+ Konu Cevapla
1 den 5´e kadar. Toplam 5 Sayfa bulundu
Like Tree1Likes
  • 1 Post By Gözdece35

Tevfik Fikretin Balıkçılar adlı şiirinin tahlili

 Forum Hakkında Katagorisinde ve  Sorun Cevaplayalım Forumunda Bulunan  Tevfik Fikretin Balıkçılar adlı şiirinin tahlili Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Meraba Bana Tevfik Fikretin Balıkçılar adlı şiirinin tahlili lazım yardım edermisiniz.....

  1. #1
    fbfevzi
    Misafir

    Oku Tevfik Fikretin Balıkçılar adlı şiirinin tahlili





    Meraba Bana Tevfik Fikretin Balıkçılar adlı şiirinin tahlili lazım yardım edermisiniz..

  2. #2
    Süper Üye Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını
    Üyelik Tarihi
    Feb 2011
    Mesajlar
    373
    Blog Yazıları
    7
    Tecrübe Puanı
    1490892

    Tanımlı Ce: Tevfik Fikretin Balıkçılar adlı şiirinin tahlili

    BALIKÇILAR
    Puan Ver :
    - Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder
    Bugün açız yine; lakin yarın, ümid ederim
    Sular biraz daha sakinleşir... Ne çare, kader

    - Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim
    Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur
    Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta

    - Olur
    Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala
    Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz
    Çocuk düşündü şikayetli bir nazarla: - Ya biz
    Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz

    Hâlâ
    Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi
    Döğerdi sahili binlerce dalgalar asabi

    - Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın
    Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme...
    Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın
    Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme
    Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira
    Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha

    Deniz dışarda uzun sayhalarla bir hırçın
    Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa

    - Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi, balığa
    - O gitmek istedi; "Sen evde kal!" diyor...
    - Ya sakın
    O gelmeden ben ölüsem

    Kadın bu son sözle
    Düşündü kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle
    Soluk dudaklarının ihtizaz-ı hasirine
    Bakıp sükut ediyorlardı, başlarında uçan
    Kazayı anlatıyorlardı böyle birbirine
    Dışarda fırtına gittikçe pür-gazab, cuşan
    Bir ihtilac ile etrafa ra'şeler vererek
    Uğulduyordu...

    - Yarın yavrucak nasıl gidecek

    Şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin
    Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak
    İlerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak -
    şırak döğüp eziyor köhne teknenin şişkin
    Siyah kaburgasını... Ah açlık, ah ümid
    Kenarda, bir taşın üstünde bir hayal-i sefid
    Eliyle engini güya işaret eyleyerek
    Diyordu: "Haydi nasibin o dalgalarda, yürü!"

    Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; "Yürümek
    Nasibin işte bu! Hâlâ gözün kenarda... Yürü!"
    Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine
    Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?

    Deniz ufukta, kadın evde muhtazır... Ölüyor
    Kenarda üç gecelik bar-ı intizariyle
    Bütün felaketinin darbe-i hasariyle
    Tehi, kazazede bir tekne karşısında peder
    Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor
    Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler... Yazar : Tevfik Fikret

  3. #3
    Süper Üye Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını
    Üyelik Tarihi
    Feb 2011
    Mesajlar
    373
    Blog Yazıları
    7
    Tecrübe Puanı
    1490892

    Tanımlı Ce: Tevfik Fikretin Balıkçılar adlı şiirinin tahlili

    Tevfik Fikret, 24 Aralık 1867'de İstanbul'da, Aksaray'ın Kadırga semtinde doğdu. Asıl adı Mehmet Tevfik olan şair, Tevfik Fikret ismini kullandı. Küçük yaşta iken Sakız Adalı bir Rum olan annesini kaybetti, Çankırılı olan babası ise uzun yıllar sürgündeydi. Henüz 12 yaşındayken öksüz kalan Tevfik Fikret'i ve kız kardeşini yengesi ve anneannesi yetiştirdi.

    Ortaöğremine önce Mahmudiye Rüştüyesi'nde başladı. Ardından Galatasaray Lisesi'ne devam etti. Muallim Naci, Recaizade Mahmut Ekrem gibi önemli edebiyatçılardan dersler aldı ve ilk şiirini 1883 yılında henüz lisedeyken yayımlandı. 1888 yılında Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra, Nezareti İstişare Odası'nda katip olarak çalışmaya başladı.

    Kısa bir süre sonra Maarif Mektubi Kalemi'ne atandı. Ancak kazancının yeterli olmaması nedeniyle buradan ayrılarak çeşitli memurluklarda görev aldı. Bu görevler arasında Ticaret-i Mekteb-i Alisi'nde hat ve Fransızca öğretmenliği de bulunuyordu.

    1890 yılında 22 yaşındayken kız öğretmen okulu öğrencisi olan kuzeni Nazime Hanım'la evlendi. Bu dönem çeşitli şiir yarışmalarına katılıyordu. 1891 yılında "Mirsad" adlı derginin açtığı şiir yarışmasında birincilik ödülü aldı. Aldığı bu ödülle edebiyat dünyasının dikkatlerini üstüne Çeken Tevfik Fikret, 1892 yılında Galatasaray Lisesi'nde Türkçe öğretmenliği yapmaya başladı.

    1894 yılında, Hüseyin Kazım Kadri ve Ali Ekrem Bolayır ile birlikte "Malûmat" adlı dergiyi çıkarmaya başladılar. Aynı yıl hükümetin maaşlarda kesinti yapması üzerine tepki olarak Galatasaray Lisesi'ndeki işinden ayrıldı. Ertesi yıl Robert Koleji'nde Türkçe öğretmenliği yapmaya başladı.

    1896 yılında eski öğretmeni ve yakın arkadaşı Recaizade Mahmut Ekrem'in yardımları ile "Servet-i Fünun" dergisinin yazı işleri müdürlüğüne getirildi. Dergi onun döneminde, Halit Ziya Uşaklıgil, İsmail Safa, Mehmet Rauf, Samipaşazade Sezai ve Hüseyin Cahip gibi isimlerin bulunduğu Edebiyat-ı Cedide'nin yayın organı kimliği kazandı. II. Abdülhamit döneminde özellikle aydınlar üzerinde büyük baskılar vardı. Yayın organları denetlenmekte ve "jurnal" denilen astihbarat ajanları padişah hakkında en küçük bir eleştiride bulunanları gözaltına almaktaydı. Tevfik Fikret de, arkadaşları ile katıldığı bir toplantıda II. Abdülhamit aleyhine bir şiir okuduğu iddiasıyla gözlatına alındı. Evi aradı ve söz konusu şiir ele geçirilemeyince serbest bırakıldı. Bundan sonra birçok kez gözaltına alındı. Bütün bu gelişmeler sonucunda edebiyat dünyasından uzaklaşmasına sebep oldu.

    Aynı dönem "Servet-i Fünuncular" arasında görüş ayrılıkları başlamıştı. Bir süre sonra derginin sahibi ile anlaşamayarak yazı işleri müdürlüğünden istifa etti. 1900 yılında ilk kitabı "Rübab-ı Sikeste" yayımlandı. 1902'de kız kardeşini, 1905'te de babasını yitirmesi daha da içe kapanmasına neden oldu. Daha sonra Robert Koleji'ndeki görevine ağırlık verdi ve olaylardan uzaklaşmak amacı ile 1906 yılında, Robert Koleji'nin yakınlarına eşi ve oğlu ile birlikte yaşamak üzere "Aşiyan" adlı evi yaptırdı. Bu dönem "Sis", "Sabah Olursa" ve "Bir Lahza-i Taahhur" adlı eserlerini yazdı. Bu ev daha sonra Tevfik Fikret Müzesi'ne dönüştürülmüştür.

    24 Temmuz 1908'de Meşrutiyet'in ilan edilmesi inzivadan biraz da olsa çıktı. Aynı yıl arkadaşları ile birlikte "Tanın" gazetesini çıkardı. Servet-i Fünuncular ile birlikte çalışmaya başladı. Dergi İttihat ve Terakkicilerin yayın organı haline gelmişti ve Tevfik Fikret bu yeni düzene çok güvenmekteydi. Ancak yeni İttihat ve Terakki hükümetinin beklendiği gibi çıkmaması üzerine kendisine önerilen Maarif Nazırlığı görevini reddederek dergiden ayrıldı.

    1909 yılında onun yerine Maarif Nazırlığı'na atanan Abdurrahman Şeref'in yardımlarıyla Galatasaray Lisesi'ne müdür olarak atandı. Okulda yaptığı yenilikler tepkilere sebep olmaktaydı. 31 Mart Olayı'nın çıkmasını protesto etmek amacıyla kendini okulun kapısına zincirle bağlattı ve ertesi gün istifa etti. Ancak öğrencilerin ve Nail Bey'in ısrarlarıyla görevine döndü. Kısa bir süre sonra yeni Maarif Nazırı Emrullah Efendi ile anlaşmazlıklar başladı ve okuldaki görevinden bir daha dönmemek üzere ayrıldı.

    1912 yılında meclisin kapatılması üzerine "Doksan Beşe Doğru" adlı şiirini yazdı. İttihat ve Terakki iktidarına muhalif oldu. Modern bir okul açmak ve yeni bir edebiyat dergisi çıkarmak gibi projeleri bulunuyordu. Ancak şeker hastalığnın ilerlemesi nedeniyle bu projeler yarım kaldı. 15 Ağustos 1915'te tedaviyi reddettiği için İstanbul'da öldü. Naaşı Eyüp'teki aile mezarlığına defnedildi.

    Tevfik Fikret'in Türk şiirinin batılı anlamda bir kimlik kazanmasında rolü büyüktür. Abdülhak Hamit Tarhan ve Recaizade Mahmut Ekrem'den oldukça etkilenmiş, Servet-i Fünun'da yayımlanan şiirleri bu ağırlıkta olmuştur. Genellikle aşk, tabiat ve günlük yaşamla ilgili konularda yazan Tevfik Fikret, Servet-i Fünun topluluğunun dağılmasından sonra şiirlerinde hürrüyet ve medeniyet temasına ağırlık vermiştir. İlk şiirlerinde "sanat için sanat" temasına bağlı kalmış, daha sonraki dönemlerde toplumcu konulara eğilmiştir.

    Tevfik Fikret, Fransız şiirinden etkilenmiş, özellikle François Coppe'nın tarzını almıştır. Aşırı titiz yazı dili ile dikkat çeken şair, Türk Edebiyatı'nda şiire yön veren isimlerden biri olmuştur. İlk kez 1900 yılında yayımlanan "Rübab-ı Şikeste"de toplumsal sorunlara ağırlık vermiştir. Ardından 1911'de yayımlanan "Haluk'un Defteri" adlı şiir kitabında özellikle oğluna ve Osmanlı gençliğine çalışkanlık, yurt sevgisi ve erdemli olma gibi öğütler vermiştir. Aynı yıl basılan "Rübab'ın Cevabı" adlı şiir kitabında esas konu halk ve yaşadıkları acılardır. Bu kitapta yer alan "Tarih-i Kadim'e Zeyl" adlı şiiriyle kendisini eleştiren Mehmet Akif Ersoy'a yanıt vermiştir. En sade dil kullandığı şiirleri 1914'de yayımlanan "Şermin" adlı kitabında bulunmaktadır.

    Tevfik Fikret, şiirlerinde çoğu zaman aruz kullanmış, beyit bütünlüğünü kırmış ve anlamın beyitte tamamlanması geleneğini ortadan kaldırmıştır. Yazı dilini düz yazıya benzetmiştir. Fransız şiirinden etkilenmiş, divan şiirinin nazım şeklini serbest müstezat biçimini ortaya çıkarmıştır. Tevfik Fikret'in "Balıkçılar", "Nesrin", "Ramazan Sadakası", "Hasta Çocuk" gibi manzum şeklinde yazılmış hikayeleri de bulunmaktadır.

    ESERLERİ

    Rübab-ı Şikeste (1900-1984)
    Haluk’un Defteri (1911-1984)
    Rübabın Cevabı (1911-1945)
    Şermin (1914-1983)
    Tarih-i Kadim (1905)
    Son Şiirler (1952, Yayına hazırlayan Cevdet Kudret)

  4. #4
    Süper Üye Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını Emregu Baktabul'un Çılgını
    Üyelik Tarihi
    Feb 2011
    Mesajlar
    373
    Blog Yazıları
    7
    Tecrübe Puanı
    1490892

    Tanımlı Ce: Tevfik Fikretin Balıkçılar adlı şiirinin tahlili

    Balıkçılar
    -Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder,
    Bugün açız yine; lâkin yarın, ümid ederim,
    Sular biraz daha sakinleşir... Ne çare, kader!

    - Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim
    Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur;
    Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta...

    - Olur;
    Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala;
    Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz...
    Cocuk düşündü şikayetli bir nazarla: - Ya biz,
    Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz?

    Hâlâ
    Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi
    Döverdi sahili binlerce dalgalar asabi.

    - Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın;
    Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme...
    Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın;
    Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme,
    Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zirâ
    Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha!

    Deniz dışarda uzun sayhalarla bir hırçın
    Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa.

    - Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi, balığa?
    - O gitmek istedi; 'Sen evde kal! ' diyor...
    - Ya sakın
    O gelmeden ben ölürsem?

    Kadın bu son sözle
    Düşündü kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle
    Soluk dudaklarının ihtizâz-ı hâsirine
    Bakıp sükût ediyorlardı, başlarında uçan
    Kazayı anlatıyorlardı böyle birbirine.
    Dışarda fırtına gittikçe pür-gazab, cûşan
    Bir ihtilâc ile etrafa ra'şeler vererek
    Uğulduyordu...

    - Yarın yavrucak nasıl gidecek?

    şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin
    Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak
    ilerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak -
    şırak dövüp eziyor köhne teknenin şişkin
    Siyah kaburgasını... Ah açlık, ah ümid!
    Kenarda, bir taşın üstünde bir hayâl-i sefid
    Eliyle engini güya işaret eyleyerek
    Diyordu: 'Haydi nasibin o dalgalarda, yürü! '

    Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; 'Yürümek,
    Nasibin işte bu! Hâlâ gözün kenarda... Yürü! '
    Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine
    Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?

    Deniz ufukta, kadın evde muhtazır... ölüyor:
    Kenarda üç gecelik bâr-ı intizâriyle,
    Bütün felaketinin darbe-i hasariyle,
    Tehi, kazazede bir tekne karşısında peder
    Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor;
    Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler...


    Tevfik Fikret

  5. #5
    yabanci Gözdece35 Buraların yabancısı
    Üyelik Tarihi
    Mar 2012
    Mesajlar
    9
    Tecrübe Puanı
    64

    Tanımlı Ce: Tevfik Fikretin Balıkçılar adlı şiirinin tahlili

    “Balıkçılar” (1897) şiirinde Tevfik Fikret, anlatı merkezli bir üslupla acıma ve fakirlik duygusunu harekete geçirmektedir. Şiir, sosyal bir
    yaraya göndermede bulunmaktadır. Fakir bir balıkçı ailesinin geçim derdi
    ile bu ailenin sıkıntıları tasvir edilmektedir. Şiirin asıl kahramanı, hasta
    anne ve babasına yardım edebilmek için balık tutmak zorunda kalan kü-
    çük bir çocuktur. Şiir; anne, baba ve çocuk arasındaki konuşmalardan
    oluşmaktadır. Balık tutabilmek için suların sakinleşmesini ümit içinde
    bekleyen aile için bu sakinlik aynı zamanda yaşamlarında da bir dinginli-
    ğe ulaşmayı sembolize eder. Hem bireysel hem de sosyal konuları işlediği
    şiirlerinde belirsizlik olgusuna göndermede bulunan Tevfik Fikret, bu
    şiirinde de yarının belirsizliğini işlemektedir. Bu belirsizlikle beraber ele
    alınan açlık olgusu ve küçük bir çocuğun açlıkla mücadelesi, şiirin temasını oluşturmaktadır:

    “—Bugün açız yine evlâtlarım, diyordu peder;
    Bugün açız yine; lâkin yarın ümîd ederim,
    Sular biraz daha sakinleşir… Ne çâre kader!”
    (Tevfik Fikret 2005: 30)
    Şiirin ilk mısraındaki, “Bugün açız yine evlâtlarım” ifadesi ile şair, balık-
    çı ailesinin dramının bir evveliyatı bulunduğuna göndermede bulunmaktadır. Sefaletin oluşturduğu sıkıntılara rağmen, bir sonraki gün için ümitli
    olan balıkçı ailesi, kadere tam bir teslimiyet içindedir. Bu teslimiyet olgusunda, çocuğa ümit verme ve onu yaşamdan soğutmama amacı söz konusudur. Şiirin devamında, oğlunu cesaretlendiren baba, çocuğunu yaşama
    karşı hazırlamakta ve onun yaşamdaki ezilmişlikten kurtulmasını istemektedir. Ailenin hem ümit verici hem de kadere teslim olan tutumu
    karşısında, çocuğa fedakârlık yapmak düşer:
    “ —Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim
    Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur;
    Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta…”
    (Tevfik Fikret 2005: 30)
    Yukarıdaki dizelerde küçük bir çocuğun ailesine bakabilmek için gösterdiği cesareti dile getiren şair, ümitsizlik karşısında ümidi yüceltir. Aynı
    ümitsizlik/ümit, karamsarlık/iyimserlik çatışmasını, Tevfik Fikret’in
    “Hasta Çocuk” (1896) şiirinde de görürüz. Öyle ki bu şiir, ümit olgusunu
    fazlaca içerdiği için eleştirilmiş, Tevfik Fikret de bu eleştirilere cevap
    vermek üzere bir yazı yazmak durumunda kalmıştır. “Hasta Çocuk”un
    yazılmasında oğlu Halûk’un bir gece ansızın hastalanması rol oyna(mıştır)”(Parlatır 2004: 54). Kendi oğlunun hastalanmasından duyduğu
    sıkıntı ile bu şiiri yazan Tevfik Fikret’in karamsar kimliğini bu şiirde
    göremeyiz:
    “—Bugün biraz daha rahattı, çok şükür…
    —Elbet
    Geçer, bu korkulacak şey değil,
    —Fakat nevbet
    Zavallı yavrucağın hâlini harâp ediyor:”
    (Tevfik Fikret 2005: 30).
    Tevfik Fikret, şiirlerinde “zavallı” ve “yavrucak” ifadelerini kullanarak
    ruhunda oluşan acıma duygusunu yansıtır. Gerçeği olduğu gibi kabullenmekte zorlanan ve çoğu zaman bu kabullenişle birlikte hayata küsen ve
    aşırı bir karamsarlık gösteren şair, bu şiirinde umudu yaşamın içine yerleştirir. Şiirin devamında, çocuğu hasta olan annenin ruhundaki kırılmaları, güçsüzlüğü ve hesaplaşmaları yansıtan şair, çocuğun yattığı odayı bir
    “mezar”a benzetir. Şiirde kullanılan, “teessür, mezar, samt, sükûn, baran, TÜBAR-XXIV-/2008-Güz/Beyhan KANTER
    50
    inilti ve melal” sözcükleri ile şair yaşanan trajik durumu yansıtır. Bu sözcükler, etkileyiciliklerini şairin ruhunda oluşan üzüntünün içtenliğinden
    alır.
    Şiirlerinde anlatıya dayalı bir dil kullanan Tevfik Fikret, şiirin devamında anne ile çocuğun konuşmalarını, anlatım merkezli şiirsel bir
    söylemle dile getirir. Yukarıdaki dizelerde çocuğu “zavallı” olarak nitelendiren şair, çocuğun durumundan sonra annenin içinde bulunduğu psikolojiyi yansıtır ve anneyi de aynı şekilde “zavallı” olarak nitelendirir;
    “Zavallı anne şu bir tek hediyye-i ömrün
    Sa’detiyle garîk-i sürûr iken daha dün,
    Bugün başında nigeh-bân-ı pür- teessürdür,
    Mezar gibi oda samt ü sükûn ile pürdür.
    Nedir iniltisi hariçte bad-ı sermânın?
    Bükâsı hastaya aid midir şu bârânın?
    Teessürât-ı beşerden gelir mi dehre melâl?
    “Zihî tasavvur-ı bâtıl, zihî hayal-i muhâl!”
    (Tevfik Fikret 2005: 31).
    Çocuk, kadına sunulan en büyük hediyedir. Dolayısıyla kadın, varlığını
    annelikle tamamlar ve annelikle kadınlık bilincine ulaşır. Bu bilincin
    eşiğindeki kadın, çocuğunun varlığı ile teselli bulur ve kendine yaşamda
    bu amaçla bir yer edinmeye çalışır. Yukarıdaki dizelerde Tevfik Fikret,
    çocuğu hasta bir kadının ruhundaki kırılmaları ve eksiltileri yansıtmaktadır. Odayı “mezara” benzeten şair, odanın sessizliği ile mezarın sessizliği
    arasında bir bağ kurmaktadır. Mezar, sessizliği ve yalnızlığı temsil eder.
    Mezarın başında bulunan insanlar ve mezarın içindeki insanlar iki ayrı
    dünyanın merkezindedirler ve birbirlerine hem çok uzak, hem çok yakındırlar. Fakat yakınlıkları somut bir gerçekliği yansıtmaz. Bu nedenle mezarın içindekine, ne bir ses ne de başka bir eylem ulaşabilir. Şair, yukarı-
    daki dizelerde hasta çocuğu; mezardaki ölüye, hasta çocuğun annesini de
    mezarlık başında bekleyen umutsuz ve huzursuz insana benzetmektedir.
    Şiirin devam eden mısralarında, şair yine mezar eğretilemesini kullanmaya devam eder;
    “Zavallı annecik ümmîd ü bîm içinde tebâh;
    Önünde gözlerinin bir yığın türâb-ı siyâh;
    Görür o toprağa üftâde nûr-ı dîdesini,
    Mezar iniltisidir zanneder boğuk sesini”
    (Tevfik Fikret 2005: 31).
    Annenin “zavallı” olarak düşünülmesi, içinde bulunduğu şartlardan dolayı korku ve ümit içinde bitkin düşmesinin sonucudur. Annenin gözünün
    önünde oluşan “siyah toprak” umutsuzluğunun yansımasıdır. Şiirde kullanılan “teessür, mezar, samt, sükûn, baran inilti ve melâl” sözcükleri
    santimantal havayı yansıtır. Bu sözcüklerin gücü, şairin ruhundaki derin
    üzüntüden ve bedbinlikten gelir.
    LoNELy.RoaD likes this.

+ Konu Cevapla

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-10-2012, 17:30
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-17-2009, 09:48
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07-23-2008, 13:28
  4. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 05-23-2008, 20:43
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-19-2007, 15:30

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375