ORTA ASYA

NERESİDİR? NASILDIR?







İç Asya tam olarak neresidir?

“İç Asya’nın Amur Irmağı’nın yukarı kavşaklarından başlayan en doğusundaki topraklarında, Ussuri taygası, Büyük Çin Seddi yönünde uzanır. İşte burada, hem kuzeyli hem güneyli öğeleri kendinde birleştiren florasıyla ve faunasıyla, yayvan yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlarla karşılaşırız; kaplanın ren geyiği avladığı, yabanî asmanın ve manolya sarmaşığının mavi jeddo ladininin dalına ve gövdesine sarıldığı ülke, işte burasıdır. Burası, artık tam anlamıyla İç Asya’dır.”

(A.P.Okladnikov, Tarihin Şafağında İç Asya_Erken İç Asya Tarihi, s.61)
İç Asya’da iklim nasıldır?


“Asya’nın çoğunda kışlar soğuk ya da son derece soğuk, yazlarsa sıcak ya da çok sıcaktır. Okyanuslardan uzaklığı, sıradağ engelleriyle birleşince denizlerden buralara doğru hava kitlelerinin esmesine izin vermez ve İç Asya’nın orman kuşağının güneyinde kalan yörelerinde sürekli bir nem eksikliğine neden olur.

Avrasya kara kitlesinin iç kısımlarında, her yıl kışın Moğolistan üstündeki büyük bir yüksek basınç alanının etkisiyle, sürekli olarak gökyüzünün bulutsuz, ısının sıfırın altında ve havanın yağışsız kalması, kuruluk ve ısı sorunlarını daha da kötüleştirmektedir.

Bu yüksek basınç alanından kaynaklanan kuru ve soğuk rüzgârlar, İç Asya’nın büyük bir kesiminde kış havasına egemen olur. Bölgenin çok geniş doğal boyutlarını hesaba katınca beklenebileceği üzere, İç Asya çıplak çöllerden güney kenarlarında kar kaplı dağ doruklarına ve kuzeyde tundralarla örtülmüş Kuzey Buz Denizi kıyılarına kadar büyük bir fiziki-coğrafi görünüm çeşitliliğini kapsamaktadır.”

(Robert N.Taafe, Erken İç Asya Tarihi, Coğrafi Ortam, s.35)

İç Asya’da tarım neden gelişmedi?

“İç Asya’da … yerleşik tarımın gelişmesinin en önemli fizikî-coğrafî engelleri su yetersizliği, bitki büyüme mevsimlerinin kısalığı, edafik (toprağın niteliğiyle ilgili) sorunlar ve arazinin engebeleridir…

Kuru ya da yarı-kuru yörelerde tarımın gelişmesini engelleyen bir başka fizikî sorun da, çöllerde ve çöl-bozkırlarda sık rastlanan kasırgaların yahut Hazar Denizi dolaylarından kaynaklanarak yolları üstündeki bozkırları kurutan, suhovey denilen güçlü sıcak rüzgâr aşındırmasıdır.

Çiftçiliğin yaygınlaşmasını engelleyen ve aynı zamanda, vaha tarımı için kalıcı bir sorun oluşturan ek bir güçlük de, kuru kuşakta toprağın tuzlanmasıdır.”

(Robert Taafe, Erken İç Asya Tarihi, Coğrafi Durum, s.42)

Moğolistan’da hava sıcaklıkları ne kadardır?

“En sert bozkır kışlarıysa, içerilerdeki konumu, dağ sınırları, bulutsuz gökleri ve hep üstündeki yüksek basınç kuşağının getirdiği dondurucu hava yüzünden Moğolistan’da geçer.

… Ulan Bator’un (başkent,b.n.) ocak ayı ısı ortalaması – 270 C dir, ekimden marta kadar altı ay boyunca da, ısı ortalamaları donma noktasının altında kalır. Çungarya Bozkırı’ndaki Urumçi’de ocak ortalaması – 150 C olur; Mançurya’nın Harbin şehrindeyse, bu sayı – 200 C’a düşer.

Her iki kentte de ısı ortalamaları donma noktasının altında geçen ay sayısı yaklaşık beştir. Tersine, bozkır yazları her tarafta sıcaktır. Avrupa Bozkırı’nda yazlar bu kuşağın başka yerlerindekinden daha uzun sürmekle birlikte, hemen hemen bütün kuşakta temmuz ayı ısı ortalamaları 18,5 ile 240 C arasındadır.

Mançurya’daki anormal ısı derecelerini ayrıca incelemek gerekir. Burada, kışları, mevsimlik Moğolistan antisiklonundan kaynaklanan soğuk rüzgarların karadan Pasifik’e doğru esmeleriyle tayga-türü bir hava egemen olmaktadır. Yazlarıysa tersine, Pasifik hava kitlelerinin komşu karalara doğru hareket etmesi sonucu, ılık ve nemli geçmektedir.

Bu yazlık muson etkileri içerilere gidildikçe hızla ortadan kalkar; Moğolistan ve Sinkiang bozkırları, çoğu Atlantik’ten kaynaklanan az bir yağışı alır.”

(Robert Taafe, Erken İç Asya Tarihi, Coğrafi Durum, s.53)

Orta Asya’da deniz düzeyi altındaki bölgenin adı nedir?

“Deniz seviyesinin altındaki yerlere en iyi örnek, Tarım Havzası’nın kuzeybatısında bulunan, -505 kadem (-165 m.) irtifadaki Turfan Çukuru’dur. Aşırı soğuklara karşı topoğrafik korunma, uzun ve sıcak bir bitki yetiştirme mevsimi olması ve vahaların mevcudiyeti bir araya toplanınca, bu çukur, en eski zamanlardan beri yerleşimlerin yapıldığı, meyve, karpuz ve pamuğuyla ünlenen özellikle verimli bir yöre haline gelmiştir.”

(Robert Taafe, Erken İç Asya Tarihi, Coğrafi Durum, s.38)

Orta Asya’nın çöl kuşağı dünyanın en zorlu yaşam bölgeleridir!

“Hazar Denizi’nden Moğolistan’daki Gobi ve Ordos çöllerinin doğu sınırlarına kadar, İç Asya’nın güneydoğu bölümlerinin çoğunu kitlesel bir çöller kuşağı kaplar. Bu çöl kuşağının Orta Asya bölümünde, Karakum’un geniş kum tepelerini ve Kızılkum’un oturmuş (stabilize olmuş) kum ve taşlık tabanlarını içine alan Turan alçak düzlükleri başattır.

Bu iki büyük çölü, Amu Derya’nın yoğun bitkili alüvyon ovası ayırmakta, Sır Derya boyunca uzanan kışın yaprak döken ağaç ormanları da, Kızılkum’la kuzeydoğudaki kumluk Muyunkum arasında buna benzeyen bir işlev görmektedir.

Bu kurak şerit, Balkaş Gölü’nün batısındaki ıssız Betpak_Dala’ya ve gölün güneyinde yer alan Sarı-Işıkotran Çölü’nün geniş kumluk alanlarına kadar uzanır. Orta Asya’nın batı ucundaki Üstyurt Yaylası Aral Gölü’nün batı kıyılarından ve Hazar Denizi’nin Karaboğaz-Gölü Körfezi’nin doğu kenarlarından dimdik yükselir ve komşusu Karakum Çölü’nden bile daha kısırdır.

Aray Gölü’nün doğu ve güneyindeki Karakum ve Kızılkum çöllerinin ortası yılda dört parmaktan (10 cm.) az yağış alır. Fakat Orta Asya çöl kuşağının bazı dış çeperlerine, en çok ilkbaharlarda olmak üzere, yılda sekiz parmak (20 cm) kadar yağış iner.

Ama bu bile, buharlaşma oranının ancak yüzde 15’i kadardır. Orta Asya’nın genel kuraklığı, tuzlu ve yüksek alkalinli toprakların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Mamafih, sulamayla verimli hale getirilebilecek gri çöl toprakları çok daha olağandır.

İyi bir talih eseri olarak, Orta Asya’nın en kaliteli toprakları, güneydeki dağların eteklerinde yer alan vahalarda ve büyük nehirlerin alüvyon ovalarında bulunmaktadır. Verimli vahalar, fazla sularını Sır Derya’nın aldığı Fergana Vadisi ve Taşkent vahaları dahil, Amu Derya ile Semerkand ve Buhara vahaları arasında akan Zerefşan boyunca sıralanmış, daha çok, löslü dağ kenarı ovalarındadır.

Ayrıca, Amu Derya Deltası’nın alüvyonlu toprakları, insanların en eski çağlardan beri, Harezm vahasının deltasında yaşamalarını desteklemiştir. Orta Asya ırmakları yılda iki kez büyük bir debiyle akar: Önce yağmurların en çok yağdığı ve alçak yamaçlardaki karların eridiği ilkbaharda, sonra da, dağ buzullarının çözüldüğü yaz ortasında. Vahaların çevresindeyse,çalı ve yarı-çalıların başat olduğu seyrek bitki örtülü çöller bulunmaktadır.

Bu orta enlemli Orta Asya çöllerini, belirgin mevsimlik ve günlük (gece-gündüz) ısı değişmeleri niteliklendirir. Böyle olmakla birlikte, kışlar genellikle kısadır ve güney kenarlarında, ortalama ısının donma noktasının altına düştüğü sadece bir ya da iki ay olur.

Yazlar sıcak geçer; güneyde temmuz ısı ortalamaları 27,50 C’dir. Bazı günler, ısı 490 C’ye kadar çıkar.

Dağların oluşturduğu bir kesintiden sonra, çöl kuşağı doğuya doğru, Tanrı Dağları’nın ve ona bitişik bozkırın birbirinden ayırdığı iki şerit halinde devam eder. Bu şeritler, Tarım Havzası’nın doğu çıkışında yeniden birleşir ve en önemlisi, Moğolistan Yaylası’nın güney bölümündeki Gobi olmak üzere, sürekli bir çöller dizisiyle doğuya doğru ilerler.

Yükseklerdeki bu orta enlem çöllerinin ayırıcı özellikleri, devamlı kuraklık , soğuk kışlar ve sıcak yazlardır; bir de, her mevsimde gündüz saatleriyle çöl geceleri arasında çarpıcı ısı farkları olmaktadır.

Çok değişik çöl türlerinin bir karması yaygın bulunmakla birlikte, genellikle bu çöllerin yüzeyleri batıda kumlarla, merkezi Gobi yörelerinde taş ve çakıllarla, Ala Dağlar ve Ordos’un doğu çöllerindeyse kum ve çakıllarla kaplıdır.

Çepeçevre kapalı Tarım Havzası’nın ortasını işgal eden Taklamakan Çölü’nde bazen 300-400 kadem (100-130 metre) yüksekliğe kadar çıkan gezici kum tepeleri (barhan) vardır.

Bu uçsuz bucaksız kum bölgesinde, Lobnor Gölü’ne akan Tarım Irmağı ve kolları boyunca yetişen tugay dışında hemen hemen hiçbir bitki yoktur.

Okyanuslardan uzaklığı ve denizlerin üstündeki hava kitlelerinin buraya erişmesini engelleyen dağ sıraları nedeniyle Taklamakan Çölü yeryüzünün en kuru yörelerinden biridir.

Yılda iki parmaktan (5 cm) az yağış alır, birçok yıllardaysa buraya hiç yağmur yağmaz. Ama bu çölün güney ve kuzey kenarlarında tersine, Kunlun ve Astın Tağ, Pamirler ve Tanrı Dağları’nın Tarım Havzası’nın dağlık iç çeperlerine bitişik, eşik halinde bir dizi verimli vaha bulunmaktadır.

Güneyde ve batıda, bunlar Kaşgar, Yarkend, Hotan, Keriya vahaları ve Tarım Irmağı’nın aralıksız/sık kolları üstündeki başka vahalardır. Kuçe ve Aksu gibi daha küçük vahalar, havzanın kuzey sınırındaki Tanrı Dağları’nın güney yamaçlarına komşudur. Daha az kapsamlı bir kum ve çakıl çölü, Çungarya Havzası’nın göbeğinde, Tanrı Dağları ve Altay Dağları’nın arasında yer alır ve her iki dağ silsilesinden otluklarla ayrılır.

Çöllerin kumlu olanlarıyla taşlı-çakıllı türlerinin arasındaki geçiş alanı, Tarım Havzası’nın hemen dışındaki ıssız Pei Şan Çölü’ndedir. Bu susuz çölde ve Gansu Koridoru’nun batı uçları dahil, bitişik çöl arazisinde, buralara Kara Gobi adının verilmesine yol açan, parlak siyah çakıllardan bir taban yüzeyi bulunur. Başka sorunlarının yanı sıra, bu alanda özellikle ara mevsimlerde, sık ve güçlü fırtınalar da görülmektedir.

Yüzeyinin küçük bir bölümünü kaplayan kum tepelerine karşın, yılda dört parmaktan (10 cm.) az yağış alan Moğolistan Gobisi’nin uçsuz bucaksız gibi görünen çöl ovaları, esas itibarıyla bir çöl tabanı oluşturan taş ve çakıllarla kaplıdır.

Yerdeki kum ve mil, önemli bir ölçüde rüzgar aşındırmasıyla havalandırılıp, anlaşılan Büyük Çin Seddi’nin güneyindeki löslü dağ eteklerine yığılmıştır.

Gobi’nin yüzeyi, engebeleri açısından büyük çeşitlilikler göstermektedir. Tipik olarak bu arazi, görece alçak dağ ve tepelerle ayrılan geniş havzalara bölünmektedir. Bu havzaların içinde de, görece sığ ve su sızdırmayan çukurlar bulunmakta, buralarda bir dizi gölcük ya da playa (takır) oluşmaktadır. Gobi’nin kimi bölümlerinde hiç bitki yokken, kimi bölümlerinde de saksaul çalılıkları ve yer yer çimenlikler bulunmaktadır.”

(Robert Taafe, Erken İç Asya Tarihi, Coğrafi Durum, s.57-58)

Altay Dağları’nın yüksekliği ne kadardır?

“Pamir Dağları ve Trans-Altay uzantıları, aynı zamanda Sinkiang içlerine 1.000 mil (1.760 km) giren ve 24.000 kademi (7860 metre) aşkın azami yüksekliklere erişen Tanrı Dağları’nın ulu ve tepeleri kar kaplı sıradağlarına da bitişiktir.”

(Robert Taafe, Erken İç Asya Tarihi, Coğrafi Durum, s.40)

Altay Dağları’nın ortalama yüksekliği ne kadardır?

“Ortalama 14.600 kadem (4.800 metre) âzâmî yüksekliği olan Altay dağ silsilesi Batı Moğolistan’a da girer.”

(Robert Taafe, Erken İç Asya Tarihi, Coğrafi Durum, s.40)

Orta Asya’nın jeolojik haritası çıkarıldı

“Orta Asya’nın jeolojik haritası çıkarıldı. US Report, 7,5 milyon kilometre karelik bir alanı kapsayan haritanın, bir milyon kilometre karesini, dünyadaki kurak toprakların yüzde 3′üne sahip Özbekistan’ın kapladığını bildirdi.

Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya, Türkmenistan, Tacikistan, Azerbaycan ve Çin’in uluslararası çerçevede vardığı anlaşma uyarınca çıkarılan harita, bölgedeki jeolojik yapıyı, çevrenin tarihi gelişimini ve mevcut konumunu ortaya koyuyor.

Haritanın enerji, maden cevheri ve ametal madenlerin mineral kaynakları ve gelişmiş jeolojik yapılarını gösteren atlaslar içermesi planlanıyor. Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen 31. Uluslararası Jeoloji Kongresi’nde büyük ilgi toplayan projeye, Ermenistan, Gürcistan ve Türkiye’nin yanı sıra katılan Rusya ve Çin araştırma alanının genişletileceğini açıkladı.

Orta Asya’da, büyük miktarda petrol, doğalgaz, kömür, bakır, kurşun, çinko, uranyum, boksit, nadir rastlanan maden ve diğer mineraller çıkarılıyor.”

(Yayımlandığı yer: Anadolu Ajansı, 1.Ağustos.2002)