+ Konu Cevapla
1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Sozcuk Nedir? (Sozcukte Anlam)

 Edebi Yazilar Katagorisinde ve  Türkçe Forumunda Bulunan  Sozcuk Nedir? (Sozcukte Anlam) Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Sözcük Nedir? Sözcük : Bir kavram birimidir. Bir varlığın, bir nesnenin ya da bir durumun zihinde canlanabilmesi için onu karşılayan ...

  1. #1
    CaNDy'S
    Misafir

    Tanımlı Sozcuk Nedir? (Sozcukte Anlam)





    Sözcük Nedir?

    Sözcük : Bir kavram birimidir. Bir varlığın, bir nesnenin ya da bir durumun zihinde canlanabilmesi için onu karşılayan bir gösterimdir.

    Sözcüklerin Anlam Açılımları

    Temel Anlam : İlk Anlam (Temel Anlam)

    Bir sözcük söylendiğinde aklımıza ilk gelen, kavrayışımızda ilk uyandırdığı anlamdır. Kısacası, bir sözcüğün biçimlenmesinde, kuruluşunda esas olan anlamdır. Örnek :

    ü Boğazımda bir yanma var. (Temel Anlam)

    ü Şişenin boğazı kırılmış.

    ü Çanakkale Boğazı'nda müthiş bir tipiye yakalandık.

    ü Babam yedi boğaza bakmaya çalışıyordu.

    ü Ali, boğazına düşkün bir çocuktur.

    Bir sözcüğe temel anlamının dışında yeni yeni anlamlar yükledikçe anlamının da derece derece soyutlaştığı görülür. Örnek :

    ü Törende, Kurdeleyi köyün muhtarı kesti. (Somut temel anlam)

    ü Patates doğrarken parmağını kesti (Somut yan anlam)

    ü Oyun kağıdını ortadan kesti. (Somut yan anlam)

    ü Onunla olan bütün ilişkisini kesti. (Soyut mecaz anlam)

    Bir sözcük tek başına kullanıldığında temel anlamını korur. Ancak cümle içinde temel anlamından uzaklaşabilir. Örnek :

    "Kaçmak" sözcüğünün temel anlamı "bir yerden gizlice ve çabucak uzaklaşmak"tır.

    ü "Ben çalışmaktan hiçbir zaman kaçmam." cümlesinde temel anlamından uzaklaşmıştır.

    Sözcüklerin Temel Anlamlarıyla İlgili Dikkat Edilecek Noktalar :

    Temel anlamı somut olan sözcükler, öncelikle somut ve mecaz anlamlar kazanır. Örnek :

    "ateş" sözcüğü, temel anlamıyla düşünüldüğünde "bir nesnenin etrafa ısı ve ışık yayarak yanması" biçiminde açıklanabilir, temel anlamı somuttur.

    ü Gençler, kumsalda büyük bir ateş yakmışlardı. (Temel anlam)

    ü Hastanın ateşi sabaha kadar düşmüştü. (Somut yan anlam)

    ü Şu yağan kar bile yüreğimdeki ateşi söndüremez. (Soyut mecaz anlam)

    Yan Anlam :

    Sözcüklerin ilk konuluş anlamına bağlı olarak zaman içinde kazandıkları yeni anlamlardır. Bu anlama, kullanılış anlamı ya da yan anlam adı verilir. Örnek :

    ü Çocuk kapıyı sessizce açtı. (açmak : Bir şeyi kapalı durumdan kurtarmak.)

    ü Gömleğinin düğmelerini yarıya kadar açtı. (açmak : Sarılmış, katlanmış, örtülmüş, buruşmuş

    veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak.)

    ü Okulun karşısına bir büfe daha açtı.(açmak : Bir kuruluş, bir işyerini işler duruma getirmek.)

    ü Annem çok güzel baklava açar. (açmak : Kalın bir nesneyi yayarak ince duruma getirmek.)

    ü Komşumuz tıkanan lavaboyu açtı. (açmak : Tıkalı bir şeyi, bu durumdan kurtarmak.)

    Sözcüklerin Yan Anlamlarıyla İlgili Dikkat Edilecek Noktalar :

    ü Her sözcüğün genel olarak tek temel anlamı varken, birden çok yan anlamı olabilir.

    ü Bir sözcük, temel ya da yan anlamı verecek biçimde kullanıldığında gerçek anlamıyla kullanılmış olur. O halde gerçek anlam, hem temel hem de yan anlamı kapsayan genel bir addır.

    ü Yan anlamların bir bölümü mecazsız, somut anlam taşırken (ölü yan anlam) bir bölümü de mecazlı, soyut anlam taşır.

    Mecaz Anlam :

    Sözcüklerin cümle, dize veya deyim içine girdiklerinde, gerçek anlamlarından tamamen sıyrılarak başka bir sözcük ya da kavram yerine kullanılmasıyla kazandığı anlama mecaz (değişmece) anlam denir. Mecaz anlam, Sözcüğün sürekli olmayan, kullanım içinde geçici olarak üstlendiği anlamdır. Örnek :

    ü Müşteriden para sızdırmak için elinden geleni yapardı.

    ü Satıcının o ince ve tiz sesi kulaklarımızda patlıyordu.

    ü Bugünlerde havasından yanına varılmıyor.

    ü Bu hayırsız evlat için insan kendisini ateşe atar mı?

    Mecaz Türleri

    Benzetme (Teşbih) :

    Aralarında benzerlik bulunan iki varlıktan (kavramdan) niteliği zayıf olanın, niteliği üstün, belirgin olana benzetilmesidir.

    Benzetme, Sözü daha etkili ve gözle görünür kılmak amacıyla kullanılan bir mecaz türüdür. Benzetmenin dört öğesi vardır :

    1- Benzeyen (niteliği zayıf olan)

    2- Benzetilen (niteliği, üstün, belirgin olan)

    3- Benzetme yönü (benzerlik ilgisi gösteren)

    4- Benzetme edatı (gibi, kadar, sanki, misali)

    Örnek :

    Kızın deniz gibi masmavi gözleri vardı.

    Benzetilen Benzetme Benzetme Benzeyen

    Edatı Yönü

    Benzetmeyle İlgili Uyarılar :

    Benzetmenin oluşabilmesi için benzeyen ve kendisine benzetilenin kullanılması şarttır.

    Bunlar, benzetmenin temel öğeleridir.

    Dört öğesinin dördünün de kullanıldığı benzetmelere ayrıntılı benzetme,

    benzetme edatının olmadığı benzetmelere kısaltılmış benzetme,

    yalnızca temel öğelerin kullanıldığı benzetmelere teşbih-i beliğ denir.

    Örnek :

    Sular öyle temiz ki annemin yüzü gibi. (Ayrıntılı Benzetme)

    Benzeyen Benzetme Benzetilen Benzetme

    Yönü Edatı

    Adam cesurlukta aslandı. (Pekiştirilmiş Benzetme)

    Benzeyen Benzetme Benzetilen

    Yönü

    Bin Atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik. (Kısaltılmış benzetme)

    Benzetilen Benzetme Benzeyen

    Edatı

    Gider oldum kömür gözlüm elveda. (Teşbih-i beliğ)

    Benzetilen Benzeyen

    Eğretileme (İstiare) :

    İstiare : Arapça bir sözcük olup "bir şeyi iğreti, ödünç alma" anlamındadır. Ya benzeyenle ya da benzetilenle yapılan benzetmedir. Örnek :

    ü Aslan gibi güçlü bir adamdı. (benzetme)

    ü Soruyu doğru yanıtlayınca "Aslan be!" dedi. (eğretileme)

    Eğretileme üç çeşittir.

    Açık Eğretileme : Yalnızca kendisine benzetilenin kullanılmasıyla yapılan eğretilemedir. Örnek :

    ü Havada bir dost eli okşuyor tenimizi. Benzeyen:Rüzgar(yok) Benzetilen:Bir dost eli

    ü Kurban olam kurban olam

    Beşikte yatan kuzuya Benzeyen : Bebek, çocuk (yok) Benzetilen : Kuzu

    Kapalı Eğretileme : Yalnızca benzeyen ile yapılan, benzetilenin de bir özelliğinin belirtildiği (genel olarak benzetme yönü) eğretilemedir. Örnek :

    ü Oğlu büyüyünce yuvadan uçup gitti.

    Benzeyen : Oğul Benzetilen : Kuş (yok) Benzetme yönü : Uçup gitmek

    ü Ay zeytin ağaçlarının arasından yere damlıyordu.

    Benzeyen : ay Benzetilen : su (yok) Benzetme yönü : yere damlaması

    Yaygın (Temsili) Eğretileme : Benzetmenin temel öğeleriyle birlikte, birden çok benzetme yönünün bulunduğu eğretilemedir. Yaygın eğretilemede bir "gizleme" vardır. Açıkça söylenmeyen ya da söylenmek istenmeyen sözler, benzetme yoluyla ve sözlük anlamına gizlenerek söylenir, şairler bunu çoğu kez güzel ve etkili bir anlatım için kullanırlar. Örnek :

    Artık demir almak günü gelmişse zamandan

    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan

    Eğretileme Yolları

    İnsana özgü kavramların, doğaya (dış dünyadaki varlıklara) aktarılmasıyla;

    Örnek :

    İnsan Derinden derine ırmaklar ağlar. Kapalı Eğretileme

    Benzetilen Benzeyen

    Doğaya özgü kavramların insana aktarılmasıyla;

    Örnek :

    Askerin ölümü Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor. Açık Eğretileme

    Benzeyen Benzetilen

    Doğadaki bir varlığa ait özelliğin, bir başka varlığa aktarılmasıyla;

    Örnek :

    Bulut Yüce dağ başında bir top pamuk var. Kapalı Eğretileme

    Benzeyen Benzetilen

    Bir duyuya ait bir kavramın bir başka duyuya aktarılmasıyla;

    Örnek :

    Sıcak bakışlarıyla ısıtırdı içimizi. Kapalı Eğretileme

    Ad Aktarması : (Mürsel Mecaz)

    Bir sözü benzetme amacı gütmeden bir başka söz yerine kullanmaktır.

    Sözcüklerin yeni anlamlar yüklenmesinde bir etken de ad aktarmasıdır. Örnek :

    ü "Sinema" için "beyaz perde"

    ü "seçime katılmak" yerine "sandık başına gitmek"

    Ad aktarması şu ilişkiler çerçevesinde kurulabilir :

    ü Sanatçı verilir, yapıtı anlatılır. Örnek :

    Yaşar Kemal'i lise yıllarımda okudum. (Yaşar Kemal'in romanlarını)

    ü İçteki varlık verilir, dışındaki anlatılır ya da dıştaki varlık verilir içindeki anlatılır. Örnek : Haberi duyunca bütün ev ayağa kalktı. (Evin içindeki insanlar)

    Ayağını çıkarmadan içeri girme. (Ayakkabını)

    ü Parça verilir, bütün anlatılır ya da bütün verilir, parça anlatılır. Örnek :

    Bu acılı haberi ona hangi dil söyleyebilir? (İnsan)

    Gemi Mersin'e yanaştı. (Mersin Limanı)

    ü Bir yer adı verilir, o yerde yaşayan insanlar anlatılır. Örnek :

    Bütün köy meydanda toplandı. (köy halkı)

    Erzurum, Mustafa Kemal'e kucak açtı. (Erzurum Halkı)

    ü Bir yön adı verilir, o yöndeki bölgeler ya da ülkeler anlatılmak istenir. Örnek :

    Batı bu duruma müdahale etmedi. (Batı ülkeleri)

    ü Bir eşya adı verilir, onu kullananlar anlatılmak istenir. Örnek :

    Koştu, yokuş aşağı bir şapka. (İnsan)

    ü Soyut bir ad verilip, somut bir varlık anlatılır. Örnek :

    Bu sonucu Türk gençliğine armağan ediyorum. (Genç insanlar)

    Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı. (insanlar)

    ü Sonuç verilir, bunun nedeni kastedilir. Örnek :

    Gökten sicim gibi bereket yağıyor. (bereket, sonuçtur, nedeni yağmur anlatılmıştır)

    Kinaye (Dolaylı Söz Söyleme) : Sözcüklerin çok anlamlı olarak kullanılmasında kinayenin de büyük bir önemi vardır. Kinaye bir sözün hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek bir biçimde kullanılmasıdır. Kinayede gerçek anlam verilir, mecaz anlam kastedilir. Örnek :

    ü Bu çocuğun elinden tutsan ne kaybedersin?

    ü Bulmadım dünyada gönüle mekan

    Nerde gül bitse etrafı diken

    ü Şu karşıma göğüs geren

    Taş bağırlı dağlar mısın?

    Tariz (Taşlama) : Bir kimseyi iğnelemek, onunla alay etmek amacıyla bir sözü gerçek anlamının tam karşıtı bir anlamda kullanmaktır. Örnek :

    ü Randevuna sadıkmışsın, beklemekten kök saldık.

    ü O kadar çok konuştu ki söylediklerinden hiçbir şey anlamadık.

    ü Biraz daha hızlı yürürsen karıncalar bile bizi geçecek.

    Teşhis - İntak (Kişileştirme - Konuşturma) :

    İnsana özgü nitelikleri insan dışındaki varlıklara aktarmaya kişileştirme denirken, bu varlıkların insan gibi konuşturulmasına da konuşturma denir. Örnek :

    ü Güneş ışığında yağmurunu döken bulutlar sanki gülüyordu. (Teşhis)

    ü Ufukta günün boynu büküldü. (Teşhis)

    ü Dal, bir gün dedi ki tomurcuğuna :

    Tenimde bir yara işler gibisin. (İntak)



    Abartma (Mübalağa) :

    Bir durumu olduğundan çok ya da az göstermektir. Örnek :

    ü Bütün gün çalışmaktan iğne ipliğe döndü.

    ü Alem sele gitti gözüm yaşından

    ü Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

    Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

    Sözcüklerin Terim Anlamı : Bilim, Sanat, Meslek ve bir spor dalıyla ilgili kesin anlamı olan özel bir kavramı gösteren gerçek anlamlı sözcüklere terim denir. Örnek :

    ü Bu sınıfa yirmi sıra yerleştirelim

    Toplumsal sınıflar arasındaki çelişkileri inceliyor.

    ü Bu çiçeğin kökü tamamen kurumuş.

    Sözcük köklerini ve gövdelerini tanıyalım.

    İkilemeler : Anlamı ve anlatımı güçlendirip pekiştirmek amacıyla aynı ya da sesleri birbirine benzeyen sözcüklerin art arda yinelenmesiyle oluşan söz gruplarına ikileme denir.

    İkilemelerin anlamsal özellikleri şöyle sıralanabilir:

    ü Anlamı güçlendirip pekiştirmek, anlamı abartmak. Örnek :

    Güzel mi güzel kız

    Demet demet çiçek

    Çuval çuval fındık

    Çıtır çıtır simit

    Ağlaya sızlaya bir hal olmak

    Güle güle ölmek

    Varını yoğunu ortaya çıkartmak

    ü "Şöyle böyle, yaklaşık olma" anlamı vermek. Örnek :

    İyi kötü (bilmek)

    Aşağı yukarı (anlamak)

    Hemen hemen (bitirmek)

    İkilemelerin Kuruluş (Yapılış) Özellikleri :

    ü Aynı sözcüğün tekrarıyla oluşan ikilemeler. Örnek :

    İri iri - Koca koca - Yavaş yavaş - Uslu uslu

    ü Yakın anlamlı sözcüklerin tekrarıyla oluşanlar. Örnek :

    Börek çörek - Derli toplu - Sorgu sual - Doğru dürüst - Sağ salim

    ü Biri anlamlı diğeri anlamsız sözcüklerin bir araya gelmesinden oluşanlar. Örnek :

    Çalı çırpı - Konu komşu - Yırtık pırtık - Eğri büğrü

    ü Her ikisi de anlamsız sözcüklerin yan yana gelmesiyle oluşanlar. Örnek :

    Ivır zıvır - Abur cubur - Eciş bücüş - Dangıl dungul

    ü Karşıt anlamlı sözcüklerden oluşanlar. Örnek :

    İyi kötü - Er geç - Düşe kalka - İleri geri

    ü Yansıma sözcüklerin tekrarlanmasıyla oluşanlar. Örnek :

    Vızır vızır - Şırıl şırıl - Tıkır tıkır - Horul horul

    UYARI

    İkilemeler daima ayrı yazılır ve ikilemelerin arasına virgül işareti KONULMAZ.

    Deyim Anlamı :

    Belli bir durumu, belli bir kavramı göstermek için kullanılan öz anlamından az çok ayrı bir anlam taşıyan, kalıplaşmış, halkın ortak dil ürünü olan sözlere deyim denir. Örnek :

    ü İçine ateş düşmek

    ü Pabucu dama atılmak

    ü Yüreği ağzına gelmek

    ü İki gözü iki çeşme

    Deyimlerin Özellikleri

    ü Deyimler, kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez ve bir sözcüğün yerine eş anlamlısı getirilemez. Örnek :

    Sözgelimi "Ayıkla pirincin taşını" yerine "Seç pirincin taşını" denmez ya da "Pirincin taşını ayıkla" gibi deyimi oluşturan sözcüklerin yerleri değiştirilemez.

    ü Deyimler, değişik kip ve kişi ekleriyle çekime girebilirler. Örnek :

    Kendini naza çek(mek)

    Kendini naza çek(iyor)

    Kendimi naza çek(tim)

    Kendilerini naza çek(erler)



    ü Deyimi oluşturan sözcüklerin arasına başka söz grupları girebilir. Bu tip kullanımlarda deyim gözden kaçırılmamalıdır. Örnek :

    Gözü vitrinde duran kırmızı elbiseye takıldı.

    ü Deyimler genel kural bildirmez, yol gösterip öğüt vermez. Yalnızca bir durumu en kısa yoldan ve en etkili bir biçimde anlatmaya yarar. Deyim, bu yönüyle atasözünden ayrılır. Örnek :

    İşleyen demir ışıldar.

    Akacak kan damarda durmaz Atasözüdür, kural bildirir.

    Mum dibine ışık vermez.

    Armut piş, ağzıma düş.

    Ne kokar, ne bulaşır. Deyimdir, kural bildirmez.

    Atı alan Üsküdar'ı geçti.

    Deyimler Anlamları ve Kuruluşları (Biçimleri) yönünden iki gurupta incelenir.

    Anlamlarına Göre Deyimler

    ü Gerçek Anlamlı Deyimler

    Bazı deyimlerde sözcükler gerçek anlamlıdır. Deyimin iletmek istediği durumu, deyimi oluşturan sözcüklerin anlamlarıyla düşünürüz. Bu tür deyimlerde anlatım güzelliği düşünülmez. Bunlar, Bir kavramı belirtir. Örnek :

    Alan razı satan razı - Ne var ne yok? - Olur şey değil! - Nerde akşam orda sabah.

    İsmi var cismi yok - Yükte hafif pahada ağır.

    ü Mecaz Anlamlı Deyimler

    Deyimlerde genel olarak deyimi oluşturan sözcüklerin çoğu ya da tümü gerçek anlamından uzaklaşarak tamamen farklı bir durumu ya da kavramı anlatmak üzere kullanılır. Dilimizde deyimler genel olarak mecaz anlam taşır.

    Mecaz anlamlı deyimler iki şekilde karşımıza çıkabilir.

    1. İliştirme Anlamlı Deyimler: Deyimi oluşturan sözcüklerden bir ya da ikisiyle, deyimin ilettiği durum arasında dolaylı bir bağlantı vardır. Böyle deyimlere "iliştirme anlamlı" deyimler denir. Örnek :

    Diline dolamak (sürekli aynı şeyi söylemekle, dil arasında bir bağlantı var.)

    Kulak misafiri olmak (dinlemek)

    Göz gezdirmek (bakmak)

    Ayaklarına kara sular inmek (yürümekten yorulmak)

    2. Yummaca Anlamlı Deyimler: Deyimi oluşturan sözcüklerin anlamları ile deyimin iletmek istediği durum arasında hiçbir anlam bağlantısı olmayabilir. Bu tip deyimlere "yummaca anlamlı" deyim denir. Örnek :

    Baş göz etmek (evlendirmek)

    Burnu sürtülmek (taşkın davranışların cezasını çekip ılımlı olmak)

    Can damarına basmak (bir şeyin en önemli noktası üzerinde durmak)

    Burnunun direği sızlamak (çok üzülüp acımak)

    Çamur atmak (Bir kimseyi lekelemeye çalışmak)

    Yaş tahtaya basmak (tedbirsizlik edip sonu tehlikeli işe girişmek)

    Yapılarına (Biçimlenişlerine Göre) Deyimler

    Deyimler kalıplaşmıştır. Belli bir söyleyiş biçimi kazanmışlardır. Bir deyimin söylenişi her yerde aynıdır. Hem biçimce hem anlamca son söyleyiş biçimini almışlardır.

    ü Kimi deyimler yargı (cümle) biçiminde ya da ikili yargılı olarak kurulmuştur. Örnek :

    Atı alan Üsküdar'ı geçti.

    Hamama gider kurnaya, düğüne gider zurnaya aşık olur.

    Hem suçlu hem güçlü

    Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye

    ü Kimi deyimler öykücük ya da konuşma biçimindedir. Örnek :

    Deveye, "Boynun eğri" demişler, "Nerem doğru ki!" demiş.

    Tencere dibin kara

    Seninki benden kara

    ü Deyimler genel olarak mastar biçimindedir. Örnek :

    Gönül koymak - İçi burkulmak - Kapı dışarı etmek - Muradına ermek - Ödü patlamak

    Öküzün altında buzağı aramak



    ü Bazı deyimler, sözcük öbeği (tamlama) biçiminde kalıplaşmıştır. Örnek :

    Kara çalı - Püsküllü bela - Para canlısı - Para babası - Elinin körü - Ömür törpüsü

    ü Deyimler, genel olarak birden çok sözcüğün kalıplaşmasından oluşur. Ancak tek sözcükten oluşan deyimler de vardır. Örnek :

    Akşamcı - gedikli - kılkuyruk - kaşarlanmış

    ü Kimi deyimler ise ikileme biçiminde kurulurlar. Örnek :

    Abur cubur - Açık saçık - Ağır aksak - Ak pak - Apar topar - Az çok - Bata çıka

    Atasözleri : Uzun deneyimler ve gözlemler sonucu oluşmuş, yol gösterici, genel kural biçiminde kalıplaşan, toplumca benimsenen ve anonim bir nitelik taşıyan özlü sözlerdir.

    Atasözlerinin Biçim Özellikleri :

    ü Deyimler gibi atasözleri de kalıplaşmıştır. Sözcüklerin yerleri değiştirilmez ve bir sözcüğün yerine eş anlamlısı getirilemez. Örnek :

    Ak akçe kara gün içindir. - Kız beşikte, çeyiz sandıkta.

    ü Atasözleri kısa ve özlüdür, az sözle geniş bir düşünce ifade edilir. Örnek :

    Aç ayı oynamaz. - Su yatağını bulur. - Baş kes, yaş kesme. - Boğaz kırk boğumdur.

    Çivi çiviyi söker.

    ü Atasözleri genel olarak bir yargı (cümle) biçiminde kurulmuştur. Örnek :

    İt ürür kervan yürür. - İyilik eden, iyilik bulur. - Ölmüş eşek kurttan korkmaz.

    Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış. - Kavgada yumruk sayılmaz.

    ü Atasözleri genel olarak geniş zaman kipinin üçüncü tekil kişisiyle ya da emir kipinin ikinci tekil kişisiyle çekimlenmiştir. Örnek :

    Önce düşün, sonra söyle. (II. tekil kişi emir kipi)

    Pilav yiyen kaşığını yanında taşır. (Geniş zaman kipi, III. tekil kişi)

    ü Atasözlerinde genel olarak uyaklı ve uyumlu sesler ve sözcükler vardır. Örnek :

    Pekmezi küpten, kadını kökten al. - Sabreden derviş, muradına ermiş.

    Sen dede ben dede, bu atı kim tımar ede?

    Atasözlerinin Anlam Özellikleri

    ü Atasözlerinin bir bölümü gerçek anlamlıdır. Yani atasözünün iletmek istediği düşünceyi onu oluşturan sözcüklerin anlamları düşündürür. Örnek :

    Çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir. - Allah bilir ama kul da sezer.

    Al malın iyisini çekme tasasını. - Bugünün işini yarına bırakma. - At, yiğidin yoldaşıdır.

    ü Atasözlerinin bir bölümü mecaz anlamlıdır. Yani atasözlerinin iletmek istediği anlam, sözcüklerin gerçek anlamlarından tamamen bağımsızdır. Örnek :

    Mum, dibine ışık vermez. - Altın, eli bıçak kesmez. - Kaynayan kazan kapak tutmaz.

    Göç dönüşü topal eşek öne geçer. - Etle tırnak arasına girilmez.

    Eşeği dama çıkartan yine kendi indirir.

    ü Bazı atasözleri ilettiği yargı yönünden karşıtlık ya da çelişki gösterir. Örnek :

    İyilik eden iyilik bulur.

    karşıtlık

    İyiliğe iyilik olsaydı, koca öküze bıçak olmazdı.



    İyi insan lafının üstüne gelir.

    çelişki

    İti an çomağı hazırla.

    ü Atasözlerinde ahenk ve söz sanatları da vardır. Örnek :

    Alet işler, el övünür. (mürsel-mecaz)

    Güvenme varlığa, düşersin darlığa (tezat-karşıtlık)

    Elin ağzı torba değil ki büzesin. (benzetme)

    El eli yıkar, iki elde yüzü yıkar. (tekrir)

    Dökme suyla değirmen dönmez. (kinaye)

  2. #2
    Onursal Üye alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını
    Üyelik Tarihi
    Feb 2007
    Bulunduğu Yer
    Biliyordum unuttum
    Mesajlar
    4.705
    Tecrübe Puanı
    10603026

    Tanımlı Sözcük - Kavram - Anlam

    Sözcüğün Anlamı


    İletişimde tek tek sözcüklerin mi, tümcenin mi daha önemli olduğu çok tartışılmıştır. Bütünden (tümceden) parçaya (sözcüğe) gidiş de tutulabilecek bir yolken, en küçükten, sözcükten başlayarak tümceye giden bir yöntemi; yani bir anlamda tümevarım yöntemini izleyeceğiz biz. Hem hepimizin konuşmaya sözcüklerden başladığını dikkate alarak hem de kimi zaman tek sözcükle bile meramımızı anlatabildiğimizi düşünerek, sözcüğü öne alıyor ve önce sözcüğün anlamı üzerinde durmayı öneriyorum.

    Kaç çeşit anlam vardır, diye sıralamak kolaydır da anlamın tanımını yapmak zordur. Biz de anlamın var olmasını sağlayan şeyle, kavramla işe başlayalım ve kavram nedir, diye soralım önce. Bunu sorarken, her kavrama/her anlama bir sözcük düştüğü hesabıyla hareket edeceğimizi anımsatmış olayım.



    KAVRAM

    Bir sözcüğün, o dili bilenlerin beyninde oluşturduğu tasarım ve çağrışımlardır.

    Ne demek? Türkçe bilen biri ağaç sözcüğünü duyduğunda gözünü kapatsa beyninde bir ağaç canlanmaz mı? Tasarımdan işte bunu kastediyorum. Beynimize kazınmış görüntüler... Bunlar, daha annemizin babamızın elinden tutup "Bu ne? Bu ne?" diye kafalarını şişirmeye başladığımız zamanlarda kaydedilmiş oraya. Anne ya da babamız: "Bak, oğlum / kızım! Bu, ağaç." dediğinde beyin, ağaç sözcüğüyle kodlayarak bir kayıt yapmış. Bir tür sesli kodlama ve görüntülü kayıt. O yüzden ağaç sözcüğünü duyan ve elbette Türkçe bilen herkesin kafasında bir ağaç tasarımı oluşur.alınmıştır


    Henüz okula bile gitmeyen çocukların ağaç, ev, kedi vb. çizebilmeleri bu sayede oluyor. Burada "Tıpkı bilgisayar gibi." diyeceğim; beyne ayıp olacak. En gelişmiş bilgisayarlar bile insan beyninin kapasitesine erişememiştir. Buraya bir "henüz" diye ekleyeyim mi diye düşündüm bir an. Hayır, henüz ulaşamamış değildir, hiçbir zaman da ulaşamayacak; çünkü bilindiği gibi bilgisayar zaten insan beyni örnek alınarak yapılmıştır. Bilgisayarları en çok kendi beynimizin kapasitesine çıkarabiliriz. Siz bakmayın birtakım bilimkurgu filmlerinde insanların emrini dinlemeyen bilgisayarlara, başına buyruk robotlara falan. ("Onlar kâğıt!" derlerdi ya eskiden çocuklara, filme kapılıp gidince. Tıpkı öyle.) Onlar film. Bizi bu yolla korkutmaya çalışan bir insanın beyninden çıkma hepsi. Öyleyse beynimizde tasarımlar var zaten. Bizim anımsamadığımız bir dönemde oraya kaydedilmiş durumda.

    Peki, çağrışım ne? Çağrışım da bir sözcüğün bize anımsattıkları. Herhangi bir sözcük duyduğumuzda aklımıza onunla uzaktan yakından ilgili pek çok başka şey gelir ya, onlar işte. Bizim, "ağaç" sözcüğünü duyan kişimizin, "dal, yaprak, meyve, gölge, orman..." pek çok şeyi anımsaması... Bir sözcüğün anlamını bu sayede biliriz. Zihnimizde daha önceden yapılmış kayıtları vardır, o kayda bağlı, ona akraba kayıtlar... Sözcüğü duyduğumuzda tümünü birden anımsarız. Öyleyse nedir anlam?


    ANLAM

    Tasarım ve çağrışımların toplamıdır.


    Felsefenin temel konularından biri olmuştur insanoğlunun nasıl öğrendiği. Yüzlerce yıl filozoflar bunu tartışmışlar. İnsan doğduğunda bir şeyler biliyor ve yeryüzü serüveni boyunca bunları anımsayıp öğrendiğini mi sanıyor; yoksa beynimiz boş bir levha halinde mi doğduğumuzda? Bilim el attıktan ve kesin sonuca ulaştırdıktan sonra felsefenin konusu olmaktan çıkar ya pek çok şey, "epistemoloji (bilgi kuramı)" için de böyle olmuş bu. Bilim, öğrenmenin beyinde DNA iplikçikleriyle oluşturulan bağlantılarla olduğunu bulduktan sonra felsefe bırakmış bu konunun peşini. Beyindeki bu faaliyet insanın gözlerine, bakışlarına bile yansır gerçekten, öğretmenseniz iyi bilirsiniz.


    Dersi dinleyen öğrencilere şöyle bir baktığınızda kimin anladığını kimin anlamadığını bakışlarından çıkarırsınız. Birtakım şeyleri sürekli ezberleyenlerin gözlerine baktığınızda da görebilirsiniz bu dediğimi. Çoğu bön bön bakar, gözlerinde trene bakan bir ineğinkinden daha fazla ışıltı, daha fazla parlaklık bulunmaz. Oysa öğrenmekte olan insanın gözleri ışıl ışıldır. Almakta olduğu bilgiyi eskileriyle ilişkilendirmiş ve yerli yerine oturtmuştur. Ezber ise bu söylediğimden tümüyle farklıdır. Ezber, bir bilgiyi hiçbir yere dayamadan beyinde tutmaya çalışmaktır; anlama ise o bilgiyi öncekilerle bağlantılandırmak. Dişçi bile, takma bir dişi sağındaki solundaki dişlere bağlar; yapıştırdığı yerde tek başına duramayacağını bilir. Sözü uzattım, kesiyorum. Biz yine sözcüğün anlamına dönelim.

    Bir beyinde bir sözcükle ilgili kayıt yoksa o beyinden o sözcüğün anlamıyla ilgili bir tanım, bir bilgi çıkmaz. Sözgelimi ben şimdi size "mip" nedir, diye sorsam; sorduğum anda bir bilgisayarın "enter" tuşuna basılmış gibi zihniniz o zamana dek yapılmış tüm kayıtları gözden geçirecek ve böyle bir kayda rastlanmadığını size bildirecek. Üstelik bu işi, dünyanın en hızlı bilgisayarını hasedinden çatlatacak bir hızla yapacak. Öyle bir kayıt yok. Demek ki bu sözcüğün anlamını bilmiyorsunuz. Bilseniz çok şaşardım zaten; çünkü şimdi, yazarken uydurdum bu "sözcük"ü. Böyle bir sözcük yok. Ama mip yerine ev deseydim hemen bir ev resmi belirecekti gözünüzde ve evle ilgili "aile, yuva, eşya" vb. çağrışımlar. Bu sözcüğün anlamını da bunlardan çıkaracaktınız. Zihninizdeki tasarım ve çağrışımı birleştirip "içinde insanların yaşadığı yapı" diye anlamını söyleyiverecektiniz.




    Şimdi de soyut ve somut anlamlı sözcüklerin ne olduğuna bakalım. Biliyorum, hepimizin zihninde "elimizle tutup gözümüzle gördüğümüz" diye bir ezber var. Bir sözcüğün somut anlamlı olup olmadığını anlamak için her seferinde gidip o varlığı ellememiz gerekmez. Beynimizde tasarım ve çağrışım yaptıran her kavram somut, bu kavramın karşılığı olan anlam da somut anlamdır. Biraz daha "somut" söylemeye çalışayım. Beş duyu organımızın herhangi biriyle algıladığımız bütün kavramlar somuttur. Sözgelimi "ses" sözcüğünü düşünün. Elimizle tutup gözümüzle görmüyoruz diye somut olmadığını mı düşüneceğiz? Olur mu? Fizikte başlı başına bir alandır, bir konudur ses.

    Fizikte (metafizik sözcüğünü ve kavram alanını da anımsayarak) somut olanın ta kendisidir. Ben burada "limon" örneğini vermekten çok hoşlanırım. Özellikle de ballandırırım. Tahtaya "limon" yazıp tasarımını, çağrışımını belirledikten sonra "Bakın," derim öğrencilere. "Elimde limon falan yok. Oysa üç-beş tane limonu bir güzel yıkadıktan sonra, üstünde su damlacıklarıyla bir tabağa koyup buraya getirebilirdim ve gözünüzün önünde cırt diye kesip suyunu, birilerinize yalatarak eksiliğini gösterebilirdim size. Öyle yapmadığım halde ağzınız sulandı, değil mi?" Gerçekten de ben böyle ballandırarak (pardon, sulandırarak) anlattığımda, ben dahil, hepimizin ağzı sulanır. Ben de fırsat eğitimi yaratıp "Gördünüz mü?" derim. "Yalnızca sözcüğü duydunuz. Duyduğunuz anda beyninize uyarı gitti. Biliyor muydu beyniniz bu sözcüğü? Biliyordu. O kadar iyi biliyordu ki yalnız size anımsatmakla kalmadı; salgı bezlerinize kadar ulaştı bilgi; salgı bezleriniz su koyverdi." Böylece anlamın öyle uzaklarda bir yerlerde olmadığını, kafamızın içinde tarafımızdan aranmayı beklediğini söylemiş olurum onlara.



    Dediğim gibi, tahtaya da çizerim şöyle:



    Soyut anlama geçtiğimde de "aşk" ve "sevgi" sözcüklerini yazarım tahtaya.


    Öğrencilerimiz hangi yaşta olurlarsa olsunlar, bu sözcükleri tahtada görmeye pek alışık değildirler; o yüzden dikkat kesilirler. Amacım bu fırsattan yararlanıp Türkçenin güzelliğini, zenginliğini göstermektir onlara; ama aşkı ve sevgiyi özellikle karşılaştırırım. En katışıksız sevginin anne sevgisi olduğunu, annelerinin nasıl da üstlerine titrediğini anlattıktan sonra aşka geçer, kimi gazete haberlerini anımsatırım. Adam sevgilisini 37 yerinden bıçaklıyor. "Niye yaptın?" diyorlar. "Âşıktım abi." diyor. Hani sevgi, korur gözetirdi! Aşk öldürüyor. Dahası, aşkın, öldürmenin bağışlanabilir nedeni olduğu düşünülüyor. "Öğrenmekte olduğunuz Batı dillerini düşünün," diyorum. "Aşk ve sevgi çoğunda aynı sözcükle ifade ediliyor. Oysa bunlar aynı kavramlar değil. Gördünüz mü Türkçenin zenginliğini?"

    Bu arada, bizim, sevgilisini 37 yerinden bıçaklayan hayali âşığı anlatırken bir fırsat daha yaratıp simge (sembol) ile tasarım arasındaki farka da değinirim. "Aşk tasarım yapıyor mu?" diye sorup "Hayır!" yanıtını aldıktan sonra birkaç kişi mutlaka sağa sola çizilen kalp resimlerini anımsar. Onların aklına gelmezse ben getiririm. "Hani parklardaki banklara, ağaçlara kazınan kalpler vardır. Onlar ne peki?"


    Bizim hayali âşığa bir kez daha iş düşer. Daha âşık olmamış, âşık olacağı kişiyi arama dönemindedir. Hıdrellez gelmiştir. Hızır ile İlyas senede bir gün ya deniz kıyısında ya bir su kenarında buluşacaklardır. Hızır karadakilerin yardımına koşmakta olduğu için karadan, İlyas denizdekileri koruduğu için denizden gelecektir. İnsanlar da onların buluşma yerleri olacağını varsaydıkları yerlere, deniz kıyılarına, su kenarlarına koşmakta, "Biri görmezse öteki görür, dileğimi gerçekleştirir." diyerek kavuşmak istedikleri şeyleri çizmektedirler çakıl taşlarıyla. Ev isteyen ev resmi çizer kumların üstüne, araba isteyen araba resmi.

    Peki bizim âşık adayımız ne çizecek? O yaşa gelmiş, adam gibi bir aşk yaşamamış. Nasıl anlatacak doğru dürüst bir aşk yaşamak istediğini? O da bir kalp resmi yapıyor. Çünkü başka türlü anlatamıyor. Tasarımı olsa istediği şeyin, onu çizecek; ama tasarımı yok. işte o yüzden bir simge buluyor o şeye, simgeyle anlatıyor. Demek ki neymiş? Hiçbir duyu organıyla algılayamadığımız kavramın anlamı soyuttur. Peki, temel anlam, mecaz anlam, gerçek anlam falan gibi sözler dolaşıyor ortalıkta. Onlar nedir?


    TEMEL ANLAM (GERÇEK ANLAM)

    Bir sözcüğün tek başına olduğu zamanki anlamı, ilk anlamıdır.


    Bu "ilk" sözcüğünden, aklımıza ilk gelen anlam da anlaşılabilir, sözlükteki sıralamada " 1" numarayla gösterilmiş olan anlam da. İkisi de doğrudur. Merak eden, hatta etmeyen de (çünkü sözlük karıştırmak güzeldir, çok zevklidir) sözlüğe baksın. Anlamlar numaralanmıştır ve "1" numaralı anlam, daima temel anlamdır. Tanımın aklımıza ilk gelen bölümü de açıklama gerektirir. Herkesin aklına ilk o anlam niye gelsin? Ayrıca kimi sözcüklerin yan anlamları temel anlamlarından daha yaygın kullanılmaktadır. Bu ölçüte pek güvenemeyiz; ama, tek başına olduğu zamanki ölçütüne güvenebiliriz. Tek tek anımsadığımız sözcüklerin çoğunda temel anlam gelir aklımıza ilk.

    Temel anlam somut da olabilir soyut da. Türkçede genellikle sözcükler somut anlamlıdır. Soyut anlamlı sözcüğümüz az olduğu için, temel anlamı somut sözcüklere soyut anlam yükleyerek (ki biraz sonra anlatacağım bu konuyu) karşılarız soyut kavramları. Bir halkın diline bakarak yaşamı nasıl algıladığı anlaşılabilir. Türkçeyi anadili olarak benimseyenler, dünyayı somut olarak algılamaktan hoşlananların soyundan gelmekte demek.


    YAN ANLAM
    Bir sözcüğün, başka sözcüklerle ilişkisi sayesinde kazandığı anlamların tümüdür.


    Sözcüğün dilin içinde, kullanımda kazandığı anlamlardır bunlar. Hiçbir sözcük tek basınayken yan anlam kazanmaz. Yan anlamlar da somut ve soyut olabilir. Temel anlamı somut olan sözcüklerin ilk sıralardaki anlamları somut, sonrakiler soyut olur genellikle. Anlam, suya atılan bir taşın yarattığı halkalar gibi genişler. Taşın ilk değdiği nokta temel anlamdır. Bu anlam somutsa taşa en yakın halka, temel anlama da en yakın somut anlamdır. Merkezdeki temel anlamdan uzaklaşıldıkça anlam da soyutlaşır.




    "Yem" sözcüğünü ele alalım şimdi. Temel anlamı nedir? Türk Dil Kurumu'nun 1983 baskılı Türkçe Sözlük'ünden bakarak yazıyorum:
    Yem: 1. Hayvan yiyeceği. 2. Kuş ve balık tutmak için tuzağa bırakılan ya da oltaya takılan yiyecek ya da yiyecek görüntüsündeki nesne. 3. mec. Birini aldatabilmek için hazırlanmış düzen; kullanılan kimse ya da şey.

    Fark etmişsinizdir, mecaz anlam diye ayrı bir başlık koymuyorum; çünkü onun da yan anlam kapsamında, yan anlamlardan biri sayılması gerektiğini düşünüyorum.

    Burada "eşseslilik" ("sesteşlik") konusuna da biraz girelim. "Sesteş" sözcüklerle temel anlam-yan anlam ilişkisi karıştırılmamalı. Sesteş (adı üstünde) ortak seslerden kurulu sözcükler demek. Bu sözcükler arasında anlam ilişkisi aranmaz. Aransa da bulunmaz. Zaten aynı ya da yakın anlam söz konusu olsaydı bunların adı "sesteş" değil, "anlamdaş" olurdu. "Yüz" sözcüğünü düşünelim şimdi, ikisi ad (isim), ikisi eylem (fiil) olmak üzere dört ayrı "yüz" sözcüğü var.

    Yüz (1): Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı ve bu sayıyı gösteren işaret, 100.
    Yüz (2): Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat.
    Yüz- (3): Kol, bacak, yüzgeç gibi organların özel hareketleriyle su yüzeyinde ya da su içinde ilerlemek, durmak.
    Yüz- (4): Derisini çıkarmak, derisini soymak.

    Bu sözcüklerin yukarıya aldığım anlamları temel anlam. 3. ve 4. "yüz" sözcüklerinin yanına koyduğum çizgi, bunların eylem kökü olduğunu göstermek üzere, bundan sonra da kullanacağımız bir işaret. Şimdiden alışmakta yarar var. Bu "yüz"ler, temel anlamlarına bağlı olarak yan anlam da kazanır mı? Elbette. İlki terim (matematik terimi, öyle ya!) olduğu için, terimlerle ilgili de bir bilgi sıkıştıralım bu araya. Terim, bilindiği gibi, bir bilim, sanat, meslek dalıyla ilgili özel ve belirli bir kavramı karşılayan sözcüktür. O yüzden terimler pek fazla yan anlam kazanmaz.

    Pek fazla, dedim; çünkü kazananları da vardır ve açıkçası özel bir alanda kullanılmak üzere sunulan sözcükler sınırlarını o alanın dışına taşırdıklarında dili zenginleştirir. Bu söylediğime örnek olarak "açı" sözcüğüne bakalım. Terim olmasının yanı sıra... "benim açımdan...", "bakış açısı"kullanımlarındaki gibi, "görüş, bakım, yön" gibi yan anlamlar kazanmıştır ve ne iyi etmiştir, öteki "yüz" sözcüklerinin temel anlamlarına bağlı olarak kazandıkları yan anlamları hepimiz biliyoruz. Ben yine de birini ele alıp açıklayayım. İkinci "yüz" sözcüğü, önce "suyun yüzü, yapının yüzü, yastığın yüzü, yorganın yüzü" gibi somut anlamlar kazandıktan sonra "Adam, yüzsüzün biri." tümcesindeki gibi soyut bir anlam kazanıyor. Öteki "yüz" sözcükleri için de durum bu. Demek her biri bağımsız birer sözcük. Tek şanssızlıkları y, ü, z sesleriyle ifade edilmiş olmaları. Birine "yüz", ötekine "züy" denseydi de olurdu; ama denmemiş. Sesteşlik yalnız Türkçede değil, bütün dillerde vardır. Hiçbir dil için yoksulluk işareti sayılmadığı gibi Türkçe için de sayılmamalıdır.


    Yukarıda terimlerle ilgili olarak söylediklerim, terim olmayan sözcükler için elbet bütünüyle geçerlidir. Yine de önce şu soruyu sormakta yarar var: Sözcüklerin yan anlam kazanması dil açısından olumlu mudur, olumsuz mu? Bunu sorup sınıflarda öğrencileri birbirine düşürmeyi çok severim. Birbiriyle çelişen yanıtlar verilebilir bu soruya. Bir sözcüğün pek çok yan anlamının bulunması, o sözcüğün anlam yönünden şişmesine, giderek kendi anlamını bile netlikle karşılayamamasına yol açabilir. Ancak, şu da düşünülmeli. Dünyada o kadar çok kavram var ki bu kavramların tümünü ayrı sözcüklerle karşılamaya kalksaydık milyonlarca değil, milyarlarca, belki trilyonlarca sözcüğümüz olurdu. Bu sözcükleri öğrenmeye ömrümüz yetmezdi. Ardımızdan, "Tam dili sökmek üzereydi, rahmetli oldu." denecek durumlara düşerdik. Bir dilin zenginliğini sözcük sayısıyla ölçme alışkanlığını biliyorsunuz. Doğru mu bu? "Türkçe, İngilizce kadar zengin bir dil değildir; çünkü İngilizcedeki sözcük sayısı şu kadar, Türkçedeki ise bu kadar." diye karşılaştırma yapanları çok duymuşuzdur. Ben sinir olurum böylelerine. Sanırsınız ki Türkçedeki bütün sözcükleri biliyorlar; ama bildikleri bu sözcükler anlatmak istedikleri derin anlamları iletmelerine yetmiyor. Besbelli hiç sözlük karıştırmamışlar, akıllarına takılan bir sözcük için sözlüğe baktıklarında bilmedikleri onlarca, yüzlerce sözcükle karşılaşmamışlar.

    Önemli olan, dilin çok sayıda sözcüğe sahip olması değil, bütün anlamları karşılayacak olanağa sahip olup olmadığıdır. Eğer Türkçe, söylendiği gibi yoksul bir dil olsaydı dünyanın en zengin dili olduğu söylenen İngilizceyle yazılmış kitapların hiçbiri Türkçeye çevrilemezdi. Bu dediğim, "Türkçeyi zenginleştirmekten vazgeçelim." anlamına gelmiyor elbette. Ama dilimizle ilgili aşağılık kompleksinden kurtulalım. Türkçe sağlam bir dildir. O kadar sağlamdır ki yüzyıllarca yüzüne bakmadığımız halde yok olup gitmemiş, aramayı akıl ettiğimizde onu bıraktığımız sağlamlıkta bulabilmişiz. Osmanlı dönemini kastediyorum bunları söylerken. 600 yıl kısa bir süre sayılmaz, değil mi?

    Düşünülürse Fransa'da romantizm akımı 40-50 yıl sürmüştür ve bu süre yalnız Avrupa'da değil, dünyada birçok şeyin eskisi gibi olmayacak kadar değişmesine yetmiştir. Biz bütün Osmanlı dönemi boyunca Türkçenin yüzüne bakmamışız; yazıdan, edebiyattan uzak tutup konuşma diline indirgemişiz onu; ama yanıldığımızı anladığımızda dipdiri bulmuşuz bıraktığımız yerde. Halk ozanlarının, halk hikayecilerinin desteğiyle elbette. Okuryazar takımının dışladığı Türkçeyi halk, dilinden hiç düşürmemiş o yüzyıllar süren unutkanlık süresince.

    Toparlıyorum: Sözcükler sayılarının çokluğuyla zenginleştirmez dili, yüklendikleri yan anlamların çokluğuyla zenginleştirir. O zaman Türkçeyle ilgili soruyu şöyle soralım: Türkçe, sözcüklere yan anlam kazandırılma ölçütüne göre zengin bir dil midir? Değildir; çünkü usta şair ve yazarların üstlenmesi gereken yan anlam kazandırma işi, Türkçede halka bırakılmıştır. Halk elinden geleni yapmıştır; ama anlamı tek sözcükle karşılayamadığı durumlarda daha çok deyim uydurma yolunu seçmiştir. Peki, halkın yan anlam kazandırma yollan nelerdir? Halk hangi yöntemlerle yan anlam kazandırır sözcüklere?

+ Konu Cevapla

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05-17-2009, 15:04
  2. Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 11-19-2008, 14:20
  3. Kutlamalar anlam taşımıyor
    By leyla_59 in forum Türkiyeden Haberler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-29-2008, 20:13
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07-21-2008, 19:32
  5. Cümlede Anlam
    By alos in forum Türkçe
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-21-2007, 15:14

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375