+ Konu Cevapla
1 den 3´e kadar. Toplam 3 Sayfa bulundu

dalton madam curie ve becquerelin yaşam öyküleri atomla ilgili çalışmaları nelerdir

 Forum Hakkında Katagorisinde ve  Sorun Cevaplayalım Forumunda Bulunan  dalton madam curie ve becquerelin yaşam öyküleri atomla ilgili çalışmaları nelerdir Konusunu Görüntülemektesiniz.=>dalton madam curie ve becquerelin yaşam öyküleri ve atomla ilgili çalışmaları nelerdir lütfen yardımcı olun...

  1. #1
    Kayıtsız
    Misafir

    ? dalton madam curie ve becquerelin yaşam öyküleri atomla ilgili çalışmaları nelerdir





    dalton madam curie ve becquerelin yaşam öyküleri ve atomla ilgili çalışmaları nelerdir lütfen yardımcı olun

  2. #2
    Selametle... KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar
    9.186
    Blog Yazıları
    33
    Tecrübe Puanı
    107374954

    Tanımlı Ce: atom,



    ‘Hayatta hiçbir şeyden korkmayın, yalnızca her şeyi anlamaya çalışın.’

    Belki de o, bu tek cümlesiyle her şeyi anlatabilmiştir hayatına dair, belki de ben boşuna uğraştım anlatmak için, ama yine de biraz ayrıntının bu eşsiz insanı anlayabilmek açısından önemli olduğunu düşünüp, okuduğum ama hiç yazmadığım bir tür aracılığıyla -biyografi- bir şeyler anlatmaya çalıştım… İsmini duyduğum günden itibaren benim için çok özel bir insan oldu; Şöyle ifade edersem: ‘Madam Curie’, benim kahramanım…

    Manya Sklodowska, 7 Kasım 1867’de Varşova’da doğdu. Doğduğunda, bağımsız bir ülke olmayan Polonya; Avusturya, Prusya ve Çarlık Rusyası tarafından bölünmüştü ve Varşova, Çarın hakimiyetindeydi.


    Anne ve babası: Bronislawa ve Vladislaw birer eğitmendiler, annesi aynı zamanda iyi bir piyanistti. Ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya gelen Manya, doğumuyla annesinin işten ayrılmasına neden oldu. Matematik ve Fizik dersleri veren babası birkaç yıl sonra okulun Rus denetçisi tarafından milliyetçi fikirleri nedeniyle işinden kovuldu. Ekonomik durumları kötüye gidiyordu, baba; sadece birkaç ilerleme imkanı düşük akademik işlerde görev alabiliyordu. Artık çocuklar, öğrenci yatakhanelerinde kalmaya başlamışlardı. Manya, belki de hayatının en acı olaylarından biriyle o dönemde karşılaştı -sadece sekiz yaşındaydı- ablası tifüsten öldü, çocuk kalbi bu acıyı unutmak isterken yaklaşık üç yıl sonra da annesini tiberkülozdan kaybetti. Artık babaları ve dört kardeş kalmıştı sadece ve bundan sonra sürekli destek oldular birbirlerine, sıkı sıkı sarıldılar. Manya kardeşlerine klasikleri okuyordu, babaları ise matematik ve fizikten bahsediyordu ve belki de bunların da etkisiyle; Manya üstün denilebilecek derecede başarılı oldu öğrencilik yıllarında, diğer kardeşleri gibi. Liseyi birincilikle bitirdi. Fakat mezun olduktan sonra -bugün depresyon diye adlandırılan rahatsızlığa benzeyen- büyük bir ruhsal çöküntü yaşadı. Doktorlar bunu aşırı luğa ve asabi sorunlara bağladı. Babasının ısrarıyla kuzenlerini ziyarete gitti ve burada bir yıl kadar kaldı, hayatının tasasız olarak geçtiği tek zaman dilimi: dans ve diğer eğlencelerle geçen, sadece bir senecik. Bu bir sene onun hayatı boyunca vazgeçemediği müzik ve şiir sevgisinin başladığı yıldı aynı zamanda.
    Manya, yükseköğrenim yapmayı çok istiyordu, fakat kardeşi Joseph’in Tıp Fakültesi’nde öğrenci olduğu Varşova Üniversitesi kız öğrencilere pek sıcak bakmıyordu, kadınlar bu okulda hoş karşılanmıyordu. O da başka çareler aradı. Kardeşi Branya ve diğer arkadaşları ile birlikte Gezici Üniversite’ ye başvurdu . Bu okul, kanunsuz bir gece okuluydu ve adını sınıflarının değişik yerlerde olmasıyla birlikte Çarlık yetkililerinin gözlerinden uzak olmasından alıyordu.
    Öğrencileri yüksek ideallere sahipti ve eğitimin ötesinde Polonya’nın özgürlüğüne hiz

    met etmeyi amaçlıyordu. Manya’nın siyasi aktifliği Varşova’dan ayrılmasını gerektirdi. Önce Crocow’u denedi fakat, burada istediği bilimsel eğitimi alamayacağını anladı. Kendisinden daha önce Paris’e Sorbonne Üniversitesi’ne giren ablası Bronya’nın yanına gitmeye karar verdi fakat parasal anlamda buna imkan yoktu. O da bir fikir geliştirdi ve bunu uygulamaya koydu: işe girip ablasına destek olacak ve sonra da ablası okulunu bitirince ona destek olacaktı. Bir Rus ailesinin yanında mürebbiyelik yaptı ve ancak 23 yaşında Sorbonne Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesine kaydolabildi. 1891’de Paris’teydi artık, ablasının yanında. Ablası Polonyalı bir vatansever olan Casimir Duliski ile evlenmişti. Küçük bir tavan arasında kötü koşullarda eğitimine başladı. Yapacak çok işi vardı. Manya hemen almış olduğu eğitimin yetersiz olduğunu fark etti (Gezici Üniversite müfredatı ile Avrupa Üniversiteleri müfredatı farklıydı). Korktuğu şey başına gelmişti, ne matematiği, ne bilgi tabanı ne de teknik Fransızcası diğer öğrenciler gibiydi, onların oldukça gerisindeydi. Bir de ev sorunu vardı düşünmesi gereken: kaldığı ev, okula at arabasıyla bir saatlik uzaklıktaydı ve bu Manya için zaman kaybı demekti bir de yol parası vardı doğal olarak. Bunların dışında Duliskilerin evinde kalmasının getirdiği farklı bir durum daha vardı: genellikle Paris’teki Polonyalı Sürgünler Derneği’nin toplantıları bu evde yapılıyordu ve Manya’nın da bu toplantılara girmesi süreklilik kazanıyordu. Babası sık sık bu durumun eğitimini tehlikeye atabileceğini dillendiriyordu, Manya bu kadar olumsuzluk üst üste gelince, taşınma kararı aldı. Birkaç ay sonra okula yakın, sanatçılar ve öğrencilerin bulunduğu Latin semtindeydi. Ama burada yaşamak için sadece temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyordu hatta bazen yemek yiyemiyordu. Neredeyse parasızdı ve çok az yemek yiyordu, deliler gibi çalışıyordu, her zaman halsizdi; bir gün okulda açlıktan bayıldı. Bronya ona nadir de olsa yardımda bulunuyordu. Manya ise, sürekli yalnızdı ve derslerden başka bir şey düşünemez durumdaydı ve sonunda çalışmaları sonuç verdi: iki yılda sınıf birincisi olarak Fizik master çalışmasını tamamladı. Ertesi yıl da matematik çalışmasını tamamlayıp, diplomasıyla Varşova’ya dönmeyi planlıyordu. Ama yine karşısında parasızlık vardı, maddi koşullar çalışmasını bitirmesine izin vermiyordu. Fakat Fransız bilim adamları ondaki yeteneği fark etmişlerdi ve ona yardım ederek, bir burs sağladılar. Matematik çalışmasına devam ederken, Fransız Milli Endüstrisini Geliştirme Derneği tarafından kendisine çeliklerin kimyasal bileşimine göre manyetik önceliklerinin tayini hakkında bir çalışma yapması teklifi geldi. Bu çalışmayı yapması için bir labaratuar bulması istendi.
    1894’te Marie Skolodowska’nın (Fransa’da ona Manya değil Marie diyorlardı, sanırım bu Fransızca’dan kaynaklanan bir durum, birkaç araştırma yaptıktan sonra bu sonuca vardım) labaratuar bulması için fazlasıyla desteğe ihtiyacı vardı ve bu desteği meslektaşı Pierre Curie’den aldı. Pierre Curie, Paris Şehir Okulu’nun Endüstriyel Fizik ve Kimya bölümünde yapılan mıknatıslık araştırmalarının öncüsüydü.
    Marie ile Pierre’in tanışmaları hem kişisel hayatlarını hem de bilim alanındaki hedeflerini etkiledi. Marie Şehir Okulu’nda kendine basit bir labaratuar buldu. Zaman geçtikçe, ikisinin arasındaki ilişki sevgiye dönüştü. Pierre, 15 yıl önce eşini kaybetmişti ve Marie’yi tanıyana kadar hiçbir kadında kendisindeki gibi bir bilim tutkusu görmemişti.
    Marie, 1894 yılında matematik çalışmasını da başarıyla bitirdi ve tatil için Polonya’ya gitti. Fransa’ya dönmek konusunda emin değildi, Pierre’in doktorasını Paris’te yapması konusundaki mektuplarla süren ısrarı başarılı oldu. Marie hem kendisi doktora yaptı hem de Pierre’i doktora yapması için teşvik etti. Pierre, 15 yıl boyunca önemli çalışmalarda bulunmuş, fakat; doktora yapmamıştı. Doktora çalışması Fransa’da, Amerika ve İngiltere’dekinden daha uzun sürüyordu. Yoğun çalışmalardan sonra doktora derecesini aldı Pierre ve kısa süre sonra artık Şehir Okulu’nda Profösördü. Temmuz 1895’de basit bir törenle evlendi Marie ve Pierre, her ikisi de dini merasim istemedi, yüzük de takmadılar. Marie, düğününde -yıllar sonra labaratuarda giydiği- koyu mavi bir elbise giymeyi tercih etti.
    Marie Curie’nin tez konusundaki seçimini o dönemin bilim adamlarına ait olan buluşlar etkiledi. Evliliklerinden kısa bir süre sonra Wilhelm Röntgen’in X ışınlarını keşfederek Nobel ödülünü alması, aynı zamanlarda da Becquerel’in uranyum bileşikleriyle ilgili bir rapor yayınlaması onları fazlasıyla etkilemişti, gerçi Becquerel’in raporu, Röntgen’in biraz gölgesinde kalmıştı (Bilim Komitesi dikkatini Röntgen’in çalışmalarına yoğunlaştırmıştı), Becquerel’in X ışınlarından daha zayıf olan uranyum ışınları ihmal edilmişti.
    Marie Curie, önceleri uranyum ışınlarını pek önemsemedi fakat daha sonra bu ışınlar üzerine yazılmış, yayınlanmış uzun bir bilimsel makale bulunmamasının da etkisiyle bunlar üzerine deneysel çalışmalara girişti.
    Pierre Curie, eşine eşya ile dolu, rutubetli bir labaratuar ayarladı. Yaklaşık 15 yıl önce Pierre ve kardeşi Jacques, çok zayıf elektrik akımlarını ölçebilecek yeni tür bir elektro-metre bulmuşlardı.Bu cihaz, Marie’nin çok büyük bir teknik başarıya ulaşmasına yardımcı oldu; uranyum ışını ile bombardıman edilen hava içinde meydana gelen zayıf akımları ölçebildi, bir çeşit ambar niteliğindeki labaratuarın nemi her ne kadar elektrik yükünü dağıtmaya eğilimli olsa da. Çalışmalarında Becquerel’in görüşleriyle birlikte gitmekle beraber bir tür devrim sayılabilecek şu hipotezi ortaya attı: uranyum bileşikleri tarafından yayılan ışınlar uranyum elementinin atomik bir özelliği olabilir. Bu hipotez, bilimsel anlayışta kökten bir değişme yarattı, bu etkinin nedeni, o zamana kadar atomun içindeki büyük enerjinin tam olarak kavranamamasıdır. Bu çalışmaları sürdürürken hayat da devam ediyordu doğal olarak, 1896’da diplomasını aldıktan sonra Becquerel’in duyurduğu uranyum tuzlarının yaydığı ışın üzerine çalışmalarına ağırlık vermesini engelleyen bir neden ortaya çıktı (bu ışına sonraları radyoaktivite denildi) : Eylül 1897’de ilk çocuğunu dünyaya getirmesi. Irene’nin varlığı çalışmalara ara vermesine neden oldu. Ama o bu arayı 1898’de toryumun da bu ışınları yaydığını fark etmesini sağlayacak çalışmalarına hız vererek kapattı. Bu noktadan sonra artık Pierre de ona yardım etti ve kendi çalışmalarını bir kenara itti. Curie’ler ve Becquerel birlikte çalışarak 1898’de çok önemli bir duyuru yaptılar bilim camiasına: iki farklı uranyum mineralinin daha aktif olduğunu keşfetmekle beraber , mineralleri çeşitli kimyasal işlemlerden geçirdikten sonra Polonyum (Marie’nin vatanı Polonya’dan esinlenerek isim verilmiş) ve radyum elementlerinin elde edilmesi.
    Marie, 1903 yılında doktorasını tamamladı ve Fransa da gelişmiş bilim alanında doktora ünvanı alan ilk kadın oldu. Aynı yıl Becquerel ve Pierre ile paylaştığı Nobel ödülünün de sahibiydi. Bu ödülü, Nobel Fizik ödülünü, alarak tarihte Nobel ödülü alan ilk kadın oldu. 1904’te eşi Sarbonne’de eğitmen oldu; Marie de Sevr’de bir kızlar okulunda fizik öğretmeni. O yıl bir çocukları daha oldu: Eve.
    Her şey yoluna girdi derken, 1906 yılında Marie’yi çok sarsan bir olay meydana geldi. Pierre çok feci bir trafik kazasında hayatını kaybetti: atlı tramvayın (altı ton yüklü) çarpması sonucu, yüklerinin altında ezilerek. Hiçbir yardım söz konusu olamazdı, çarpmanın etkisiyle olay yerinde hemen öldü… Onu tanıyanlar yolda hep dalgın ve düşünceli olarak yürüdüğünü söylerlerdi. Marie’nin bu kazadan çok geç haberi oldu, ancak akşam saatlerinde, bu acıya nasıl dayanacağını bilemedi, ölüyü eve getirmelerini istedi belki de gerçekle karşı karşıya kalarak acıya katlanmaya çalıştı… Marie, bundan sonra iki çocuğuyla tek başınaydı. Pierre’in ölümü bilim dünyasında büyük yankı buldu, gazetelerde yer aldı, Marie telgraf ve mektup yağmuruna tutuldu. Çalışmalarına devam etmesi için Joseph büyük destek oldu. Kendisine teklif edilen (Fransız hükümeti tarafından) yardımı kabul etmedi, ama eşinin Sorbonne’deki derslerine girmesi önerisi gelince reddetmedi. Çalışmalarına devam etti ve 1908’de Sorbonne’deki ilk kadın profesördü. Daha sonra bir ilki daha gerçekleştirdi: tarihte iki Nobel ödülüne sahip ilk kişi olmak ve bu ödülü de Paincare ile paylaştı: Paincare ve Curie 1911’de Nobel Kimya ödülünü aldılar.
    Çok başarılı bir insandı ama sürekli kişisel saldırılara, önyargılara maruz kaldı ve engellerle karşılaştı: Tümü erkeklerden oluşan Fransız Bilim Akademisi onun üyeliğini reddetti, ilk Nobel Ödülünü aldığında konuşmasına izin verilmedi (eşi onun yerine de konuştu), sonraları Langevin (eşinin dostu) ile aralarında aşk dedikoduları çıktı ve bu dedikodu gazetelere kadar yansıdı, Langevin Skandalı olarak. Langevin bir gazetenin editörünü düelloya davet etti, editör gelmedi, ve bu düello daveti dedikoduların fazlasıyla önüne geçti. Başarıları hep etrafındaki erkeklere mal edindi, Marie 1911’de ödülünü aldıktan sonra (ödül töreninde konuşabildi ve konuşmasında çalışmalarında eşinin büyük yardımları olduğunu fakat hipotezin kendi çalışması olduğunu vurguladı) Fransa’ya döndüğünde, yaşanan olumsuzlukların da etkisiyle, tekrar büyük bir ruhsal çöküntü yaşadı.
    Hayatı boyunca radyumun tıptaki önemini savundu, fizik tedavide radyolojinin kullanımını anlatmaya çalıştı. 1914’te Paris’te, 1920’lerde Varşova’da Radyum Enstitüsü kurulmasına önemli katkılar sağladı.
    Çalışmalarında yoğun şekilde radyasyona maruz kaldı ve bunun etkisi kendini hep gösterdi: eşi de o da radyasyondan kaynaklanan hastalıklar geçirdiler.
    Marie 1934’te kan kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Bu hastalığı aşırı dozda radyasyona maruz kalmasına bağlandı.
    ‘Bilim için ölen kadın’ Marie Curie, bilim aşkını fazlasıyla hisseden bir insandı, çocuklarını, hayatını ihmal etti çalışmaları için. Aynı zamanda türlü engellere de göğüs gerdi. İyi olan onun gibi düşünen biriyle evlenmiş olmasıydı, Pierre ve Marie sağlıkları için insanlar onları uyarırken, çalışmalarına hiç ara vermediler, yatmadan önce radyumun ışıltısını görmek için yataklarının yanında küçük bir şişe radyum bulunduruyorlardı. Marie, radyuma ‘çocuğum’ diyordu (nasıl demesin, 1 desigram saf radyum için dört yıl yoğun bir şekilde çalışması gerekmişti, tonlarca maden artığını koca kazanlarda kaynatmak, erimelerini beklemek, kötü kokularına dayanmak büyük sabır istiyordu). Pierre bir keresinde kendini kobay olarak bile kullanmıştı, ortaya çıkabilecek tıbbi sonuçlar için kolunu on saat radyuma maruz bırakıyor ve sonra gözlemlerini aktarıyor: ‘insan kesinlikle hiçbir şey hissetmiyor ama on beş gün sonra üst deride iyileşmesi zor bir kırmızılık beliriyor ve dokundukça acıyor’, şunları da ekliyor: ‘yaramdan memnunum, eşim de benim kadar mutlu.’
    Ortaya çıkan her önemli bilimsel buluşun iyi amaçlı kullanımıyla birlikte kötü amaçlı olarak da kullanılabilme kaygısı, bu buluşta da bilimsel camianın tartıştığı bir sorun olmuştur.
    Marie’nin buluşu, kanser başta olmak üzere birçok hastalığın tedavisi için bir ilk adım oldu…
    Çok büyük işler yaptı, bütün engellere göğüs gerdi, erkek egemen bilim dünyasının karşısında tek başına durdu ve her ne kadar ruhsal anlamda sorunlara neden olsalar da, umursamadan çalışmalarına gömüldü.

    ‘Sen ölümümdün/Seni tutabildim/Her şeyi yitirirken.’(Paul Celan)


    Özlem Bektaş
    Ağustos 2008
    İzmir

    Kaynaklar:
    1.Barbara Goldsmith, ’Madam Curie Saplantılı Deha’,Remzi Kitabevi,2007.
    2.Ondokuz Mayıs Üniversitesi Astronomi Kulübü:astom.omu.edu. tr.(erişim:Ağustos 2008).
    3.Vikipedi (erişim:Ağustos 2008).
    4.Büyük Larousse , 4.cilt, Gelişim Yayınları, 1986.

    alıntıdır

  3. #3
    Selametle... KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ Baktabul'un Çılgını KARLALESİ - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar
    9.186
    Blog Yazıları
    33
    Tecrübe Puanı
    107374954

    Tanımlı Ce: atom,

    John Dalton (6 EYLÜL 1766 - 27 TEMMUZ 1844)



    İngiltere'nin Eaglesfield, Cumberland da doğan Dalton, maddenin atom kuramına yaptığı katkılarıyla modern fiziksel bilimlerin kurucuları arasına giren İngiliz kimyacı ve fizikçidir.
    Queker mezhebinden bir dokumacının oğlu olan Dalton, henüz 12 yaşındayken Cumberland'taki bir Quaker okulunun yönetimini üslendi. İki yıl sonrada kardeşi ile birlikte Kendal'daki bir okulda öğretmenliğe başladı ve 12 yıl bu okulda çalıştı. O yillarda İngiltere kilisesine bağlı olmayanlar Cambiridge'de ve Oxford üniversitelerine alınmadığından, Presbiteryenler Manchester'da, hem papaz adaylarına hem de halktan kişilere üst düzeyde nitelikli öğretim olanağı amaç edinen New College'i kurmuşlardı. Dalton bu okuyda bur süre matematik ve doğa felsefesi öğretmenliği yaptıktan sonra 1800'de Manchester Edebiyat ve felsefe derneğinin sekreterliğini üstlendi. Hem halka açık hemde özel matematik ve kimya dersleri vermeye başladı. 1817'de Felsefe derneğinin başkanlığına getirildi ve ölümüne değin bu ünvanını korudu.

    Öğretmenliğinin ilk dönemlerinde yetenekli bir meteorolog ve alet yapımcısı olan zengin bir Quaker'in etkisiyle matematik ve meteoroloji konularıyla ilgilenmeye başladı. 1787'de başlattığı ve yaşamının sonuna değin sürdürdüğü ilk bilimsel çalışması, yaşadığı göl bölgesindeki iklim değişikliklerini inceleyen ve 200.000'in üzerinde kayıtın yer aldığı bir günce tutmaktı.1793'te "Meteorological Observations and Essays ( Meteorolojiye ilişkin gözlemler ve Makaleler ) adlı kitabını yayımladı. Daha sonra bitki ve böcek örnekleri toplamaya girişti. 1787'de tanık olduğu bir kutup ışığı ( atmosferdeki elektrik çalkantılarının etkisiyle gökyüzünde oluşan kimi zaman renkli şekiller) olayından etkilenerek bu konuyu araştırmaya yöneldi. Kuzey yarı kürede izlenen kutup ışığı olayları üzerine yazdıkları, öteki bili adamlarından bağımsız olarak geliştirdiği kendi özgün düşüncesinin ilk ürünlerindir.


    Kutup ışıkları araştırmaları sonucunda Yerin magnetikliği ile kutup ışınları arasında bir ilişki olması gerektiği sonucuna vardı: " Önceki bölümlerden elde edilen bulgulara göre kutup ışığı ışınlarının demire benzer bir yapıda olduğunu düşünmek zorundayız, çünki başka hiç bir madde magnetik değildir. Böylece atmosferin üst bölümlerinde demirin ya da daha doğrusu mıknatıs çeliğinin kimi özelliklerine sahip esnek bir akışkanın bulunduğu ve bu akışkanın magnetik özelliklerinin etkisiyle silindir biçimli ışınlar durumunu aldığı sonucuna varırız".
    Dalton, meteoroloji alanındaki araştırmaları sonucunda, alize rüzgarlarının yerin kendi çevresindeki dönme hareketinin ve sıcaklık farklılıklarının etkisiyle oluştuğu düşüncesini geliştirdi, ama bu kuramın daha önce 1735'te George HADLEY tarafından öne sürüldüğünden habersizdi. Ayrıca Baromatre (basınç ölçer ), termometre ( sıcaklık ölçer ) higrometre (nem ölçer ), yağmur bulutlarının oluşumu, atmosfer neminin yapısı,dağılımı ve buharlaşması ile Çiy noktası kavramı üzerine makaleler yazdı ve bunları Felsefe Derneği önünde okudu. Dalton, yağmurun, atmosfer basıncındaki değişikliklerden değil, sıcaklığın düşmesinden kaynaklandığını ilk olarak belirledi. Suyla yaptığı çalışmalar sonucunda suyun yoğunluğunun en yüksek olduğu sıcaklığı +5,80C olarak belirledi ( bu değer daha sonraları 3,970c olarak düzeltildi). Ayrıca kendisinde ve kardeşinde bulunan renk körlüğü üzerine, başka bilim adamlarıyla birlikte incelemeler yaptı ve "Extraordinary Facts Relating to the Vision of colors" ( 1794; Renklerin Görülmesine İlişkin Olağandışı Olgular) başlıklı makalesini yazdı.


    Dalton çevresinde bulunan ama henüz çözümlenmemiş bir çok problemi kolayca saptama becerisine sahip ve çok çeşitli konular üzerinde araştırmalar örgütleme yeteneğine sahipti. Bir dizi veriden kolayca bir kuram çıkarabiliyordu. Dehasının en çarpıcı ürünlerini 19. yüzyıla girerken başlattığı kimyasal çalışmalarıyla verdi. New Collegede altı yıl boyunca kimya dersleri vermesine karşın, kimya araştırmaları alanında hiç deneyimi yoktu. Bu alandaki çalışmalarına da gene sezgi gücü, bağımsız düşünme ve var olan olgulardan kalkarak kurama varma yetisine dayanarak girişti.
    Gazlar üzerine yaptığı ilk çalışmaların sonucunda kendi adıyla tanınan "Kısmi Basınçlar Yasası"nı buldu. Buna göre değişik gazlardan oluşan bir karışımın basıncı, bileşimde yer alan gazlardan her birinin tek başına uyguladığı kısmi basınçların toplamına eşitti. Dalton aynı deneylerden, gazların mutlak sıcaklıklarıyla doğru orantılı olarak genleştiklerine ilişkin yasayı geliştirdi ( bu yasa Dalton tarafından geliştirilmiş olmakla birlikte bu gün Charles Yasası olarak bilinir) Bu araştırmalarından elde ettiği bulgulardan kalkarak, gazların suda çözünürlüğünün kanıtlayan ve yayınım (difüzyon ) hızlarını belirleyen yeni deneyler gerçekleştirdi. Atmosferin yapısına ilişkin araştırmaları sonucunda da, kimyasal bileşimin 4500 m yüksekliğe kadar sabit kaldığını buldu. Kimyasal elementlerin gösterimine ilişkin bir simgeler sitemi geliştirdi ve elementlerin bağıl atom ağırlıklarını saptadıktan sonra 1803'te bunları bir tablo halinde düzenledi. Ayrıca, kimyasal bileşiklerin, Elementlerin ağırlıkça belirli basit oranlarda birleşmeleriyle oluştuğuna ilişkin kuramını ortaya attı; bu kuram daha sonraları belirli ve katlı ağırlık oranları yasalarının geliştirilmesine temel sağlayacaktı. Bütan bileşiğini bulan Dalton, eterinde yapısını çözümleyerek kimyasal formülünü kurdu. Son olarak ta en önemli çalışması olan ve tüm elementlerin atom adını verdiği aynı ağırlığa ve aynı yapıya sahip olan çok küçük ve bölünemez parçacıklardan oluştuğunu öne süren atom kuramını geliştirdi.

    Dalton'un çalışmaları ve çoğu New System of Chemical Philosophy ( 1808, 1810, 1827, 3 cilt; Yeni Kimya Felsefesi Sistemi) adlı yapıtında toplanan yazıları, yöntemlerinde bağımsız ve özgün, başka çalışmalardan yararlanmak konusunda çekingen, hatta bunun kendisini sık sık yanılgılara sürüklediğine inanan bir bilim adamının, olgulardan ve düşüncelerden sentezlere ulaşma dehasını çarpıca bir biçimde sergiler. Çok az dostu olan, hiç evlenmeyen neredeyse bir münzevi yaşamı süren,Dalton, kendini tümüyle bilimsel sorunlara çözüm bulmaya adamıştı.
    1882'de Royal Society'nin üyeliğine seçilen ve 1826'da bu derneğin altın madalyasıyla ödüllendirilen Dalton Fransız Bilimler Akademisi'nin muhabir üyeliğine kabül edildi. Ayrıca İngiliz Bilim geliştirme Derneği'nin kurucularındandır.

    Kaynak: Ana Britannica

    aıntıdır

+ Konu Cevapla

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 12-13-2011, 23:43
  2. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 12-13-2011, 23:24
  3. Marie Curie hayatı-Marie Curie kimdir,biyografisi
    By alos in forum Bilim Bilişim
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 12-13-2011, 19:53
  4. John Dalton kimdir?-John Dalton biyografisi,hayatı
    By sedat sencan in forum Bilim Bilişim
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 01-24-2009, 14:36
  5. Madam Bovary-Gustave Flaubert, Madam Bovary Kitap Özeti
    By küppra in forum Kitap Özetleri ve dergi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05-24-2008, 17:40

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375