XVI. Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlı Donanması

Lepanto-İnebahtı muharebesi ile Osmanlı donanması hemen tamamıyla yok olmak derecesine geldi ise de devletin kuvvetli teşkilâtı ve Sokullu Mehmet Paşa'nın büyük faaliyeti neticesinde beş ay içinde yine evvelkisi gibi büyük bir donanma ile Akdeniz'e çıkılarak bu harikulade durum düşmanları şaşırtmış ve nihayet Venedik Cumhuriyeti galip iken mağlûp vaziyette bir sulh imzalamaya mecbur kalmıştır.


Osmanlı Denizciliğinin Ehemmiyetini Kaybetmesinin Sebepleri


Barbaros Hayrettin Paşa'dan sonra yetişen Turgut Kılıç Ali Salih Paşalarla tecrübeli gemi reisleri (miri kaptanlar) ve sancak gemicileri Venedikli Uluç Hasan Paşa'nın kaptanlığından sonra (999 H. - 1590 M.) Osmanlı donanması yavaş yavaş eski kudret ve kuvvetini kaybetmeye başlamıştır: bunda denizcilikten yetişmeyenlerin veya uzun müddet denizcilik etmeyenlerin birbiri ardından kaptan paşa olmalarının tesiri olduğu gibi asıl büyük deniz harplerinin ve donanmada tadilat yapılmaması sebebiyle Osmanlı donanmasının eski faaliyet ve manevra kabiliyetini kaybetmesi ve çekdiri denilen kürekli gemiler için iyi ve mahir denizci yetiştirilmemesi de Osmanlı donanmasının gerilemesindeki mühim âmillerdendi.

Yukarıda gösterdiğimiz sebeplerden başka donanmanın eski ehemmiyetini kaybetmesinin bir ciheti de Akdeniz'deki hükümetlerin yaptıkları gibi denizcilikte yeniliğe doğru gidilmek istenmemesi ve denizci yetiştirilmemesi on yedinci yüzyılda görülen başarısızlıkların başında gelmektedir; bu asırda kaptan paşaların her ilk baharda kanun üzere Akdeniz'e çıkıp dolaştıktan sonra Kasım'da avdet etmeleri ya bir iki korsan gemisi yakalayıp getirmeye veya bir yeri yağmalamaya inhisar etmişti.

İç ve dış durumların fenalığı ve bunun az fasıla ile daha sonraları da (on yedinci yüzyılda) devamı esnasında Osmanlılardaki bu ihmâl ve atalete mukabil Akdeniz hâkimiyetini Türklere bırakmağa mecbur olan Venedikliler bundan istifade ile üstünlüğü tekrar elde etmeğe muvaffak olmuşlardı; hattâ küçük cumhuriyet olan Floransa ile Korsan olan Malta şövalyeleri on yedinci yüzyıl başlarında Akdenizde hâkim rol oynuyorlardı. Bittabi bu hal Akdeniz'in dörtte üç sahillerine sahib olan Osmanlı Devleti için çok tehlikeli idi.

Bu on yedinci yüzyıl sonlarına yakın tarihlere kadar Osmanlı donanması esas itibariyle çekdiri yani kürekli olup bundan başka donanma arasında bulunan kalyon ve burtonlar asker ve top ve mühimmat nakli için kullanılırdı. Bu suretle Osmanlı harp gemileri çekdiri yani kadırga olduğu halde Venedik ve İspanyolların harp gemileri kalyon olup çekdiri ikinci derecede bırakılmıştı. Yani Osmanlı donanmasında esas harp gemileri kürekli Venedik ve İspanyollarda da kalyon türünden yelkenli idi. Bundan dolayı çekdirilerde bütün maharet kürekçilerde ve kalyonlarda ise yelkencilerde idi; bu sebeble bilhassa rüzgârlı havalarda düşmanın muazzam kalyonlarına karşı kürekli olan kadırga kalite firkete ve saire ile muvaffak olmak çok müşkül ve çok zaman şansa bağlı idi.


XVII. Yüzyılda Osmanlı Donanması


Donanmanın Yelkenliye Çevrilmek İstenmesi

Bu on yedinci yüzyıldaki deniz başarısızlıklarının sebeplerinden birinin kürekli gemilerle harp edilmesi olduğu fikrinin kabul olunması donanmada ona göre bir yenilik yapılmasına sebep oldu: Eski denizciler kalyonlar aleyhinde bulunup donanmadan ön safın bunlara bırakılmasını istemedikleri halde Garp ocakları (Cezayir Tunus Trablusgarp) denizcileri düşmanla mütemadi çarpışma îcabı olarak yelkenli gemi kullanmayı Osmanlılardan evvel tatbike başlamışlardı.

Girit muharebesi başlayıncaya kadar Osmanlı donanması ile denizcilerinin zaafı bariz olarak bilinmiyordu; bu muharebe Girit adasına sahip olan Venediklilerin denizcilik bakımından üstün ve Osmanlı gemiciliğinin de âciz durumlarını gösterdi; Garp ocaklarının yardımları olmasa Osmanlı donanması için daha elim neticeler meydana gelebilirdi.

1058 H.-1648 M. senesinde sadrâzam Sofu Mehmet Paşa'nın sadaretinde Venediklilerin ağır basması üzerine Osmanlı hükümeti de kalyona karşı kalyonla muharebe etmek usulünü kabul edip derhal kalyon yapılmasına başlandı ve bu suretle bir müddet için Osmanlı donanmasında kalyon ön safa geçti; fakat buna karşı yelkenci ve diğer mahir mürettebat bulunmadığı için hemen iyi bir netice almak imkânı yoktu. 1066 H.-1656 M.'da Kenan Paşa kumandasıyla Akdeniz'e çıkmak isteyen donanma da kırk kadırga otuz kalyon ve on mavna vardı; donanmanın ön kısmında kalyon arkasında mavna ve en geride de kadırgalar bulunuyordu.

Kalyon yapma usulü Fazıl Ahmet Paşa'nın sadareti zamanına kadar devam etti; fakat Kenan Paşa'nın boğazda Venediklilere karşı pek fena mağlûp olması kalyon aleyhtarlarına cesaret verdi ve nihayet kalyonculuk ikinci dereceye indirilerek çekdiri yine ön safa alındı. Bununla beraber hal ve vaziyet yelkenli gemilerin üstünlüğünü iyice meydana koyduğu için Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadaretinde ve 1093 H. - 1682 M.'de tekrar yelkenli gemiciliğe dönüldü ve artık bundan sonra kalyon ve kalyon türünden gemiler yaptırılarak çekdiri donanma aşamalı surette terkedildi.

Bu yenilik üzerine mahir gemiciler yetiştirilip bu asır sonlarında Amcazade ve Mezomorto Hüseyin Paşalar tarafından Venediklilere ilk darbe vurularak Sakız adası geri alındı. (1695) Ve bundan sonraki deniz ıslahatı ile Osmanlı donanması Akdeniz'de Venediklilere karşı üstünlüğü elde etti.


Osmanlı Donanmasının Çıkışı


Osmanlı donanması İstanbul'dan çıkan donanma ve kaptan paşa eyaletindeki sancaklarla bazı eyâlet ve adalardan çıkan bey gemileri Mısır donanması ve bir de Garp ocakları donanması olarak dört kısımda İstanbul'da kaptan paşa kumandasında olarak hazırlanan donanma haliçten çıktıktan sonra evvela Beşiktaş önüne gelip bir iki gün sonra Yedikule'ye gider ve orada askeri yerleştirir ve oradan Akdeniz'e hareket ederdi. Boğazdan çıkıldıktan sonra daha evvelden donanmaya iltihakları emrolunan bey gemileri ile Garb ocakları gemileri gelip muayyen yerde kaptan paşa ile buluşurlardı. Kaptan paşa maiyyetinde olan on dört sancak beyinden her birinin bir kadırgası vardı.

On yedinci yüzyılda 1030 H.-1621 M.'de İstanbul'daki donanmadan başka Akdenizde altı donanma bölgesi şunlardı:

1- Rodos beyi ile Kiklad adalarından Milos ve Santurin adaları gemileri Sığacık (Sakız adasının karşısında Anadolu sahilinde) ve Menteşe (Muğla) sancak beyinin kadırgaları ki toplamı yedidir.
2- Sakız sancak beyinin yedi kadırgası
3- Kıbrıs beylerbeyi kadırgası ile Magosa (Famagosta) Baf Tuzla Limasol Girine (Girinyo) beylerinin altı kadırgası
4- Mora kısmı olup Mora sancak beyinin iki gemisi ile Mizistra İnebahtı Santa Mavra (Ayamavra) ve diğer altı kadırga ki mecmuu on bir kadırgadır.
5- Mısır donanması olup beylerbeyi ve Dimyat beyinin gemileriyle diğer altı kadırga
6- Akdenizin adalar ve sahil kısımları yani Midilli sancak beyi ile Çanakkale Limni Kavala Selanik Ağrıboz Andros Şira Naksos (Nakşa) ve Parüs adaları beylerinin gemileri ki bütün bu Akdeniz filosu mevcudu -Garp ocakları hariç olarak- kırk ikiyi bulmakta idi.


Donanmanın Akdeniz'de Harp Nizamı Üzere Hareketi


Osmanlı donanması boğazdan çıkarken kırmızı yelkenli kaptan paşa kadırgası (baştarde) ortada bulunup diğer gemiler etrafında olarak harp nizamı üzere yürürler; bu donanmanın üç mil ilerisinde karakol kaliteleri gidip gördüklerini donanmaya haber verirlerdi. Bu donanmanın gerisinde büyük karakol olarak on kadırga ile tersane kethüdası yürür bunlar fener yakarak güçsüz düşen gemileri ve fırtınadan yelkenleri yırtılıp sereni kırılan gemileri yedeğe alarak yardım ederlerdi. Bu donanmanın hareketinden bir saat sonra kaptan paşa eyâletine bağlı iki bey gemisi hareket eder; ve askerin döküntüsü varsa onları toplardı.

Kadırgaların kalyona karşı hücum etmesi tehlikeli olduğundan önce top ile kalyonun dümen ve direği kırıldıktan sonra hücum edilirdi. Muharebe esnasında derya beyleri gemileri ileride bulunup kaptan paşa gemisi geride durur ve önden iki ve geriden üç gemi ile muhafaza edilirdi. Kaptan paşa kendi baştardesinden ayrılmayarak ağalarını askeri cesaretlendirmek için gönderir muharebe esnasında kürek çekmekte istihdam edilen forsalar yani Hıristiyan esirlerin fenalık yapmaları ihtimali olduğundan bunların arasına Türk kürekçileri de konurdu.



alıntı...