+ Konu Cevapla
1 den 3´e kadar. Toplam 3 Sayfa bulundu

yazı yazılan araçlar

 Forum Hakkında Katagorisinde ve  Sorun Cevaplayalım Forumunda Bulunan  yazı yazılan araçlar Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

  1. #1
    Kayıtsız
    Misafir

    Hediye yazı yazılan araçlar





    acilllllllllllllllll bilen yazsın

  2. #2
    Onursal Üye cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2010
    Bulunduğu Yer
    Bilinmeyen yerden
    Mesajlar
    4.438
    Blog Yazıları
    740
    Tecrübe Puanı
    107374626

    Tanımlı Ce: yazı yazılan araçlar

    İLK YAZI YAZMADA KULLANILAN ARAÇLAR


    Mumu bilmeyen yoktur. Gelgele-lim, balmumundan bir kitabı görenler pek azdır. Yağ gibi eritilebilen bir kitap; tuğla kitaplardan da, şerit kitaplardan da çok daha yadırgatıcıdır.

    Romalıların icat ettiği balmumun^ dan kitapların neredeyse geçen yüzyılın başlarında, Fransız devrimine kadar kullanıldığını bilenler pek a£-dır. ‘” ‘

    Balmumundan kitap, bizim cep defterlerimiz büyüklüğünde birkaç levhadan yapılmıştır. Her levhanın bir dikdörtgen biçiminde

    oyulmuş olup buraya san ya da siyaha boyanmış balmumu doldurulur. Bu levhaların iki köşesinde delikler vardır. Bu deliklerden geçirilen kurdelalarla, levhalar birbirine bağlanarak bir kitap halini alırdı. Birinci ve sonuncu levhanın dış yüzlerinde balmumu bulunmazdı. Böylece kitap kapandığında balmumu iç yüzündeki yazıların silinmesinden korkulmazdı.

    Bu levhaların üzerine neyle yazılıyordu?

    Kuşkusuz, mürekkeple değil. Bu iş için bir ucu sivriltilmiş, öteki ucu yuvarlaklaştınlmış çelik kalemler kullanılıyordu. Kalemin sivri ucu ile yazar, daha doğrusu çizerlerdi. Yuvarlak ucu ile de, düzeltir ya da silerlerdi, işte bizim silmek için kullandığımız lastiklerin ilklerinden biri de buydu.

    Balmumlu yazı tahtaları çok ucuzdu. Dolayısıyla karalamalar, notlar, günlük hesaplar, tezkereler, hatta mektuplar bile bunların üzerine yazılıyordu. Roma’ya uzak Mısır’dan getirilen papirüs pahalıydı. Bu yüzden de yalnız kitap yapmakta kullanılıyordu.

    Bu yazı tahtaları, dayanıklı olmak bakımından da çok elverişliydi, Mektubunu balmumundan yazı tahtası üzerine yazan bir Romalı, mektubunun cevabını da aynı yazı tahtası üzerine yazılmış olarak alırdı. Kalemin sivri ucu ile yazılan yazıları aynı kalemin yuvarlak ucuyla birçok kez silmek, sonra yeniden yazmak mümkündü.

    O çağın genç yazıcılarına: ”Kaleminizin yuvarlak ucunu sık sık kulla-’ nımz!” (yani, yazdıklarınızı düzeltiniz!) diye öğüt verirlerdi.

    “İyi kalemi Var”, (yani, “güzel yazı yazıyor!”) sözü bugün bile kul-lanılmaktadır.

    132

    Balmumunun rahatlıkla sil inebilmesi her zaman kolay değildi. Bazen gizli ve önemli mektupların yollarda bunları ele geçirenlerce silinmiş ya da değiştirilmiş bir duruma geldiği de olurdu. Bunu önlemek için de, gizli mektubun üzerine bir kat balmumu daha dökülür, bunun üzerine de: “Nasılsın, iyi misin? Bize yemeğe gel-sene!” gibi sudan birkaç söz yazılırdı. Böyle bir yazı tahtası gelince; üstündeki balmumu tabakası yavaşça kaldırılır, alt tabakadaki asıl yazı okunurdu. O dönemin mektupları tıpkı şimdiki evler gibi bir katlı da, birçok katlı da olabilirdi.

    Taş üstünde dik ve düzgün duran Latin harfleri, Papirüs üzerinde yu-varlaklaşmış, balmumu üzerinde de okunmaz olmuştu.

    Balmumu üzerinde yazılmış bir Romalı yazısını ancak bir paleograp-he, ya da esk; j ■ ;ı’ı uğraşan biri sökebilirdi. Bu işit: n anlamayanlarını da bu eğribüg.. ve bu kargacık burgacık yazıları sökmesi olanaksızdır.

    Ancak şimdi kurşun kalemin ve ucuz kâğıdın ortaya çıkışından sonra balmumu levhalardan vazgeçi lebi İdi. Oysa, birkaç yüzyıl öncesine kadar hiçbir öğrenci kemerinde bir balmumu levha olmadan edemezdi..

    Balmumu tahtalarını yalnız Öğrenciler kullanmıyordu. Papazlar, kilise hizmetleriyle ilgili emirlerini; şairler, şiirlerini; tüccarlar, hesaplarını ve soylu sevgililer, aşk mektuplarını ya da düello çağrılarını hep bunların üzerine yazarlardı. Bazıları gürgenden yapılmış, sağlam olsun diye üzeri deri kaplı, İçi içyağı karışık pis bir balmumu ile sıvalı biçîmsİz yazı tahtaları da kullanılırdı. Bazıları kızıl ağaçtan yapılmış zarif yazı tahtaları kul-tiiıulıklım gibi, fildişinden yapılmış,


    Bütün bu milyonlarca balmumlu levha rie oldu? Bizim bugün gereksiz kâğıtlara yaptığımız gibi onlar da çoktan yakıldı ya da çöpçülüğe atıldı. Gerçekte, iki bin yıl önce yaşayan bir Romalı tarafından yazılmış bu levhalardan her biri için neler verilmezdi!.. Romalılar döneminden kalma bu levhalardan pek azı korunabilmİştir. Bunlardan çoğu da Pompeİ'de Ceci-lius Yucıındtıs adlı bir bankerin evinde bulundu. Kent, komşusu olan Her-culanum ile birlikte Vezüv yanardağının püskürmelerinden birinde küllerle örtülmüştür. Bu yanardağ püs-kürtüsü olmasaydı, bu levhalar da günümüze dek gelemezdi. Roma papirüslerinden bugüne kadar gelenler, ancak Herculanım'da küller altında bulunan 24 tomardır.

    Daha papirüsün en parlak döneminde ona zorlu bir rakip türemişti: Parşömen! Çok eski zamanlardan beri çobanlıkla geçinen uluslar yazılarını evcil ve yaban hayvanı derileri üzerine yazarlardı. Ama derinin yazı yazmaya uygun bir madde; yani, parşömen haline gelebilmesi için iyice terbiye edilmiş olması gerekti. Bakın bu nasıl olmuştu:

    ANADOLU YİNE ÖNDE Eski Mısır’ın İskenderiye kentindeki kitaplıkta bir milyona yakın papirüs tomarı bulunuyordu. Bu kitaplığın zenginleşip büyümesinde, P(olo-me sülalesi’nden gelen Firavunlar çok çalışmışlardı. Böylece İskenderiye kitaplığı uzun yıllar boyunca dünyanın en önde gelen kitaplığı oldu. Fakat bir süre sonra bir başka kitaplık, Anadolu’daki Bergama kenti kitaplığı onunla yarışmaya başladı. O sırada hükümdarlık eden Mısır Firavunu, Bergama kitaplığını acımasızca cezalandırmaya karar verdi ve ülkesinden Anadolu’ya papirüs gönderilmesini yasakladı.

    133

    Bergama hükümdarı da buna karşılık şöyle bir önlem düşündü: Yurdunun en usta adamlarını yanına çağırıp koyun ya da keçi derisinden papirüs yerini tutacak ve yazı yazmaya uygun bir madde hazırlamalarını buyurdu. İşte o günden sonra Bergama, uzun süre dünyaya parşömen satan bir kent haline geldi.

    Yunanca “Pergament” adını taşıyan Parşömen, doğduğu kentin (Pergamon) adını alarak böyle icat olunmuştu.

    Parşömen, birçok bakımlardan papirüsten üstündü. Kırılacak diye korkmadan kesilebilir ve katlanabilirdi. Ama, parşömenin bu üstünlükleri ilkin pek görülüp bilinemedi. Parşömeni de tıpkı papirüs gibi dürüp büküp tomar haline getiriyorlardı. Kısa bir süre sonra parşömenin katlanabileceği ve defter haline getirilebileceği anlaşıldı. Ayrı ayn yapraklardan di– kilmiş kitap da böyle ortaya çıktı.

    Yaş keçi, koyun ya da dana derileri yumuşasın diye önce suda bırakılırdı. Sonra da bıçakla yağları kazınır ve küllü suya yatırılırdı. Bu durumdaki derilerin kılları bıçakla kolayca sıyrılırdı. Giderek bu temizlenmiş deriler tebeşirle oğulur ve sünger taşı ile parlatılırdı. Sonunda ince, sarımtırak ve her iki yanı düz ve parlak bir deri ortaya çıkmış olurdu.

    Parşömen ne kadar ince olursa, o kadar değerli sayılırdı. Bütün bir tomarı bir ceviz kabuğuna sığdıracak kadar ince parşömen yapmak ustalığını gösterenler de çıktı elbet. Nite-Rim, İyi söz söylemekle tanınmış Romalı Ciceron, “İlİada”nın yirmi dört şarkısının bütününü içine alan küçücük bir parşömen tomarını gözleriyle görmüş olduğunu anlatır.

    Derinin kenarları kocaman bir deri yaprak meydana getirecek şekilde kesilirdi. Bu yaprak ikiye katlanır ve

    bundan birkaçının bir araya gelişinden de bir defter oluşurdu. Defterler, genel olarak İkiye katlanmış dört yaprak olurdu. Sonraları deriler dörde, sekize ve on altıya katlanmaya başlandı. Böylece derinin dörtte, sekizde, onaltıda biri büyüklüğünde olmak üzere çeşitli boylarda kitaplar yapıldı.

    Papirüsün yalnız bir tarafına yazılırdı. Oysa, parşömenin iki tarafına da yazılmaya başlandı. Bu, büyük bir özellikti. Bütün bu yanlarına karşılık, parşömen daha uzun süre kesin olarak papirüsün yerini tutamadı. Parşömen, bir eserin temize çekilmesi için kullanılırdı. Ama müsvedder kitapçı dükkânına geldiğinde, bunlar, papirüs tomarlarına kopya edilirdi. Böylece bir yazarın eseri, balmumun-dan parşömene, parşömenden papirüse bir gezi yaptıktan sonra papirüs tomarı halinde okurlara kadar uzanırdı.

    Fakat zamanla Mısır gittikçe daha az papirüs üretmeye başladı. Hele Araplar, Mısır’ı aldıktan sonra Mısır’dan Avrupa ülkelerine olan papirüs gönderilişi büsbütün durdu. İşte ancak o gün parşömen kesin bir zafere ulaştı.

    Bu, pek de olumlu bir zafer değildir. Büyük Roma İmparatorluğu, bu olaydan birkaç yüzyıl önce kuzeyden ve doğudan gelen yarı ilkel kavimler -ce yıkıma uğratılmıştı.

    Bitmez tükenmez savaşlar bir zamanlar zengin olan kentleri ıssız bir duruma getirmişti. Her geçen yıl yalnız bilginlerin değil, okuma-yazma bilenlerin sayısı da gittikçe azalmıştı. Parşömen, kitap kopya etmeye yarayan biricik araç olarak kaldığında, onun^üstüne yazı yazacak kişi de hemen hemen kalmamış gibiydi.

    Romalı kitapçıların büyük kopya işlikleri çoktan kapanmıştı. Yalnız kral saraylarında, ağdalı bir dille mektuplar yazan yazıcılar kalmıştı. Bundan başka, kuytu ormanlar da ya da ıssız vadilerde kaybolmuş manastırlarda sevap işlemek İçin kitap kopya eden keşişlere de rastlamak mümkündü.

    Daracık odasında ve uzun arkalıklı iskemlesinde oturan keşiş San Se-bastien’in yaşamı büyük bîr dikkatle kapyo ettiği kitaplar arasında geçiyordu. Acelesi yoktu. Kalemini sık sık kâğıdın üstünden kaldırarak bakar, dikkatle ve Özenle yazardı. Keşiş; yazıları ucu sivriltilmiş ve ortasından yarılmış bir kamış kalemle ya da bir kuş tüyüyle yazardı. En çok kullanılan kaz ya da karga tüyü idi.

    KİTAP… KİTAP!..

    O çağlarda kullanılan mürekkep de Romalıların ya da Mısırlıların kullandıkları mürekkepten ayrıydı. Parşömen üzerine yazmak için deriye iyice »inen ve silinmesi kolay olmayan, o/rl, dayanıklı bir mürekkep icat oiııiituıi)hı. Hu mürekkep, bugün de

    birçok mürekkeplerin yapıldığı gibi mazı soyundan (mürekkep kozası), demİrsülfattan ve reçineden (ya da Arap zamkından) yapılırdı.

    Mürekkep kozasını, mürekkep ağacında yetişen bir ceviz sananlar vardır. Sütten ırmaklar, pastadan duvarlar olmadığı gibi mürekkep ağacı da yoktur. Mürekkep kozası; gerçekte koza değil, bazan meşe ağacının kökünde, bazan kabuğunda ve bazan da yaprağında büyüyen şişler, urlardır. Bunların suyunu eritilmiş demirsulfat ile karıştırırlar. (Demirsulfat, demirin sülfrik asit İçinde eritilmesinden meydana gelen yeşi! renkli güzel (tllûrlar-dır). Bundan siyah renkli bir sıvı elde edilir. Bunu koyulaştırmak içinde içine Arap zamkı katılır.

    İşte, artık kâğıdın icat edilmiş olduğu günlerden kalma eski bir elyazması kitapta bulunan ve o zamanki mürekkeplerin nasıl yapıldığını anlatan bir reçete:

    “Mazıları bir Ren şarabı içine atarak güneşe ya da sıcak bîr yere bırakınız. Elde edilecek sarı suyu bir bezDen süzdükten ve mazıları da ezdikten sonra bu suyu başka bir şişeye doldurunuz. Buna, unla karıştırılmış demir sülfat katınız. Sık sık, bir kaşıkla karıştırınız. Güzel bir mürekkep elde etmiş olursunuz.

    Mazıların yeter derecede, Ren şarabının da mazıların içinde kaybolacak miktarda olması gerekir: İstediğimiz ölçüyü tutturabilmeniz için de-mirsülfatı azar azar koyunuz. Mürekkebi kaleminizle kâğıdın üzerinde bir deneyiniz, İstediğiniz kadar siyah olmadığını görürseniz, koyultmak için biraz reçine tozu katınız, sonra da dilediğinizi yazınız!”

    Bu eski mürekkepleri günümüzdeki mürekkeplerimizden ayıran şaşırtıcı bir özellik vardı. O mürekkeple yazıldığında önceleri yazının rengi çok soluk olurdu. Aradan bir süre.geçtik-.. ten sonra yazı kararırdı. Bizim şim-B diki mürekkeplerimiz ise, içlerine boya katabildiğimiz için daha iyidir. Bu nedenle de bunları yalnız okuyan değil, yazan da iyi görebilir.

    Birkaç yüzyıl sonra, (yine keşiş takımından) para için çalışan yazıcılar ortaya çıktı. Bunlar artık “sevaba girmek” yerine satış için ve ısmarlama olarak kitapları temize çekiyorlardı.

    Zamanla kitaba olan gereksinim de arttı. Giderek kitaplar çarşıda satılır oldu. Kitapçı dükkânlarından yalnız din kitapları değil; masallar, hikâyeler de satın almak mümkündü. Kentler ve ülkeler arasında kitap ticareti arttı. Yazıcılar, iş çevrelerinde ticaret mektupları yazmaya başladılar.

    Parayla tutulmuş yazıcıların her harf üzerinde ayrı ayrı durmaya ve onu süslemeye vakitleri kalmamıştı. Artık, gerek kitap sayfalarında ve gerek büro mektuplarında yöntemine göre yazılmış; düzgün, okunaklı yazının yavaş yavaş nasıl acele yazılmış okunaksız yazılara yerini bıraktığını görmeye başlıyoruz.

    Parayla tutulmuş yazıcı, kopya ettiği dua kitabını bitirirken eski alışkanlığa uyarak kendisi ile ilgili birkaç satır da yazardı. Gerçi kitap kopya etmeyi kutsal bir iş sayardı ama, dünya nimetini anımsatmayı ve emeğinin karşılığını istemeyi de unutmazdı.

    îşte, Almanca yazılmış eski bir dua kitabı şu sözlerle bitiyordu:

    “Bu dua kitabı, İsa’nın doğumunun 1475′inci yılı yazında, San Tho-mas yortusundan 12 gün sonra, Zürich ahalisinden Liechtensteinli Jean Herbert tarafından yazıldı. Bu dua kitabının yazılmasını, anasının, babasının ve bütün ailesiyle hemşehrilerinin ruhlarının istirahatı için Fussnach tarikatından rahip Martin ısmarladı. Bu dua kitabının fiyatı 25 Gulden’dir. Yazan için de dua ediniz!”

    Bir dönemler nasıl papirüs parşömene yenildiyse, eninde sonunda parşömen de yerini hepimizin bildiği kâ-gıt’a bırakmak zorunda kaldı.

    No tag for this post.

  3. #3
    Onursal Üye cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2010
    Bulunduğu Yer
    Bilinmeyen yerden
    Mesajlar
    4.438
    Blog Yazıları
    740
    Tecrübe Puanı
    107374626

    Tanımlı Ce: yazı yazılan araçlar

    Harfler bir ülkeden öteki ülkeye, bir ulustan öteki ulusa geçerken bir başka gezi daha yapıyor. Taşların üzerinde papirüse, papirüsten mumlu levhalara, mumlu levhalardan parşömene ve parşömenden de kağıda geçiyorlardı. Kumlu toprağa ekilen bir ağaç,killi ve bataklık bir alana ekilen ağaçtan nasıl değişik şekilde büyürse; harfler de taştan kağıda geçen süreçte öylece görünüşlerini ve biçimlerini değiştirdiler. Taş üstünde dik ve dümdüz yükseliyor, kağıdın üzerinde yuvarlaklaşıyordu. Balmumu üzerinde de yıldız biçiminde kıvrıldılar. Balçık üstünde çivileştiler, yıldız iğne biçimi aldılar. Hele kağıt ve parşömen üzerinde sürekli kıllık ve biçim değiştirdiler.

    Yazı yazmak için çok çeşitli araçlar kullanılmıştır. Hiç elimizden düşürmediğimiz kağıt kalem dünün icadıdır. Biraz daha öncelere, ilk insanların resimlerden yazının henüz doğmakta olduğu çağlara dönersek o zaman yazı yazmanın inanılmayacak kadar zor olduğu görülür. Çünkü o günlerde bu iş için gereken araçlar yoktu. Herkes, ne ile neyin üzerinde nasıl yazacağını kendisi düşünüp bulmak zorundaydı.

    O dönemin araçları arasında taş, koyunun kürek kemiği,balçık yaprağı,çanak çömlek parçaları, yırtıcı hayvan derileri ve ağaç kabukları gibi şeyler hep bu dönemde kullanılıyordu. Bütün bunların üzerine sivriltilmiş bir kemikle ya da çakmak taşıyla kaba bir resim çiziktirmek mümkündü. İslam Peygamberi Hz.Muhammed, kutsal kitap Kuran-ı Kerim'i koyunları kürek kemiği üzerine yazdırmıştı. Eski Yunanlılar, halk toplantılarında oylarını şimdi yapıldığı gibi kağıt üzerine değil de, çanak çömlek (ostrakon)lar üzerine yazarak verirlerdi.

    Papirüs bulunduktan sonra bile birçok yazarlar,yoksulluk yüzünden yazılarını çanak çömlek parçaları üzerine yazmak zorunda kalmışlardı. Eski yunan bilginlerinden birinin kitap yazmak için evindeki bütün çanak çömleği kırdığını anlatırlar. görevle Mısır'da bulunan eski Romalı asker ve memurlar; bir aralar, papirüs yetersizliğinden hesap pusulalarını çanak çömlek parçaları üzerine yazmışlardır.

    Ama palmiye yaprakları ile ağaç kabukları yazı yazmaya çok daha uygundu. Papirüs bulunmadan çok önce bunların üzerine iğne ile yazı yazılmaktaydı. Hindistan'da bir çok kitap palmiye yaprakları üzerine yazılmıştı. Yaprakların kenarları bir ölçüde kesildikten sonra iplikle dikiliyordu. Bu kitabın kenarları altınla yaldızlanır ya da renk renk boyanırdı. Böylece çok güzel bir kitap meydana gelmiş olurdu. Ormanca zengin olan ülkelerde kayın ve ıhlamur ağacı kabuklarından yapılmış yapraklar üzerine yazı yazılırdı.

    Bununla birlikte çok eski çağlardan itibaren bir yazı yazma yöntemi vardır;onu bügünde kullanmaktayız. Bu taş üzerine yazı yazmadır. Taştan kitap, kitapların en uzun yaşamlısıdır. Bunda 4000 yıl önce, eski Mısır mezar tapınaklarının duvarlarına yazılmış olan upuzun hikayeler günümüze kadar gelmiştir.

    ÇAMURDAN KAĞIDA DOĞRU

    İnsanlar çok eskiden beri taştan daha hafif, ama onun kadar dayanıklı bir "nesne" aradılar. Tunç üzerine yazmayı denediler. Bir zamanlar sarayları ve tapınaklarını süslemiş olan üzerleri yazılı tunç levhaları bugün de görmek mümkündür. Bazen bu levhalardan birinin bütün bir duvarı kapladığı da olurdu. Levhanın iki yüzüne yazı yazılmışsa, levha bir zincirle asılırdı.

    Anlatırlar; Fransa'da Blois kentinde, tunçtan bir kilise kapısı vardır. Bu kilise kapısı bir kitabı andırır. Kapının üstünde Kont Etienne ile Blois kenti arasında yapılmış bir antlaşma yazılıdır. Bu antlaşma gereğince halk, Kont'un şatosu etrafına bir duvar çekmeyi kabul ediyor; buna karşılık Kont da şaraptan aldığı vergiyi halka bağışlıyordu. Şarabı içenler çoktan dünyadan göçtüler, etrafındaki duvar yıkıldı. Buna karşılık tunç kapının kanadı üzerinde kazılmış olan antlaşma hala durmaktadır.

    Bir ilginç yazı yazma yönetimi daha vardı

    Bir zamanlar Dicle ile Fırat boylarında yaşayan Asurlularla Babilliler çok eskiden kullanmışlardı. Koyuncuk'ta, eski başkent Ninova yıkıntıları arasında Austen Henry Layard adlı bir İngiliz, Asur hükümdarı Asur Banibal'ın kitaplığını buldu. Bu, içinde bir yaprak kağıt bile bulunmayan çok ilginç bir kitaplıktır. Bu kitaplığın bütün kitapları lüleci çamurundandı.

    Lüleci çamurundan oldukça büyük ve kalın levhalar hazırlanırdı. Yazıcı yazısını üç köşeli sivri çomağıyla bu levhaların üzerine yazardı. Çomak, çamurun içine batırılıp hızla çekilince kalın başlayıp incecik kuyruk halinde biten bir iz meydana gelirdi. Babilliler ve Asurlular böylece çok çabuk yazı yazarak çivi yazısının düzgün ve incecik satırlarıyla levhaları (tabletleri) doldururlardı. Bu iş bittikten sonra daha dayanıklı olması için çömlekçiye verilirdi. Eski Asurlular da çömlekçiler kitap pişirirlerdi. Böylece taş gibi dayanıklı kitaplar oluşurdu.

    Asurlular balçık üzerine yalnız yazı yazmazlar, basma da yaparlardı. Değerli taşlardan, kabartma resimlerle süslü merdane biçiminde mühürler kazırlardı. Bir antlaşma yaptıklarında bu merdaneyi balçık tablet üzerinden geçirirlerdi. Böylece tablet üzerinde çok iyi seçilebilen bir mühür çıkardı. Basmalar üzerindeki desenler bugün bu yolla yapılmaktadır. Rotatif basma makinesi de bu türde çalışmakta ve yazılar merdanenin üzerinde bulunmaktadır.

    PAPİRÜS BULUNUYOR

    Mısırlıların icat ettikleri kitap ise çok garipti. Uzun, çok uzun ve yüz metrelik bir şerit düşünün: Bu şerit kağıttan yapılmışa benzerse de bu genelde "acayip" bir kağıttı. Elinize alıp ışığa tutarsanız,incecik bir çok çapraz çizgilerden yapılmış karelerden meydana geleceği görülecektir. Bir parçasını koparırsınız, gerçekten de tıpkı hasıra benzeyen bir takım-eritlerden örülü olduğu kolayca anlaşılır. Görünüşte bu kağıt; sarı, parlak ve perdahlıdır. Balmumu levhalar gibi kolay kırılabilir de...

    Üzerindeki satırlar şeridin uzunluğunca değil de, dikine; onlarca, hatta yüzlerce sütunlar halinde yazılmıştır. Eğer satırlar şeridin uzunluğunca yazılmış olmasaydı, her satırı okumak için şeridin bir başından öteki başına kadar gidip gelmek gerekirdi. Bu garip kağıt kendisinden daha garip bir bitkiden elde ediliyordu. Nil kıyılarının bataklık yerlerinde çıplak, uzun gövdeli ve tepesinde püsküllü olan yine garip görünüşlü bir bitki yetişmekteydi. Bu bitkinin adı papirüstü. Dil bilim olarak da kelime bir çok dilimize geçmiştir. Papier (Almanca ve Fransızca), paper (İngilizce) olarak dünya dillerinde örnekleri vardır.

    YAZI YAZMADA İLK ARAÇLAR

    Mumu bilmeyenimiz yoktur. Balmumundan bir kitabı görenlerimiz ise çok azdır. Yağ gibi eritilebilen bir kitap, tuğla kitaplardan da, şerit kitaplardan da çok daha yadırgatıcıdır. Romalıların icat ettiği balmumundan kitapların neredeyse geçen yüzyılın başarında, Fransız devrimine kadar kullanıldığını bilenler pek azdır. Balmumundan kitap bizim cep defterimiz büyüklüğünde birkaç levhadan yapılmıştır. Her levhanın ortasında buraya sarı ya da siyaha boyanmış balmumu doldurulurdu. Bu levhaların iki köşesinde delikler vardır. Bu deliklerden geçirilen kurdelalarla, levhalar birbirine bağlanarak bir kitap halini alırdı. Birinci ve sonuncu levhanın dış yüzeylerinde balmumu bulunmazdı. Böylece kitap kapandığında balmumu iç yüzündeki yazıların silinmesinden korkulmazdı.

    Bu levhaların üzerine neyle yazılıyordu. Kuşkusuz mürekkeple değil. Bu iş için bir ucu sivriltilmiş, öteki ucu yuvarlaklaştırılmış çelik kalemler kullanılıyordu. Kalemin sivri ucu ile yazar, yuvarlak ucu ile de düzeltir ya da silerlerdi. İşte bizim silmek için kullandığımız lastiklerin ilklerinden biri de buydu. Balmumu yazı tahtaları çok ucuzdu. Dolayısıyla karalamalar, notlar günlük hesaplamalar bunların üzerine yazılıyordu. Roma'ya uzak Mısır'a getirilen papirüs pahalıydı. Bu yüzden de yalnız kitap yapmakta kullanılıyordu.

    Ancak şimdi kurşun kalemin ve ucuz kağıdın ortaya çıkışından sonra balmumu levhalardan vazgeçilebildi. Oysa, bir kaç yüzyıl öncesine kadar hiçbir öğrenci kemerinde bir balmumu levha olmadan edemezdi. Daha papirüsün en parlak döneminde ona zorlu bir rakip türemişti. Parşomen!!!

    Çok eski zamanlardan beri çobanlıkla geçinilen uluslar yazılarını evcil ve yaban hayvanı derileri üzerinde yazarlardı. Ama derinin yazı yazmaya uygun bir madde;yani parşomen haline gelebilmesi için iyice terbiye edilmiş olması gerekti. Bakın bu nasıl olmuştu:

    ANADOLU YİNE ÖNDE

    Eski Mısır'ın İskenderiye kentindeki kitaplıkta bir milyona yakın papirüs tomarı bulunuyordu. Bu kitaplığın zenginleşip büyümesinde, Ptolome Sülalesi'nden gelen Firavunlar çok çalışmışlardı. Böylece İskenderiye kitaplığı uzun yıllar boyunca dünyanın en önde gelen kitaplığı oldu. Fakat bir süre sonra bir başka kitaplık,Anadolu'daki Bergama kenti kitaplığı onunla yarışmaya başladı.

    O sırda hükümdarlık eden Mısır Firavunu, Bergama kitaplığını acımasızca cezandırmaya karar verdi ve ülkesinden papirüs gönderilmesini yasakladı. Bergama hükümdarı da buna karşılık şöyle bir önlem düşündü: Yurdunun en usta adamlarını yanına çağırıp koyun yada keçi derisinden papirüs yerini tutacak ve yazı yazmaya yarayacak bir madde hazırlamalarını buyurdu. İşte o günden sonra Bergama, dünyaya parşomen satan bir yer haline geldi. Yunanca "pergament adını alan Parşomen,doğduğu kentin (Pergamon) adını alarak böyle icat olmuştu. Kısa bir süre sonra Parşomeni katlanabileceği ve defter haline getirilebileceği anlaşıldı. Ayrı ayrı yapraklardan dikilmiş kitap da böyle ortaya çıktı.

    Zamanla Mısır'da Papirüs daha az üretilmeye başlandı. Hele Araplar Mısır'ı aldıktan sonra Mısır'dan Avrupa ülkelerine olan papirüs gönderilişi büsbütün durdu. İşte ancak o gün parşomen kesin bir zafere ulaştı. Bu, pek de olumlu bir zafer değildi. Roma imparatorluğu,bu olaydan bir kaç yüzyıl önce kuzeyden ve doğudan gelen yarı ilkel kavimlerce yıkıma uğratılmıştı.

    Bitmez tükenmez savaşlar bir zamanlar zengin olan kentleri ıssız bir duruma getirmişti. Her geçen yıl yalnız bilginlerden değil, okuma-yazma bilenlerinin sayısını da azaltmıştı. Parşomen, kitap kopya etmeye yarayan biricik araç olarak kaldığında, onun üstüne yazı yazacak kişi de hemen hemen kalmamış gibiydi. Romalı kitapçıların büyük kopya işlikleri çoktan kapanmıştı. Yalnız kral saraylarında, ağdalı bir dile mektuplar yazan yazıcılar kalmıştı. Bundan başka, kuytu ormanlar da ya da ıssız vadilerde kaybolmuş manastırlarda sevap işlemek için kitap kopya eden keşişlere de rastlamak mümkündü.

    KİTAP...KİTAP!!!

    O çağlarda kullanılan mürekkep de Romalıların ya da Mısırlıların kullandıkları mürekkepten ayrıydı. Parşomen üzerine yazmak için deriye iyice sinen ve silinmesi kolay olmayan, özel dayanıklı bir mürekkep icat olunmuştu. Bu mürekkep, bugün de bir çok mürekkeplerin yapıldığı gibi mazı soyundan (mürekkep kozası), demirsülfattan ve reçineden (ya da Arap zamkından) yapılırdı.

    İşte artık kağıdın icat edilmiş olduğu günlerden kalma eski bir elyazmasında bulunan ve o zaman ki mürekkeplerin nasıl yapıldığını anlatan bir reçete: "Mazıları bir Ren şarabı içine atarak güneşe ya da sıcak bir yere bırakınız. Elde edilecek sarı suyu bir bezden süzdükten sonra ve mazıları da ezdikten sonra bu suyu başka bir şişeye doldurunuz. Bunu, unla karıştırmış, demir sülfat katınız. sık sık,bir kaşıkla karıştırınız. Güzel bir mürekkep elde etmiş olursunuz. Mazıların yeter derecede, Ren şarabının da mazıların içinde kaybolacak miktarda olması gerekir. İstediğimiz ölçüyü tutturabilmeniz için demir sülfatı azar azar koyunuz. Mürekkebi kaleminizle kağıdın üzerinde bir deneyiniz. İstediğiniz kadar siyah olmadığını görürseniz, koyultmak için bir reçine tozu katınız, sonra da dilediğinizi yazınız!"

    Bu eski mürekkebin şaşırtan bir özelliği vardı. O mürekkeple yazıldığından önceleri yazının rengi çok soluk olurdu. Aradan bir süre geçtikten sonra yazı kararırdı. Bizim şimdiki mürekkeplerimiz ise ,içlerine boya katabildiğimiz için daha iyidir. Bu nedenle de bunları yalnız okuyan değil, yazan da iyi görebilir. Bir dönemler nasıl papirüs parşomene yenildiyse,eninde sonunda parşomen de yerini hepimizin bildiği kağıt'a bırakmak zorunda kaldı.

    ÇİNLİLER KAĞIDI YAPIYOR


    Kağıdı ilk yapanlar, Çinlilerdir. 2000 yıl kadar önce ,daha Avrupa'da Yunanlılar ve Romalılar ünlü Mısır papirüsleri üzerine yazı yazarken, Çinliler kağıt yapmayı çoktan biliyorlardı. Kağıt yapmak için bambu lifleri, bazı otlar ve eski paçavralar kullanılıyordu. Bunları, bir dibek içinde suyla karıştırıp hamur haline getiriyorlardı. Bu hamurdan da kağıt yapılıyordu. Burada kalıp olarak incecik bambu kamışıyla ipekten kafes şeklinde örülmüş çevreler kullanılıyordu.

    Kalıbın üzerine kağıt kurumadan biraz dökülüp liflerin birbirine yapışması ve keçe haline gelmesi için kalıp her tarafa eğilirdi. Su, kafesin deliklerinden akar, kafesin üstünde de ıslak kağıt tabakası kalırdı. Bu tabakayı dikkatle kaldırır, bir tahtanın üzerine serer ve güneşe kurutulardı. Sonunda bu kurutulmuş kağıt yapraklarından bir tomarını tahtadan yapılmış bir baskı aracının altına koyarlardı.

    Kağıt Asya'dan Avrupa'ya gelinceye kadar birçok yıllar geçti. Bu iş bazı aşamalardan geçti: 704 yılında Araplar, Orta Asya'da Semerkant kentini aldılar. Orada ellerine geçirdikleri bir çok ganimet arasında kağıt yapmanın sırrını da alıp ülkelerine ***ürdüler. Bu yolla Arapların eline geçen kağıt nedeniyle Sicilya, İspanya ve Suriye gibi ülkelerde kağıt fabrikaları kuruldu. Suriye'nin Avrupalıların Bambiç diye adlandırıldıkları Manbiç kentinde de bir fabrika kurlmuştu.

    Arap tacirleri karanfil, biber ve güzel kokular gibi doğu mallarıyla birlikte Avrupa'ya Manbiç kağıdı da ***ürüryorlardı. Kağıtların en iyisi bütün tabakalar halinde satılan Bağdat Kağıdı sayılıyordu. Mısır'da çeşitli kağıt türleri yapılmaktaydı. Bunların arasında çok büyük tabakalar halinde yapılan "İskenderiye kağıdı"ndan tutun da, güvercin postalarında kullanılan küçücük tabakalara kadar her türlü kağıt vardı.

    Bu tür kağıt eski paçavralardan yapılmaktaydı. Siyah benekli bir rengi vardı. Işığa tutulduğunda, yer yer paçavra parçaları bile görülüyordu. Avrupa'nın kendi kağıt fabrikaları ya da o günlerin deyimiyle "kağıt değirmenleri" görülünceye kadar aradan yüzyıllar geçti. Artık XIII. yüzyılda bu tür kağıt değirmenlerini görmek mümkündü.

    BASKININ ÖNDERİ

    Bu sıralarda Almanya'nın Mayence kentinde Johanm Gensfleich Gutenberg adlı bir adam kendi bastığı kitabı; yani, baskı makinesiyle basılan ilk kitabı gözden geçirmekteydi. Harflerin biçimiyle kitabın düzenli elyazması kitapları çok andırıyordu. Fakat aralarındaki fark yine de uzaktan bile görülüyordu. Siyah ve okunaklı harfler törene çıkmış askerler gibi düzgün ve dimdik duruyorlardı. Yazıcının (hattat) yazı kalemiyle savaşa tutuşan baskı makinesi çok kısa zamanda onu alt etti. Çünkü elle ancak uzun yıllar süresice yapılan kocaman eserler,baskı makinesinde bir kaç günde bastırabiliyordu.

    Git gide el yazması bir kitapla baskı makinesinde basılan bir kitap arasındaki benzerlik gittikçe azaldı. Yavaş yavaş harfler yazmak çok zordu. Oysa, baskı makinesi bunu kolayca yapabiliyordu. Böylece kocaman, kalın kitapların yerini baskı makinesinde basılmış, harfleri okunaklı küçük kitaplar aldı.

    Elyazması kitaplardaki her resmi, ressamlar yapmak zorundaydı. Baskı makinesinden basılan kitaplarda ise elle yapılan resimlerin yerini gravürler aldı. Yazı yazan makine,yani baskı makinesi, aynı zamandan resim yapan makineye dönüştü. Böylece birkaç saat içinde yüzlerce gravür" yapmak" mümkün oluyordu. Bütün bunlar kitapları ucuzlattı. Günümüzün kitaplarında gördüğümüz başlıklar, iç kapaklar, dış kapakklar, gömme başlıklar, bizi hiç şaşırtmaz. Sayfa başındaki sayılar bize çok doğal görünür. Kelimeleri virgülleri gördüğümüzde de "Bu da ne oluyor" diye şaşırmazsınız herhalde.

    Oysa kitaplarda iç kapağın başlığın ,gömme başlıkların ve virgüllerin olmadığı dönemler vardı. Bütün bunların ne zaman ve niçin ortaya çıktığını kesin olarak söylemek bile mümkündür. Sözgelişi, dış kapak 1500 yılında şu nedenle ortaya çıkmıştır. Eskiden kitaplar basılmaz yazılırdı. Bunlar büyük bir çoğunlukla satış için değil,ısmarlama olarak yazılırdı. Bu yüzden kitap yazanın kitabı reklam etmesine hiç gerek yoktu.

    Basımevleri için durum daha da farklıydı. Bir basımevi yüzlerce, binlerce sayıda kitap basılıyordu. Hem bu bastığı kitaplar ısmarlama olarak değil,doğrudan doğruya satış içindi. Bu kitaplara alıcı bulmak gerekliydi. Bunun için kitabın adını, birinci sayfaya büyük harflerle basmak gerekiyordu. İşte böylece kitap kapağı ortaya çıkmış oldu. O dönemde kitabın ilk sayfası kitapçı dükkanının kapısına asılırdı. Bu, kitabın çıkışını bildiren bir ilan demekti.

    Kitabın çıkışıyla, şu ana kadar elde ettiğimiz bilgilerin çoğunu bu yolla elde etmiş olduk. Kitaplar belki elektronik bir ortama geçebilir. Şu an hali hazırda e-books dediğimiz teknolojik aletler kullanılmakta. Ancak bir geçek var ki, yazının ölümsüzlüğü... Belki sözcüklerin, belki de düşüncelerin eninde sonunda vücut bulacağı ve kullanacağı yazılardır.. Geçmişin zorluklarıyla geleceğimize pencere açarsak, yazının icadını aklımızdan çıkarmayalım.

    Geçmişten Günümüze Yazı Araçları

+ Konu Cevapla

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 08-22-2011, 20:39
  2. Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 02-27-2010, 10:31
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-08-2009, 17:37
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-17-2009, 10:58
  5. Aşk Yazı -Petek Dinçöz(Aşk Yazı şarkı sözü)
    By XxCANISIxX in forum Türkçe Şarkı Sözleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-13-2008, 10:45

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375