Adı gidip, türküsü kalanlar - Türküleri dillerden düşmeyenler


Adı gidip, türküsü kalanlar


Türküleri dillerden düşmeyen; ancak gerek isimleri ve gerekse müzikal tarihimize katkıları bilinmeyen nice türkü ustası var. Maçkalı Hasan, Bayram Aracı ve Ürgüplü Refik Başaran bunlardan sadece üçü...
90'lı yılların sonuna doğru pop müziğinin inişe geçmesiyle birlikte, türkülere yeniden bir dönüş başlamıştı. Erkan Oğur'un söylediği Fırat türküsüyle start alan ve Yavuz Bingöl'ün türküleriyle iyice ivme kazanan Doğu türkülerine rağbet, Şükriye Tutkun'un 'Arda Boyları'yla yerini Balkan menşeli türkülere bırakmış, ardından da Kafkasya ve Azeri türküleri kendini hissettirmişti. Son günlerde ise Karadeniz türküsü ve türkücüsü modası aldı başını gidiyor. Unkapanı'nda bu rüzgar birkaç ay daha sürecek gibi... Geçtiğimiz haftalarda yaptığımız 'Karadeniz müziği' dosyasıyla bu konuyu irdelemiştik. Şimdi de Karadeniz türküleri denilince ilk akla gelen isim olan 'Karadeniz'in Neşet Ertaş'ı, Maçkalı Hasan'dan söz edeceğiz. Bugün neredeyse hemen her Karadenizlinin en az birkaç türküsünü bildiği; ama adını çoğunun bilmediği bir usta Maçkalı Hasan. 'Yaylanın Çimenine', 'Ben Seni Sevduğumi', 'Divane Aşık Gibi' , 'Oy Benum Sevduceğim' gibi birçok türkünün de sahibi.
Divâne aşık
Kemençe ve tulum gibi özgün çalgıları bünyesinde barındıran Karadeniz müziğinin en karakteristik sanatçısı Maçkalı Hasan Tunç (1912–1986). Tunç, sıradan bir kemençeci, çeşitli olaylar karşısında türkü yakan herhangi bir mahalli sanatçı değildir, geleneksel müzik kalıpları içinde yetişen ve eserler veren bir isimdir. İstanbul'un müzik ortamıyla 18 yaşında tanışan, taş plak dolduran, çevre kültürlerle yoğun alışverişe giren sanatçı epey bir zaman sonra İstanbul Radyosu'nda çalıp okumaya başlar.
Bayram Aracı
Anadolu insanının en saf, en samimi ve gerçek sesi olan 'türkü'yü bağlamadan, 'bağlama'yı türküden ayrı düşünemeyiz. İlk defa derli toplu bir kaset ve CD'si yayımlanan Bayram Aracı, işte bağlama ile türküyü eş ve özdeş kılan saz ustalarının başında gelen önemli bir isimdir. Aracı türküleri bugüne kadar taş plâklarda ve sayısını kimsenin bilmediği 45'liklerde unutulmaya terk edilmiştir. Oldukça zengin bir müzik geleneğine sahip olan Ankara'da yetişen ve Misket, Fidayda, Yandım Şeker, Atım Araptır, Ankara Zeybeği gibi geleneksel Ankara türkü ve havalarını icra eden Bayram Aracı, 1940'lı yılların ortalarında birdenbire kendini gazinolarda bulur. Ancak bu mekânlarda türküye de türkü söyleyene de –bazı nostaljik duygulanmalar dışında– fazla rağbet edilmez. Hatta türkü söyleyenler "sanatçı"dan çok "zanaatçı" gibi görülür. Ama Aracı elinde sazı, dilinde türküleriyle beş yıldızlı gazinoların yanar döner sahnelerinde, bir delikanlı fırtına gibi esmeye başlar.
Bayram Aracı, başta "Ankara tavrı" olmak üzere, sazda değişik tezene şekillerini, sesini ve farklı icra üsluplarını cesaretle kullanarak oldukça renkli bir icra yakalamıştır. Okuyuşundaki yiğitçe, hatta yer yer külhanbeyi edasının, sanatını daha çok işret ortamlarında icra etmesinden kaynaklandığı belirtiliyor.
Şen Olasın Ürgüp
Mahalli sanatçıların isimlerinin doğup büyüdükleri yörenin adıyla anılması, Muzaffer Sarısözen'in yaygınlaştırdığı güzel ve anlamlı bir gelenek olarak yıllardır süregelir. Burada amaç, sanatçının nereli olduğunun belirtilmesinden çok, sanatındaki en belirgin ve ağırlıklı unsur olan mahalli üslup ve tavra vurgu yapmaktır. İşte Ürgüplü Refik Başaran da bunlardan birisi.
Mahalli bir sanatçı olarak oldukça geniş bir repertuvara sahip olan; sevdiği, ruhuna yakın bulduğu, yüreğinde hissettiği komşu yörelerin türkülerini de içtenlikle okuyan Başaran, okuduğu her esere kendine has bir kimlik ve üslup kazandırır. Tabii bu her zaman başarılı bir yeni yorum olmayıp, bazen yörenin karakteristik özelliklerinin uzağında bir icra da olabilir. Fakat Refik Başaran'ın sazından ve sesinden dökülen her nağme, her türkü onun o renkli ve oldukça zengin mahalli üslubunun silinmez izlerini taşıyan bir eser olarak karşımıza çıkar.


zaman