+ Konu Cevapla
1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Ömer Seyfettin-Falaka kitabının özeti

 Forum Hakkında Katagorisinde ve  Sorun Cevaplayalım Forumunda Bulunan  Ömer Seyfettin-Falaka kitabının özeti Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Ömer Seyfettin Falaka adlı kitabının özetini bilen varsa lütfen buraya aktarsın.Noluuurr!!! Arkadaşlar,hepinize helal olsun.Gönlünüzden iyi geçenlerin hepsi olsun... Hepinize selamlarımı,sevgilerimi ...

  1. #1
    Kayıtsız
    Misafir

    Siren Ömer Seyfettin-Falaka kitabının özeti





    Ömer Seyfettin Falaka adlı kitabının özetini bilen varsa lütfen buraya aktarsın.Noluuurr!!!
    Arkadaşlar,hepinize helal olsun.Gönlünüzden iyi geçenlerin hepsi olsun...
    Hepinize selamlarımı,sevgilerimi ve iyi dualarımı iletiyorum...

  2. #2
    Onursal Üye cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi Baktabul'un Çılgını cicekbahcesi - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Nov 2010
    Bulunduğu Yer
    Bilinmeyen yerden
    Mesajlar
    4.438
    Blog Yazıları
    740
    Tecrübe Puanı
    107374577

    Tanımlı Ce: Ömer Seyfettin-Falaka kitabının özeti



    Her sabah Çarşı Camii`nin arkasındaki harap zaptiye ahırlarının önünden, bir serçe sürüsü gibi, cıvıl cıvıl neşeli geçerdik. Okul biraz daha ileride,alçak duvarlı,oldukça geniş bir avlunun ortasında idi. Bir kattı, etrafında yükselen büyük kestane ağaçlarının birbirine karışmış koyu gölgeleri bütün çatısını kaplardı. Biz daha avlunun kapısından Hoca girmeden Efendinin olup olmadığını, şöyle bir bakar, anlardık:
    -Abdurrahman Çelebi gelmiş mi be?
    -Gelmiş, gelmiş…
    Abdurrahman Çelebi, Hoca Efendinin eşeğiydi. Siyah, huysuz,inatçı bir hayvan… Her sabah bizler gibi erkenden okula gelir, akşama kadar kalır. Evlerimizden, sırasıyla getirdiğimiz kucak kucak otları, yazsa ağaçların, kışsa sol taraftaki abdestlik sundurmasının altında yavaş yavaş yerdi. Ona su vermek, onu tımar etmek okulda bir ayrıcalıktı. Hoca Efendiye kim yaranırsa bunu mükafat olarak kazanırdı. Okulun kapısına dar, taş bir merdivenle çıkılırdı. İçeri girilince ta karşı tarafta Hoca Efendinin rahlesi vardı.




    Rahlenin önünde top yavrusu, müthiş tuhaf bir kürek gibi siyah kayışlı, ağır falaka asılı dururdu. Hepimiz kırk çocuktuk. Kızları birkaç ay evvel bizden ayırarak başka yere almışlardı. Sınıf taksimi filan yoktu.Elifbeyi ,amme`yi her şeyi bir ağızdan okuyor,rakamları bir ağızdan sayıyor,bir ağızdan ilahi söylüyorduk. Bütün dersimiz sıkıcı genellikle bir bestenin asla manalarını anlamadığımız güfteleriydi. Hoca Efendi,ak sakallı,uzun boylu,bağırtkan bir ihtiyardı. Yaz kış, her zaman cüppesiz abdest almaya hazırlanmış gibi kolları, paçaları çıplak, sıvalı,yerinde otururdu. Öğleden sonra Çarşı Camii’ni süpürmeye gidip sonra hiç gelmeyen kalfa daha gençti. Müezzinlik de yapıyordu. Bize şeker, leblebi, keçiboynuzu, çiğdem gibi şeyler satardı.
    Gönen’den geldiğimiz günden beri her gün okula devam ediyordum. En başta gelen zevkim falaka tutmak!…Fakat bir gün Hakim Efendi ile setre pantolonlu,asık suratlı biri geldi.

    -Kaymakam Bey!Kaymakam Bey! dediler.
    Sakalsız esmer, uzun boylu, aksi birisi. Kapıdan girdiği anda Hoca Efendinin işareti üzerine hepimiz ayağa kalktık. Birisi çağırıyormuş gibi elini, başını sallayarak biri yerimize oturttu. Hepimizi tek tek gözden geçirdi. Bir kaçımızı okutmak istedi. Oysa bizler tek ağızla, ahenksiz okuyamazdık. Yüzünü buruşturdu. Yere baktı ve başını salladı. Sonra gözlerini Hoca Efendinin başında asılı duran falakayı dikti, baktı baktı. Sanki ömründe ilk defa bir falaka görüyormuş gibi dikkat kesilerek öylece baktı. Döndü, selam vermeden çıkarken:
    -Biraz dışarı gelirmisiniz, Hoca Efendi?… dedi.
    Hoca Efendi korkarak divan duruyor gibi kollarını önüne kavuşturarak yürüdü. Hakim Efendi ile kaymakamın arkasından bahçeye çıktı. Dışarıda ne konuştuklarını bilmiyorduk. Ama falaka ertesi gün yine yoktu.
    Falaka yasak olmuş…’ diyorlardı. Sözde, Kaymakam Bey etmiş!
    Dayak korkusu kaldırılınca bizler kırk çocuk, öyle azdık, öyle kudurduk ki…. Ne yaptığımızı bilmez hale geldik, artık hiç hocayı dinlemiyor, yüzüne leblebi atıyor, yalvartıyorduk…
    Dayaksız bizi okutamayacağını anlayan Hoca Efemdi, nihayet yine bir gün falakayı çıkardı. Bu defa baş ucuna asmadı, oturduğu minderi arkasına gizledi. Fakat şimdi kim kabahat ederse, eskisinden daha fena dövüyordu.
    Çok iyi hatırlıyorum; kırk çocuk, hepimiz birliğiz. Aramızda bizi ele veren birisi çıkmıyor. Hoca Efendiye karşı tek bir vücut gibi hareket eder olmuştuk. Bir gün bahçede söz birliği ettik. İçeride hepimiz birden esnemeye başladık. Hoca Efendi de esnemeye başladı. Zavallı ihtiyar oracıkta uyuyuverdi. O zaman yerimizden kalkıp rahlenin üzerindeki enfiye kutusu aldık, hepimiz çektik. Bütün mektebin içinde bir hapşırmalar başladı. Hoca Efendi gürültüden uyanınca işi anladı. Enfiyesini kimin çaldığını sordu. Hep bir ağızdan ahenkle:
    -Bilmiyoruz, bilmiyoruz, dedik
    -Hepinizi falakaya çekeceğim.
    -Bilmiyoruz, bilmiyoruz!
    -Kimse söylemeyecek mi?
    -Bilmiyoruz ki, bilmiyoruz ki!…
    -Bilmiyorsunuz, öyle mi! Necip, git camiden falakayı çağır, çabuk.

    Beş on dakika sonra falaka geldi. Korkunç bir sahne başlamıştı. Sopayı biri bırakıp biri alıyordu.
    Artık nöbetleşe falaka tutuyorduk. Hepimizi sıra dayağına çektiler. O günden sonra Hoca Efendi
    esneme ile hapşırmayı en büyük kabahat sanıyordu. Hele hapşırmak… kazara, kendiliğinden hapşıranı, ‘benimle eğleniyor musunuz?’ diye yere yıkıyor, bayıltıncaya kadar dayak atıyordu. Aksi gibi benim hiç durmadan esneyeceğim geliyor, hapşırmak istiyordum. Birkaç defa bunun için dayak yedim. Hoca Efendi dayağı bitirince bürün kuvveti ile rahlesine vuruyor:
    -bundan sonra kim hapşırırsa şart olsun ki, öldürünceye kadar döveceğim! Diye bağırıyordu.
    -…
    -Şart olsun, kim hapşırırsa…
    ‘Şart olsun!’ Bu nasıl yemindi? Evde anneme sordum. Başını salladı. Gözlerini aç
    -Çok büyük yemin! Dedi.
    -Yalan yere bu temini eden çarpılır mı?
    -Hayır.
    -Ya ne olur?
    -Daha kötü
    -Nasıl?
    -Karısı boş düşer.
    Tam anlamadım. Ama bu yeminin dehşetini okulda
    Okulda çocuklara bütün ayrıntıyla söyledim. Artık hep, evli adamlar gibi,
    Yalan doğru, bizde ‘şart olsun!’ yemine başladık. ’Vallahi, billahi’ unutuldu. Hoca Efendi de artık her sabah rahlesine çökerken hiç unutmuyor.
    - Kim hapşırırsa, şart olsun,öldürürüm! Diye tekrarlıyordu.
    Bir gün öğle paydosundan sonra içeri girdik.
    Her zamanki gibi derin bir uğultu… Ben baktım. Hoca Efendi dalmış güzel güzel uyuyor.
    Hemen aya kalktım. Çocuklara dönüp, şahadet parmağımı dudaklarıma götürerek:
    -Susunuz!…İşaretimi verdim. Seda kesildi. Hepsi dikkat kesilmiş ne yapacağıma bakıyordu. Gözüme rahlenin üzerinde, kapağı açık duran bir taba kadar büyük enfiye kutusu ilişmişti.
    Yavaşça yürüdüm,ayaklarımın ucuna basa basa yaklaştım, kutuyu aldım. İçindeki enfiyelerin hepsini kitap yapraklarının arasına boşattım. Kutuyu yine olduğu gibi yerine bıraktım. Çocuklar çekmek için etrafıma toplandılar.
    -Hayır, bu defa biz çekmeyeceğiz, dedim. Sonra hapşırırız. Uyanır.
    -Ya sen ne yapacaksın?
    -Görürsünüz…
    -Ne yapacaksın, ne yapacaksın?
    -Söylemem dedim. Çok güleceğiz.
    Öyle bir şeytanlık aklıma gelmişti ki, daha yapmadan, gülüyor, katılıyordum. Çocuklar da bana bakarak gülüyorlardı. Bizim gülüşmelerimizden çıkan sese Hoca Efendi uyandı. Hemen kutuya baktı. İçinde enfiye yok… Sinirlendi.
    - Kim aldıysa söyleyin,şart olsun gebertirim.
    Hep bir ağızdan,ahenkle:
    -Şart olsun, haberimiz yok! dedik.
    -Kim aldı? Söyleyiniz.
    -Bilmiyoruz, bilmiyoruz!…
    -Pekala, bunu size gösteririm. Şimdi hapşırınca alan meydana çıkar. Şart olsun, onu falakaya yıkacağım. Sonra da öldürünceye kadar döveceğim.
    Kazara hapşıracağız diye hepimizin korkudan sesi soluğu kesilmişti.
    -Şart olsun…Ah bugün içinizden biri hapşırırsa…Şart olsun,öldüreceğim…
    -…
    -Ah şart olsun,biriniz hapşırırsa…
    Akşam yaklaştı. Hoca Efendi kollarını kapatıp, çoraplarını,mesini giydi. Cüppesini omzuna aldı hep bir ağızdan,çarpım cetvelinin tekrarından sonra ilahiye başladık. En sonuna doğru yanımdaki çocuğa dürterek ayağa kalktım. O da kalktı. Ellerimizi kaldırdık. Hoca Efendi bağırdı:
    Ne var?
    -Abdurrahman Çelebiyi hazırlayalım mı?
    -Haydi, ama çabuk!
    Kapıdan çıktık. Her akşam Hoca Efendinin izin verdiği iki çocuk önceden çıkar, eşeğin yularını, semerini vururdu.
    Taş merdiveni hızla indik. Abdurrahman Çelebi yiyemediği otların üzerine uzanmış yatıyordu. Tekmeleyerek yerinden kaldırdık. Yularını, semerini vurduk. Artık ilahi sesleri kesilmişti. Ben cebimden içi enfiye dolu kağıt boruları çıkardım. Usulca eğildim Abdurrahman Çelebi bir şey anlamıyordu. Bu borulardan bir tanesini bütün kuvvetimle burnuna üfledim. Genzine bir tabanca sıkılmış gibi şaha kalktı. İkinci boruyu üfleyemedim. Yularından sıkıca tuttum. Sıçrata sıçrata taş merdivenin önüne doğru götürdüm. Öteki çocuk yanımdan geliyor,gülmemek için sıkı sıkı eliyle ağzını tutuyordu. Hoca Efendi cüppesini giymiş, ağır başlıkla,yavaş yavaş merdivenlerden iniyordu. Çocukların hepsi bir kuş dizisi gibi arkasından iniyorlardı. Eşek şaha kalkıyordu.
    - Ne olmuş bu hayvana?
    - Bilmem efendim, uyuyordu…
    - Gemini yanlış vurmuşsunuz.
    - Hayır.
    - Getirin bakayım.
    Bütün çocuklar da hayretle bakıyordu. Eşeği taş basamağa yaklaştırdım. Tam bu esnada Abdurrahman Çelebi nezleye tutulmuş bir insan gibi ‘Pişih pişih’ diye başını sarstı, bütün çocuklar kahkahaya başladı. Hoca Efendi şaşırdı. Enfiyenin etkisiyle Abdurrahman Çelebi habire hapşırıyordu. Ben sanki hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi:
    - Sizinle eğleniyor efendim, dedim. – Halt etmişsin… Daha da küstahlaştım: – Bunu da falakaya yıkmalısınız. – O,o hayvan…
    Kahkahalarla katılan çocuklar:
    -‘Falaka, falaka…’ diye bağrşıyorlardı.Ben onlardan cesaret alarak dedim ki:
    -Ama Hoca Efendi, bu gün okulda, ‘Kim hapşırırsa, şart olsun falakaya yıkacağım.’dediniz. Eğer Abdurrahman Çelebi’yi affederseniz karınız boş düşer.
    Çocuklar, ders gibi bir ağızdan ve ahenkle:
    -Karınız boş düşer! Karınız boş düşer diye haykırıyorlardı.
    Hoca Efendi bir an şaşırdı.
    Bineceği zamanlar, ‘Oh benim Abdurrahman Çelebi, oh benim Abdurrahman Çelebi!’ diye diye sevgiyle okşadığı eşeğine dehşetle baktı. Kapının yanından çocuğun biri içeri koşmuş falakayı, değneği çıkartmıştı. Abdurrahman Çelebicik düzensiz aralıklarla durmadan hapşırıyordu, burnunu yere sürmek istiyordu.
    Falaka, değnek, elden ele Hoca Efendinin önüne kadar geldi. Çocuklar gülmekten katılıyorlardı. Karınız boş düşer! Karınız boş düşer!… diye ahenkle durmadan tekrarlıyorlardı. Çocuklara mı, eşeğe mi, neye kızdığını bilmeyen Hoca Efendi,elinde olmadan:
    -Yıkınız! emrini verdi.
    Belki yirmi çocuk Abdurrahman Celebi’nin başına üşüştü. Uzun bir uğraşmadan sonra yere yapıştırdık! Arka ayaklarını falakaya taktık. Hoca Efendi sopayı eline aldı. Nallar gibi ‘tak tak’ vurmaya başladı. Eşek debeleniyor, çocuklar bağırıyor, gülüyor, naralar atıyorlardı. Müthiş bir gürültü… Ansızın arkadan bir çocuk:
    -Kaymakam Bey! diye bağırdı.
    Hepimiz sustuk. Yüzümüzü avlu kapısına çevirdik; siyah pantolonlu, kırmızı fesli, ekşi suratlı bir adam…Sağında solunda birer koltuk görevlisi, dimdik öylece duruyordu. -Ne oluyor, Hoca Efendi? diye sordu.
    -…
    Hoca Efendi fena halde şaşaladı. Önüne baktı. Değnek elinden düştü. Falakayı tutanlar ise bıraktılar. Kurtulan, ürkmüş zavallı eşek çifte ata ata, kestane ağaçlarının altına doğru kaçıyor,avazı çıktığı kadar anırıyordu. Kaymakam avluya girdi. Yavaş yavaş yürüdü. Okulun önüne geldi. Kaşlarını çatarak hiddetle tekrar sordu:
    Hoca Efendi fena halde şaşaladı. Önüne baktı. Değnek elinden düştü. Falakayı tutanlar ise bıraktılar. Kurtulan, ürkmüş zavallı eşek çifte ata ata, kestane ağaçlarının altına doğru kaçıyor,avazı çıktığı kadar anırıyordu. Kaymakam avluya girdi. Yavaş yavaş yürüdü. Okulun önüne geldi. Kaşlarını çatarak hiddetle tekrar sordu:
    - Ne yapıyordunuz?
    - Şey… efendim…

    Hoca Efendi kekeliyordu.
    - Ne?
    - Şart etmiştim.
    - Ne demek?
    - Hapşıran için.
    - Ne hapşıranı?
    - Eşek hapşırdı.
    - Eşek mi hapşırdı?
    - !…
    - !!!
    -Çocuklar, hem hapşırıyor, hem gülüyordu. Kaymakam, ağır başlılığına dokunan bu arsızlığa hiddetlendi. Isıracak gibi dişlerini göstererek:
    -Defolun bakıyım oradan, terbiyesizler!… dedi.
    Biz korktuğumuz için, hemen sustuk.

    Sonra şaşkın,perişan halde yere bakan Hoca Efendiye döndü:
    -Benimle beraber geliniz.
    -Kaymakam önde, koltuk görevlileriyle Hoca Efendi arkada, çıkıp gittiler.
    Bu olup bitenlerden sonra, okulda ne falaka gördük, nede Hoca Efendiyi!
    Şimdi kimi hapşırırken görsem,küçükken yaptığım bu tuhaf muzipliği hatırlarım. Gülümserim. Kalbimde belirsiz tuhaf bir acı sızlar. Benim yaptıklarımdan dolayı hocalıktan kovulan, ihtimal aç kalan bu ak sakallı,fakır ihtiyarın zavallı hayali karşıma dikilir. Aradan zaman geçtikçe hafifleyecek yerde, daha da büyüyen bir vicdan azabı duyarım.
    Fakat…
    Fakat, bunun gibi, hayattaki her gülünç şeyin altında görünmez bir acı gerçek yok mudur?

    alinti

+ Konu Cevapla

Benzer Konular

  1. Ahmet Rasim Falaka Kitabının Özeti
    By Kayıtsız in forum Sorun Cevaplayalım
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 12-13-2010, 18:45
  2. Efruz Bey-Ömer Seyfettin-Efruz Bey Kitap Özeti
    By forum_meleği in forum Kitap Özetleri ve dergi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-22-2009, 22:22
  3. Bomba-Ömer Seyfettin, Bomba Kitap Özeti
    By küppra in forum Kitap Özetleri ve dergi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06-17-2008, 14:10
  4. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 04-30-2008, 17:26
  5. Kaşağı-Ömer Seyfettin, Kaşağı Kitap Özeti
    By Safak in forum Kitap Özetleri ve dergi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05-08-2007, 18:28

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may post new threads
  • You may post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375