Kırmızıgül'den Erdoğan'a mektup


Sinemacı Mahsun Kırmızıgül'den Başbakan Erdoğan'a destek mektubu geldi...



Güneşi Gördüm filmiyle bütün dikkatleri üzerine çeken sanatçı Mahsun kırmızıgül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a destek mektubu gönderdi. Erdoğan'ın sinemacılarla gerçekleştirdiği buluşmaya ABD'nin Los Angeles kentinde film çekiminde bulunduğu için katılamadığını belirten Kırmızıgül, Başbakan'a gönderdiği mektubu paylaştı.

DÜŞÜNCELERİMİ E-MAİLLE GÖNDERDİM

Yeni filmimin çekim hazırlıkları ve oyuncu seçimlerinden dolayı Los Angeles'ta olduğum için Sayın Başbakanımızın sinemacılarla yaptığı toplantıya katılamıyorum. Bu yüzden düşüncelerimi mail olarak kendisine yolladım. Ülkenin görmezden gelinen önemli sorunlarını anlatmanın bir sanatçının görevi olduğuna inanıyorum. Müziklerimi dinleyen, filmlerimi izleyen milyonlarca insanın da neler düşündüğümü bilmesini istediğim için mektubumu paylaşıyorum.

İŞTE MAHSUN KIRMIZIGÜL'ÜN O MEKTUBU

Sayın Başbakanım;
Türkiye'de 1994 yılından bugüne dek her ortamda barışın, umudun, dostluğun, kardeşliğin türkülerini haykırdım. Geçen yıl da barışın filmini yaptım. Türkiye'nin yedi bölgesinde konserler verdim. Bu çirkin savaşta çocuklarını kaybeden anneler ‘Kardeşlik Türküsü'nü benden utanarak sıkılarak istediler. Aslında utanması gerekenler onlar değildi. 30 yıldır anneleri ve babaları ağlatanlar utanmalıydı. Bu anlamsı savaşın bitmesini istemeyen insanlar utanmalıydı. Bizlere dayatılan ikiyüzlülüğü, ayrıştırmayı, kutuplaştırmayı yapanlar utanmalıydı. Bugüne kadar kardeş kavgasında yaklaşık 50 bin insan öldü, 25 bin insan ağır yaralanarak sakat kaldı. Annelerin ve babaların- sabrı tükendi, bugün hala çocuklarının ölüm haberini bekleyen yüz binlerce anne ve baba var. Onların da, bizim de artık sabrımız kalmadı. Makam ve mevkilerini korumak için, rant sağlamak için ülkeyi kan gölüne çeviren savaş canavarlarının olduğunu da biliyoruz. Türkiye'nin bu karamsar ortamdan kurtulması için bir şeyler yapmanın zamanı geldi de geçti. Türkiye'de akan kanın durması, çağdaş bir demokrasiye geçiş için ve bütün engellerin çözümü için, barışa giden yolda yüreğini ortaya koyan her yüreğin yanındayım. Bir sanatçı olarak 30 yıldır kanayan yaranın, bu kirli savaşın hem can hem de mal kayıplarına seyirci kalmadım, kalmayacağım. Türkiye'de toplumun ayrıştığı, kutuplaştığı, taraf olduğu bir dönemde sadece barışın ve kardeşliğin tarafı oldum. Demokratik bir ülkede yaşamak için aynı ırktan, aynı dinden, aynı inançtan, aynı düşünceden olmak zorunda değiliz. Farklılıklarından dolayı ülkesinde hiç kimse ötekileştirilmeden özgürce yaşamalı. Sizlere çok önemli hayati ve tarihi sorumluluklar düştüğüne inanıyorum. 30 yıldır akan kanın durması, birlik beraberliğin yeniden sağlanması, demokratik çağdaş bir ülke olmamız için atılan her adımın yanındayım. Yıllardı bu topraklarda yaşayan insanların kimlikleri, dilleri,inançları ve ırklarına bakılmaksızın özgürleşmeleri engellendi. Her türden inanca düşünceye ve mezhebe mensup insanlar aşağılandı, mağdur edilip yok sayıldı. İnsanlar darbelerle, işkencelerle, yasaklarla, suikastlarla ve bombalarla sarsıldı.


YASAKLAR HİÇBİR SORUNU ÇÖZMÜYOR

Yasaklarla 6 yaşımda tanıştım. 1970'lerde yargı organlarının, Kürtlerden ve Kürtçe'den söz edenleri çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşıladığı yılları çok iyi hatırlıyorum. Çocukken yasağın ne kadar acı ve ne kadar kötü bir şey olduğunu annemden öğrendim. Diyarbakır'da kamusal alanlarda ne zaman annemle Zazaca konuşsam, annemin aniden ağzımı kapatarak sessizce kulağıma “Konuşma, konuşursan bizi hapse atarlar” dediğini hiç unutmadım. Annem Zazaca ve Kürtçe'nin dışında başka bir dil bilmiyordu. Annemin büyüdüğü yerde okul olmadığından dolayı Türkçe'yi öğrenememişti. Türkçe'nin dışında başka bir dille kamusal alanlarda konuşanların başına nelerin gelebileceğini annem ve büyüklerimiz çok iyi biliyordu. Yasaklı yıllardan bugünlere gelirken, yok yere milyonlarca insan çok ağır bedeller ödedi. Kürtçe müzik serbest oldu da ne oldu? İnsanlar çocuklarına Kürtçe isimler koydu da ne oldu? TRT Şeş'e şiddetle karşı çıkanlar oldu da ne oldu? Yasakların hiçbir sorunu çözmediğini hepimiz biliyoruz. Farklı köken, kültür, dil ve dinlerin, birbirine kaynaşması ve çokseslilik ülkemizin yararına olacaktır. Bu barış süreci tarihi fırsat değildir. Yeni çağın gereksinimidir.

SONUNA KADAR YANINIZDAYIZ

Sayın Başbakanım; Türkiye bir dönüm noktasındadır. “Çağdaş ülkelerde, AB ülkelerinde ve diğer gelişmiş ülkelerde demokratik standartlar, temel hak ve özgürlükler hangi standartlarda ise Türkiye'nin de o noktaya gelmesi çağın gereksinimidir. Bağımsız, tarafsız, farklılıkları gözeten, güvence altına alan evrensel bir hukuk sisteminin olması için, evrensel ahlak ve hukuk kriterlerine uygun sivil bir Anayasa olması zorunludur. Dünyadaki çağdaş birçok ülkenin geldiği nokta, hepimizin hedefi olmalıdır. Bu ülkeyi sevmenin yolunun yasaklardan, insan öldürmekten, cezaevine atmaktan, bomba patlatmaktan değil proje üretmekten geçtiğini bilmeliyiz. Devlet, çoğulcu ve gerçek bir demokratik toplum için, himayesindeki her vatandaşın etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliğine saygı göstermeli, bununla yetinmeyerek bu kimliğin geliştirilmesi, dile getirilmesi ve korunması için elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Ülkemizin kangren olmaya yüz tutmuş binlerce sorunu var. İnsanlar toplumsal kutuplaşmaya doğru giderken siz ezberleri bozduğunuz, korkuların üzerine gittiğiniz, yapacağınız reformlardan geri adım atmadığınız sürece sonuna kadar yanınızdayız.


HABERTÜRK / habervaktim