+ Konu Cevapla
1 den 3´e kadar. Toplam 3 Sayfa bulundu

Anadolu bilgeliği ,Anadolu bilgeliği Hakkında makale

 FARKLI DÜNYALAR Katagorisinde ve  Türk Dünyası Ve Kültürü Forumunda Bulunan  Anadolu bilgeliği ,Anadolu bilgeliği Hakkında makale Konusunu Görüntülemektesiniz.=>ANADOLU BİLGELİĞİ-1 Anadolu bilgeliği deyince akla ilk gelen Anadolu şairleri ve onların bilge şiirleridir. Şiiri diğer tüm sanat dallarından ayıran ...

  1. #1
    Onursal Üye Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jun 2008
    Bulunduğu Yer
    Zahitlik Bizi Tan Eyleme..
    Mesajlar
    4.872
    Blog Yazıları
    42
    Tecrübe Puanı
    107374663

    Oku Anadolu bilgeliği ,Anadolu bilgeliği Hakkında makale





    ANADOLU BİLGELİĞİ-1

    Anadolu bilgeliği deyince akla ilk gelen Anadolu şairleri ve onların bilge şiirleridir. Şiiri diğer tüm sanat dallarından ayıran bir özelliği düşünceyi bir yandan en öz ve kısa şekilde ifade edebilmeyi sağlarken, diğer yandan estetik ve güzellik duygularını kabartan bir yapı sergilemesidir. Şiirin yapısında estetik, harmoni ve denge bulunmaktadır. Bu yapıda insana huzur veren ve mutlu kılan özellikler bulunur. Çünkü insan farkında olsun veya olmasın, daima dengeyi ve harmoniyi arar. Onu bulduğunda nerede olduğu ve hangi dala tutunduğu bilincine ulaşır. Ama bir de o noktada ‘niçin bulunduğu’ konusu vardır ki, bu sorunun yanıtına ancak şiirin içinde gizli olan anlamı kavrayıp açıkladığında ulaşabilir.
    Poetik Felsefe

    Demek ki bilgelik içeren şiirlerde gizli bir anlam vardır. Bu gizli anlam da uzun ifadelerle açıklandığında felsefi bir bakışa ve yoruma dönüşür. Şiir bu bakımdan, hem sanat hem felsefe içeren bir düşünce ürünü olarak üzerinde durulması gereken bir bilgelik yapıtıdır. Şiir bilgelik içeriyorsa ona artık şiir değil, “poetik felsefe” demek gerekir. ‘Poetik Felsefe’ ifadesi akıl ve mantığın duygularla süslenmiş şekli olarak da tanımlanabilir. Felsefe sadece akıl ve mantığın ürünü olarak sunulduğunda kuru ve yavan bir düşünce yapıtı olarak insana zevk vermez. Duygu ve harmoni içeren bir düşünce ürünü olarak sunulduğunda ise hem zevk verir hem de hal yaşatır.
    Eskiden bilge kişiler halden hale girmenin önemli olduğuna ve bu sayede kişiliğimizde geçici de olsa bazı değişimlerin oluşacağına inanırlardı. Önce geçici olarak yaşanan bu hal durumları, zamanla kalıcı bir makama dönüşeceği görüşü hâkimdi. Halden hale geçmeyi Hz. Mevlana bakın nasıl ifade ediyor:
    Ben gören ve görmeyenim, uykudaki göz gibi,
    Varım ve yokum, gülsuyundaki koku gibi,
    Duruyor ve koşuyorum, üzengideki ayak gibi,
    Söylenen ve susanım, kitaptaki yazı gibi.
    Bu dörtlükteki her bir mısra açılıp yorumlanması gerekir. Uykudaki göz hem kapalıdır, yani görmez ama aynı zamanda rüya gördüğünden açıktır da. Ancak gördüğü bu dünyanın üç boyutlu gerçekliği değil, farklı bir evrenin yaşantısı ve algısıdır. Bu bakımdan uykuda hem varız hem de yokuz. Farklı bir gerçeklik âleminde varız ama bu âlemde yaşanan bir durum olmadığından aynı zamanda yokuz. Bunu da üçüncü mısraında, “duruyor ve koşuyorum, üzengideki ayak gibi” ifadesiyle hem hareket halinde, hem de hareketsiz bir durumda bulunduğunu söylüyor.
    Hem- hem Mantığı (Karşıtların Birliği)
    Bugünkü bilim de bize aynı şeyi söylemiyor mu? Biz hem bu odada hareketsiz duruyoruz hem de birçok hareketin içinde bulunuyoruz. Dünyamız kendi etrafında dönüyor, dünya da güneş etrafında dönüyor. Demek ki, tek bir gerçeklikten söz edilemez. Bilge kişiler, ayırımcı ikilik yerine birleştirici tekliği bu şekilde, farklı bir mantık kullanarak, ifade etmişlerdir. Bu mantığa “Hem-hem Mantığı” denebilir. Çünkü ayrım yerine karşıtların birliğini savunmaktadır. Ayırımı baştan itibaren ret etmektedir. Son mısraında hem söyleyen hem susanım derken, kitaptaki yazıyı örnek olarak göstermektedir. Kitaptaki yazı potansiyel bilgidir. Kitap kapalı iken gizlidir, yani bilgi susar. Okunduğunda ise açığa çıkar, yani söyler. Bu bakımdan yazı her iki karşıt özelliği kendinde bulundurur. Yazıyı okuyup anlayan ve anlam veren kişi ise onun etkisiyle dönüşür. Hele ki şiir ise bu dönüşüm çok daha kısa zamanda ve etkin olarak gerçekleşir.
    1618-1693 yılları arasında yaşamış olan Niyazi Mısri, Malatyalıdır. Hem-hem mantığını kendine göre şöyle anlatıyor:
    Hakk ilminde bu âlem bir nüsha imiş ancak
    Ol nüshada bu âdem bir nokta imiş ancak.
    Ol noktanın içinde gizli nice bin derya,
    Bu âlem o deryadan bir katre imiş ancak.
    Âdemliğini her kim bulduysa odur âdem,
    Yoksa görünen sûret bir gölge imiş ancak.
    Kim ol deme buldu yol, vasıl oldu Niyazi ol,
    Nâci denilen fırka bu zümre imiş ancak.
    Hakk ilminde (yani Tanrı nazarında) bu âlem bir sayfa ve insan bu sayfada bir nokta olsa da, bu noktanın içinde gizlenmiş olan nice bin deniz ve bu denizlerden sadece birine ait bir damlanın içinde gizli bu âlem bulunuyor. Yani tam hem-hem mantığı kullanıyor. Ayrımcı bakışı değil, bütünsel bakışla ayırımsız birlikten söz ediyor.
    Bu şiirde âdem olmak ileri bir makama ulaşmış insan anlamına geliyor. Benlik boyutu ilerleyen ancak insan olur. Aksi taktirde, kaldığı boyut beşer boyutudur. İnsanlık boyutuna ulaşanlara “nâci” kurtulmuş ve selamete kavuşmuş olarak bakılır. İşte son dizisinde “Nâci denilen fırka bu zümre imiş ancak” diyerek nâci denilmeyi hak etmiş olan insanlar kurtulmuş olanların gurubudur. Peki ama neden kurtulmuşlardır bu kişiler? Kendi tutkularından, varsayımlarından ve ön kabullerinden. Ancak o zaman insan beşer olmaktan kurtulup gerçek âdem, olgun ve kemale ermiş insan olabilir.

    İnsan olmak her şeyden önce akıl ve mantığın yanında gönül ile düşünebilmektir. Yani, sezgileri ve duyguları da düşüncenin ürünü haline getirebilmektir. Büyük şair Necip Fazıl Kısakürek kendi kalbine bakın nasıl sesleniyor:
    Seni dağladılar, değil mi kalbim.
    Her yanın içi su dolu kabarcık.
    Bulunmaz, bu halden anlar bir ilim,
    Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.
    Sensin gökten gelen oklara hedef,
    Oyası ateşle işlenen gergef,
    Çekme üç beş günlük dünyaya esef,
    Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık.
    Burada “kalb” sözü hem gönlü hem de fiziksel kanı pompalayan uzvu temsil ediyor. Aklı yırtık bir çuval olarak görmekle ona fazlaca güvenmemiz gerektiğini söylüyor. Bir şair olmanın ne demek olduğunu Necip Fazıl şu kısa ve öz deyişiyle ne güzel açıklıyor:
    Ben şairim, gaibi kurcalayan çilingir.
    Canlı cenazelerin başında Münkir ve Nekir.
    Bildiğiniz gibi, Münkir ve Nekir insan öldüğünde yaşamdaki olaylarla ilgili sorular soran iki melektir. Necip fazıl da “ben, canlı cenaze şeklinde yaşayan insanlardan hesap sorarım” diyor. Çünkü ben aynı zamanda görünmeyeni kurcalayan ve görünmeyeni görünür hale getirmeye çalışan, kapılar açmaya uğraşan çilingirim.
    Hesap sorma konusunda Şair Eşref’ten daha üstünü yoktur, denebilir. 1847 yılında Manisa’nın Kırkağaç ilçesinin Gelenbe kasabasında doğan şair Eşref, aynı kasabada 1912’de vefat etti. Dürüst bir devlet memuru olan Eşref, yolsuzlukları ve haksızlıkları acımadan hicvetti. Bir gazelinde şöyle diyor:
    Ey gönül, ah etme, her derdin selamettir sonu,
    Ölmeyen bir hastanın hâli, nekahettir sonu.
    Hak, hukuk tesisi bahş etmez, sana ey mürtekip,
    Tövbekâr oldun mu zannetme beraattır sonu.
    Gâhi cane, gâhi vicdane fena tesir eder,
    Eşrefa, dünyada her zevkin nedamettir sonu.
    Bildiğiniz gibi, “beraat etmek” temize çıkmak, aklanmak anlamına geliyor. Hukuk yoluyla temize çıksan da, hatta tövbe etsen de temize çıktığını zannetme. Çünkü, Eşref der ki: dünyadaki geçici zevklerin sonu daima pişmanlıktır.Bu sözlerle bir çeşit ilâhi adalet aktarılmak isteniyor. Yani, mahkeme yoluyla aklansa dahi mürtekip olan (rüşvet alan, haksız kazanç elde eden) sonunda pişman olacaktır.
    Doç. Dr. Haluk BERKMEN
    alıntı..y.e.

  2. #2
    Onursal Üye Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jun 2008
    Bulunduğu Yer
    Zahitlik Bizi Tan Eyleme..
    Mesajlar
    4.872
    Blog Yazıları
    42
    Tecrübe Puanı
    107374663

    Tanımlı Ce: Anadolu bilgeliği ,Anadolu bilgeliği Hakkında makale

    ANADOLU BİLGELİĞİ - 2


    Büyük şair ve Anadolu bilgesi Yunus Emre geçici zevkler yerine kalıcı sevginin önemini bakın nasıl vurguluyor:
    Benim bunda kararım yok
    Ben burdan gitmeye geldim
    Bezirganım, metaım çok
    Alana satmaya geldim.
    Ben gelmedim dava için,
    Benim işim sevi için
    Gönüller dost evi için
    Gönüller yapmaya geldim.
    Dost esriği bir deliyim
    Aşıklar bilir ben neyim
    Devşiririm ikiliği
    Birliğe yetmeye geldim.
    Siz Yunus’tan sorun haber
    Dost kanda ise anda var
    Haberi sen gel benden al
    Ben O’nu görmeye geldim.
    Yunus, “Devşiririm ikiliği, Birliğe yetmeye geldim” derken ikilikten, yani düaliteden uzaklaşıp ‘birlik, vahdet’ arayışı içinde olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca, bu arayışı tek başına değil insanlar içinde, insanlarla birlikte yapmak istediğini bildiriyor. Aynı şekilde Mevlana insanların birlik içinde olmaları gerektiğini şöyle ifade ediyor:
    Beri gel, daha beri, daha beri.
    Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
    Bu hır-gür, bu savaş nereye dek?
    Sen bensin işte, ben senim işte.
    Ne diye bu direnme böyle, ne diye?
    Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
    Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek.
    Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?
    Yunus, insanlar arası birlik beraberliğin karşılıklı sevgi ile gerçekleşeceğine inanıyor ve yücelme yoluna gene bu dünyada girilmesi gerektiğini savunuyor.
    Hak cihana doludur
    Kimseler Hak’kı bilmez
    Onu sen senden iste
    Ol senden ayrı olmaz.
    Dünyaya inanırsın
    Rızka benimdir dersin
    Niçün yalan söylersin
    Hiç sen dediğin olmaz.
    Gelin tanış olalım
    İşi kolay kılalım
    Sevelim sevilelim
    Dünya kimseye kalmaz.
    Yunus sözünü anlarsan
    Manasını dinlersen
    Sana iyi dirlik gerek
    Bura kimseye kalmaz.


    Anadolu şairleri sadece mistik ve manevi âlemi terennüm etmekle kalmamış, doğrudan bu dünyanın gerçekliğine duyguları ile katılarak yaşamı hissettikleri şekilde aktarmışlardır. 1785-1868 yılları arasında Toros dağlarında, Kozan civarında yaşamış olan Dadaloğlu bir Türkmen halk ozanıdır. Bakın ne diyor:
    Şu yalan dünyaya geldim geleli,
    Severim kır atı, bir de güzeli.
    Değip onbeşine kendim bileli,
    Severim kır atı, bir de güzeli.
    Atın beli kısa boynu uzunu,
    Kuru suratlını, elma gözlünü,
    Kızın iplik iplik süt beyazını,
    Severim kır atı, bir de güzeli.
    Atın küçük sağrı, kalkan döşlüsü,
    Kalem kulaklısı, çekiç başlısı,
    Güzelin dal boylu, samur kaşlısı,
    Severim kır atı, bir de güzeli.
    Dadaloğlu’yum hile yoktur işimde,
    Yiğit olan yiğit görür düşünde,
    At dördünde, güzel onbeş yaşında,
    Severim kır atı, bir de güzeli.
    Abdal Kimdir?
    Anadolu bilgeliğinde Alperen denilen hem savaşçı asker hem de şair olan kişilerin payı büyüktür. Bunların çoğu Bektaşi olup, Hacı Bektaş Veli tarafından öğretilmiş olan dürüstlük, gözüpeklik ve adalet ilkelerine sıkı sıkıya bağlı idiler. Ahlâk ve edep onlar için son derece önemli idi. Bu bakımdan düsturları: “Eline diline ve beline hakim olmayı bileceksin” idi. 1600’lü yıllarda yaşamış olan Kuloğlu Mustafa bakın kendi ilkelerini nasıl dile getiriyor:
    Kimseye kemliği yoktur kasdımın
    Uğruna ser vermez miyim dostumun
    Hâlimizce abdalıyım postumun
    “Ah-ile- aman”dan dönmeyi bilmem.
    Kuloğlu der, “bir eksikli gedayım”.
    Hasret bülbülüyüm, gülden cüdâyım.
    Yüzüm yerde, elim göğsümde daim,
    Dosta ben kem satı satmayı bilmem.
    Burada sözü geçenabdalsözü “Gönlünü Tanrıya vermiş, dünya mal-mülkleri ile ilgisi olmayan insan” demektir. Post ise mevki, makam anlamları taşır. Zira Bektaşi ve Mevlevi geleneğinde post’a oturan şeyh veya mürşit kişiyepostnişindenir. Bu yönetici bilge kişiler bir koyun postu üzerine otururlardı. Böylece diğer dervişlerden ayrılsalar da yine de yerde onlarla aynı düzeyde bulunduklarını belirtirlerdi. Onlardan yüksekte duran bir taht veya özel bir minber imal etmemişlerdir. “Gedafakir olan aşık kişiye denir. “Kem satı” ise kötü mal anlamına gelir. Yani, dosta kazık atmam, onu aldatmam, ona kötü söz söylemem anlamlarını içermektedir. Ayrıca “Dost” sözü ile Tanrı anlaşılırsa Dosta ben kem satı satmayı bilmem sözü ile “Tanrı her an aklımda olduğundan, O’nu aldatmak, yani bir yandan inançlı görünüp diğer yandan çıkar ve ego tatmini içinde olmak, aklımdan bile geçmez” demek istemektedir.
    Bu şiirde Kuloğlu Mustafa, kimseye öğüt vermiyor, kimseden daha üstün veya daha bilgili olduğunu iddia etmiyor. Tamamen kendi özünden konuşuyor ve kendi felsefi bakışını aktarıyor. Ayrıca şiiri iki anlam içeriyor. Biri yüzü maddi dünyadan, diğer yüzü manevi dünyadan söz ediyor. İşte, poetik felsefe bu tür derin anlamlar içerdiğinden, açılım ve açıklama gerektirmektedir.
    Doç. Dr. Haluk BERKMEN

  3. #3
    Onursal Üye Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! Baktabul'un Çılgını Boramir!! - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jun 2008
    Bulunduğu Yer
    Zahitlik Bizi Tan Eyleme..
    Mesajlar
    4.872
    Blog Yazıları
    42
    Tecrübe Puanı
    107374663

    Oku Ce: Anadolu bilgeliği ,Anadolu bilgeliği Hakkında makale

    ANADOLU BİLGELİĞİ-3
    Post Modern Felsefe
    Aynı görüşü 20. yüzyılın ikinci yarısında yetişmiş batılı düşünürler savunmuştur. Onların bu yeni bakış açısına Postmodern Felsefe denmiştir.Postmodern felsefeyi geliştirmiş olan Derrida, Lyotard, Faucault ve diğerleri, anlam dünyamızı (modernizm bağlamında) sarsacak çözümlemelere giriştiler. Kuhn ve Feyarebend de postmodern düşünceye birçok katkıda bulundular. Postmodern yaklaşım bir sorgulamadır. Bu doğru. Fakat neyi sorguluyor? 200 yıla yakın bir süredir batı toplumlarına kesin doğru imiş gibi pompalanan birtakım önyargıları ve varsayımları.

    Bunların sorgulanması birinci aşamadır. “Modern” dönem olarak kabul görmüş olan Aydınlanma Düşünce sisteminde doğanın akıl ve mantık yoluyla anlaşılıp açıklanabileceği inancı vardı. Postmodern düşünce ise bu yaklaşımı sorguluyor. İnsanın doğayı ve çevresinde gelişen olayları açıklamak yerine yorumladığıni iddia ediyor.
    “Modern” adı verilmiş olan, fakat günümüzde klasikleşmiş olan bilim döneminde doğa ile insan kopuk ve birbirlerinden bağımsız olduklarından doğada herhangi bir anlam bulunmadığı inancı vardı. Çünkü nesnel doğada “şuur” (bilinç) yok olduğu sanılıyordu. Oysa ki postmodern bakış anlamsızlık yerine, anlamsız gibi görünen olgularda gizli olan anlamı ortaya çıkarabilmek gayreti içindedir.


    Önce, Fransız felsefeci Jacques Derrida’nın meşhur ettiği “Yapı bozumculuğu” (decontruction) kavramından söz etmek istiyorum. “Yapı bozumu” yıkım değildir, nihilizm ile ilgili değildir, analiz hiç değildir. Daha çok batı düşünce sisteminin aşkın durumları açıklamakta karşılaştığı zorlukları çözebilmek için başvurulan bir bakıştır.
    Yaşayan felsefe içinde yapı bozumculuğu, Heidegger ve Nietchze tarafından ileri sürülmüş olan “yıkım” veya “tersine çevirme” kavramlarından daha az negatif bir yaklaşımdır. Ancak, yapı bozumculuğunun kesin olarak tanımlanmaması felsefe ile uğraşanları rahatsız etmektedir. Çünkü, felsefe kesin kavramlarla çalışmak zorundadır. Bir bakıma felsefeye “Kavram matematiği” de denebilir. Dolayısıyla, açık ve kesin tanımlı olmayan kavramlar felsefenin ilgi alanının dışındadır, şeklinde bir görüş bulunmaktadır.
    Ancak, felsefi kavramlar ortamın ve kültürün ürünü olmak zorundadırlar. Her dönemde ortaya atılmış olan kavramlar hem o dönemin bilimsel görüşlerinden etkilenmiş hem de o dönemin varsayımları ve inançları üzerine inşa edilmiştir. Şu halde, 20. yüzyılda ileri sürülen bilimsel kavramlarla postmodern görüşün örtüşmesi hem doğal hem de gereklidir. Ayrıca, yazıya dökülen her düşünce katılaşmış ve orada sabitleşmiştir. O yazıyı yeniden canlandırmak için güncel kavramlar yardımıyla yeniden yorumlamak gerekir. İşte bu girişime “Hermeneutic” (yorumbilim) denmektedir. Hermeneutic bir bakıma ölü metinlere can vermek onlarda gizli kalmış anlamları ortaya çıkarmak olarak da tanımlanabilir.

    Anadolu bilgelerinin kısa ve öz şiirlerinde gizli kalmış olan anlamları ortaya çıkarmak da yorumbilim yapmak olarak görülebilir. Bu gelenek zaten bizim kültürümüzde eskiden beri vardı. Metinlerdeki gizli anlamları yorumlamaya “şerh etmek” denir. Şerh sözü açıklamak, ortaya serip yorumlamak anlamına gelir.
    Bir diğer Anadolu bilgesi olan Muhiddim İbnül Arabi’nin birçok eseri vardır ve onlara pek çok şerh yazılmıştır. Örneğin, Füsusu’l Hikem adlı eserini Davud Kayseri, Abdullah Bosnevi, Bâli Efendi, Ahmed Avni Konuk ve en son da Ekrem Demirli şerh etmişlerdir. 1868-1938 yılları arasında yaşamış olan Ahmed Avni Konuk büyük bir tasavvuf bilgini olarak Füsusu’l Hikem’den başka Mevlana’nın Mesnevi’sini de tercüme ve şerh etmiştir. Ayrıca kendisi hem beste yapmış hem de bestelerinin sözlerini (güftelerini) yazmıştır. Şiirleri gerçek bir Anadolu bilgesinin yaklaşımını içerir.

    Zamanımızın bir diğer Anadolu bilgesi 1900-1970 yılları arasında yaşamış Adana doğumlu İsmail Emre’dir. Bir bilge kişi olan İsmail Emre “doğuş” adını verdiği şiirlerinde tasavvuf düşüncesini işlemiştir. İşte size devrimizin Yunus Emre’si olan İsmail Emre’den bir doğuş:
    Dostum ile görüşmüşüm, başka hayal neme gerek.
    Onun ile geliş gidiş, başka visal neme gerek.

    Dolaşmışım taa ruhuna, başka cemal neme gerek.
    O’dur veren “gel” haberi, başka zeval neme gerek.

    Hiç meyvası olmaz acı, başka bir dal neme gerek.
    Yemişinden yer de kanar, başka bir mal neme gerek.

    Zümrüt kuşu yuva yapar, olmuşlar hal, neme gerek.
    Emre kalmaz biz ile siz, başka bir hal neme gerek.

    Bu şiirde bazı sözcüklerin karşılığı: Visal=sevgiliye kavuşma (A), Cemal=güzel yüz (A), Zeval=sona eriş (A). En son mısrada “Emre kalmaz biz ile siz” demekle ikiliği terk edip birliğe ulaştığını belirtiyor. İsmail Emre bu şiirinde akıl ve mantıktan değil sezgi ve sevgiden söz ediyor. Bir olaya gönül gözünü açarak yaklaştığımızda sadece zihinsel farkındalık oluşmakla kalmaz, aynı zamanda duygusal farkındalık da oluşur. Yani o anda duygularımız birlik ve bütünlük içinde keskinleşir, mutluluk, coşku, sevinç ve sevgi gibi duygular belirir. Birliğe ve bütünlüğe ulaşmanın nasıl bir şey olduğunu bilgelerin bilgesi Yunus Emre şu şekilde dile getiriyor:
    Nitekim ben beni buldum.
    Yakîn bil ki BEN’i buldum.
    Korkum onu buluncaydı,
    Şimdi korkudan kurtuldum.

    Ben kimseden korkmazam
    Ve bir zerre kayırmazam.
    Ben şimdi kimden korkayım,
    Korktuğum ile bir oldum.

    Azrail gelmez yanıma,
    Sorucu gelmez sineme,
    Bunlar benden ne sorarlar,
    Onu sorduran ben oldum.

    Ben onca haçan olam,
    O’nun buyruğunu buyuram,
    O geldi gönlüme doldu,
    Ben ona bir dükkân oldum.

    Canlılar bizden el alır,
    Cansızlar eri ne bilir?
    Hem verirler, hem alırlar,
    Ben bir ulu Divân oldum.

    Yunusa Hakk açtı kapı,
    Yunus Hakk’a kılar tapı,
    Benim için devlet bâki,
    Ben kul iken sultan oldum.

    İlmen Yakîn, Aynen Yakîn ve Hakken Yakîn
    Birinci mısrada “Yakîn bil ki BEN’i buldum” sözleri oldukça derin bir anlam taşıyor. Yakîn sözü “kesin olarak biliş” demek olup, üç çeşit yakîn durum vardır. Bunlar: İlmen Yakîn, Aynen Yakîn ve Hakken Yakîn durumlarıdır. İlmen yakîn akıl ve mantık yoluyla elde edilen bilgi türüdür. İlim sözü sadece pozitif bilimler için değil, aynı zamanda hukuk ve din bilgisi için de kullanılırdı. Eskiden âlim denen kişi birçok dallarda uzmandı, bugünkü gibi bir tek konunun uzmanı değildi. Bu geniş bilgi dağarcığına rağmen bilge kişiler âlim olmayı bilgelik yolunun ilk kademesi olarak görürlerdi.

    Bir üst bilgi durumu olan “Aynen yakîn” bilgi akıl ve mantıkla değil, gözle görünen ve duyularla elde edilen bilgi türüdür. Her ne kadar “ayn” göz demek olsa da bu tür görüş kulaktan dolma değil, “kesinlikle ve tamamıyla” şüphe içermeyen ve kapsayıcı bilgi türünü tanımlıyor. Üçüncü düzey Hakken Yakîn en üst bilgi düzeyidir ki bu bilgi Tanrı ile bütünleşince, Tanrı bilincinde yok olunca elde edilen bilgi türüdür. Yunus’un “Yakîn bil ki BEN’i buldum” sözü “kesinlikle, şüphe etmeden bil ki ben, asıl BEN olan tözle bütünleştim”. Yani Allah’ın birlik bütünlüğü içinde yok olarak Hakken yakîn boyutuna eriştim, demek istiyor. Bu boyuta ulaşanlar şiir yazmazlar, şiir olurlar. Bu durumu da “ben bir ulu divân oldum” sözleriyle ifade ediyor. “Divân” şairlerin tüm şiirlerini topladıkları kitaba denir. Günümüzde antoloji sözünün karşılığıdır. Kendisinin basit bir şiir kitabı olduğunu söylemiyor. “Ulu divân”, yani yüce ve fizik ötesi, metafizik bir şiir kitabına dönüştüğünü söylüyor. Aynen Yakîn boyutuna “şehadet boyutu” da denebilir. Zira, bu bilgi düzeyinde insan şahit durumundadır. Müşahede; görmek, temaşa etmek, yakından gözlemek demektir. Şahit olan kişiye de müşahit denir. Tasavvufta müşahede “Hakk’ın temaşası” anlamını da taşır. Müşahede istekle değil, farklı bir âleme sıçrar gibi, zihnin aniden açılmasıyla gerçekleşir. Daha ileri boyutta gören ile görülen bir olunca Hakken yakîn durumu oluşur. Sufi kişiler seyri sülûk (gelişim süreci) sırasında bu gibi haller yaşarlar ama bu gibi durumlardan söz etmeyi sevmezler. Çünkü bu gibi durumları açıklamak bir kibir alameti olarak kabul edilir.
    Hakken yakîn olanlarda bir manevi aşk durumu belirir. Birçok Anadolu bilgesi şiirlerinde manevi aşkı dile getirmişlerdir. Bakın İsmail Emre nasıl söz ediyor:
    Aşka düşünce yürek,
    Aşıklara hayrandır.

    Her daim der “göreyim”,
    Allah bana aşkı ver.
    Bu aşk olunca yoldaş,
    Biz o aşktan yanayız.

    Hızır ettirir yardım,
    Cananım emredince,

    Sardım nice yaralar.
    Yara iyi olunca,

    Aşık aşka düşünce,
    Hakk etmiş bize nasip.

    Kendi yaşam felsefesini bakın İsmail Emre nasıl anlatıyor:
    Adım adım geçer hayatın yolu.
    Durmadan yürüyor her gelen kulu.
    Aslına kavuşur burada bırakır,
    Ananın karnında verilen çulu.

    Bu dünya hazmeder, bırakmaz izi,
    Dalgaya benziyor seyret denizi.
    Durmaz davet eder kendi diliyle,
    Uyandırmak ister, her daim bizi.

    Hayat yolu varır Dosta dayanır.
    Ona ecel derler, varan uyanır.
    Kimi bu dünyayı sever, haşrolur.
    Kiminin gözleri Dosta boyanır.

    Varıp yetişenler sana salimmiş,
    Bizlere bildirilen aşk ve ilimmiş.
    Celalinden doğar yedi cehennem,
    Sekiz cennet denen: “Kalb-i salim”miş.

    Bilinse nûr olur, verilen âza,
    Cenette verilmez kimseye ceza,
    Emre’nin arzusu hiç bir şey değil,
    Senden istediği, daima rıza.

    İsmail Emre yüzyıllar sonra Yunus Emre geleneğini yaşatmış bir şairidir. Burada kendinden söz ederken aynen Yunus Emre konuşuyor sanırsınız.
    Fâni oldum eserim yok,
    Benim benden haberim yok,
    Dilimden söyleyen Hakk’tır,
    Söylemeğe ezberim yok.

    Bu dörtlüğünde “benim benden haberim yok” derken, şiirlerini akıl ve mantıkla değil, tümüyle sezgi ve teslimiyetle, kendini bir kanal yaparak söylediğini ifade ediyor. Kendi söylemiyor, dilinden söyleyen Tanrı oluyor. Yunus Emre da aynı şeyi söylemiş:
    Yunus değil bunu diyen,
    Kendiliğidir söyleyen
    Kafir olur inanmayan,
    Ahir, evvel, heman, benem.

    İsmail Emre devam ediyor:
    Nereye gitti benliğim,
    Bilmiyorum acep kimim,
    Bir âciz-i biçareyim
    Benden diyen, daim Âlim.

    Burada âlim sözü Tanrı’yı belirtiyor. Aciz ve biçare kavramı tasavvufta önemli yer tutar. Yunus Emre de benzer şekilde şunları söylemiş:
    Miskin Yunus biçareyim
    Baştan ayağa yareyim
    Dost elinden avareyim
    Gel gör beni aşk neyledi.

    İsmai Emre kendi varlığının Tanrı varlığı içinde eridiğini şu sözlerle ifade ediyor:
    Varlık kalmadı zerrece,
    Ne gündüz kaldı ne gece,
    Okuyorum, harf canlandı,
    Oldum âlim etmem hece.

    Varlığından sıyrılınca harf canlanıyor. Yani sözlerin içsel gizli anlamları belirgin oluyor. Asıl gizli hakikate ulaştığını söylüyor, İsmail Emre. Yunus Emre de benzer şekilde:
    Yiğirmidokuz hece, okursan uçtan uca,
    Sen elif dersin hoca, manası ne demektir?

    İsmail Emre bilge bir kişi olarak an’da yaşıyor. Zamanın insanın belliğinden türeyen bir hayal ürünü olduğunu biliyor ve şöyle diyor:
    Kitapları kâğıt değil,
    Bu yandığım ağıt değil,
    Dışım yanar içim güler,
    Her zaman ân, vakit değil.

    Doç. Dr. Haluk BERKMEN

    alıntı..y.e.

+ Konu Cevapla

Benzer Konular

  1. Samuray'ın Bilgeliği
    By TheJalon in forum Hikayeler & Öyküler/Masallar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-02-2012, 12:22
  2. Doğu Anadolu'ya ön atalarımız nasıl gelmiştir?Doğu Anadolu hakkında
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-02-2009, 16:59
  3. Anadolu'nun Kapılarını Açan Zafer (makale)
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-07-2008, 11:57
  4. Türkler Anadolu'da Nasıl Karşılandı? Anadolu Hakkında
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-07-2008, 11:17
  5. Anadolu Hisarı , Anadolu Hisarı Hakkında , Anadolu Hisarı Yapımı
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-02-2008, 00:05

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375