindeki kil seki aynı zamanda bir kadına tabut vazifesi görmekte. Geniş odalı yapılarda oturanların ölülerini nereye gömdükleri şimdilik meçhulümüz ancak artık yerleşme dışına taşındığı bir gerçek. Bu gelenek Çanak çömlekli Neolitik köy halkı tarafından da sürdürülmüş.

    SONUÇ
    Çayönü özellikle Yakındoğu Neolitik Dönemi için önemli bir yerleşme. Ovanın tek yerleşmesi değil ancak ovanın en büyük köyü gibi gözüküyor. Ergani Ovası'nın insanlara gerek beslenmeleri gerekse hammadde kaynakları açısından sunduğu olanakları binlerce yıldan beri insanlar oldukça iyi değerlendirmişler. Bu yazı bu kullanımın küçük ama oldukça önemli döneminin kısa bir sunumu

+ Konu Cevapla

Benzer Konular

  1. Sizce En Tehlikeli Duygu Hangisidir?
    By Kubya in forum Anketler
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 01-19-2013, 12:45
  2. en zehirli hayvan hangisidir?
    By vedat in forum Sorun Cevaplayalım
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 02-10-2011, 03:53
  3. En Yüksek Ses Hangisidir?
    By Mr. NuteLLa in forum Bunları Biliyor musunuz ?
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-19-2009, 13:30
  4. Bir kadının en mutlu anı hangisidir?
    By ħєчħαт * in forum Hanımların Yeri
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 08-09-2008, 22:04
  5. En güçlü çar hangisidir tartışmasına son :)
    By ViperMoon in forum Multiplayer Oyunlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06-28-2008, 19:29

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375