+ Konu Cevapla
1 den 3´e kadar. Toplam 3 Sayfa bulundu

Atasözleri Ve Deyimler

 Edebi Yazilar Katagorisinde ve  Türkçe Forumunda Bulunan  Atasözleri Ve Deyimler Konusunu Görüntülemektesiniz.=>ATASÖZLERİ VE DEYİMLER DEYİMLER Birden fazla sözcükten oluşmuş, bir kavramı karşılamak amacıyla kulllanılan ve bir durumu en kısa yoldan anlatıp, ...

  1. #1
    CaNDy'S
    Misafir

    Tanımlı Atasözleri Ve Deyimler





    ATASÖZLERİ VE DEYİMLER




    DEYİMLER

    Birden fazla sözcükten oluşmuş, bir kavramı karşılamak amacıyla kulllanılan ve bir durumu en kısa yoldan anlatıp, cümleye çekici anlatım özelliği katan, çoğu mecaz anlamlı kalıplaşmış söz öbeklerine "deyim" denir.

    Türkçede kullandığımız deyimler şu özellikler taşırlar:

    1. Birden fazla sözcükten oluşmuşlardır.

    2. Çoğunlukla bir anlam kayması (mecaz) söz konusudur.

    3. Cümle içinde anlatıma çekicilik kazandırır.

    4. Deyim kalıbı aynen kullanılmalıdır.

    a) Sözcüklerin yerini değiştiremeyiz.

    b) Deyimi oluşturan sözcüklerin eşanlamlısını kullanamayız.

    Örnek:

    Dam başında saksağan, vur beline kazmayı. (Doğru)

    Saksağan dam başında, beline vur kazmayı.

    (Yanlış)

    Ekmeğini kayadan çıkarıyordu. (Yanlış)

    5. Deyimlerin arasına başka sözcükler girebilir:

    Örnek:

    Sen, ağzını hiçbir zaman hayra açmazsın.

    6. Dilimizde kullandığımız deyimlerin çoğu "-mak/-mek" mastar ekiyle adlandırılan "Deyimleşmiş Bileşik Eylem"lerdir. Bu kurala göre deyimleri oluştururken kullanılan adlar, bazı ad çekim eklerini alarak kullanılabilirler.

    Örnek:

    El ayak çekmek. (mastar)

    Hayattan elini ayağını çekmişti.

    Deyimleri anlam ve biçim (kuruluş) yönünden iki grup altında değerlendirebiliriz:

    1. Anlamlarına göre deyimler:

    a) Gerçek anlamlı deyimler

    b) Mecaz anlamlı deyimler

    2. Biçimlerine (Kuruluşlarına)göre deyimler:

    a) Tam yargı anlamı vermeyen deyimler

    b) Tam yargı anlamı veren deyimler

    1. Anlamlarına Göre Deyimler:

    a) Gerçek anlamlı deyimler:

    Bu gibi deyimler anlatıma güzellik katmak amacıyla kurulmuştur. Deyimi oluşturan sözcüklerin anlamı benzerlik (mecaz) anlamını düşündürmeden, kavramları olduğu gibi karşılayan kalıplaşmış söz öbekleridir.

    Örnek:

    Canı sağ olsun

    Beyni atmak

    Baskın çıkmak

    Ayda yılda bir

    Nerde akşam orda sabah vb.

    Yukarıda verdiğimiz örneklerde görüldüğü gibi deyimi meydana getiren sözcüklerin anlamları ayrı ayrı gözden geçirildiğinde cümleye verdiği anlam ne ise sözcüğün anlamı da tek başına aynıdır (gerçektir).

    b) Mecaz anlamlı deyimler:

    Bu tür deyimlerde, kullanılan deyimin okuyu-cuya verdiği anlamın, gerçek anlamından farklı bir anlama büründüğünü görmekteyiz.

    Mecaz anlamlı deyimlerde kullanılan sözcük-lerin ya biri ya da tümü gerçek anlamını yitir-miştir.

    Türkçemizde bu çeşitteki deyimler gerçek anlamlı deyimlere nazaran daha çok karşımı-za çıkmaktadır.

    Örnek:

    Buz gibi soğumak

    Beyninden vurulmuşa dönmek

    Başının etini yemek

    Dilini bağlamak vb.

    Yukarıda verdiğimiz örnekler mecazlı sözcük-lerden meydana gelmiştir. Yukarıdaki örnekler-de geçen sözcükler benzetmeler yoluyla farklı anlamlar içermektedir.

    2. Biçimlerine Göre Deyimler:

    a) Tam yargı anlamı vermeyen deyimler:

    Türkçemizdeki deyimlerin bazılarında sonunda eylem veya ekeylem yoktur. Bu tür deyimler tam yargı anlamı vermezler.

    Örnek:

    Göz ağrısı, cebi delik, yarım ağız, sofrası açık, gözü açık vb.

    b) Tam yargı anlamı veren deyimler:

    Bu türdeki deyimlere anlam yükleyebilmek için çekime girmeli veya cümle biçimindeki deyimler olmalıdır.

    Çekime girecek biçimdeki deyimler "-mak/-mek" mastar ekiyle adlandırılan "anlamca bileşik eylem" özelliğindeki deyimlerdir. Bu tür deyimler değişik ad çekim ekleri kip ve kişi ekleri ile çekime girerler.

    Örnek:

    Babası bağırınca dut yemiş bülbüle dönmüştü.

    Cümle biçimindeki deyimler belli bir çekime girmiş ve cümle niteliğine bürünmüş deyimlerdir. Bu tipteki deyimler; basit cümle biçiminde oluşabilir.

    Örnek:

    "Ağzı bozuk, elleri açıktı" gibi oluşabilir.

    Ayrıca bileşik cümle biçiminde oluşmuş deyimler de vardır.

    Örnek:

    Ağzını açtı gözünü yumdu.

    Bacak kadar boyu var, türlü türlü huyu var.

    Deyimlerin oluşumunda, ikilemler iyelik ve ad durum eki alarak meydana gelebilirler.

    Örnek:

    "Baş başa, pisi pisine, el ele, göz göze, biz bize vb.

    Not: İkilemeler (yavaş yavaş, ağır ağır) deyim olamazlar.

    Deyimler bir de kafiye uygunluğu (uyak) ile meydana gelmektedirler. Örneğin; Yere bakan yürek yakan. Buldum bilemedim, bildim bulamadım, Biri vardı geceden, biri düştü bacadan.

    Uyarı: Deyimler öz anlamı dışında kullanıldığı gibi sözcük anlamı dışında da kullanılabilir. Bu durumda deyim olmaktan çıkmış gerçek anlama bürünmüştür. Örneğin; "Kötü arkadaşlarına uyan çocuk yoldan çıktı" cümlesin-deki "yoldan çıkmak", "bozulmak, kötü olmak, kurallara uymamak" anlamında kullanıldığı için deyim-dir. Bunun yanında, "Freni patla-yan araba yoldan çıktı." cümlesin-deki "yoldan çıkmak" gerçek anlamda kullanıldığından deyim değildir.



    Deyimler bileşik sözcüklerle karıştırılmamalı-dır. Deyimi oluşturan sözcükler ayrı, bileşik sözcüler bitişik yazılır.

    Örnek:

    Açgözlü bir çocuktu. (Bileşik sözcük)

    Onun yaptıklarına akıl sır erdirilemedi. (Deyim)

    Deyimler, bir sanat dalının tanımını içermediği için terim olamazlar. Bunun tersi olarak iki ya da daha çok sözcükten oluşan terimler de deyim olamazlar.

    Örnek:

    Gözünüzde tavukkarası var.

    Eşkenar üçgenlerin tüm açıları eşittir.

    Deyimlerin oluşumunda bazı argo sözcükler kullanılabilir.

    Örnek:

    Çok çalışmaktan cartayı çekti.

    Banka soygununda vurulup, tahtalı köyü boyladı.

    Cümle içinde söz öbeği veya başlı başına cümle oluşturan deyimler; ad, sıfat, zarf, ünlem,eylem göreviyle kullanılabilirler.

    Örnek:

    Alnı açık, yüzü ak bir insandı. (sıfat)

    Zavallının basireti bağlanmış. (eylem)

    Deyimlerin bir bölümü de benzetme istiare, mecaz-i mürsel kurallarıyla kalıplaşmıştır.

    Örnek:

    Dama taşı gibi oynatmak. (Benzetme)

    Eli kolu bağlı kalmak. (İstiare)

    Başını belaya sokmak (mecaz-ı mürsel)

    Örnek 1: (ÖSS/1995)

    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizgili deyim "merak edip gizlice dinlemek, işitmeye çalışmak" anlamına gelmektedir?

    A) Sınıfta bütün öğrenciler kulak kesilmiş öğretmenlerini dinliyorlardı.

    B) Bu dedikodular onun da kulağına çalınmış olmalı.

    C) Herkes kulağı tetikte müdürün kapısında bekliyordu.

    D) Karşı masadakiler konuşurken o da kulak kabartmış dinliyordu.

    E) Öğretmen ders anlatırken kulağını açıp dinlemelisin.

    Çözüm:

    "Kulak kesilmek", dikkattle dinlemek ;"kulağına çalınmak", başkasına söylenen sözleri şöyle bir duymak; "kulağı tetikte"duymak için bütün dik-katini vermek; "kulak kabartmak" konuşanları gizlice, belli etmemeye çalışarak dinlemek; "kula-ğını açmak" dikkatle dinlemek anlamalarına gelir.

    Yanıt: D

    Örnek 2: (ÖSS/1993)

    Aşağıdaki cümlerin hangisinde kullanılan deyim, açıklamasıyla birlikte verilmiştir ?



    A) Arkadaşını gözüm ısırıyor; daha önce bir yerde görmüş gibiyim.

    B) O her zaman böyledir; hep işin kolayına kaçar.

    C) Dün akşam, yolculuk heyecanından ola-cak,gözüme uyku girmedi.

    D) Çocukların para sıkıntısı çekmesini istemez; onlara bol harçlık verirdi.

    E) O olayı düşündükçe, tüylerim diken diken oluyor.

    Çözüm:

    Yalnızca, A seçeneğindeki deyimin açıklaması cümlede vardır. "Gözü ısırmak"deyimi, birini daha önce başka bir yerde görmüş olmak anlamını verir.

    Yanıt: A



    ATASÖZLERİ

    Söyleyeni belli olmayan (anonim) deneyimler sonucunda olmuş, gerçeği içeren, topluma yol gösteren ve öğüt veren özlü sözlere atasözü denir.

    Atasözlerinin genel özellikleri şunlardır:

    1. Söyleyeni belli değildir (anonim) ve ulusların ortak malı olmuştur.

    2. Yol gösteren, öğüt veren sözlerdir. Gerçeği önerir, doğru yolu öğretirler; çünkü her biri bir deneyim ve bir olay sonucu söylenmiştir.

    3. Kimi atasözleri, yazılıp söylendiği gibi gerçek anlamda kullanılır.

    Örnek:

    "Güneş girmeyen eve doktor girer." "Güvenme varlığa, düşersin darlığa." gibi atasözleri bu anlamdadır.

    4. Atasözlerinin bir çoğu da yazıldığı anlamda değil, mecaz anlamda kullanılmaktadır.

    Örnek:

    "İşleyen demir ışıldar." (Çalışkan kişi sağlıklı ve mutlu olur.) "Güneş balçıkla sıvanmaz." (Gerçekler gizli kalmaz.)

    Bu tür atasözlerinde sözcüklerin anlamları ile iletmek isteği mesaj arasında farklılık vardır.

    5. Atasözleri sözcüklerin eşanlamlısıyla ya da yerinin değiştirilmesiyle oluşturulamazlar. Çünkü atasözleri kalıplaşmış sözlerdir.

    Örnek:

    "İtle yatan, bitle kalkar." atasözü hiçbir zaman "Köpekle yatan pireyle kalkar." şeklinde söylenemez.

    Ya da "sakla samanı gelir zamanı" atasözü "Samanı sakla, zamanı gelir." şeklinde söylenemez.

    6. Konuya bakış açısından bazı atasözleri anlamca karşıtlık ya da çelişki doğurabilir.

    Örnek:

    "Akıllı düşman akılsız dosttan daha hayırlıdır." atasözü, "Akıllı düşününceye kadar, deli oğlunu everir (evlendirir)." atasözüyle anlamca karşıtlık gösterir.



    7. Bazı atasözleri, ait olduğu toplumun gelenek, görenek, inanç ve tavırlarını yansıtırken bir bölümü de evrensel düşünceyi dile getirir.

    Örnek:

    "Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.", "Tekkeyi bekleyen çorbayı içer." gibi atasözleri gelenek görenek, inanç ve töreleri yansıtır.

    "Öfke ile kalkan zararla oturur.", "Aklın yolu birdir." gibi atasözleri ise evrensel boyutta olup nesnel bir yargı içerir.



    ATASÖZÜ NASIL AÇIKLANIR ?

    Atasözü sorularının çözümünde şöyle bir yol izlenmelidir.

    1. Açıklamasını yapacağımız atasözü, gerçek anlamda mıdır, yoksa mecazi anlamda mıdır ?

    Önce bu bulunmalıdır.

    2. Açıklanması istenen söz "mecaz" anlamda ise hangi sözcükler hangi anlamı içermek-tedir ?

    Örnek:

    "Çobansız koyunu kurt kapar." atasözünde "koyun"eti, sütü, tüyü ve derisi için yetiştirilen evcil hayvan değil; koruyucusu yöneticisi olmayan kişi veya topluluk anlamındadır. Aynı zamanda atasözünde geçen "kurt" sözcüğü de yırtıcı saldırgan hayvan anlamında değil; düşman anlamındadır.

    3. Açıklanması istenen atasözünün temel düşüncesi nedir ?

    Bu temel düşünce, en anlaşılır ve yorumsuz şekli ile bulunmalı.

    4. Her yazı türünün olduğu gibi atasözü açıkla-malarında da mutlaka bir planı olur. Bunu örnekle uygulayalım:



    Örnek:

    "Deve büyük ot yer, şahin küçük et yer."

    Deve: Kalıbı, kıyafeti yerinde olan, cüssece büyük, çalışma ve beceri yönünden güçsüz kişileri temsil eder (Mecaz).

    Şahin: Dış görünüşü çelimsiz, ancak büyük işler başaran yürekli kişileri temsil eder (Mecaz).

    Giriş:

    a) Deve ve şahinin işlevi nedir ?

    b) Deve ve şahin hangi tip insanları temsil eder ?

    Gelişme:

    a) Toplum ilk bakışta hangi tip insanlara inanır ?

    b) Toplum yürekli, becerikli insanları nasıl tanır ?

    c) İki tür insan arasındaki karşılaştırma ve örnekler.

    Sonuç:

    Görüşleri ve iş yapma güçleri değişik kişiler karşısında değer yargınız ne olmalıdır ?

    ATASÖZLERİ İLE DEYİMLERİ

    KARIŞTIRMAMAK İÇİN İZLENECEK YOL:

    Atasözleri ile deyimler arasında benzer ve ayrılan yönler vardır.

    Benzer yönleri; kalıplaşmış sözler olmaları, kısa ve özlü anlatım yollarından ve ulusların ortak malı olmasından dolayıdır.

    Ayrılan yönleri; deyim bir kavramı, atasözü bir öğüt ya da kuralı tanıtır. Ayrıca deyimler anlatıma çekicilik katar, atasözleri ise yol gösterir, öğüt verir.

    Deyimler; kişi ve zamana göre çekime girer, atasözleri ise daha çok emir ya da geniş zaman kipinde kullanılır.

    Damlaya damlaya göl olur. (Geniş Z.)-Atasözü

    Güvendiği dağlara kar yağdı. (-di'li geçmiş Z.)-Deyi

  2. #2
    Onursal Üye alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını
    Üyelik Tarihi
    Feb 2007
    Bulunduğu Yer
    Biliyordum unuttum
    Mesajlar
    4.705
    Tecrübe Puanı
    10603029

    Tanımlı A'dan Z'ye DEYİMLER

    Deyimler A'DAN Z'YE....
    A

    Aba altından sopa göstermek: Üstü kapalı sözlerle korkutmak,gözdağı vermek,tehdit etmek.
    Abayı yakmak: Aşık olmak,sevdalanmak,birisine gönül vermek.
    Abdala malum olmak: Bir olayın ya da işin olabileceğini önceden sezinlemek,tahmin etmek.
    Abdestsiz yere basmamak: Dine ve dinin buyruklarına inceden inceye bağlı olmak.
    Abesle uğraşmak/iştigal etmek: Boş,saçma bir işle uğraşmak,zamanı boşa geçirmek.
    Abuk sabuk: Saçma sapan. ipe sapa gelmez,akla mantığa aykırı,anlamsız yersiz söz,hareket.
    Abur cubur: Vücuda yararlı olup olmadığını düşünmeden,rasgele yenilen yiyecekler. Saçma sapan,olur olmaz,karmakarışık şeyler.
    Acayibine/tuhafına gitmek/acayip bulmak: Bir durumu,nesneyi,bir şeyi yadırgamak,normal görmemek,uygunsuz bulmak.
    Aceleye boğmak: Bir şeyi çabucak bitirmeye uğraşmak,doğruluğunu veya yanlışlığını görmemek,tam yapmamak.
    Aceleye gelmek: Çabuk yapıldığı için gereken özenin gösterilmemiş olması.
    Aceleye getirmek: Bir işi çabucak yaparak karşısındakini aldatmak.
    Acemi çaylak: Deneyimsiz,beceriksiz,toy kimse.
    Acı söz söylemek: İncitici biçimde konuşmak,kalp kırmak.
    Acı duymak/çekmek: Üzülmek,kederlenmek.
    Acı çığlık/feryat: Yüksek sesle,üzüntülü bir şekilde bağırmak,haykırmak.
    Acı görmüş: Çok kötü günler geçirmiş,birçok felaketle karşılaşmış.
    Acısı içine/yüreğine çökmek/işlemek/yüreğini delmek: Bir olayın ya da bir şeyin acısını,üzüntüsünü çok aşırı derecede duyup hissetmek.
    Acısını bağrına basmak: Acıyı,üzüntüyü kabullenip,katlanmak.
    Acısını çıkarmak: 1)Öç almak 2)Uğradığı zararı,sonradan yaptığı bir işle kapatmak.
    Acısını unutturmak: Avutmak,teselli etmek,üzüntüsünü gidermek.
    Aciz kalmak: Bir olay karşısında çaresiz olmak,bir şey yapamamak.
    Aç açık: Evsiz barksız,sığınacak bir yeri olmayan,yoksul.
    Aç gözlü: Kanaat etmeyen,azla yetinmeyen.
    Aç susuz kalmak: Yiyecek içecek bulamayacak kadar yoksul olmak.
    Açığa alınmak: İşine,görevine son verip çıkarmak.
    Açığa vurmak/vermek: Gizli kalanı,sırrı meydana çıkarmak,açıklamak.
    Açığını bulmak: Bir kimsenin yaptığı işteki hilesini,kusurunu,eksiğini yakalamak,ortaya çıkarmak.
    Açığını kapatmak/örtmek: Birisinin yaptığı hile,kusur,eksiklik veya düzenbazlığı ortadan kaldırmak,düzeltmek.
    Açık alınla: Şerefli tertemiz,dürüst,utanılacak bir durum bulunmayan,suçsuz olarak,onurla,kıvançla,başarılı olarak.
    Açık gözlülük: Kurnazlık,başkasını düşünmeme,uyanıklık yapmak.
    Açık kapı bırakmak: Bir konuda son sözü söylememek,ilişkiyi tamamen kesmemek,karşı tarafa şans tanımak,ılımlı davranmak.
    Açık konuşmak: Gerçekleri çekinmeden,dürüstçe söylemek,hiçbir şey saklamadan olduğu gibi anlatmak.
    Açık olmak/Açık sözlü olmak: Hiçbir şey gizlemeden dobra dobra konuşmak,içten,samimi davranmak.
    Açık kapı bırakmamak: İşini tam yaparak eleştiriye fırsat vermemek. Bir konuda her türlü tedbiri alarak son sözü söylemek,karşı tarafa şans tanımamak.
    Açık vermek: 1)Hesabı tutturamamak,gelirle gider arasında denge sağlayamayıp zarar etmek.2)Bir konuda başkalarının eleştirisine sebep olacak yanlış sözler söylemek,karşısındakilerin faydalanabileceği hatalar yapmak,tedbirsiz olmak.
    Açık yürekli/kalpli: Düşündüklerini olduğu gibi gizlemeden,hiç kimseden korkmadan,çekinmeden söyleyen,özü sözü,içi dışı bir,temiz kişi.
    Açıkta bırakmak/Açığa almak: İş ya da görev vermemek,evsiz barksız bırakmak.
    Açıkta kalmak: İş ya da görev bulamamak,evsiz barksız kalmak.
    Açlığı beynine/başına vurmak: Çok acıkmak,açlığından mantıklı düşünememek,sersem duruma düşmek.
    Açlıktan nefesi kokmak: Yiyecek birşey bulamamak,çok yoksul olmak.
    Açtı ağzını yumdu gözünü: Ağzına ne gelirse söyledi,sövüp saydı,kızarak çok ağır sözler söyledi.
    Adamını bulmak: En kötüsünü,en işe yaramayanı bulmak. Ya da işi çok iyi bilen birisini bulmak.
    Ad bırakmak: Sağlığında yapmış olduğu faydalı işlerden dolayı,öldükten sonra da anılmak.
    Adak adamak: Bir dileğin yerine gelmesi için çeşitli vaatlerde bulunmak.
    Adam/insan sarrafı olmak: İnsanların,iyi ya da kötü olduğunu seçebilmek,insanları iyi tanımak.
    Adam etmek: 1)Bir kişiyi yetiştirip topluma yararlı hale getirmek,terbiye etmek.2)Bir şeyi düzeltip,onararak işe yarar duruma getirmek.
    Adam içine çıkamamak: İşlediği bir suç ya da hatasından dolayı insanlar arasına çıkmaktan utanmak.
    Adam olmaya yüz tutmak: İyi bir insan olmaya başlamak,adam sırasına girmek/karışmak.
    Adam olmak: Yetişip topluma yararlı duruma gelmek.
    Adam akıllı: İyice düşünerek,taşınarak,tam kıvamında olarak.
    Adet yerini bulsun: İstemeyerek,gösteriş olarak yapılmış şey,alışılagelmiş şey.
    Adı dillere destan olmak: Ün kazanmak,çok iyi tanınmak,herkesçe konuşulmak.
    Adı çıkmak: Kötü olarak bilinip,belli bir nitelikle tanınır olmak.
    Afal afal bakmak: Şaşırmış olarak bakmak,şaşırmak.
    Ağaç olmak: Uzun süre ayakta durmak,birisinin buluşmaya gecikmesi ya da gelmemesi yüzünden bekleyip durmak.
    Ağdalı dil/söz: İçindeki yabancı kelimelerin çokluğundan anlaşılması güç olan konuşma.
    Ağır almak: Ciddiye almamak,savsaklamak,çabuk yapmamak,ihmalkar davranmak.

    B

    Baba adam: Hoşgörülü ve olgun davranan,yardımsever insan.
    Bağrına basmak: Sevgiyle okşamak,şefkatle ve merhametle birine yardım etmek.
    Bağrını delmek: Üzüntü içinde olmak ve çok dertlenip kederlenmek.
    Bağrı yanık: Çok çile ve kahır çekmiş,sevdalı.
    Bahtı kara: Şansı kötü olan.
    Baltayı taşa vurmak: 1)Yanlışlıkla ve istemeyerek birine karşı kötü söz söylemek,kırıcı olmak,hatalı davranmak.2)Kendi hatasını,eksiğini yanlışlıkla ortaya çıkarmak.
    Bam teline basmak: Birisine hoşlanmadığı şeyleri hatırlatmak veya unutmaya yüz tutmuş dertlerini deşelemek.
    Bana mısın dememek: İşinin,durumunun değişip kötüye gitmesine,bozulmasına aldırış etmemek,veya bu kötü gidişten etkilenmemek.
    Barut fıçısı: Kızgın ve öfkeli olmak,sinirli davranmak.
    C
    Cana can katmak: Yaşam sevincini,mutluluğunu arttırmak.
    Cana minnet bilmek: Varolanları ve bulunduğu durumu çok istediği,beklediği şeylerden saymak,bunlara şükretmek.
    Cana yakın: Kendini sevdiren,sevimli,sokulgan.
    Can evinden vurmak: Öldürecek biçimde vurmak,insanın en duyarlı olduğu yana saldırmak.
    Canı çekmek: Elinde olmadan bir şeye istek duymak.
    Canı gitmek: Beğendiği,çok sevdiği bir şeye zarar gelecek diye kaygılanmak,çok üzülmek.
    Canına okumak: 1)İyi bir şeyi kötü duruma getirmek.2)Bir kimseyi büyük bir yıkıma uğratmak.
    Canına tak etmek: Bıkmak,usanmak,dayanamamak.
    Canından bezmek: Sıkıntı ve eziyet yüzünden yaşamdan soğumak,hayattan usab-nmak,bıkmak.
    Canını dişine takmak: Büyük dertleri,tehlikeleri göze almak.Bir işi başarmak için var gücüyle,büyük gayretle çalışmak.
    Canını sokakta bulmamak: Sağlığının değerini bilerek olur olmaz şeyler için vücudunu yıpratmamak.
    Canını yakmak: Birine acı verecek davranışta bulunmak.Birine zarar vermek.
    Canı yanmak: Vücudun herhangi bir yeri kendine acı vermek,çok üzülmek,zarar etmek,kaybı olmak.
    Can kulağıyla dinlemek: Özenle birşeyler öğrenmek amacı ve isteği ile dinlemek.
    Canla başla: Olanca gücü ile,her türlü özveriye katlanarak.
    Can pazarı: Herkesin canını kurtarma derdine düştüğü ölüm-kalım yeri.
    D
    Dağdan gelip bağdakini kovmak: Bir yere yeni gelenlerin, o yerde öteden beri yerleşmiş olanların yerini,işini alması.
    Dağlar dayanmaz(bu acıya): Çok büyük ve derin,dayanılmaz bir dert,sıkıntıyla karşılaşmak.
    Dağları devirmek: Çok zor,ağır işleri başarmak.
    Dal budak salmak: Herhangi bir sorunun genişlemesi ve artması,akraba ve dost sayısının artması.
    Dalga geçmek: Dinler ve yapar görünmek,alay edip küçümsemek.
    Dallanıp budaklanmak: Bir işin genişleyip büyüyerek karmaşık bir durum alması.
    Damarına basmak: Birisinin kızmasına neden olacak bir davranışta bulunmak.
    Damarı tutmak: Birdenbire sert ve huysuz hali görülmek.
    Damdan düşer gibi: Birdenbire ve yersiz,söylenen söz,davranış.
    Dam üstünde saksağan vur beline kazmayman(kazmayı): Tutarsız saçma sapan şeyler için söylenir.
    Dananın kuyruğu kopmak: Daha önceden zaman zaman süregelen anlaşmazlık sonucu büyük bir olayın çıkması. Bir işte sonuca ulaşmak,bir işi bitirmek.
    Danışıklı döğüş: Aralarında anlaşmış oldukları halde bunu belli etmeden çevreden yardım ve destek almak.
    Dar boğaz: Özellikle ekonomik ve siyasal sorunlarda karşılaşılan sıkıntılar ve zorluklar.
    Darad kalmak: Para sıkıntısı çekmek,imkanlarının kısıtlı olması.
    Defteri kapamak: Üzerinde çalıştığı bir işin olabileceğinden umudunu keserek o işle ilgilenmeyi bırakmak.
    Demir atmak: Bir yerde sürekli kalmak.
    Devede kulak: Büyük bir işin yanında çok küçük bir parça.
    Deveye hendek atlatmak: Birine üstesinden gelemeyeceği bir görev vermek.
    Diken üstünde olmak: Sürekli tedirginlik içinde bulunmak.
    Dikiş tutturamamak: Bir görevde sürekli kalmayı başaramamak.
    E
    Eceline susamak: Ölümüne ya da öldürülmesine neden olabilecek davranışlarını ısrarla sürdürmek.
    Ecel teri dökmek: Tehlikenin verdiği korku ile büyük bir bunalım geçirmek.
    Eciş bücüş: Her yanı eğri büğrü,biçimsiz durumda.
    Ekmeğine yağ sürmek: Bilmeden birinin yararına iş yapmak.
    Ekmeğini taştan çıkarmak: Geçimini sağlamak için,en güç işlerde bile çalışıp,para kazanmak.
    Ekmek kapısı: Ekmek parası kazanılan,geçim sağlanan yer,iş.
    El altından(gizli gizli): Kimseye duyurmadan,haber vermeden gizli olarak.
    El atmak: Birisinin işine karışmak,el koymak.
    El ayak çekilmek: Ortada kimsenin kalmaması,özellikle gece herkesin evine çekilmesi.
    El bebek gül bebek: Çok nazlı büyütülen ve özen gösterilen.
    El çekmek: Sürdürmekte olduğu bir işten vazgeçmek,bırakmak.
    Elden ayaktan düşmek: Hastalık,ileri yaşlılık nedeniyle yürüyemez,iş yapamaz durumda olmak.
    Elden çıkarmak: Satmak.
    Elden düşme: Kullanılmış.
    Elden ele dolaşmak: Değer verildiği için bir çok kimse tarafından kullanılmak.
    Elden geçirmek: Düzeltmek,onarmak.
    Ele almak: Eleştirilerde bulunmak,bir konuyu çözüme kavuşturacak şekilde konuşup,tartışmak.
    El ele vermek: Yardımlaşmak.
    Eli açık: Cömert,esirgemeyen.
    Eli ağır: İşini ağırdan alan,yavaş hareket eden.
    Eli altında olmak: İstediği anda yararlanabileceği yerde olmak.

    F
    Faka basmak: Birinin tuzağına düşmek,aldatılmak.
    Felekten bir gün çalmak: Gönlünce eğlenmek,gününü neşe içinde geçirmek.
    Felsefe yapmak: Olayların neden ve sonuçları üzerine kendine göre fikirleri abartılı bir biçimde söylemek.
    Fikir yürütmek: Bir şeyin ne olduğu,ya da nasıl olması gerektiği üzerinde düşüncelerini söylemek.
    Fol yok yumurta yok: Hiçbir belirti olmadığı halde varmış gibi davranıp,buna göre hareket etmek.
    Foyası meydana (ipliği pazara)çıkmak: Birinin kötülüğü ya da kötü niyeti,bir olay nedeniyle ya da zamanla kendiliğinden anlaşılmak.
    Fütur getirmemek: Umutsuzluğa kapılmamak,yılgınlık göstermemek,gayreti devam ettirmek.
    G
    Gam yememek: Kaygısız,tasasız olmak,üzülmemek.
    Gazel okumak: Aldatıcı,oyalayıcı boş sözler söylemek.
    Geceyi gündüzüne katmak: Ara vermeden sürekli çalışmak.
    Geçim kapısı: Geçimi sağlayacak paranın kazanıldığı yer.
    Gel zaman git zaman: Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra.
    Gemisini yürütmek: İşini ustaca,engelleri ortadan kaldırmasını bilerek yürütmek.
    Gık dememek: Bir baskı ve uyarı karşısında ses çıkarmamak.
    Gına gelmek: Bıkmak,usanmak.
    Gırgıra almak: Şaka ile karışık alay etmek.
    Göbeği çatlamak: Çok uğraşmak,zorlukları başarabilmek için çok çaba harcamak,aşırı derecede çalışmak.
    Göğsü kabarmak: İftihar etmek,övünç duymak.
    Göğüs geçirmek: Üzüntüyü derin derin soluk alarak belirtmek.
    Göğüs germek: Zorluklara,sıkıntılara dayanmak.
    Göklere çıkarmak: Aşırı övmek.
    Gökte ararken yerde bulmak: Bulamayacağı sandığı şeyi ya da kişiyi kolayca bulmak.
    Gökten zembille mi indi?: Çok saygıdeğer biri mi?Ona ayrıcalık tanınmasının sebebi nedir?.
    Gölgede bırakmak: Öncekinden veya başka birisinden daha üstün bir duruma ulaşmak.
    Gölge düşürmek: Bir şeyin değerini gözden düşürmeye çalışmak,değersizmiş gibi göstermeye çalışmak.
    Gölge etmek: Yolunda giden bir işi aksatacak ya da bozacak hareketlerde bulunmak.
    H
    Haddini bilmek: Yeterli olduğu konular dışındaki işlere karışmamak.
    Hakkı geçmek: Alacağının bir bölümü başka birine verilmiş olmak. Yapılan bir işte emeği,katkısı bulunmak.
    Hakkından gelmek: Bir güçlüğü yenmek. Kötülük yapan birini gerektiği biçimde cezalandırmak.
    Hakkını vermek: Emeğinin karşılığını vermek. Bir şeyin eksiksiz yapılması için ne gerekiyorsa yapmak.
    Hakkını yemek: Emeğinin karşılığını vermemek,kendisine ayırmak.
    Halden anlamak: Bir kimsenin durumuna göre davranmak.
    Hallaç pamuğu gibi atmak: Toplu halde bulunan şeyleri düzensiz bir biçimde oraya buraya atmak, darmadağın etmek.
    Hangi dağda kurt öldü?: Böyle beklenmedik ve güzel bir davranış da nerden aklına geldi?.
    Hangi rüzgar attı: Geleceğini hiç ummuyordum,nasıl oldu da geldin.
    Hangi taşı kaldırsan altından çıkar: Her işi bilir, yada bildiğini ileri sürer. Her işte emeği, katkısı var.
    Hapı yutmak: İçinden çıkamayacağı kötü bir duruma düşmek.(Çaresizlik).
    Haraca bağlamak(kesmek): Birine, zamanı, miktarı belli olan bir parayı vermeyi zora dayanarak kabul ettirmek.(Zorbalık).
    Harcı olmak(birinin): Başarabileceği bir iş olmak.Birinin yeteneklerine bağlı,ona özgü bir davranış olmak.
    Har vurup harman savurmak: Gelişi güzel para harcamak.(Savurganlık).
    Hasret gitmek: Özlediğine kavuşamadan ölmek.
    Hasret kalmak: Kavuşamamak.
    Haşır neşir olmak: Hem kendi, hem başkalarının işleriyle sürekli uğraşır olmak.
    Hatır gönül bilmemek(tanımamak): Değer verdiği, sevip saydığı birini bile kırma pahasına inandığı gibi davranmak.
    I-İ
    Icığını cıcığını çıkartmak: Her yerini elden geçirip didik didik etmek.En küçük ayrıntılarını bile ele alıp değerlendirmeye, eleştirmeye çalışmak.
    Iskartaya çıkarmak: Yararsız olduğu anlaşıldığı için bir kenara bırakmak.
    Işık tutmak: Herhangi bir konuyu ya da sorunu aydınlatıcı düşünceler ileri sürmek.
    İcabına bakmak: Gereğini yerine getirmek. Yok etmek, ortadan kaldırmak.
    İç etmek: Başkasının malına sahip çıkıp ortadan kaldırmak, herkesten gizlemek.
    İçi açılmak: Sıkıntısı geçmek, içi rahatlamak.
    İçi almamak: Midesi bulanacakmış hissi içinde kalmak. Bir işi, sakıncaları olduğundan ya da hoşuna gitmediğinden yapmakta isteksiz davranmak.
    İçi çekmek: Canı çok istemek.
    İçi daralmak (içi sıkılmak),(Sıkıntı basmak): Sıkıntıya kapılmak, bunalıma düşmek.
    İçi dışı bir: Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan, her şeyi ortada, gizlisi saklısı olmayan.
    İçi dışına çıkmak: Sürekli kusarak rahatsız olmak.Taşıtın taşlı ve inişli çıkışlı yoldan geçtiği sırada vücudu çok sarsılmak.
    İçi geçmek: Çok uykusu geldiği için kendisinden geçip dalıvermek. Zayıf ve yaşlı insan, gücü çok azalmak.
    İçi gitmek: Bir şeye kavuşmayı çok istemek.
    İçi götürmemek: Acılı olaylara dayanamamak. Vicdanı kabul etmemek. Birini başarılarından, ya da iyilik ve güzelliğinden ötürü çekememek, kıskançlık duymak.
    İçi içine sığmamak: Aşırı sevincin heyecanını yaşamak.

    K
    Kabak başına (başında) patlamak: Toplulukla ilgili bir olaydan bir kişi kayba uğramak, cezalanmış olmak. (Kötülük ona rastlamak).
    Kabak çiçeği gibi açılmak: İçine kapanık biri, kısa sürede aşırı serbestlik gösterecek duruma gelmek.
    Kabak tadı vermek: Bir konunun sık sık söz konusu edilmesinden bıkkınlık duymak.
    Kabuğuna çekilmek: Çevre ile ilgisini keserek içine kapanmak, kendi halinde yaşamak.
    Kaçın kur'ası: Çok deneyim geçirmiş, zeki ve kurnaz.
    Kaçmaktan kovalamaya vakti olmamak: Çok önemli işlerle uğraştığından başka konularla ilgilenmemek.
    Kadınlar hamamına dönmek: Her kafadan bir ses çıktığı için çok gürültülü bir ortam oluşmak.
    Kafadan atmak: Rastgele, gelişigüzel konuşmak.
    Kafa dengi: Her konuda birbiriyle kolayca anlaşabilen arkadaşlardan her biri (Uyuşma).
    Kafa patlatmak: Bir konu üzerinde uzun süre düşünmek, kafa yormak.
    Kafa tutmak: karşı gelmek.
    Kafası kazan (gibi) olmak (Kafası şişmek): Sürekli gürültüden başında rahatsızlık hissetmek. Çok okumak ve düşünmekten zihni yorulmak.
    L
    Laf altında kalmamak: Kırıcı sözlere gereken etkinlikte ve sertlikte kerşılık vermek.
    Laf (söz) aramızda: Konuştuklarımız ikimiz arasında gizli kalsın.
    Laf atmak: Birisine tedirgin edici sözleri uzaktan söyleyip işittirmek.
    Lafa tutmak: Gereksiz yere uzun konuşarak birini işinden alıkoymak.
    Laf (söz) düşmemek: Kendisinin söz söylemesine gerek bulunmamak. Konuşan çok olduğu için kendisine sıra gelmemek.
    Laf (söz) ebesi: Çok konuşan, söyleyecek şeyi çok olan.
    Laf etmek: Bir olayı, bir davranışı dedikodu konusu yapmak.
    Lafı (sözü) ağzına tıkamak: Konuşmakta olan birinin konuşması bitmeden, tepki göstererek kendi sözleriyle susturmak.
    Lafı (sözü) ağzında gevelemek: Anlatacağı şeyleri bir türlü açık seçik söyleyememek.
    Lafı ağzında kalmak: Konuşmasını bitirememek.
    Lafı ağzından kaçırmak: Bir sırrı istemeden söyleyivermek.
    Laf olsun diye: Ağzına geldiği gibi, belli bir amaca dayanmadan, bir şey söylemiş olmak için.
    Laf (söz) diyecek yok: Her yönü ile eksiksiz, eleştirilecek bir yanı yok.
    Lakırdı (laf) taşımak: Biri için söylenen kötü sözleri kendisine ulaştırmak (Dedikodu).
    Lamı cimi yok: Kesinlikle yerine getirilmeli, tek çıkar yol bu.
    Leb demeden leblebiyi anlamak: Konuşmasının daha başında ne diyeceğini anlamak.
    Leke sürmek: Birine onur kırıcı bir suç yüklemek.
    Lügat parçalamak: Süslü ve anlaşılmaz sözlerle konuşmak.
    M
    Madalyanın ters (öteki) yüzü: İyiye giden bir iş ya da durumun akılda tutulması gereken olumsuz yönü.
    Mahalleyi ayağa kaldırmak: Gürültü ve patırtı çıkarıp konu komşuyu rahatsız etmek, telaşa düşürmek.
    Mahkemede dayısı olmak: Kendi işiyle ilgili yerde bir koruyucusu bulunmak.
    Makaraları koyuvermek (salıvermek): Kendinden geçercesine uzun kahkahalarla gülmek.
    Makasa almak: Birini zor durumda bırakacak biçimde sıkıştırmak.
    Mantar gibi yerden bitmek: Çok sayıda ve bir anda meydana çıkmak.
    Masal okumak: İnandırıcılıktan uzak, avutucu sözler söylemek.
    Maskeyi atmak (çıkarmak): Kendini çevresine iyi bir insan olarak tanıtan bir kimse, bu durumunu bırakarak kötü olan gerçek kimliğini ortaya koymak.
    Maşası olmak (birinin): İsteklerine göre hareket eder duruma gelmek, kullanılmak.
    Mat etmek: Karşısındakini cevap veremez duruma düşürmek, yenmek.
    Maymun iştahlı: Beğeni ve sevgileri çok değişken, hiçbir işi tamamlayamayan.
    Mekik dokumak: İki yer arasında sık aralıklarla gidip gelmek.
    Merhabayı kesmek (biriyle): Dostluktan kesinlikle vazgeçmek.
    Mesele çıkarmak: Hiçbir nedeni yokken bir anlaşmazlık çıkarıp rahatsız edici bir durum meydana getirmek.
    Meteliğe kurşun atmak (sıkmak): Parasız kalmak.
    Metelik vermemek: Önemsememek, değer vermemek.
    Meydana atılmak: Bir konu ileri süürlmek. Bir işi sonuçlandırmak üzere kendini göstermek.
    Meydanı boş bulmak: Ortada engel olabilecek kimse bulunmadığı için dilediği biçimde davranmak.
    Meydan kalmamak: Bir işin, yapılmasına gerek ya da fırsat kalmamak.
    N
    Nabza göre şerbet vermek: Birinin sevgisini kazanmak için onun hoşlanacağı, beğeneceği davranışlarda bulunmak.
    Nabzını yoklamak: Birinin ne düşündüğünü, nelere ilgi duyduğunu anlamaya çalışmak.
    Naza çekmek (kendini): Kendisinden istenen şeyi yapacağı halde yapmak istemiyormuş gibi davranmak.
    Nazı geçmek (birine): Her dileğini yaptıracak kadar birinin yanında saygınlığı olmak, hatırı sayılmak.
    Nefes aldırmamak: Çok sıkı bir çalışma yaptırarak dinlenmesine fırsat vermemek.
    Nefesi kesilmek: Ya çok yorgunluktan ya da heyecandan nefes alamaz duruma gelmek.
    Nefes nefese: Koşarak geldiği için sık sık soluya soluya.
    Nefes tüketmek: Bir şeyi anlata anlata çok yorulmak.
    Ne günlere kaldık: Çok kötü günler yaşıyorum. Eskiden böyle değildi.
    Ne hali varsa görsün: Hatalı yolda ilerleyip söz dinlemiyor. Kendi düşen ağlamaz. Ne isterse yapsın.
    Ne idüğü belirsiz: Kendisi ve ailesi hakkında hiçbir bilgi yok.
    Ne kokar ne bulaşır: İyilik yapma imkanı olduğu halde iyilik yapmayan, ama kötülüğü de dokunmayan.
    Ne oldum delisi olmak: Beklemediği üstün bir imkana kavuştuğu için aşırı şımarmak.
    Ne pahasına olursa olsun: Gelebilecek her türlü sıkıntı ve tehlikeyi göğüsleyerek, mutlaka.
    Ne şiş yansın ne kebap: İki tarafında zarar görmeyeceği bir çözüm bulmak.
    Nevri dönmek: Çok sinirlendiği halde, belli etmediği için yüzü sapsarı olmak.
    Ne yardan geçer ne serden: İstediği şey için hem özveride bulunamıyor, hem de isteğinden vazgeçmiyor.
    Neye uğradığını bilememek: Birdenbire karşılaştığı acılı bir durum nedeniyle donup kalmak.
    Nuh der Peygamber demez: Düşüncelerinde sonuna kadar direnir, hiçbir etki ve zorlama ile değiştirmez.
    Numara yapmak: Yalanı gerçekmiş gibi göstererek birini aldatmaya çalışmak.
    Nutku tutulmak: Üzüntüden, heyecandan, korkudan hiçbir şey söyleyememek.
    O
    Ocağına düşmek (birinin): Yardımına gereksinme duyarak çok yalvarmak.
    Ocağına incir dikmek: Birinin evini barkını yıkmak, ailesine kötü günler yaşatmak.
    Ok yaydan çıkmak: Vazgeçilemeyecek, geri dönülemeyecek bir iş yapmak.
    Oldu bittiye getirmek: Bir işi başka biçime sokulamayacak, değiştirilemeyecek durumda bitirmek
    P
    Pabucu dama atılmak: Daha iyisi bulunduğu için eskisinin rağbet görmemesi, unutulması.
    Pabuç bırakmamak: Hiçbir şeyden çekinmeden yapacağını yapmak, korkmamak.
    Papuç pahalı: Tehlikeli bir işe benziyor.
    R
    Rafa koymak (kaldırmak): Bir iş üzerinde çalışmaktan vazgeçmek.
    Rast gelmek: Yolda karşılaşmak. Düşünmediği, aklında olmadığı halde kendisini bulmak (bir şey). İş, istediği gibi olmak.
    Rayına oturmak: Bir işin istenilen şekilde devam ettirilmesi.
    S
    Saati saatine uymamak: Sık sık değişen durum olmak.
    Sabahın köründe: Sabahın alaca karanlığında, erken saatte.
    Sabır taşı: Çok sabırlı davranan, sıkıntılara katlanan.
    T
    Tabana kuvvet: Yürümek zorundayız.
    Tabanları kaldırmak: Birdenbire koşmaya başlamak.
    Tabanları yağlamak: Uzun süre yürümeye hazırlıklı olarak yola çıkmak.
    Taban tabana zıt: Birbirinin tam tersi.
    U
    Ucu dokunmak: O işten zarar görmesine neden olmak, birine zarar vermek.
    Ucunda bir şey olmak: İçinde açığa vurulmayan bir maksat bulunmak (Gizli maksat).
    Ucu ucuna (gelmek): Gerektiği kadar olmak, fazla olmaması.
    V
    Vakitli vakitsiz: Canı istediği zaman, gelişi güzel zamanlarda.
    Vaktini almak (yemek): Uzunca bir süre uğraştırmak, gereğinden fazla zaman harcanmış olmak.
    Vaktini öldürmek: İş yapmadan, boşuna zaman geçirmek.
    Varlık göstermek: Kendi gücüne ve yeteneğine göre bir iş yapmak.
    Y
    Yabana atmak: Önemsememek, üzerinde durmaya gerek duymamak.
    Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli: Ancak bu işi yaparsan burada kalabilirsin.
    Ya devlet başa, ya kuzgun leşe: Giriştiğim iş sonunda ya büyük bir başarı kazanırım, ya da tümüyle her şeyimi kaybederim.

    Z
    Zaman öldürmek: Dilenerek ya da sohbet ederek vakit geçirmek, hiç iş yapmamak.
    Zart zurt etmek: Bağırıp çağırarak kendini önemli bir kişi gibi göstermeye çalışmak.
    Zar zor: İstemeye istemeye, güçlükle.
    Zehir zemberek: İnsanın içine işleyen, onurunu yıkan çok acı söz.


  3. #3
    Onursal Üye alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını alos Baktabul'un Çılgını
    Üyelik Tarihi
    Feb 2007
    Bulunduğu Yer
    Biliyordum unuttum
    Mesajlar
    4.705
    Tecrübe Puanı
    10603029

    Tanımlı ÇeŞİtlİ AtasÖzlerİ

    ATASÖZLERİ
    A
    Abdal düğünden,çocuk oyundan usanmaz: Abdal işsiz güçsüz olduğundan,çocuk da gelecek düşüncesi olmadığından her ikisi de eğlence ve oyunu çok sever.
    Acele işe şeytan karışır: Hesapsız,acele ile girilen işlerden zararlı çıkılır.
    Acı patlıcanı kırağı çalmaz: İşe yaramayan bir kimsenin bozulacak bir şeyi de yoktur. Bu nedenle zararlı etkenler ona tesir etmez.
    Acıkan doymam,susayan kanmam sanır: Bir şeyin yokluğunu uzun süre çeken kimse o şeye kavuşsa da elindekinin kendisine yetmeyeceğini sanır.
    Aç ayı oynamaz: Bir kimseden görev bekleniyorsa önce onun geçimini sağlamak gerekir.
    Aç tavuk rüyasında darı görür: Yoksul kimse,işsizlikten hayallere dalar ve kendisini çok zengin bir yaşantı içinde hayal eder.
    Açtırma kutuyu söyletme kötüyü: Karşımızdakini kızdıracak sözler söylersek,o da bizimle ilgili kötü durumları ortaya çıkarır.
    Adamın iyisi iş başında belli olur: Kişinin gerçek değeri işindeki başarısı ve çalışmasıyla,çevresindekilere karşı davranışlarıyla ölçülür.
    Ağaç yaprağıyla gürler: İnsan akrabaları ve arkadaşlarıyla varlığını gösterir,önemli işler başarır.
    Ağaç yaşken eğilir: Ağaca daha yaşken istenilen şekil verilebildiği gibi çocuk terbiyesinede küçük yaşta başlanmalıdır.
    Ağlamayan çocuğa meme vermezler: Hakkını aramayan,aramasını bilmeyen kimsenin işi görülmez.
    Ak akçe kara gün içindir: Kazancımızın bir kısmını,kötü günlerin gelebileceği düşünerek,saklamalıyız.
    Akıl akıldan üstündür: Önemli konularda başkalarının düşüncelerini sormakta yarar vardır. Çünkü bizim düşünemediğimizi bir başkası düşünebilir ve bizi aydınlatabilir.
    Akıllı düşman akılsız dosttan hayırlıdır(Deli dostun olacağına akıllı düşmanın olsun: Akılsız kimse dostu için iyilik düşündüğü halde yaptığı işin kötülüğünü bilmeden dostuna zararlı olabilir. Halbuki düşmana karşı tedbirli olduğumuz için,düşman akıllı da olsa,bize zarar veremez.
    Akıl para ile satılmaz: Akıl kişilere Allah tarafından,doğumla birlikte bahşedilen bir nimettir. Sonradan kazanılması ya da para ile satın alınması mümkün değildir.
    Alet işler el övünür: Bir kimse,ne kadar usta olursa olsun,gerekli aletleri yoksa işinde başarılı olamaz.
    Altının kıymetini sarraf bilir: Bir şeyin değerini ancak o konudaki uzmanlar bilir.
    Alışmış,kudurmuştan beterdir: Herhangi bir şeye alışan kişi,bu alışkanlığından kolayca vazgeçemez.
    Altın pas tutmaz: Şerefli,temiz insana hiç kimse leke süremez.
    Arı,bal alacak çiçeği bilir: İşini bilen kimse,nereye başvuracağını,istediğinin nereden gerçekleşeceğini bilir.
    Ateş düştüğü yeri yakar: Bir acıyı,onu çekenden başkası tam anlayamaz,ya da aynı ölçüde üzülemez.
    Ateş olmayan yerden duman çıkmaz: Küçük de olsa kimi belirtiler önemli olayların habercisidir.
    Ava giden avlanır: Başkasına zarar vermek için yola çıkan kişi,kendi yaşamını da tehlikeye atmış olur.
    Ayağını yorganına göre uzat: İnsan giderini gelirine göre uydurmalı,gelirinden fazlasını harcamamalıdır.
    Aç,elini kora sokar(Aç köpek fırın deler): Aç insan yiyeceğini bulmak için her türlü tehlikeye hazırdır.
    Açık yaraya tuz ekilmez: Yeni acısı bulunan kimsenin üzüntüsü bazı söz ve davranışlarla arttırılmamalıdır.
    Açılan solar ağlayan güler: Hiçbir durum olduğu gibi kalmaz,tersine döner. Üzüntüler mutluluğa,mutluluklar üzüntüye...
    Adama dayanma ölür,ağaca dayanma kurur: Hiçbir destek sürekli olmaz,bunun için insan yapacağı işte başkalarının desteğine güvenmemeli,yalnız kendi gücüne dayanmalıdır.
    Adamın yere bakanından,suyun sessiz akanından kork: Düşünce ve duygularını açıkça söylemeyen insan,yavaş akan suya benzer,derin ve tehlikelidir.
    Ağacın kurdu içinde olur: Bir toplumu yıkan öğeler sinsi sinsi içerden çalışırlar.
    Ağaç,meyvesi olunca başını aşağı salar: Faydalı eser veren erdemli ve bilgili insanlar,kimseye yüksekten bakmaz,alçak gönüllü olurlar.
    Akacak kan damarda durmaz: Kişi,bir zarara uğrayacağını bile bile,bir işin üstüne gidiyorsa,artık bundan zarar görmesi kaçınılmazdır.
    Akan su yosun tutmaz: Çalışan kimse daima yararlı işler yapar,tembel tembel oturan iş yapma yeteneğini kaybeder.
    Akıl kişiye sermayedir: Bütün işlerde en büyük etken akıldır.
    Akıl için yol birdir: Bütün sorunların çözümünde doğruyu bulmak için bir tek yol vardır. Diğer yollar insanı yanlış sonuca götürür.
    Akılları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi aklını beğenmiş: İnsan daima kendi düşünce ve davranışlarını üstün görür.
    Akıl yaşta değil baştadır: Yaşlı insanlar her zaman çok akıllı olmayabilir ve doğruyu düşünmeyebilir. Gençler, bazen yaşlılardan daha iyi düşünebilir, daha doğru kararlar alabilirler.
    B
    Baba eder oğul öder(Baba koruk yer,oğlunun dişi kamaşır): Babanın yaptığı kötü işin sıkıntısını oğlu çeker.
    Baba malı tez tükenir,evlat gerek kazana(Hazıra dağ dayanmaz): Baba malına güvenip çalışmamak,para kazanmamak yanlıştır. Çünkü hazır bir gün tükeniverir. Baba malının kıymeti de bilinmez. Bunun için en doğru olan;herkesin çalışıp alın teriyle kazanmasıdır.
    Babanın sanatı oğula mirastır: Baba mesleği genellikle çocuklarınca sürdürülür. Buda onlar için atalarından kalan bir mal,mülk gibi miras sayılır.
    Baba oğluna bir bağ bağışlamış,oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş: Babalar çocukları için büyük özveride bulunup her şeyi yaparlar ama çocuklar babaları için küçük fedakarlık bile yapmazlar. Babanın kıymetini bilmez,ona gereken değeri vermezler.
    Babasından mal kalan merteği içinden bitmiş sanır: Kendi emeği ile çalışıp kazanarak değil de babadan miras yoluyla mal ve servet elde edenler,bu mal ve servetin ne güçlüklerle kazanıldığını bilmezler. Buna gereken değeri de vermez,savurganlık yaparlar.
    Baca eğride olsa duman doğru çıkar: Doğuştan doğru ve dürüst bir kişiliğe sahip insanlar,sonradan ne kadar kötü ve bozuk bir ortama girseler de,doğruluk ve dürüstlüklerini kaybetmezler.
    Bağa bak üzüm olsun,yemeye yüzün olsun: Bir kişi istediği şeyi elde etmek için üstüne düşeni yapmalı,fedakarlıktan kaçınmamalıdır. Hazıra konarsa istemeye yüzü de olmayacaktır.
    Bağ bayırda,tarla çayırda: Her şey kendisi için iyi olan ortamda verimli olur ve yetişir. Değişik ortamlarda istenen verim ve kalite sağlanamaz.
    Baht(akıl)olmayınca başta,ne kuruda biter ne yaşta: Bir insan,talihsiz ve akılsız olursa bütün işleri ters gider ve hiç olumlu sonuç alamaz.

    C
    Cahile söz(laf) anlatmak,deveye hendek atlatmaktan zordur: Bilgisiz ve anlayışsız insanlara bir şeyler anlatıp öğretmek çok zordur.
    Cahilin dostluğundan alimin düşmanlığı yeğdir(Akıllı düşman akılsız dosttan hayırlıdır): Görgüsüz ve cahil dostumuz olacağına,bilgili,zeki ve anlayışlı düşmanımızın olması daha iyidir. Hiç olmazsa ona bir şey anlatıp düşmanlıktan vazgeçirebiliriz. Ama cahil insana hiçbir şey anlatılıp,öğretilemez.
    Cambaz ipte,balık dipde gerek: Herkes işinin gereğini yapmalı ve başka işlerle uğraşıp karışmamalıdır. Ancak kendi konusunda bilgili olanlar,kendi alanıyla ilgili işlerde başarılı ve verimli sonuç alabilir.
    Cemaat ne kadar çok olsa,imam gene bildiğini okur: Bir toplulukta istek ve eğilimler ne olursa olsun,o topluluğun başındaki kişi yine de bildiği gibi ve kendi isteğine göre davranır. Çevrenin hiçbir etkisi olmaz. Çünkü söz sahibi ancak baştaki kişidir,onun dediği olur.
    Cana geleceğine mala gelsin: Bir kişinin başına kötü bir şey,kaza,felaket ya da zarar gelecekse,canına geleceğine,mal ve eşyasına,parasına gelmesi daha iyidir. Çünkü;can gitti mi gelmez ya da zarar görürse çabuk iyileşmez. Ancak mal,zarar görse de,can sağlığı oldu mu,tekrar çalışıp kazanılabilir.
    Can boğazdan gelir: Kişinin sağlığı,iyi beslenmesine bağlıdır. Sağlıklı ve kuvvetli olmak için,beslenmeye iyi dikkat edilmelidir.
    Can,bostanda bitmez: İnsan,canının değerini bilmeli ve onu yıpratmamalıdır. Canını her türlü tehlikeden koruma

    D
    Dağ başında duman eksik olmaz: Toplumda, yüksek makamda olan kişilerle zenginlerin üzüntüleri, sıkıntıları, dertleri hiç eksilmez, zaman zaman da artar.
    Dağ dağa kavuşmaz,insan insana kavuşur: Birbirini çok seven dostlar,arkadaşlar ayrılmak zorunda kalsalar da bir gün gelir tekrar kavuşurlar.
    Damlaya damlaya göl olur: Küçük şeyler önemsizdir, diyerek azımsamak doğru değildir. Küçük şeyler bir araya toplanınca büyük bir varlık meydana gelir.
    Davacın kadı olursa yardımcın Allah olsun: İşlenen suç, sizi yargılayacak kişiye karşı ise işiniz çok zordur.
    Dağ başına kış gelir, insanın başına iş gelir: Dağ başında sürekli kış olduğu gibi, insanoğlunun da hayatında acı ve mutsuz günler,değişik sıkıntılar olabilir.
    Davetsiz gelen döşeksiz oturur: Çağrılmadığı yere gidenler, orada yeterince ağırlanmayı da beklememelidir.
    Deli deliden,imam ölüden hoşlanır: Toplum içinde yaşayan insanlar kendi dengi olan insanlarla konuşmaktan, kendine çıkar sağlayacak kişilerden hoşlanır.
    Deliye her gün bayram: Deli, düşünmekten, ileriyi görmekten, etrafı ile bilinçli bir şekilde ilgilenmekten mahrum olduğu için, günleri dertsiz, sıkıntısız, üzüntüsüz geçer.
    Demir tavında dövülür: Her işin yapılmasının en uygun zamanını bilmek ve kollamak lazımdır. Aksi halde yapılacak işte hatalar olması kaçınılmaz olur.
    Doğru söz acıdır: Karşısındakinin yanlışlarını onun yüzüne vuranın sözü karşısındakine acı gelir.
    Dost için çiğ tavuk yenir: Gerçek dostluk en sıkıntılı zamanlarda olur. İnsan dostu için her türlü sıkıntıya katlanır, her türlü fedakarlıkta bulunur.
    Dostun attığı taş baş yarmaz: İnsanın dostu, kendisi hakkında, her ne kadar istemediği sözleri konuşsa, hareketleri yapsa da, bunun kendi iyiliği için olduğunu bilir ve üzülmez, gönül koymaz.

    E
    Ecel geldi cihane,baş ağrısı bahane: Kişinin çok önceden yazılmış bir alın yazısı vardır. Bunu değiştirmek elinde değildir.
    Ecele çare olmaz: Hayatta her işin çaresi bulunabilir. İçine düşülen durum umutsuzluğa sebep vermemelidir. Bir tek ölümün çaresi yoktur.
    Eden bulur,inleyen ölür: Başkasına kötülük eden kimse en sonunda yaptıklarının cezasını çekecektir.
    Eğri oturalım doğru konuşalım: Tavır ve hareketlerin doğru olması,kişiyi toplumda belli bir yere getirir. Doğruluktan ayrılmamak gerekir.
    Ek tohumun hasını,çekme yiyecek yasını: Bir işten iyi sonuç almak isteyen kişi,temelini de sağlam atmalıdır.
    Ekmek çiğnemeyince yutulmaz: Başlanılan bir işten çok iyi bir sonuç alınmak isteniyorsa gerekli olan çalışma yapılmalı,zahmete katlanılmalıdır.
    El atına binen tez iner: Çalışmalarımızın başarılmasında araç ve gereçlerin bizim olmasının büyük önemi vardır.
    El el üstünde olur,ev ev üstünde olmaz: Yaşamımızda birbirinin yanında bulunup uyum sağlayan pek çok şey vardır. Bu varlıklar birbirini tamamlayarak bütünü oluştururlar. Ancak iki ailenin bir evde oturması,pek çok sıkıntıya neden olması demektir.
    El için kuyu kazan evvela kendi düşer: El,yani başkası için kötülükler yapmayı düşünen kimselerin başına önce bu kötülükler gelir.
    El ile gelen düğün bayram: Toplumda yaşayan bir kimsenin başına sıkıntılar gelebilir. Bu,kişiyi üzüp rahatsız etmemelidir.
    El mi yaman,bey mi yaman: Cemiyetlerde her zaman gücün o toplumu oluşturan bireylerde olması gerekir. Zaman zaman el değiştiren bu güç,soylu kişilere bile geçse sonunda muhakkak halka dönecektir,dönmesi gerekir.
    F
    Fakirlik ayıp değil tembellik ayıp: Yoksul olmak ve çalıştığı halde az para kazanmak utanılacak bir şey değildir. Fakat,tembellik sebebiyle çalışmamaktan dolayı yoksul olmak ve zenginde olsa çalışmamak utanılması gereken bir şeydir.
    Fare çıktığı deliği bilir: Gizli bir iş yapmak için girişimde bulunan kimse yakalandığında ne yapacağını bilir ve kendini ele vermez.
    Faydasız baş mezara yaraşır: Hayatta olan kişi çalışıp bir işe yaramalıdır. Çalışmıyorsa ve faydalı değilse,ölü insan gibidir.
    Fazla mal göz çıkarmaz: Fazla mal kişiye zarar vermez. Bu nedenle fazla malın saklanmasında hiçbir sakınca yoktur. İleride ihtiyaç duyulduğunda rahatça kullanılabilir.
    Felek kimine kavun yedirir kimine kelek: Hayatta bazı insanlar mutlu,bazı insanlarsa ne kadar istemelerde,ne kadar uğraşsalar da mutsuzdurlar.
    Fırsat her vakit ele geçmez: Bir insanın eline fırsatlar her zaman geçmeyebilir. Bu nedenle eldeki fırsatı iyi değerlendirmelidir.
    Fukaranın düşkünü,beyaz giyer kış günü: Elinde imkan varken iyi giyinen kişi,imkan gittikten sonra kötü giyinmeye başlar. Vaktiyle toplumda değerli olan kişi itibarını ve zenginliğini kaybedince herkesin yadırgadığı ve alay ettiği işler yapar.
    Fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar: Yoksul insanların şansı az olur. Öyle ki,elinde çok parası bile olsa,zengine göre daha az gelir getirir.

    G
    Gambaz olmasa tilki pazarda gezer: Gizli ve sakıncalı iş yapanlar,şikayet edilip yakalanacaklarından korkmasalar,hiç utanıp sıkılmadan bu işleri açıktan yaparlar.
    Garibe bir selam, bin altın değer: Yabancı bir yerde yalnız olan kimseye karşı gösterilecek küçük bir ilgi ve hatır sorma,onun için en büyük zenginlik,iyilik ve sevinç kaynağıdır.
    Garip kuşun yuvasını Allah yapar: Garip ve yoksul insanlara Allah daima yardım eder,onları çaresiz bırakmaz.
    Gavura kızıp oruç yenmez: Bizimle ilgili olmayan herhangi bir söz ve davranışa aldanıp kızarak çok önemli işlerimizi aksatıp yapmamak yanlıştır.
    Geç olsun da güç olmasın: Amaçlarımıza ve istediklerimize kavuşmak zor ve hiç olmamaktansa geç olması önemli değildir. Önemli olan amacımızın gerçekleşmesidir.
    Gelene git denilmez: Kendiliğinden gelen güzel şeyler geri çevrilmez ve kabul edilir. Kendiliğinden gelen misafir de geri gönderilmez.
    Gelen geçer, konan göçer: Dünyada hiçbir şey aynı kalmaz. Her şey sık sık değişir. İnsanlar da bazen mutlu, bazen de mutsuz olabilirler. Hiçbir insan dünyada ebedi değildir. Bir gün mutlaka ölecektir.
    Gelen gidene rahmet okutur(Gelen gideni aratır): Beğenmediğimiz kişiler işten çıktıktan sonra, yeni gelen kişi eskisinden daha kötü olur ve eskisini arar duruma geliriz.
    Gem almayan atın ölümü yakındır: Dik başlı, şımarık ve hırçın kişilerin davranışlarının cezasını çekmeleri mutlaktır. Bu davranışlarının cezasını mutlaka görürler.
    Gemisini kurtaran kaptandır: Çalışkan ve yetenekli insan en zor durumda ve karışık bir ortamda bütün güçlükleri yenerek işini başarıyla sonuçlandırabilir. Herkes zor durumlarda kendi başının çaresine bakar, başkalarıyla ilgilenmez.
    Gençliğin kıymeti ihtiyarlıkta bilinir: İnsan gençliğinde zamanını iyi değerlendiremez. Yaşlanınca bunun farkına varır ve üzülür, pişman olur. Fakat artık yapacak hiçbir şeyi yoktur. Giden gençliği geri gelmeyecektir. Sağlık için de aynı şey geçerlidir. İnsan sağlığının kıymetini hastalanınca daha iyi anlar.

    H
    Haberi verenden alan uz gerek: Bir kişi sonucunu bilmediği haberi ve sözü sadece anlatır. Bu haberden ve sözden bir sonuç çıkarmak dinleyenin mantığına bağlıdır.
    Haklı söz haksızı Bağdat'tan çevirir: Doğru ve inandırıcı söz, yanlış yolda çok ileri gitmiş kişiyi bile düzeltebilir.
    Hak yerde kalmaz: Bir insanın hakkı çiğnenemez. Er geç mutlaka emeğinin karşılığını alır.
    Hak yerini bulur: Bir anlaşmazlığı her zaman haklı olanlar kazanır. Bu, gecikse bile suçluların cezalandırılması ve haklıya hakkının verilmesi gerçekleşecektir.
    Hal halin yoldaşıdır: Aynı durumdaki insanlar birbirlerinin halinden daha iyi anlarlar ve birbirlerine daha çok yardımcı olabilirler.
    Hamala semeri yük olmaz: Bir insanın kendi yaptığı iş ve aldığı sorumluluk ağır gelmez. Çünkü o insan bundan bir yarar sağlayacaktır.
    Hamama giren terler: Bir işin yapılması sıkıntı ve fedakarlık gerektiriyorsa ve o iş kesin yapılacaksa bu sıkıntı ve fedakarlığa katlanmak gerek.
    Harman döğen öküzün ağzı bağlanmaz: Hizmetinden yararlandığımız kişilerin, bize kazandırdıklarından faydalanmasına izin vermeliyiz.
    Harman yel ile düğün el ile: Her işin yapılması bir takım şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Bu şartlar oluşmadan o işi yapamayız.
    Hasta ol benim için öleyim senin için: Bir kişi kendisi için iyilik yapıp fedakarlıkta bulunan kimseye, zamanı gelince daha büyük iyilik ve yardım yapar.
    Hastalık sağlık hepsi bizim için: İnsanlar için sağlık kadar hastalık da olağan bir şeydir. Bu nedenle hastalanmadan tedbir almalı ve sağlığımıza dikkat etmeliyiz. Hastalanınca da üzülmemeli, moralimizi yüksek tutarak çaresini aramalıyız

    I
    Irmak kenarına çeşme yapılmaz: Aynısından var olan bir şeyden veya aynı işi yapan bir kişinin bulunduğu bir yerde, gereksiz yere iş kurmak ve o şeyi bulundurmak, boşuna yorulmaktır.
    Irmaktan geçerken at değiştirilmez: Bir işi yaparken, kullanılan yöntemden başka bir yönteme geçmek veya işin başında bulunan kişiyi değiştirmek daha büyük başarısızlıklara neden olur.
    Isıracak it dişini göstermez: Kötülük yapacak olan kişiler, bunu önceden hiç belli etmez ve gizlice yaparlar.
    Isıramadığın eli öp başına koy: Yenemediğimiz düşmana hoş görünerek, kötülüklerinden kendimizi korumalı ve tedbirli olmalıyız.
    Isırgan ile taharet olmaz: İyi bir iş yaparken kötü ve zararlı araçlar kullanılmaz. Kötü kişilerden iyilik yapmaları beklenmemelidir.
    Isırgan, ocağında biter: Kötü ve saldırgan insanlar, kötü ve saldırgan bir çevreden yetişir.
    Islanmışın yağmurdan kokusu olmaz: Önceden belli şeylerden zarar görenler, aynı şeylerin tekrar kendilerine zarar vermelerinden korkmazlar. Çünkü alışmışlardır.
    Işığını akşamdan önce yakan, sabaha çırasında yağ bulamaz: Bir şeyi gereksiz yere çok israf edip savurganlık yapanlar, gerektiğinde kullanacak hiçbir şey bulamaz ve yoksulluk içinde büyük sıkıntı çeker.
    Irak yerin haberini kervan getirir: Uzak yerlerle ilgili haberleşme ve iletişimi, bir aracı kullanarak sağlayabiliriz.

    İ
    İki arslan bir posta sığmaz: Bir ülke ve toplumda iki kişi lider olmaz. Olursa, ikisi sürekli kavgalıdır ve birisi diğerini ortadan kaldırır.
    İki at bir kazığa bağlanmaz: Başına buyruk, sorumsuzca yaşamak isteyen iki kişi, aynı işte birlikte çalıştırılamaz, aralarında anlaşmazlık çıkar ve birbirlerini yok etmeye çalışırlar.
    İki baş bir kazanda kaynamaz: Düşünce ve kişilikleri ayrı olan iki insan, bir arada yaşayamaz ve birlikte bir iş üzerinde anlaşamazlar.
    İki cambaz bir ipte oynamaz: Kurnaz ve hileci iki insan, aynı ortamda ve aynı işlerde birbirleriyle anlaşamaz ve birisi diğerini aldatarak bir tek kendisi önder olmak ister. Bunun için de her türlü yola başvuracağından, her ikisi açısından da tehlikelidir. Çünkü birisi mutlaka zararlı çıkacaktır.

    K
    Kabul olmayacak duaya amin denmez: Olmayacak bir işe girişmek veya destek vermek boşuna bir uğraştır. Bile bile, böyle bir iş yapılmamalıdır.
    Kanaat gibi devlet olmaz: Elindekilerle yetinmesini bilen kişi, yokluk ve darlık çekmez, bunlarla mutlu olur.
    Kaçan balık büyük olur: İnsan, elden kaçırdığı küçük bir fırsatı gözünde büyütür; onun çok önemli olduğunu söyler durur.
    Kara haber tez duyulur: Ölüm ,kaza, felaket gibi haberler, ilgili kimselerin kulağına çabuk yetişir.
    Kaynayan kazan kapak tutmaz: İçin için büyüyen bir olay, bir duygu, çok geçmeden patlak verir, duyulur.
    Kaza geliyorum demez: Kaza, beklenmedik zamanda ansızın olur. Olacağı bilinse önceden tedbir alınır.
    Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez: Büyük çıkar sağlanan yerden ufak tefek fedakarlıklar esirgenmemelidir.
    Kedi, uzanamadığı ciğere pis der: Kişi, elde edemediği bir şeyi istemiyormuş, beğenmiyormuş gibi görünür.
    Kel ilaç bulsa başına sürer: Kendi derdine çare bulamayan kişiden, aynı durumda olan başkası yardım beklememelidir.
    Kel ölür sırma saçlı olur: Kişi, elinden giden önemsiz, kusurlu bir şeyi çok önemli, çok güzelmiş gibi anlatır.
    Kendi düşen ağlamaz: Yalnış davranışı yüzünden zarara uğrayan kimsenin, bu durumdan yakınmaya hakkı yoktur.
    Keskin sirke küpüne zarar: Çok öfkeli kişi, kendi sağlığını bozar, vücudunu yıpratır ve işlerini alt üst eder.
    Kılıç kınını kesmez: Sert ve aşırı davranışlı kişilerin yakınlarına zararı dokunmaz.
    Kır atın yanında duran ya huyundan, ya suyundan: Kişi, kiminle arkadaşlık ederse ondan etkilenir, huy kapar.

    L
    Laf lafı açar: Bir kimse çok fazla konuşursa, söylemek istemediği konulara da girerek yanlış davranışta bulunabilir.
    Lafla peynir gemisi yürümez: Çok konuşup atıp tutarak yapılması gereken işler başarılamaz. Başarmak için o işle uğraşmak ve çalışmak, yorulmak gerekir.
    Laf torbaya girmez: Ağızdan çıkan bir söz artık geriye çevrilemez ve gizli kalacak bir şeyse açığa çıkmış olur. Herkes onu bilir. Karşımızdakini üzücü bir söz ise, sonradan pişman olmak ve keşke söylemeseydim demek işin sonunu değiştirmez. Bu nedenle konuşmadan önce sözün doğuracağı sonuçları iyi hesap etmek gerekir.
    Latife latif gerek: Şakalar, kırıcı ve üzücü olmamalı, ince ve hoşa giden şakalar yapılmalıdır.
    Leyleğin ömrü laklaka ile geçer: Saf ve tembel, konuşan insanların zamanı, gevezelikle ve boş konuşmakla geçer. Hiçbir işe yaramaz.
    Lodosun gözü yaşlı olur: Lodos rüzgarı yağmur yağdırır.
    Lokma çiğnenmeden yutulmaz: Her işin bir zorluğu vardır. Bu zorluklara katlanmadan, hiçbir iş başarılıp verimli sonuç alınamaz.
    Lokma karın doyurmaz, şefkat arttırır: Bir kimseye verilen küçük hediyeler ve ziyafetler, o kişinin ihtiyacını karşılamak için değil, aradaki sevgi ve saygı bağlarını güçlendirmek içindir.

    M
    Mahkeme kadıya mülk değil: Hiçbir insan çalıştığı resmi kurumda ölene kadar kalmaz. Bir süre sonra bu işe başka insanlar getirilir ve kendisi ayrılır.
    Mal insana hem dost hem düşmandır: Kişiye rahat bir yaşantı sağladığı için, malı dost sayılır. Fakat malına göz dikenler çok olacağından ve kişiyi kötü yollara düşürebileceğinden zararlı ve düşman olabilir.
    Mal canı kazanmaz, can malı kazanır: İnsan. para ve mal sağlamak için, çok zengin olmak için, fazla çalışıp, canını tehlikeye ve sıkıntıya atmamalıdır. Sağlığına dikkat etmelidir. Sağlıklı olan kişi bir gün zengin olabilir ama sağlığı bozulursa yeniden sağlığına kavuşmak para ve mülk ile mümkün olmayabilir. Sağlığını korumak içinde malını harcamaktan kaçmamalıdır.
    Mal canın yongasıdır: Mal, canın bir parçasıdır. Malına zarar gelen bir kimse, canından bir parça koparılmış gibi üzülür ve dertlenir.
    Malı mala, canı cana ölçmeli: Bizim malımız ve canımız ne kadar değerli ve zarar gelmesini istemiyorsak, başkalarınınkini de öyle değerli görüp, zarar gelmesini istememeli ve zarar vermemeliyiz.
    Malın iyisi boğazdan geçer: Kazanılan mal kullanılır ve işe yararsa, sahibince yenilebilirse bir değeri vardır. Hiçbir işe yaramıyor ve bir köşede saklanıyorsa, o malın bir değeri yoktur.
    Mart ayı dert ayı: Mart ayında havalar sık sık değiştiğinden, insan çok çabuk hastalanır. Bu ayda insan kendini daha iyi korumalı ve sağlığı için daha dikkatli davranıp tedbirini almalıdır.
    Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yatırır: Mart ayında soğuklar çok sert olur. Odun ve kömürde azaldığından, evde ne bulunursa yakılmaya çalışılır.
    Maşa varken elini ateşe sokma: Başkasına yaptırılabilecek tehlikeli işlere insan kendisi girmemelidir. Çok zarar görebilir ve pişman olabilir.
    Mayasız yoğurt tutmaz: Çok para ve mal kazanabilmek için, bir şeyler elde etmek için, mutlaka az da olsa elimizde sermaye, mal olmalıdır.

    N
    Namazda meyli olmayanın kulağı ezanda olmaz: Bir insan yapmak istemediği işlerin ayrıntısıyla ilgilenmez ve bunlara fazla önem vermez.
    Nasihat istersen tembele iş buyur: Tembel bir insana iş yaptırmaya çalıştığınızda yapmak istemez ve bizedeğişik yollar göstererek akıl öğretir.
    Ne dilersen eşine o gelir başına: Bir kimse yakın dostları hakkında nasıl düşünürse, kendisi de bu düşündüğü gibi olur. Düşüncesi iyi ise iyi olarak, kötü ise kötü olarak karşılık görür.
    Ne ekersen onu biçersin (Herkes ektiğini biçer): Bir kişi ne yaparsa bir gün bu yaptıklarının karşılığını görür. İyilik yaparsa iyilik, kötülük yaparsa kötülük bulur. Ne kadar çalışırsa bu çalıştığının karşılığını alır.
    Ne oldum dememeli ne olacağım demeli: Bir kişi içinde bulunduğu durumun sürekli aynı kalacağını düşünerek varlığına (zenginliğine) güvenmemeli, başkalarına hor bakıp, onları küçümsememelidir. İleride kendisi de yoksul duruma düşebilir ve başkaları da onunla alay edebilir. Sağlığına da güvenip tedbirsiz davranmamalı, iyi beslenip mevsimine göre giyinerek soğuktan ve sıcaktan kendisini korumalıdır.
    Nerde birlik orda dirlik: Aralarında düşünce birliği olup aynı duyguları paylaşan kişiler ve toplumlar daha rahat, huzurlu, birlik ve beraberlik içinde yaşarlar.
    Nerde hareket orda bereket: Sürekli çalışılan yerde başarı, verim ve bereket çok olur, sıkıntı çekilmez.
    Neren ağrırsa canın orada: Bir insanın rahatsızlığı ve hastalığı bedeninin neresinde olursa, ağrıyan yeri neresiyse, canıda orada kendini gösterir.
    Ne verirsen elinle o gider seninle: Bu dünyada yoksullara ve ihtiyarlara, ihtiyacı olan insanlara yardım ve iyilik yapanlar, öbür dünyada (ahirette), bu iyiliklerinin karşılıklarını görürler.
    Ne yavuz ol asıl, ne yavaş ol basıl: Ceza görecek şekilde çok aşırı ve saldırgan olmamalı, saldırgan davranışlara karşı da yenik düşecek şekilde yumuşak olmamalıdır.

    Niyet hayır akıbet hayır: İyi niyetle yapılan işin sonu hayırlı olur. Başarılı ve verimli sonuçlar alınır.
    O
    Olacakla öleceğe çare bulunmaz : İnsanın kaderinde var olan şeyler önlenemez. Ölümün de çaresi yoktur. Herkes bir gün mutlaka ölecektir.
    Olan dört bağlar, olmayan dert bağlar : Bir kişi zenginse istediği gibi yaşar, zenginliğin keyfini çıkarır. Fakat fakir ise, fakirliğin acısını sürekli çeker.
    Ortak atın beli sakat olur : Her ortak, ortak maldan daha fazla yararlanmaya çalışacağı için bu mal çok çabuk yıpranır ve zarar görür.
    Ot kökü üstünde biter : Bir çocuk, ailesinin genel durumu ve öğretmenlerinin davranışlarına uygun olarak, çevrenin de etkisiyle büyüyerek yetişir.
    Otu çek köküne bak : Bir kişinin karakterini, duygu ve düşüncelerini doğru olarak öğrenmek için, o kişinin soyuna ve sülalesine bakmak gerekir.
    Otuz iki dişten çıkan otuz iki mahalleye yayılır : Ağızdan çıkan bir söz, başkalarınca duyulur ve onlar tarafından da söylenerek her tarafa yayılır.


    Ö
    Ödünç güle güle gider, ağlaya ağlaya gelir : Ödünç verilen bir şey, önce her iki tarafı memnun eder, daha sonra geri istenildiğinde, iki tarafın arası bozulur. Çünkü ödünç verilen şey ya hiç alınamaz ya da yıpranmış olarak alınır.
    P
    Paça ıslanmadan balık tutulmaz : Hiç bir zaman zahmet çekilmeden ve fedakarlıkta buklunmadan bir şeye sahip olunamaz.
    Para dediğin el kiri : Para fazla saklanamaz ve bir süre sonra harcanarak kullanmak zorunda kalınır.
    Para ile imanın kimde olduğu bilinmez : Para ve iman herkese açıkça gösterilmez ve belli edilmez. Bu nedenle kimin ne kadar zengin ya da yoksul olduğu, kimin iyi ya da kötü olduğu anlaşılamaz.
    R
    Rağbet, güzel ile zenginedir :
    Güzel veya zengin olanlar her zaman ilgi görür, itibar edilir.
    Rahat ararsan mezarda : Dünyada sıkıntısız ve tam olarak mutlu olmak mümkün değildir. Bazen mutlu bazen mutsuz olunabilir. Ancak ölünce bu dünyanın işinden gücünden ve zahmetlerinden kurtulmak mümkündür.
    Rüşvet kapıdan girince insaf bacadan çıkar : Bir işde rüşvet alınıp veriliyorsa, adalet ve hak aranmamış olur. Yetkili insan, rüşvet verenden yana karar verir ve rüşvet veren kazançlı şıkarak haksızlık yapılmış olur.

    S
    . Sabır acıdır meyvesi tatlı : Her türlü zorluğa ve sıkıntıya karşı sabretmek çok güçtür ama sabrın sonunda da güzel sonuçlar vardır.
    Sabırla, koruk helva olur, dut yaprağı atlas : Sabretmesini bilen insan, çok zor ve yapılamayacak gibi görünen işlerde bile başarılı olur. Ortaya çok güzel bir sonuç çıkar.
    Sabreden derviş muradına ermiş: Bir işin gerçekleşmesi ve başarıya ulaşması çok zaman alabilir, çok zor gibi görünebilir. Ancak, sabredip azimle çalışan ve gayret eden kişi hedefine ulaşarak başarılı olur.

    T
    Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz: Tarlasını sürmeyen, çapalamayan, gübrelemeyen, ondan ürün bekleyemez. Bir işte çalışmayan kişi de o işten bir karşılık ve mükafat almaz.
    Taş düştüğü yerde ağırdır (Taş yerinde ağırdır): Kişinin değerini en iyi bilenler, kendi çevresinde bulunanlardır. Onun için hatırı daha çok kendi çevresinde sayılır. Bir felaket ve zarar da kime gelmişse, onu üzer, başkaları fazla üzülüp etkilenmezler

    U
    Ucuz alan pahalı alır: Ucuz mal kötü maldır. Çabucak yıpranır ve kullanılamaz duruma gelir, yenisini almak gerekir. Bundan dolayı daha pahalıya mal olur.
    Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti: Bir mal ucuz ise, bu malın bir takım çürükleri, kaba, kullanışsız ve modası geçmişlik gibi veya bol bulunan bir şey olması söz konusudur. Pahalı olan bir malın ise sağlamlık, kullanış kolaylığı, yeni çıkmış olam ve az bulunma gibi nitelikleri olabilir. Alışverişte bütün bunlar gözönünde bulundurulmalıdır.

    V
    Vakit nakittir: Zaman para kadar değerlidir. Boşa geçen zamanlar, bir daha ele geçmemek üzere yitirilen bir hazinedir. Bunun için, zaman boşa harcanmamalı ve gereği gibi değerlendirilmelidir.
    Vakitsiz öten horozun başı kesilir: Her söz yerinde ve zamanında söylenmelidir. Yeri ve zamanı iyi belirlenmeden konuşulan bir söz, büyük zararlara yol açabilir. Bu nedenle de uygun olmayan yer ve zamanda akla geleni söyleyen kişiler cezalandırılır.

    Y
    Yalancının mumu yatsıya kadar yanar: Yalan söylemeye alışmış kimselerin yalanları günün birinde elbetteki ortaya çıkar.
    Yalnız öküz çifte koşulmaz: İki kişiyle yapılması gereken işler bir kişiyle yapılmak istenirse başarı sağlanmaz.
    Yerin kulağı var: İki kişi arasında konuşulan bir konu gizli olsa bile çevrede duyulabilir. Bu nedenle sır verilecek kimsenin ve yerin iyi seçilmesi gerekir.

    Z
    Zahmetsiz lokma yenmez: Boş durana kimse yardım etmez. Bir şey vermez. Sıkıntı çekilmeden, uğraşılmadan güzel sonuç elde edilemez.
    Zararın neresinden dönersek kardır: Sürüp giden zararlı bir işten ne denli erken vazgeçersek daha sonra uğrayacağımız zararı o kadar azaltmış oluruz.
    Zenginin malı züğürtün çenesini yorar: Zengin kimselerin malları, züğürt kimselerin sohbetlerinin konusu olur.
    Zorla güzellik olmaz: Bir kimseye iyi, doğru ve güzel olmayan bir şeyi, zorla iyidir, doğrudur ve güzeldir diye kabul ettirmenin imkanı yoktur.
    Zürafanın düşkünü beyaz giyer kış günü: Eskiden güçlü ve paralı oldukları zamanlarda kibar ve zevkli giyinen insanlar, fakir düştüklerinde artık modaya ve mevsime uyarak giyinemezler.
    Zora dağlar dayanmaz: Zor kullanan, baskı yapan kişilere, çok güçlü sanılan kimseler bile boyun eğerler.

+ Konu Cevapla

Benzer Konular

  1. Başı Nâra Yanmak - Deyimler ve Atasözleri
    By zeynep in forum Deyimler Ve Atasözleri-Nedir
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06-18-2009, 08:52
  2. Türkmenistan Atasözleri , Türkmenistan Atasözleri Hakkında
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-30-2008, 13:57
  3. Kırgızistan Atasözleri , Kırgızistan Atasözleri Hakkında
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-30-2008, 00:28
  4. Azeri Atasözleri , Azeri Atasözleri Hakkında
    By Boramir!! in forum Türk Dünyası Ve Kültürü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-29-2008, 23:51
  5. Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 03-25-2008, 14:46

Etiketler

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375