İsmail Galip Bey’in “Takvim-i Meskukatı Osmaniye” adlı eserinde de belirtildiği gibi Osmanlılarda ilk defa 1 dirhem 13,75 kırat (5,95gr), 11,50kırat (2,30gr) ve 5,75 kırat (1,15gr) ağırlığında olmak üzere üç tip para basımına Orhan Gazi (1326-1359) zamanında başlanmıştı (Osman Gazi’ye ait olduğu iddia edilen akçe ile ilgili bir yazı web sayfalarımızda daha sonra yayınlanacaktır). Bunların çoğunda tarih ve basıldığı yer adı yoktu.

Ancak Orhan bin Osman adına Bursa'da basılmış bir akçesinin AH 727
(1327) tarih'ni taşımasından, Orhan Bey'in bu tarihte, bir nevi bağımsızlık alameti olan parayı, kendi adına bastırmaya başlamış olduğu anlaşılıyor. Bilindiği gibi, daha önceleri Osmanlı beyliği de diğer Anadolu beylikleri gibi Moğol İlhanlılara bağımlı ve yıllık vergi ödemekle yükümlüylü.

Madeni paralar icadından beri daima dirhem esasına göre kesilir ve en çok kullanılan ağırlıklar 1/2, 1, 2 ve 4 dirhem olmakla beraber dirhemin beşte, onda hatta yirmide biri küçüklüğünde kesilenleri de olurdu. İslam dünyasında altınlara dinar ve gümüş paralara dirhem denilir ve taşıdıkları kıymetli madenin değerine göre bir değerle alış verişte kullanılırdı. Orhan Gazi'nin 90 ayar temiz gümüşten kesilen 1,15 gr. ağırlığındaki en küçük akçası, yeni devletin gelir ve giderlerinin hesabında bir para vahidi (ünite) kabul edilmiş ve buna “Osmanlı Akçesi” denilmişti. Türklerde ve bu 'arada 1250 yılından beri Selçuklu devletinde de gümüş paralara akça deniliyordu. Şu farklaki, Selçuklular, dirhem ağırlığındaki gümüşlere akça dedikleri halde Osmanlılar miskalın dörtte biri ağırlığındaki gümüş paralara akçe demişler, çift akçe ve beşlik akçe olarak ta 2,30 ve 5,95 gr. ağırlığında gümüşler kesmişlerdi.

Bazı tarihçilerimiz, miskalın dörtte biri ağırlığında kesilmiş olan ilk Osmanlı akçalarının ağırlık bakımından Selçuklu ve diğer İslam devletleri paralarıyle münasebeti bulunmadığını, bunun Osmanlılara mahsus, yani onlar tarafından icadedilmiş bir usul olduğunu ileri sürelerse de bu gibi sözlerin gerçeğe uyar yönü yoktur. Gerçek olanı, bu ağırlıkta da kesilmiş bir çok paraların bulunduğu ve özellikle Osmanlıların da bağımlı oldukları İlhanlıların miskalın dörtte biri ağırlığında (5,5 ve 6 kırat) basılmış paraları olduğudur.

Orhan Gazi devrinde vahidi kıyasi olarak nizamlanan Osmanlı akçesi yüzyıllarca Osmanlılarda bir ünite sayılmışsa da, ilk zamanlardaki ağırlık ve temizliği muhafaza edilemediğinden, değeri sabir bir ünite olamamış, devir devir değeri değişerek kıymetten düşmüş nihayet yerine yabancı para sistemi olan kuruş geçmiştir.

Osmanlı akçalarının ve sonra bunların yerine geçen kuruşların sabit bir değer taşıyamamaları, devamlı olarak değer ve itibarlarını kaybetmeleri, ihdasından kısa zaman sonra ısrarlı bir suretle ayarlarının bozulması, yani gümüş miktarının azaltılarak bakır ve kalay miktarının çoğaltılması yüzündendi. Gerçekten de, Orhan Gazi’nin 90 ayar (%90 gümüş) temiz gümüşten kesilmiş 1,15 gram ağırlığındaki Osmanlı akçasının Fatih (1451 - 1481) ve II. Bayezit (1481 - 1512) devirlerinde ayarı 80 (%80) den aşağı indirilmiş, ağırlığı 0,75 ve Kanuni (1520 - 1566) devrinde, 0,64gram, III.Murad (1574 - 159) devrinde 0,40 gram ve III. Mehmed (1595 - 1603) devrinde 0,30 gram olmuş ve 67 - 70 ayar gümüşten kesilmişlerdi.

Osmanlı akçaları ayarları bozulduğu ve ağırlıkları azaldığı nisbelte değerden düşüyor, temiz gümüşten kesilmiş yabancı gümüşlere rağbet artıyordu. Çünkü o çağlarda halk itibari değer tanımıyor, malının gerçek değerinde sikke veya külçe gümüş veya altın almadıkça satış yapmıyordu. Nihayet IV. Murad (1623 - 1640) devrinde Osmanlı akçesinin büsbütün değerden düştüğü görüldüğünden, aşağı yukarı Orhan Gazi akçaları ağırlığında (1,15 gr.) “Para” adı verilen ve 4 akçe kıymet konulan yeni bir para çıkarılmışsa da ayar ve ağırlığı bir ayarda tutulamadığından gereken ve umulan rağbet ve itibarı kazanamamıştı.

l. Selim (1512 - 1520) devrinde 35 - 40 akça olan 19 - 20 gr. ağırlığındaki yabancı Groş'ları IV. Murad (1623 - 1640) devrinde 152 akçeye yükselmişti. Halkın Osmanlı akçesına itimadı kalmadığından esnaf mal vermek istemiyor, akçeler maden parçaları gibi tartılıp içindeki gümüş değerine göre alınıp veriliyordu. İtibarı değeriyle tedavül etmesi için devletçe yapılan zorlamalar, kanlı ayaklanmalara sebep olmaktaydı. Osmanlı akçası bu devirde geçer akçe olmaktan çıktığından artık Osman'Iı para sisteminde bir değişiklik yapmak, iç ve dış ticarî muamele ve münasebetlere esas olacak yeni bir tip para çıkarmak zarureti hasıl olmuştu. Bu yüzden ilk defa II.Süleyman (1678 - 1691) zamanında halkın rağbetim kazanmış bulunan yabancı devlet Groşlarına benzetilerek 88 ayar gümüşten 6 dirhem (19,20 gr.) ağırlığında ve 40 mm. çapında Osmanlı Kuruşları basılmaya başlanmıştı. Bu devirde düzenlenen fiyat cetvelinde yeni Osmanlı kuruşlarına 40 para (160 akça) kıymet konulmuştu. Ayrıca kuruşun parçalarından olmak üzere yirmilik, onluk ve beşlik adlarıyle 20 para, 10 para ve 5 para kıymetlerinde ufaklık gümüşler de basılmışlardı.

Fakat bu İslahat ta, bir süre sonra eskisi gibi, hazinenin para sıkıntısına güya tedbir olarak gene ayarların bozulması ve gümüş miktarının azaltılması yolu tutulduğundan, uzun ömürlü olamamıştı.

III. Ahmed (1703 - 1730} devrinde Osmanlı paralanna yeniden bir çeki düzen vermek zarureti hasıl olmuş, bu defa da Zolta adıyla Polonyalıların rağbette olan Zlotilerine benzetilerek - yeni tip bir para daha çıkarılmıştı. Zolta'lara (6 dirhem 2 k.= 19,60 gr.) 30 para, yarım zoltalara 15 para kıymet konulmuş ve bu sırada paranın kıymeti 4 akçadan 3 akçaya indirilmişti. Bu yeni Zoltaların 60 ayar gümüşten bastırılmaları da kararlaşmıştı. Bu devirde paralar 0,35 -0,40 ve akçeler 0,15 gram ağırlığında kesiliyorlardı.

Bu devirdeki (1725) rayice göre, Osmanlı kuruşu 40 para (120 akçe), Zolta 30 para (90 akçe) ve parçaları da buna göre birer kıymet taşıyorlardı. Tedavülde bulunan yabancı devlet gümüşlerinden arslanlı Groşlar (27,20 gr.) 144 ve Kara Groşlar (28 gr.) 181 akça itibar edilmişti.

III. Mustafa (1757 - 1774) devrinde gene para sıkıntısı baş göstermiş, güya tedbir olarak, gümüş ayarı biraz daha bozulmakla beraber ağırlıklarından da dörtte bir nisbetinde indirme yapılması kararlaştırılarak tatbik edilmişti. Bu devirde her nevi gümüş para 45 - 50 ayar gümüşten, yani yarı yarıya bakır ve kalaydan kesilmişlerdi.

l. Abdülhamid (1774 - 1789) devrinde malî durumun bozukluğu yüzünden yeni tedbirler almak zarureti hasıl olmuş, karar, geleneksel tedbir haline gelen gümüş miktarının azaltılması oImuştu. Bu devirde bir yenilik olarak 40 belki de daha aşağı ayar gümüşten çift kuruş adıyle yeni bir para daha çıkarılmıştı. Çift Kuruluşlara 80 para = 240 akça itibari kıymet konulmuştu, 29,45 gr. ağırlığında ve 45 mm. çapında basılan bu Abdülhamid çift kuruşları île bunun zamanında basılmış olan bütün gümüşler, yarıdan fazla bakır ve kalay karışığı olduklarından bu devirde Osmanlı kuruş, zolta, para ve akçelerinin kıymetleri çok düşmüş, yabancı Groşları 300 - 350 akçaya yükselmişti.

Mağşuş akçe, züyüf akçe, kalp akçe, kırık akçe, çürük akçe, meyhaneci, simitçi akçesi, kuş gözü, Morali akçesi gibi adlarla Osmanlı tarihine geçen Osmanlı akçesinin, ayaklanmalara, hükümet değişmelerine ve bir çok ileri gelen kişilerin öldürülmelerine sebep olduğu halde, yüzyıllarca düzeltilmesi yoluna gidilmeyip büsbütün değerden düşünceye kadar tutulan yanlış yolda ısrar edilmesi, yalnız elde yeteri kadar gümüş bulunmamasından değil, fakat Osman'lı devlet adamlarının da bu tutumun, hazineye yararlı olduğu kanısında bulunmalarındandı. Oysa ki görünürde faydalı gibi görünen bu tutum, en çok devletten gündelik, aylık ve yıllık alanlar ile en büyük alıcı durumunda olan hazine zararına olmuş, bakır ve kalay karışığı para basmakla piyasadaki gümüş ve altının gerçek değeri değişmemiş, buna göre her maddenin fiyatı artmıştı. Gerçi, ara sıra makul tedbir ve düşünceler ileri sürenler de çıkmışsa da bu gibi muamelelerden faydalananların tesirleriyle dinleyen olmamıştı.


Anlaşıldığına göre, her ikisi de sabit bir değer taşımamakla beraber, ilk önce akçe, 1678 den sonra da kuruş ünite olmuş, bunun birincisine milli, ikincisine yabancı sikkeleri esas olmuştu.

Osmanlılarda altın para, ilk önce Fatih Sultan Mehmed Han (1451 - 1481) zamanında İstanbul'da (Kontantiniyye) bastırılmıştı. En eski Osmanlı altını AH 883 (1478) tarihini taşımakta ve Venedik Duka altınları örneğinde kesilmiş bulunmaktadır. İlk Osmanlı altınları, Venedik altınları 23,1/2 ayar altından 18-20 mm, çapında ve dirhem 1 kırat 1 habbe (3,50 gr.) ağırlığında kesilmişlerdi. Bu sistem II. Mustafa devrine (1695 - 1703) kadar sürmüş, ayar ve ağırlıklannda bir değişiklik yapılmamıştı.

II. Mustafa devrinde Şerifî ve Eşrefi altın adlariyle 3,35 gr. Ve çifte Eşrefi adıyle 6,50 gr. ağırlıklannda altınlar basılmaya başlanmıştı. Bunların çapları 28 - 30 mm. idi. Çift Eşrefi o zamana kadar basılmış olan Osmanlı altınların en büyüğü idi. Daha sonra III.Ahmed (1707 - 1730) devrinde Beşlik Eşrefi adı ile 15,80 ve 17 gr. ağırlığında ve 39 - 42 mm. çapında büyük boy altınlar basılmıştı. Bundan sonra l. Mahmud (1730 - 1754) zamanında Cedid İstanbul adıyla 16,80 gr. ağırlığında ve 48 mm. çapında, ağırlıkça değilse de boyca daha büyük altınlar basılmıştı. l. Mahmud zamanında 10,40 ağırlığında bastırılan altınlara Üçlük, III.Mustafa (1757 - 1774) ve l. Abdulhamid (1774 - 1789) devirlerinde 3,50 ve 3,75 gr. ağırlıklannda Birlik, 5 gr. ağırlığında Birbuçukluk, 6,75 gr. ağırlığında İkilik (çifte), 8,60 gr. İkibuçukluk ve 9,60 - 10,20 gr. ağırlıklarında Üçlük fındık, Zeri mahbub ve Aynalı adlarıyla Osmanlı altınları kesilmişti.

l. Selim ve l. Süleyman (1512 - 1566) zamanlarında 60 akçe, yani 13 dirhem (41,60gr.) gümüş değerinde olan 3,50 gr. Ağırlığındaki Osmanlı altınları II. Selim (1566 - 1574) devrinde 66, III.Murad (1574 - 1595) devrinde 120, IV. Murad (1623 - 1640) devrinde 250, II. Süleyman (1678 - 1691) devrinde 360, III. Ahmed (1703 - 1730) devrinde 400, III. Mustafa (1757 - 1774) devrinde 480 ve nihayet l. Abdülhamid (1774 - 1789) devrinde 720 akçeye yükselmiş, başka, bir deyimle Osmanlı akçasının, altına nisbetle değeri, 270 yıl içinde 12 misli düşmüştü. Fakat bu süre içinde Osmanlı İmparatorluğunda tedavülde bulunan yabancı devletlerin temiz gümüşten kesilmiş 19-20 gr. ağırlığındaki Groş'lan 35 - 40 akçeden 300 - 350 akçeye yükselmek suretiyle, altına nisbetle gerçek değerlerini muhafaza etmişlerdi.

Osmanlılarda bakır para, ilk önce mangır adıyla, l.Murad (1359 -1389) zamanında basılmaya başlamıştı. Fatih devrine kadar mangırların 8, 12, 16 hatta 24 adedinin 1 akçe değerinde olduğuna dair söylentiler vardır. Fakat kesin olarak bilinen Fatih devrinde 8 mangıra 1 akçe değer konulduğudur.

II. Süleyman (1678 - 1691) devrinde 1 okka = 1282 gr. Bakırdan 800 mangır kesilmesi kanun olmuş ve 2 mangır 1 akçe itibar edilmişti.

II. Mustafa'ya kadar kesilen mangırlar 12 - 24 mm. çapında ve 1 - 1,50 gr. ağırlığında iken II.Mustafa (1695 - 1703) zamanında 36 - 38 çapında ve 5 dirhem 12 kırat (18,40 gr.) ağırlığında büyük boy bakır ve bronz mangırlar kesilmiş ve bunlar tedavülde bulunan küçük mangırların 12 misli büyük olduğundan 12 mangır itibariyle 6 akça kıymet konulmuştur. Bir süre sonra 1 mangır 1 akçe itibar edildiğinden sözü geçen II. Mustafa'nın ve daha sonra l. Abdülhamid’in (1774 - 1789) 35 - 46 mm. çapında büyük bakırlarına 12 mangır = 12 akçe kıymet konulmuştu.

Osmanlı akçeleri başlangıçta Selçuklu ve İlhanlı paralarının benzerleriydi. Bunların bir yüzünde tevhid kelimesi ve dört halife adları veya hallede mülkehu gibi bir yazı bulunurdu. Fatih devrinden sonra bu usul terkedilmişti.

Altınordu’da olduğu gibi, İlhanlılarda da paralarda yalnız hanın adı, Selçuklularda ise, sultan ile birlikte babasının adları yazılması gelenekti. Orhan Bey baba adı olan ve olmayan paralar bastırtmıştı. Fakat ondan sonra bütün Osmanlı paralarına (alltın, gümüş ve bakır) baba adı da yazılmak gelenek olmuştu. Orhan Bey'in paralarında unvan yoktu. İlk defa I.Mehmed,”Mehmed bin Bayezit Han”, “Sultan” ve “Han” gibi unvanları paralarına yazdırtmıştı. Fatih devrinde paralara “Sultan'ül berreyn” ve “Hakan'ül bahreyn” gibi unvanlarla l. (Yavuz) Selim ve oğlu I.(Kanuni) Süleyman’la torunu II. Selim zamanlarında Şah unvanları yazdırılmıştı.

Osmanlılar, gümüş paralarının ayarlarını, yukarıda görüldüğü gibi, devamlı olarak bozmuşlardı. Fakat buna karşılık, gerek yazı vs nakış ve gerek baskı sanatı bakımından yüksek vasıflarda para basımına itina etmişlerdi. Her devirde, her padişah değişiminde birbirinden güzel yeni tarzda paralar basıyorlardı.



alıntı..