+ Konu Cevapla
1 den 5´e kadar. Toplam 5 Sayfa bulundu

Hakaniye Lehçesi

 Edebi Yazilar Katagorisinde ve  Türkçe Forumunda Bulunan  Hakaniye Lehçesi Konusunu Görüntülemektesiniz.=>ESKİ TÜRKÇE DÖNEMİ VE HAKANİYE LEHÇESİ Hakaniye Lehçesi dendiği zaman akla Kaşgarlı Mahmut'un en çok beğendiği, öyle ki "Kaşgar dili","Kaşgar ...

  1. #1
    Speechless DarkNess Baktabul'un Çılgını DarkNess Baktabul'un Çılgını DarkNess Baktabul'un Çılgını DarkNess Baktabul'un Çılgını DarkNess Baktabul'un Çılgını DarkNess Baktabul'un Çılgını DarkNess Baktabul'un Çılgını DarkNess Baktabul'un Çılgını DarkNess Baktabul'un Çılgını DarkNess Baktabul'un Çılgını DarkNess Baktabul'un Çılgını DarkNess - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    May 2008
    Mesajlar
    8.314
    Blog Yazıları
    127
    Tecrübe Puanı
    107374895

    :okur: Hakaniye Lehçesi





    ESKİ TÜRKÇE DÖNEMİ VE HAKANİYE LEHÇESİ

    Hakaniye Lehçesi dendiği zaman akla Kaşgarlı Mahmut'un en çok beğendiği, öyle ki "Kaşgar dili","Kaşgar Türkçesi" olarak da adlandırılan, bir diğer şekilde "Karahanlı Türkçesi" (Karahanlıca)dilinin devirlerinden biri gelir.

    Kaşgarlı'nın şivelerle karşılaştırılırken "Türkçe" diye adlandırdığı Hakaniye lehçesi, ilk Türk yazı dilidir.Bu yazı dili devresinden gelen eserlerin büyük kısmı Uygur yazısı ile yazılmış olduğundan bu döneme Uygur dönemi(devri), bu yazı diline de Uygurca denilebilir.
    Fakat Türkoloji ve Türk dili öğretiminde Türkçe'nin bu ilk devresi için biz "Eski Türkçe" adlandırmasını yapıyoruz."Eski Türkçe" dönemini incelerken bu dönemin kapsadığı Hakaniye lehçesini ve özelliklerini de inceleyebiliyoruz...

    Türkçe'nin ilk devirlerinden olan Eski Türkçe devresi, dilimizin diğer evrelerindeki gelişmelerin kaynağıdır.Kısacası, Türkçemizin bütün şekillerinin kökenine inecek olursak Eski Türkçe dönemini incelemeliyiz.Türkçe'nin ana devresi ve temel yapıları bu dönemde temellenmiştir.

    Eski Türkçe döneminde Köktürk yazısı (6.-8. yy.),Uygur Türklerinin kullandığı Uygur Yazısı (8.-13. yy.) ve Müslüman olan Karahanlı Türklerinin Uygur yazısı ile birlikte Arap yazısını da kullanmaya başladıkları Karahanlıca (10.-13. yy.) dediğimiz birbirine çok yakın ağızlarda olan üç yazı dili meydana gelmiştir.Üç ayrı alfabe kullanılmış olmasına rağmen yazı geleneğimizin izleri üçünde de aynı özellikler gösterir.

    Hakaniye Lehçesi ile ilgili bilgisi olan arkadaslar yazarsa sevinirim.Hakaniye Lehçesi nedir? Hakaniye Lehçesi hakkinda bilgi...

    alıntıdır

  2. #2
    Loading the personal rank HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu Yer
    C:\WINDOWS\system32
    Mesajlar
    17.115
    Blog Yazıları
    8
    Tecrübe Puanı
    107375504

    Tanımlı Ce: Hakaniye Lehçesi

    Hakaniye Lehçesi ile Yazılmış Eserler ve Özellikleri

    Kutadgu Bilig
    *
    11. yüzyılın başlarında Balasagun’da doğmuş olan Yusuf Has Hâcib, asil bir aileye mensuptur. Balasagun’da yazmaya başladığı Kutadgu Bilig adlı kitabını 1069 yılında Kaşgar’da tamamlayarak Karahanlı hakanlarından Tabgaç Buğra Han’a sunmuştur.
    *
    Kutadgu Bilig, Hakaniye lehçesiyle yazılmış, didaktik bir eserdir.
    *
    “Mutluluk veren bilgi” anlamına gelmektedir.
    *
    İnsana her iki dünyada gerçekten kutlu olmak, mutlu yaşamak için gerekli yolu göstermeyi amaçlayan bu kitap, aruz vezni ile yazılmıştır.
    *
    Nazım şekli mesnevidir. Ayrıca içerisinde pek az miktarda dörtlük de vardır.
    *
    Edebiyatımızda aruz ölçüsünün kullanıldığı ilk eser olarak kabul edilmektedir.
    *
    Eserde adaleti, aklı, saadeti ve devleti temsil eden dört kahramanın çevresinde gelişen olaylarla yazar, devlet idaresinin ve sosyal düzenin nasıl olması gerektiğini anlatır.
    *
    Kutadgu Bilig, Karahanlılar çağının siyasi ve kültürel bakımdan önemli bir merhalesini temsil eder.
    *
    Kutadgu Bilig, alegorik bir münazara karakterindedir.
    *
    Münazaranın kahramanları dört kişiden ibaret olmakla beraber, genel olarak ağırlık noktalarını, iki kişi arasındaki konuşmalar oluşturur. (Küntoğdı: kanun; Aytoldı: saadet; Ögdülmiş: akıl; Odgurmış: akibet)
    *
    Kutadgu Bilig, dil özellikleriyle olduğu kadar düşünce derinliği ve zevk inceliğiyle de yeni bir çığır açan eserlerdendir.
    *
    Eserin temelinde kâmil insan kavramı yatmaktadır. Özellikle insanı geliştiren ve güçlendiren faziletler dikkati çeker: Bilgi edinmek, okumak, güzel yazmak, çeşitli bilimlere sahip olmak, sevilen milli sporlara ve maharetlere değer vermek başta gelir.
    *
    Bir yönü ile bir nasihatname niteliğinde olan Kutadgu Bilig, başka bir yönü ile de bir siyasetname karakterlerindendir.
    Divan-ı Lûgatit Türk
    *
    Karahanlılar döneminde yetişen ve ilk Türk dil bilgini olan Kaşgarlı Mahmut’un doğum tarihi, kesin olmamakla birlikte 1025 olarak biliniyor.
    *
    1071–1077 arasında Bağdat’ta bulunan Mahmut, Türk kültürünün Araplara tanıtılmasında büyük rol oynamıştır.
    *
    Türk illerini adım adım dolaşan Kaşgarlı Mahmut, çalışmalarında Türkçeyi resmi dil olarak kabul eden Karahanlı Devleti’nden de büyük destek görmüştür. Türkçenin serpilip gelişmeye başladığı o dönemde, Mahmut’la birlikte Balasagunlu Yusuf Has Hacib de Türk diline büyük hizmet etmiştir. Bu iki Türk âlimi, ortaya koydukları eserlerle, Türk dil birliğinin sağlanmasına önemli katkılarda bulunmuşlardır.
    *
    Kaşgarlı Mahmut, ayrıca Türkçeyi Araplara öğretmek amacıyla Kitâb-ı Cevâhirü’n-Nahvi Lûgati’t-Türk adlı gramer kitabını yazmıştır.
    *
    Kaşgarlı Mahmut, ömrünün sonlarına doğru tekrar memleketi Kaşgar’a dönmüş, tahminen 1090′da burada vefat etmiştir.
    *
    Kaşgarlı Mahmut’un ünlü eserinin tam adı “Kitab-ı Divan-ı Lûgati’t-Türk”tür.
    *
    Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçenin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu göstermek amacıyla yazılmıştır.
    *
    Ebul Kasım Abdullah’a sunulmuştur.
    *
    Kitap için çok kısa bir tanım yapmak gerekirse; “Ansiklopedik Sözlük” denmesi uygun olur.
    *
    Orijinalinin nerede olduğu bilinmiyor. Bugün elimizde bulunan Şamlı Mehmed bin Ebu Bekir’in, 1266 yılında kopya ettiği bir nüshası vardır. Bu nüsha, İstanbul Fatih’teki Millet Kütüphânesi’ndedir.
    *
    Aynı zamanda filolog, etnograf ve ilk Türk haritacısı olan Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lûgati’t-Türk adlı eserinde; yaşadığı devirdeki Türk illerinin ve boylarının kullandığı ağızları tespit etmiştir.
    *
    Oğuz Türklerinin 24 boyu ile ilgili şemayı da verdiği Divân’ında Türk dilinin grameri yanında, Türk yer adları, Türk damgaları ve Türk topluluklarını da etraflı şekilde anlatmıştır.
    *
    Divanü Lugati’t-Türk; bir sözlük olmakla birlikte, Türk milletinin yüceliğini de anlatan bir âbide eserdir.
    *
    Sekiz bölümden oluşur. Kitapta yaklaşık 8.000 kelime vardır.
    *
    Kelimelerin anlamlarının iyi anlaşılması için deyimlerden, atasözlerinden ve şiirlerden, örnekler verilmiştir. Bu yönüyle eser, bir kültür hazinesi değerine kavuşturulmuştur.
    *
    Eserde yer alan harita ise, Türk Dünyası ile ilgili olarak yayınlanan ilk haritadır.
    *
    Divanü Lûgati’t-Türk, Türkçenin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabıdır.
    *
    Türk boyları ve coğrafyası ile Türklerin örf ve gelenekleri üzerine önemli bilgiler vermektedir.
    *
    Hakaniye lehçesi ile yazılmıştır.
    Atabetü’l-Hakayık
    *
    12. yüzyılda Edip Ahmet tarafından aruz vezni kullanılarak dörtlüklerle yazılmıştır.
    *
    Didaktik bir eserdir. Eserin adı “hakikatler basamağı” anlamına gelmektedir.
    *
    Eser Sipehsalar Mehmet Bey’e sunulmuştur. Hakaniye Türkçesiyle yazılmış olan bu eserde, bilginin faydası, cehaletin zararları, cömertlik, cimrilik, iyi ve kötü huylar anlatılarak halka yararlı olmak hedeflenmiştir.
    *
    Hakaniye lehçesiyle yazılmış olan eserin dili biraz ağırdır. Eserde Arapça ve Farsça kelimelere rastlanır.
    *
    Dörtlükler manilerdeki gibi “aaxa” şeklinde kafiyelenmiştir.
    *
    Edip Ahmet’in, bu eseri yazarken Kutadgu Bilig’den etkilendiği bilinmektedir.
    Divan-ı Hikmet
    *
    XII. yüzyılda Orta Asya’da hikmetleriyle büyük bir şöhret kazanmıştır.
    *
    Ahmet Yesevî, Türk tasavvuf edebiyatının ilk büyük ismidir. Şiirleriyle bütün Türk ülkelerinde derin izler bırakmıştır.
    *
    Divan-ı Hikmet’teki şiirler, sade bir dille yazılmış, öğretici mahiyette manzumelerdir.
    *
    Ahmet Yesevi, şiirlerini daha çok 12′li hece vezniyle ve dörtlükler halinde, Hakaniye lehçesiyle yazmıştır.
    *
    Divan-ı Hikmet, dini, tasavvufi ve öğretici bir eserdir. Eserin yazılma amacı, halka İslamiyet’i hikmetli bir şekilde öğretmektir.
    *
    Dörtlüklerin her birine “hikmet” adı verilmiş ve bu hikmetler Orta Asya ve Anadolu’da yayılarak halkı derinden etkilemiştir.
    *
    Yesevilik tarikatının da kurcusu olan Ahmet Yesevi daha sonra Anadolu’da kurulan pek çok tarikata kaynak olmuştur.
    *
    Orta Asya ve Türk boylarının bulunduğu bölgelerde yüzyıllarca sevilerek okunan “Bakırgan Kitabı”nın yazarı olan Süleyman Ata da, Ahmet Yesevi’nin halifelerinden biridir. Onun eseri de dini, tasavvufi ve öğretici şiirlerden oluşmaktadır.

  3. #3
    Loading the personal rank HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu Yer
    C:\WINDOWS\system32
    Mesajlar
    17.115
    Blog Yazıları
    8
    Tecrübe Puanı
    107375504

    Tanımlı Ce: Hakaniye Lehçesi

    Harfler

    Bütün bu Türk dillerinde kullanılan harfler onsekizdir. Yazılışta yeri olmayan, fakat söylenişte gerekli bulunan kökten sayılmayan, yedi harf daha vardır. Türk dilleri bunlarsız olmaz. Bunlar;

    پ p ج c رۛ j ف f غ ğ ك g ڭ harfleridir.

    Ünlüler


    Ünlüler Türk dilinin her döneminde olduğu gibi birincil olarak Karahanlı Türkçesi'nde de bulunur.
    Kalın ünlüler: а, ı, o, u
    İnce ünlüler: e, é, i, ö, ü

    Ünlü değişimleri

    e > i değişmesi

    Türk dilinin her döneminde görülen bu ses değişmesi Karahanlı metinlerinde de görülür.
    yi- < ye- "yemek yemek", - ye- "yemek" gibi.

    a > u değişmesi


    Aslında a olan sesin kendinden önceki hecede bulunan yuvarlak ünlü dolayısı ile u şekline almasıdır.
    kopar- > kopur- "yerden kaldırmak" gibi.

    e > ü değişmesi


    kökürçkün < kökürçken "güvercin" gibi.

    ü > i değişmesi


    min-di "bindi", min- < mün- "binmek", mün-üp "binip"

    Ünsüzler


    Karahanlı sahasında bugünkü yazı dili ile karşılaştırılınca bir kaç ünsüzün dışında, diğerlerinin kullanıldığı görülür. Bu ünsüzler şunlardır;
    b c ç d ḍ f g ğ h ḥ j k l m n ñ p r s ş t v w y z

    Gelecek zaman ekleri


    Karahanlı Türkçesinde gelecek zaman çekiminin -ġa ; -ge, -ġay ; -gey ve -ġu ; - ekleri ile yapıldığını görürüz. ol yag korgay; ol ewge bargay; ol manga kelgey; barġay men ve katıġlanġa men gibi asıl kelimeye yapılan ekler Çiğil, Yağma, Toxsı, Argu, yukarı Çin'e kadar Uygur dillerinde bir kuraldır.
    Eski Türkçede sıkça kullanılan -daçı ; -deçi, -taçı ; -teçi ekinin ise Karahanlı Türkçesinde çok az kullanılmıştır.
    Karahanlı Türkçesinde "yakın gelecek zaman" şeklinde ikinci bir gelecek zaman -ġalır ; -gelir, -galur ; -gelür gibi eklerden söz edilmektedir.
    Böyle eklerin örnekleri şöyledir:
    alġalır, atġalır, köngelir yetgelür, barġalır men... vb gibi.

    Şahıs emir kipleri


    Karahanlı devri Türkçesinde, birinci kişi emir kipinde -yın, -yin iken, ikinci kişi için -ğıl, -ğil kullanılmıştır.Bu devirde ikinci şahıs emir kipi, daha elverişli bir çevre bulmuş, yavaş yavaş şiir dilinde de yerleşmeye başlamıştır. Kutadgu Bilig bu konuda iyi bir kaynak oluşturur. yana aydı Odğurmış ayğıl manga.; bu iç söz tutğıl bütün çın kerek. Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere bu emir kipi artık Karahanlı devrinin değişmez bir gramer kuralı olmuştur.

    İsim küçültme -qıña eki


    İlk kez Tonyukuk Yazıtında bir küçültme eki işleviyle geçen -qıña eki, Türkçenin tarihi gelişimi içinde ses yapısı ve işlevi itibariyle çok geniş bir kullanım alanına sahip olmuştur. Uygur döneminde - qıña eki, bünyesindeki (ñ) sesinin ayrışmasıyla damak uyumuna bağlı olarak ekli şekilde n ağzında -qına; -kine,- kie; y ağzında -qıya, -qıa, -kiye şekillerini almıştır. Karahanlı Türkçesinde (n ve y li biçimleriyle) -qına; -qıya -kiye şeklinde kuvvetlendirme, küçültme ve sayı ifadeleri yapan isimden isim yapma eki olarak kullanılır: yerkiye, "yercik", erkiye"adamcağız", sözkiye "sözceğiz", qızqıya "kızcağız", oğulqıya"oğulcağız", azqına "azıcık", azqına"az, azıcık".


  4. #4
    Loading the personal rank HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu Yer
    C:\WINDOWS\system32
    Mesajlar
    17.115
    Blog Yazıları
    8
    Tecrübe Puanı
    107375504

    Tanımlı Ce: Hakaniye Lehçesi

    Hakaniye Lehçesi, Karahanlı Türkçesine veya Türkçe'nin Karahanlı dönemine verilen isimdir.[1] Başka bir deyişle, ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlı lehçesine Hakaniye Lehçesi denilmektedir. Bu lehçe gerçekte Uygurca'nın devamıdır. 14. Yüzyıldan sonra Çağatayca adını almıştır. İslam etkisindeki ilk ürünler bu lehçeyle verilmiştir. Bugünkü Özbekçe'nin kaynağını bu lehçe oluşturur.

    Hakaniye Türkçesi olarak adlandırılan bu Türk şivesi, teşekkül eden yeni kültür merkezlerinde birçok eserler meydana getirmiştir. Asıl olarak Kutadgu Bilig ile başlayan bu döneme, ortaya çıkan kültür merkezlerine göre üç gruba ayrılırsa da onları Müşterek Orta Asya Türkçesi eserleri olarak adlandırmak gerekmektedir. Şive bakımından bu bölgeler Kaşgar şîvesindeyseler de arada bazı farklar da görülmektedir. Müşterek Orta Asya Türkçesi'nin doğu kolu olan Kaşgar veya Hakaniye (Karahanlı) şivesi, gerçekte Doğu Türkçesi'ni oluşturmuştur.[2]

    Hakaniye Lehçesi dendiği zaman akla Kaşgarlı Mahmut'un en çok beğendiği, öyle ki "Kaşgar dili", "Kaşgar Türkçesi" olarak da adlandırılan, bir diğer şekilde "Karahanlı Türkçesi" (Karahanlıca)dilinin devirlerinden biri gelir.

    Kaşgarlı'nın şivelerle karşılaştırılırken "Türkçe" diye adlandırdığı Hakaniye lehçesi, ilk Türk yazı dilidir.Bu yazı dili devresinden gelen eserlerin büyük kısmı Uygur yazısı ile yazılmış olduğundan bu döneme Uygur dönemi(devri), bu yazı diline de Uygurca denilebilir. Fakat Türkoloji ve Türk dili öğretiminde Türkçe'nin bu ilk devresi için biz, "Eski Türkçe" adlandırmasını yapıyoruz. "Eski Türkçe" dönemini incelerken bu dönemin kapsadığı Hakaniye lehçesini ve özelliklerini de inceleyebiliyoruz...

    Türkçe'nin ilk devirlerinden olan Eski Türkçe devresi, dilimizin diğer evrelerindeki gelişmelerin kaynağıdır. Kısacası, Türkçe'mizin bütün şekillerinin kökenine inecek olursak Eski Türkçe dönemini incelemeliyiz. Türkçe'nin ana devresi ve temel yapıları bu dönemde temellenmiştir.

    Eski Türkçe döneminde Köktürk yazısı (6.-8. yy.), Uygur Türklerinin kullandığı Uygur Yazısı (8.-13. yy.) ve Müslüman olan Karahanlı Türklerinin Uygur yazısı ile birlikte Arap yazısını da kullanmaya başladıkları Karahanlıca (10.-13. yy.) dediğimiz birbirine çok yakın ağızlarda olan üç yazı dili meydana gelmiştir. Üç ayrı alfabe kullanılmış olmasına rağmen yazı geleneğimizin izleri, üçünde de aynı özellikler gösterir.[3][4]
    Müşterek Orta-Asya Türkçesi'ni takip eden Kuzey-Doğu Türkçesi'nin meydana getirdiği edebiyat, geniş mânâda Çağatay Türk Edebiyatını meydana getirmektedir. Dîvân ü Lügâti't-Türk ve Kutadgu Bilig gibi büyük eserlerin ortaya çıkışından sonra Kaşgar Türkçesi, edebî kudretini göstermiş oluyordu. Hakâniye diye anılan bu Türk şivesi, sadece bu eserlerle kalmamış, teşekkül eden yeni kültür merkezlerinde birçok eserler vücuda getirmiştir.
    Gerçekte Kutadgu Bilig'le başlayan bu devre, ortaya çıkan kültür merkezlerine göre üçe ayrılırsa da onları Müşterek Orta Asya Türkçesi eserleri olarak zikretmek gerekir. Dil bakımından bu bölgeler Kaşgar şîvesindeyseler de arada bazı ayrılıklar görülmektedir.

    Müşterek Orta Asya Türkçesi'nin doğu kolu olan Kaşgar veya Hâkâniye (Karahanlı) şivesi, gerçekte Doğu Türkçesi'ni meydana getirmiştir. Bu şîveyle yazılan eserlerin başında 12. asır mahsullerinden sayılan Edib Ahmed Yüknekî'nin yazdığı Atabetü'l-Hakâyık gelmektedir. Dilin gelişmesi ele alınınca, az da olsa Kutadgu Bilig'den ayrıldığı görülen bu eser, daha çok bir nasihatnâmedir. Edib Ahmed Yüknekî ise devrinde itibarlı bir şâirdir. Eserinde, Kutadgu Bilig'e nazaran daha fazla Arapça ve Farsça kelimelere yer vermiştir.

    Asıl 12. yüzyıl Kaşgar Türkçesi edebiyatının en büyük temsilcisi Yesili Ahmed'dir. Ahmed Yesevî (ölm. 1166), ruhu okşayan çekici hikmetleriyle tanınmıştır. Timur Han, bu büyük Türk tarikat şeyhi ve şâirinin türbesini yaptırmıştır. Pek çok lakapla anılan Ahmed Yesevî gerçekte bir mektep kurmuş ve bu mektep, talebeleri tarafından devam ettirilmiştir. Hakîm Süleyman Ata (ölm. 1186) önde gelen talebelerinden olup, Bakırgan'da irşat faaliyetlerinde bulunmuştur. (Yesevî'nin Dîvân-ı Hikmet adlı eseri, Kültür Bakanlığı tarafından neşredilmiştir.)

    Miftâhü'l-Adl adlı fıkıh kitabıysa bu dönemde ayrı bir önem taşımaktadır. 14. yüzyıla kadar bu sahada görülen eserlerden Oğuz Kağan Destanı ve 14. yüzyılın başında Rabguzî'nin yazdığı Kısasü'l-Enbiyâ'nın önemini belirtmek gerekir.

    Müşterek Orta Asya şîvesi sadece doğuda varlığını sürdürmemiştir. Bu şîvenin batı ağzı bilhassa Batı Türkistan'da yeni ve canlı bir edebiyatın doğmasına sebep olmuştur. Harezm ve Sirderya (Seyhun) Irmağının güneyindeki yerler; Yedisu, Merv, Buhara gibi şehirler bölgenin kültür merkezi hâline gelmiştir. Burada Türklüğün Kaşgar, Kıpçak ve Oğuz şîveleri karışık olarak yaşadığından, yazılan eserlere de bu durum aksetmiştir. Bölgenin en önde gelen eseri Alioğlu Mahmud'un yazdığı Nehcü'l-Ferâdis'tir. Eser daha çok hadisler ve açıklamalarıyla siyer-i Nebî cinsindendir. Fakat İslâmiyet'e âit geniş bilgileri ihtiva etmesi, her çeşit halk tabakası için yazıldığını göstermektedir. Harezm şîvesi dalını en iyi şekilde aksettiren eserin edebî yönü ayrı bir değer taşımaktadır.

    Şeyh Şerif Hoca tarafından yazılan Muînü'l-Mürîd de, şîve itibariyle Nehcü'l-Ferâdis'e yakındır. Türkmenler arasında üstün tutulan eser, 14. yüzyıla âittir. Hazermî'nin Muhabbetnâme'si de aynı asrın eserleri arasına girmektedir. Zemahşerî'nin Mukaddimetü'l-Edeb'i ise bu yüzyılda Dîvân ü Lügâti't-Türk'ü hatırlatır mâhiyettedir.

    Dil bakımından yine aynı şîveye dahil olan, fakat nerede yazıldığı belli olmayan eserler de mevcuttur. Bunların başında 12. yüzyılda Ali'nin yazdığı Kıssa-i Yusuf gelmektedir. Eser, Kıpçak Türkçesi unsurlarını da taşımaktadır. Kutb'un Hüsrev ü Şirin'i Kıpçak Türkçesi unsurlarını ihtiva etmesi bakımından Kıssa-i Yûsuf'a yakındır. Böyle olmakla birlikte Altınordu sahasında yazılan bu eser Oğuz-Kıpçak Türkçesi ürünüdür. Hüsrev ü Şirin, 1341 yılında Harezm bölgesinde Kutub mahlâsını kullanan bir Türk şâiri tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir. Eser, ayrıca Nizâmî'nin aynı isimdeki eserinin Türk Edebiyatındaki ilk tercümesidir. Yer yer Kurân-ı Kerîm'den alınan sûrelerin bulunduğu eser, İran Edebiyatının tesiri altındadır.

    Bölgenin diğer bir eseri, Revnaku'l-İslâm'dır. Eserde o devir Türklük hayatına bir hayli yer verilmiştir. Yalnız Şeyh Şeref'in yazdığı bu eser, daha ziyade Türkmen ağzı ile yazılmış ve pek fazla rağbet görmüştür.

    14. asırda Kıpçak ili dil yadigârları da, edebî yönden zikre değer eserlerdir. Bunların başında Kırım veya Kefe'de yazıldığı tahmin edilen Codex Cumanicus gelir. Eser, Lâtin harfleriyle yazılmıştır. İki kısımdan meydana gelen eserin İtalyan bölümünü lügat, Alman bölümünü ise çeşitli dinî metinler meydana getirmektedir. Eserin Kıpçak Türkçesi'ni öğrenmiş misyoner rahipler tarafından yazıldığı tahmin edilmektedir.

    Kuzeyde yazılan bu eserin yanında Kıpçak Türkçesi'yle güneyde, Mısır'da bilhassa gramer ve lügatçiliği ilgilendiren bir hayli eser vücuda getirilmiştir. Fakat edebî yönden bunlardan ayrılan yegâne eser, 1391 yılında tamamlanan Seyf-i Serâyî'nin Gülistan Tercümesi'dir.

    Müşterek Orta Asya Türkçesi'nin bütün edebî faaliyetleri, Kuzey-Doğu Türkçesi dil yadigârları içinde yer aldığı için, geniş manâsıyla Çağatay Türk Edebiyatının birinci ve ikinci devresini meydana getirirler. Dar manâsıyla Çağatay Edebiyatı, Timur ve Timurlular devrinde meydana getirilen edebî mahsuller için kullanılmıştır. Timur ve şehzadelerinin sarayında, Türkçe konuşulurdu. Bu devre ait ilk eser, Ulu Tav'daki (Ulu Dağ) 1391 tarihli Timur Hanın Uygur harfleriyle yazdırdığı 11 satırlık bir kitâbedir.

    Timurlular devrinin ilk şâiri, Mîr Haydar Harezmî'dir. Timur Hanın torunlarından İskender Mirza'nın (1409-1414) şâiri olan Mîr Haydar Harezmî, Mahzenü'l-Esrâr mesnevîsini onun adına yazmıştır. Eserin mevzuunu Nizamî'den almıştır. Tek nüshası Biritish Museum'da bulunan eser, 1858'de Kazan'da basılmıştır.

    Bu devrin güçlü şâirlerinden olan Yusuf Emirî, Baysungur Mirza'nın (ölm. 1435) himayesinde bulunmuştur. Bu şâirin Dîvân'ından başka Dehnâme'si ve Çagır ve Bang münazarası vardır. Eserdeki nesirlere bakılırsa Yusuf Emirî'nin kuvvetli bir nâsir olduğunu söylemek mümkündür. Herat'ın sanat ve edebiyat muhitinde yaşayan bu şâirin Dîvân'ı, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Çagır ve Bang eseriyle münazara türünün kuvvetli şâiri olduğunu ispat etmiştir.

    15. asrın ilk yarısında Çağatay Edebiyatında, Atâyî görülür. Ahmed Yesevî'nin kardeşi İsmâil Ata'nın evlâdından olduğunu, Ali Şîr Nevâî haber vermektedir. Bu soydan olmasından dolayı, Atâyî mahlâsını kullanmış ve Yesevî tarîkatı şeyhlerinden, Mansur Ata, Zengi Ata, Süleyman Hakîm Ata gibi mutasavvıflara karşı büyük alâka duymuştur.

    Yine bu asrın şâirlerinden olan, Uluğ Bey devrinde kemalini bulan Sekkakî, Çağatay Edebiyatında mühim bir yer tutmaktadır. Timur Hanın ölümünü müteakip hükümdar olan Halil Sultan (1405-1410) adına bir kaside sunan Sekkâkî'nin 1467 yılına varmadan öldüğü tahmin edilmektedir.

    Şâir Lutfî'ye gelince 1366 yılında doğmuştur. Bu devrin büyük şâirlerindendir. Şöhreti ve Türkçe şiirleri Irak'a kadar yayılmıştır. İskender Mirza adına Gül ü Nevrûz mesnevîsini yazmıştır. 1465 yılında 99 yaşında Herat'ta vefât etmiştir. Bir bakıma Ali Şîr Nevâî'ye üstadlık etmiştir. Dîvân'ı vardır.

    Timur Hanın torunu Mîranşah'ın oğlu olan Seyyid Ahmed Mirza da bu asrın şâirlerindendir. Dîvân'ının olduğu söylenirse de ele geçmemiştir. Sağlam tabiatlı ve temiz zihinli bir kimse olan Seyyid Ahmed Mirza'nın gazelleri ve kaside şeklinde şiirleri oldukça meşhurdur. Perişan hâlinden bahseden ve Şahruh'u metheden Taaşşuk-nâmesi'nin nüshası, British Museum'da bulunmaktadır.

    Bu yüzyılın bir diğer şâiri, Gedâî'dir. Ebü'l-Kâsım Bâbür'ün saray şâirlerindendir. Ebü'l-Kâsım Bâbür, kendisi de şâirdir. Yakînî'ye gelince Ok ve Yay münazarası ile dikkati çeker. Yine münazara türü üzerine eser yazan şâirlerden birisi, hayatı hakkında bilgi bulunmayan Ahmedî'dir. Ayrıca bu devrin mesnevî yazarlarından olan Durbig, Yûsuf ile Zelîha adlı eserini yazmıştır.

    15. yüzyılda Klasik Çağatay Edebiyatı devrinin kökleştiği görülmektedir. Bu devir Çağatay Edebiyatının en yüksek devreye ulaştığı bir devirdir. Millî ruh ve şuurun ortaya çıkması, Türkçe'ye ehemmiyetin verilmesi bu devre rastlar. Ali Şîr Nevâî, Muhakemetü'l-Lügâteyn'i bu açıdan ele alarak yazar. Sultan Hüseyin Baykara da bu devrin şâiriydi. O da Türk dilini müdâfaa etmiş hatta bir de ferman çıkarmıştır. Hüseynî mahlâsı ile şiirler yazan Hüseyin Baykara'nın Dîvân'ı vardır.

    Ali Şîr Nevâî'nin eserleri bir hayli fazladır. Bunların başında dört dîvânını içine alan Hazâinü'l-Meânî adlı eseri gelmektedir. Ali Şîr Nevâî, yazdığı dîvânlara göre hayatı dörde ayırmış ve her biri için bir isim vermiştir. Dîvânları; Garâibü's-Sıgar, Nevâdirü'ş-Şebâb, Bedâyiü'l-Vasat, Fevâidü'l-Kiber adını taşımaktadır. Dîvânlarından başka Mecâlisü'n-Nefâis, Nesayimü'l-Mahabbe, Muhakemetü'l-Lügâteyn ve Hamse'si vardır. Hamse'si; Hayretü'l-Ebrâr, Ferhâd u Şîrîn, Leylâ vü Mecnun, Seba-i Seyyâre, Sedd-i İskenderî ve Lisânü't-Tayr adlı mesnevîlerinden meydana gelmektedir. Mîzânü'l-Evzân ise edebî bilgileri ihtiva eden diğer bir eseridir. O, Mecâlisü'n Nefâis adlı tezkeresiyle Türk Edebiyatında tezkere yazan ilk şâirdir.

    16. yüzyılda Çağatay Edebiyatının mümessili, Zahirüddîn Muhammed Bâbür Şah'tır (1483-1530). O Çağatay Türkçesi'nin Nevâî'den sonra gelen en mühim simâsı ve edîbidir. Eserlerinde kuvvetli bir Nevâî tesiri görülür. Dîvân'ının yanında Aruz Risâlesi, Mübeyyen adını taşıyan ve Hanefî fıkhına âit olan bir mesnevîsi vardır. Hâce Ubeydullahı Ahrâr'ın eserinden Türkçe manzum tercümeleri ihtivâ eden Risâle-i Vâlidiyye'si varsa da, asıl onu şöhretli kılan devrinin en mühim seyahat ve hâtırat kitabı olan ve kendi ismini taşıyan Bâbürnâme'sidir. Bâbür Şah bu eserinde 1494 yılından başlayarak 1529'a kadar geçen vakaları yıl yıl anlatmıştır. Onun için bu esere Vekâyi-i Bâbür de denmektedir. Eser, büyük Türk bilgini Reşit Rahmeti Arat tarafından neşredilmiştir.

    17. yüzyılda Çağatay Türk Edebiyatı, artık yükseliş devrini tamamlamıştır. Ancak bu asrın zikre değer şahsiyeti Yadigar Hanın torunlarından olan Ebü'l-Gazî Bahadır Han'dır. Bir Özbek hanı olan Bahadır Han (1603-1666) 1642 yılında Hive Hanlığı'nı elde ederek, 21 yıl saltanat sürmüştür. Eserlerini millî bir şuurla yazmış ve “Türk” lâfzına eserlerinin adında yer vermiştir. Belli başlı eserleri Şecere-i Terâkime ve Şecere-i Türkî adını taşır. Şecere-i Terâkime'de, Oğuznâmeler karşılaştırılmış ve Türklerle ilgili Türkmen boyları arasındaki menkıbelere yer verilmiştir. Şecere-i Türk'te ise, Bahadır Han, 15. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak kendi asrına kadar gelen ve Harezm'de iktidarı elinde tutan han âilelerinin şeceresini yazmıştır. Fakat ömrü vefa etmemiş ve son 16 yapraklık kısmını, oğlu Enûşe Han yazmıştır.

    Asrın Çağatay Türk Edebiyatında yer alan diğer bir siması şâir Allahyâr'dır. Daha çok tekke mensupları arasında iltifat gören Allahyâr (ölm. 1713) bir Nakşibendîdir. Türkçe'den başka Farsça ile de yazmıştır. Özbek Türkçesi ile yazdığı Sebâtü'l-Âcizîn adlı manzumesi, en meşhurlarındandır.

    18. yüzyılda Özbek Türk Edebiyatı, eski asırlara nispetle sönmeye yüz tutmuştur. Olanlar halkın hafızasında kalmış ve meydana çıkan şifâhî edebiyat, nisyana karışmıştır. Bununla birlikte Halk Edebiyatı dalında Ferhâdnâme, Cümcüme Sultan Destanı ve Tahir ile Zühre gibi eserler, ortada bulunan eserlerdir. Ayrıca destanî bir eser olan Satuk Buğra Han Tezkiresi'ni de burada zikretmek yerinde olur.[5]
    Oluşumu

    Orhun ve Yenisey (Yeniçay) anıtlarından önceki devirleri bilmiyoruz, bu anıtlardan o çağlarda Türk Dilinin oldukça gelişmiş, olgun bir durum almış bulunduğunu öğreniyoruz; Türk dili kendi yapısı içerisinde kendi kökünden aldığı hızla yürümekte iken Hintten gelen uysal ve uslu Buda Dini Türk kültürü ve Türk Dili için bir korku doğurmaya başlamıştı. Bu dine karşı "Buda dini bize yaramaz, bizim yaşayışımıza, bizim göreneklerimize uygun değildir; "Bu din, bizi uyuşturur." diye Buda tapıncaklarını yıktıran Türk büyükleri çıkmış, bu yüzden Budalık, Türklüğe çok ziyan vermemiştir.

    Savuşturulmuş gibi görünen bu fırtınadan sonra batıdan sert ve daha yıkıcı yeni bir fırtına gelmiştir. Bu Arap fırtınası, pek ezici ve öldürücü olmuştur. İslam tarihçilerinin de anlattıklarına göre "Türklerin tapıncakları yıkıldı. Bilginleri öldürüldü. Kitapları yakıldı". İslamlığa pek büyük hizmetler yapmış olan Ofşin, Türkçe bir kitap okuduğu için ölüm cezasına çarpılmıştır. Bu devirde birçok Türk Devletlerinde bilgi dili Arapça, Devlet dili Farsça idi. Böylelikle Türk kültürüne ve Türk diline korkunç bir yumruk indirilmiştir. Türkler 10. yüzyılda İslâmiyet'i kabul ettikten sonra Türk dili ve edebiyatında değişiklikler görülür.

    Hakaniye Türkçesine, eski Kaşgar dili olarak da denilebilir. Bu alandaki Türklerin 14. yüzyıl başlarına kadar kullandıkları edebi dildir. Karahanlı Türkçesi ve batıdaki Harezm Türkçesi Timurlular devrinde yerini Çağatay Türkçesine bırakmıştır.[6][1]

    Kaynaklar

    [1] tr.wikipedia.org/wiki/Hakaniye
    [2] Do
    [3] Muharrem Ergin, "Türk Dil Bilgisi"; Tahsin Banguoğlu, "Türkçenin Grameri"
    [4] Hakaniye Leh
    [5] ÇaÄŸatay Türkçesi Edebiyatı – Hakaniye Lehçesi
    [6] Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, "Karahanlı Türkçesi Grameri", Türk Dil Kurumu Yayınları

    alinti..

  5. #5
    Loading the personal rank HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL Baktabul'un Çılgını HaZzAL - ait Avatar
    Üyelik Tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu Yer
    C:\WINDOWS\system32
    Mesajlar
    17.115
    Blog Yazıları
    8
    Tecrübe Puanı
    107375504

    Tanımlı Ce: Hakaniye Lehçesi

    Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki hakaniye lehçesi bunun dışında Çağatay Türkçesi,Oğuz Türkçesi veya Karahanlı Türkçesi olarak da bilinir.
    Ayrıca Kitab-ı dede Korkut Atabet’ÜL Hakayık,DIVAN-I Lügat’it Türk,Kutadgu bilig gibi islam etkisinde gelişen edebiyatın ilk eserleri hakaniye türkçesiyle yazılmıştır.
    Dilin yapısı hakkında daha geniş bilgi almak için

    11. asırda yeni yazı dillerinin meydana gelme temayülü gösterdiği bir çağdır. Eski Türkçe devresindeki yazı dilinin ve bunun son safhası olan Uygur Türkçesi’nin bir devamı sayılmakla beraber zamanında Hakaniye Türkçesi diye adlandırılan Karahanlı Türkçesi, Doğu Türkçesi yazı dilinin başlangıcı olarak da kabul edilmektedir. Doğu, Batı ve Kuzey Türkçeleri olarak 13. asırdan itibaren ortaya çıkmaya başlayan yeni yazı dilleri devresi ile Eski Türkçe devresi arasındaki bu döneme; Orta Türkçe devresi veya geçiş devresi denmektedir.

    ESKİ TÜRKÇE DÖNEMİ VE HAKANİYE LEHÇESİ
    Hakaniye Lehçesi dendiği zaman akla Kaşgarlı Mahmut’un en çok beğendiği, öyle ki “Kaşgar dili”,”Kaşgar Türkçesi” olarak da adlandırılan, bir diğer şekilde “Karahanlı Türkçesi” (Karahanlıca)dilinin devirlerinden biri gelir.
    Kaşgarlı’nın şivelerle karşılaştırılırken “Türkçe” diye adlandırdığı Hakaniye lehçesi, ilk Türk yazı dilidir.Bu yazı dili devresinden gelen eserlerin büyük kısmı Uygur yazısı ile yazılmış olduğundan bu döneme Uygur dönemi(devri), bu yazı diline de Uygurca denilebilir.
    Fakat Türkoloji ve Türk dili öğretiminde Türkçe’nin bu ilk devresi için biz “Eski Türkçe” adlandırmasını yapıyoruz.”Eski Türkçe” dönemini incelerken bu dönemin kapsadığı Hakaniye lehçesini ve özelliklerini de inceleyebiliyoruz…
    Türkçe’nin ilk devirlerinden olan Eski Türkçe devresi, dilimizin diğer evrelerindeki gelişmelerin kaynağıdır.Kısacası, Türkçemizin bütün şekillerinin kökenine inecek olursak Eski Türkçe dönemini incelemeliyiz.Türkçe’nin ana devresi ve temel yapıları bu dönemde temellenmiştir.
    Eski Türkçe döneminde Köktürk yazısı (6.-8. yy.),Uygur Türklerinin kullandığı Uygur Yazısı (8.-13. yy.) ve Müslüman olan Karahanlı Türklerinin Uygur yazısı ile birlikte Arap yazısını da kullanmaya başladıkları Karahanlıca (10.-13. yy.) dediğimiz birbirine çok yakın ağızlarda olan üç yazı dili meydana gelmiştir.Üç ayrı alfabe kullanılmış olmasına rağmen yazı geleneğimizin izleri üçünde de aynı özellikler gösterir.

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0