Mustafa Topaloğlu Kimdir, Mustafa Topaloğlu Survivor Yarışmacısı Mı?
Forum Hakkında Katagorisinde ve Sorun Cevaplayalım Forumunda Bulunan Mustafa Topaloğlu Kimdir, Mustafa Topaloğlu Survivor Yarışmacısı Mı? Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Mustafa Topaloğlu Kimdir, Mustafa Topaloğlu Survivor Yarışmacısı Mı?...
Mustafa Topaloğlu Kimdir, Mustafa Topaloğlu Survivor Yarışmacısı Mı?
Show Tv'nin twitter sayfası üzerinden izleyicilerin sorularını yanıtlayan Acun Ilıcalı, yarışmaya katılacak isimle arasında Alp Kırşan ve Mustafa Topaloğlu'nun da olacağını açıklamıştı.
Birde Sibel Tüzün Katılacak.
Survivor Mustafa Topaloğlu Kimdir, Mustafa Topaloğlu Hayatı, Mustafa Topaloğlu Biyoğrafisi Survivor Mustafa Topaloğlu Videoları, Mustafa Topaloğlu resimleri.
Şarkıcı Mustafa Topaloğlu, nam-ı diğer uzay insanı, tam anlamıyla serbest çağrışımın babası.Kendini insanların mutluluğuna adadığını ve gerekirse maymun bile olabileceğini belirten Topaloğlu, anlattıklarının yeterince anlaşılmadığını görünce uzay konusunu dalgaya verdiğini söylüyor. Uzayın yukarıdan bakış anlamı taşıdığını kaydenen Topaloğlu, sansasyon yaratacak açıklamalar yaptı: “Büyük Ortadoğu Projesi’ni ben haber verdim. Çanakkale’den geçemediler, Ortaoğu’dan gelecekler dedim. Biz girince AB dağılacak. Ben tozu barındırmayacak kadar arınmış bir insanım. Ben toz kadar hafif, dünya kadar ağırım. Biz felsefe de, siyaset de yapamıyoruz.”
Mustafa abi, Türkiye’deki insanların seni anlamadıklarını düşünüyor musun? Anlaşılmayan bir adam mısın, anlaşılamayan mı?
Tam anlaşıldık mı... Değil. Az anlaşılma veya çok anlaşılma neyi getirir neyi götürür? Örneğin yaşadığımız bugünkü dünya ya da gelecekteki dünya, her dünya kendi içinde bir dünya, insan da kendi içinde bir dünya. Demek ki dünyalarımız farklı mutluluklarla çevrili. Her insan bir felsefe edinir. Şimdi yola çıkmışız. Yol gitmiş bin ışık yılı. Bir şarkım vardı: “Gittim gittim bin ışık yılı.” Durup durup da niye gittin kardeşim? O kadar güzel değerler getirmek istiyorum ki, birileri “Fazla akıl verme” diyor. Onun şarkısını da yaptım, “Felsefe yapma” diye.
Felsefeyi bir ağacın üzerine çıkıp sen yapıyorsun...
İnsanlar orada da yanlış anladılar, ben Avrupalılara söyledim bunu.
Biz felsefe yapamıyor muyuz yani?
Biz iyi felsefe yapsak, iyi siyaset yaparız zaten. İnsan iki hayal bir gerçektir. Nedir bu? Annenin babanı hayali, sonra gerçek oluyor. Sonra yine hayal olur. Demek ki göremediğimiz bir çok boyut, onu vareden de bir gerçek var. O zaman beni bilemiyorsan, sen seni bilemiyorsun demektir. Ben senim, sen de bensin.
Mustafa abi bu felsefeyi ben de çözemedim. Avrupalılara anlatabildin mi bari?
Gidemedim ki! Bizi seçmediler Erovizyona. Neden? Türkü söylediğim için. O zamanki karıncalı menfaatli kafalar, bulundukları yeri harcıyorlar, döküyorlar, çırpıyorlar. Beni destekleyenler hür olsun yani. Halbuki beni destek, seni destek, farkında değil öyle bir köstek oluyorlar ki. Eskiden takardık köstekli saatleri. N’oldu o köstekli saatler? Zamanı çözmeye çalışıyorlar. İlim çözememiş ki biz çözelim.
Uzaydan bakınca geleceği de görüyor musun?
Gelecekle ilgili öyle mesajlarım var ki. Ya o kasetim benim 130 bin sattı. Hedef insanlık diye bir şarkı yazdım: “İnsanları sevmeliyiz / Gerçekleri görmeliyiz / Hep elele vermeliyiz / Hedef insanlık.” İnsanlar uzay kelimesinin anlamındaki benim yukarıdan bakışı anlayamadılar. Herkes teknik resim okumalı ki, o bakışın ne olduğunu anlasın.
Neden hedef Akdeniz değil de insanlık?
(Düşünüyor) Akdeniz, Karadeniz, Ege... Denizler deniz... Mustafa Topaloğlu eşittir yukarıdan bakıştır. Ben uzaylıyım dedim, bakışımı verdim. Beyin jimnastiği yaptım insanlarla, ama iyi anlamamışlar. Çoğu insan gerçekten uzaylı mı diye sordu. Baktım ki biraz anlaşılmazlık var, işi verdim dalgaya. Niye? Çünkü dalga varsa içindekini dışarı atar. Dalga düşündürmeye getirir, kafamızdaki düşünceleri biraz temizleyelim ya. Bu kadar karışık bir beyin fazla bir şey anlatamaz.
Hah, ben de bunu merak ediyorum. O kadar karışık şeylerden bahsediyorsun ki ‘Schrödinger’in Kedisi’ gibisin. Zekilik ve dahilik sınırında dolaşıyorsun. Nesin sen Mustafa abi?
Camide hutbe anlatan hoca gibiyim. Ben dünyayı bir ev gibi görmüş, orada hutbe anlatan bir insanım. Evrensel boyutta insanlığı düşündüğüm zaman dünyanın tâ kendisiyim. Ben vermeye çalışıyorum almakta zorlanıyorlar. Yıllarca eğitim ve öğrenim yaptım ki faydalı olayım. Ben benliğimden çıktım, bütün bedenlerde ben oldum. Onun için saf ve arınma ile bakıyorum. Sana bir bakışım var içimde, seni benden bir parça olarak görüyorum.
Beni öyle gör görmesine de, insanlar
seni ekran da başka türlü görüyor.
Ekranda oynadığını düşünüyor. Öyle mi?
Şimdi anlatırsın anlaşılmaz. Üzüntüyü neşeye vuracaksın. Niye anlaşılmıyor diye sıkıntı yaparsam ben bana zarar vermiş olacağım. İnsanları mutlu etmek için maymun bile olurum. Ben insanların mutluluk dünyasındaki bir çekirdeğim.
Minimum zamanda Banu Alkan gibi maksimum konuşuyorsun. Her konuda söyleyeceğin bir şeyler var. İnsanların kafasını karıştırmıyor musun?
Niye karışmasın? O kadar sade, halk diliyle anlatıyorum ki abartmıyorum. Bir çok şey, az şey, çok şey, şeyin şeyi. Asıl menşei, alım noktası. Bir karpuz alırsın çürük çıkar, bir kavun bozuk, bir yumurta alırsın cılık çıkar. Aldığın şeye bağlı. Rica ediyorum insanlardan, özü bilirsen, özüne sahipsindir. Çok şey ararsan kendini bulacaksın. Kendini bulmak için de beni bulacaksın. Ben seni bulunca beni buldum. Bu, merkezi sistem.
Senin merkezi sistemin uzay. Ne var uzayda?
Çok şey, 18 bin alem var. Bunun sınırı yok ki kardeşim. Maneviyattaki, kişinin özündeki sınır, eğer neyin kâr neyin zarar olduğunu biliyorsa sonsuzdur.
Saçını niye ikide bir kazıtıyorsun,
düşüncelerinin daha iyi görülmesi için mi?
Doğru. İnsanların atmakta zorlandığı sıkıntılar, düzün bayırı dediğimiz kırık çizgiler olur. Bir kazıdığımda depremin öncesindeydi. Televizyonda güneş tutulmasını bir uzaylı gözüyle yorumlatmak için çağırdılar. Siz espri yapıyorsunuz, ama dikkat edelim dedim. Mesaj verdim ama alınmadı. Diğer kazıttığımda da kardeşim rahmetli olmuştu. Toz da olsa yük oluyor her şey bana.
Bu kadar hayal gücü seni ister istemez ‘serbest çağrışımın babası’ yapıyor. Yanılıyor muyum?
Ben... Yaratanla yaratılan arasındaki dağlarda görev alanı içindeki kişiyim. Yani haber veren, alıp getiren, almak için de bir kırk yılını “nasıl haber getirebilirim” diye harcamış, yoğunlaşan biriyim. Ne derler buna, elçiye zeval olmaz. Bu elçilik benim içinse görevimi kabul etmesin insanlar, onlar içinse kabullensinler.
Bir elçi olarak başka neyi haber verdin?
Çanakkale’den geçemediler, Ortaoğu’dan gelecekler dedim, 13 yıl önce. Şimdi Büyük Ortadoğu Projesi karşımızda. Bu yansımaları yöneticiler niye alamadı.
Tek elçi sen misin?
Olur mu? İyilerin yüzü suyu hürmetine gidiyor bu dünya. Bir boşlukta dönüyor. Benim gibi... Benim dediğim an ego gelir, olmaz. Hepimiz o bütünlük içinde bireyseliz. Cenab-ı Hak bana bu görevi, ruhuma beyan etmiş. Şarkılarım, sözlerim, anlatımlarım, fıkralarım.. Hepsi insanı mutlu etme görevi.
Her şeye ve herkese faydalı olma işini biraz abartmıyor musun Mustafa abi? Vestel’in kullanma kılavuzuna bile faydalı bir eser diyorsun.
(Uzun süre susuyor) Noldu Vestel? Bugün dünya pazarına girdi adamlar, orada çalışanlar... Sahibi ne yiyor ya; akşam peynirdir, salatadır yiyor.
Toprağın dibine gitmekle, uzaya çıkmak aynı mı?
Toprak da yukarıdan geldi. Hepimiz aynı yerden geliyoruz. Senin için istediğim doğru mu? Yanlışın doğrusu, doğrunun yanlışı gene yanlıştır. Tozu barındırmayacak kadar arınmış bir insanım. Net görüyorum.
Gözlük kullanıyor musun?
(Gülüyor) Hayır. Öyle bir gözle bakıyorum ki, insanları bulundukları yerlerde aynı anda görüyorum. Ben burdayım, ama her yerdeyim.
Sibernetik organizma gibisin yani...
Yabancı terim, ama doğru. I can see well. Yani iyi görüyorum.
Kendi kendine söylediğin şeylere
herkesten önce sen gülüyorsun?
(Uzun süre gülüyor) Avunmak lazım. Sıkıntı verecekse gül yani. Deşarj... Hayat ciddi ve komik...
Çok fazla teferruat düşünüyorsun gibi?
(Otuz saniye sessizlik) Tamlama ve tamamlama! Aruzlarda dikkat edeceğimiz şeyler bunlar. Kafiyeli konuşma, düzgün konuşmayı getirir. Gidiyorum ormana.
Ormanda ne yapacaksın?
Sorarlar yani insana. (Gülüyor) Niye ormana gidiyorsun diye. Tamlamalara dikkat ediyorum ki arkasını daha fazla sormasınlar. Çünkü çok işimiz var.
Dikkat ettim de, 12 tane sigarayı yarım yarım içtin...
Ne bileyim gökyüzünün dumanı var. Bir iki duman alıp atıyorum. Sigaraya ben zarar veriyorum.
Armalı, yeşil montunuz kuru temizlemecide mi?
Bedenimize öyle şeyler giydiriyoruz yani, renkli olsun diye. (Kahkahalarla gülüyor) O da bir renklilik yani.
En sevdiğin renk?
Seni mutlu etmek.
‘İyi görmek istediğim
için uzaydayım’
Mars’ta hayat yok diye mi dünyadasın?
Hayat ben varsam, ben iyiysem var. Gün gelecek Mars’ta yakın olacak bize, Kars’ta, Sivas’ta. İnsan insana, insan kendisine, nereye yakın olduğunun hesabını yaparsa onun denklemini de çözebilir.
Dokuz yaşında mı merak sardın uzaya?
Uzay bir bakış, bir yükselme. Yukarı çıkınca bir yerlere bakacaksın di mi? Allah iki göz vermiş. Ben de üç göz var. Bir de ruhumdaki kalp gözü. O gözle görebilmek için maneviyatın derinliğine doğru yükselmen lazım. İyi görmek istediğim için uzaydayım.
Bir uzaylı olarak, topluma iyi örnek
olduğunu düşünüyor musun?
Herkes ailece bireysel olarak kendi aralarında bibirlerine iyi örnek olabiliyorlar mı diye düşündüğümde, o da yoğunlaşır yoğunlaşır insanın bütünlüğüne gider. Demek ki f eşittir dx...
Nedir bu çarpanlar, bölmeler, denklemler... Bu matematik bizi sıkar be hocam?
Denklemin sonucu eşittir karşılığı. Denklemini sağlarsan doğruluğun anlarsın. Bugün varız yarın yokuz. Neden böyleyim? Ben böyleyim.
Niye şarkı söylüyorsun o zaman,
gidip matematikle uğraşabilirdin?
Karşı tarafa toz kadar yük olmamak anlayışı, birçok şeyi söylemekte işte. Onu şiirsel ve şarkılarla, daha melodik yapılarla söylemek onu üzmez sıkmaz diye. Öyle de anlatımlarım var.
Müziğinin kakafonik yapısını çözmek zor. “Canım canım canım canım” diye bir şarkı yapmışsın, söyleyene kadar insanın canı çıkıyor.
Demek ki o çok canımda fazla canlara olan düşkünlük var. Söyleyemeyen de beş tanesini söyle ya. Ben saymıyorum kaç tane. Çok anlayan olduğu zaman bu on bir de olur yani.
“TOPARLANALIM,
DAĞINIK YUVARLANMAYALIM!”
Soyadın neden Uzayoğlu
değil de Topaloğlu?
Atalarımıza çığ düşmüş, çığdan
kaçarken ayağı sakat kalmış.
Onlar da Topal’ın oğlu demişler.
Fikirleri topal olanlar da var.
Toparlasınlar. Herkesin iyi toparlaması lazım. Yuvarlanınca toplu yuvarlanacağız. İşte dağınık yuvarlanma var. Top yuvarlaktır diye topa vuruyoruz, gidip gol oluyor. Kalecide gol olunca ne yapacak yani, ağlara bakar.
Hiç çaresizce ağlara baktın mı?
Ben çok dağlarda dolaştım, ağlara da baktım yani. Balık ağına baktım, fazla balık tutanlara kızdım.
Ağır konuştun Mustafa abi.
Hep ağır mı konuşursun?
Ben toz kadar hafif, dünya kadar
ağırım. Tabii tabii...
Bilgisayar Programlarının Hukuki
Korunması diye bir kitap var,
yazarı da Mustafa Topaloğlu.
Senin mi bu kitap?
Ne güzel. İşte aynı şey. İnsanların
iyi korunmaları, barınmaları içimizde
saklı. Rahatsız olmayalım. Açık kafa
yani. Öğreneceğiz öğreneceğiz. Gidin sohbetlere katılın, kitap okuyun.
Kitap okur musun?
Çok okudum, artık okumuyorum. Yazma zamanı geldi. Kitabım çıkacak.
Mustafa Topaloğlu kimdir hakkinda aciklamalar Mustafa Topaloğlu kimdir konusunda bilgiler.
Bookmarks